O günün sabahında bütün ailece yine olması gerektiği gibi yemek masasında oturmuş, verilen nimetlere şükrediyorduk. Annem "Robert tatlım, bugün olacak kurul toplantısına Edward ile beraber gitmenin ailenin imajını güçlendireceğine inanıyorum" diyerek sohbeti başlattı. Dul kalmış teyzem Samantha, annemin bu sözü üzerine sadece dedemin gözlerinin içine baktı. "Rose, kurulda Edward'ın yerinin olmadığını biliyorsun. Bay Arthur kurulda olmamasını açıkça belirtmişti. Sebeplerini hatırlamanın şu an ne yeri ne de zamanı olduğunu düşünüyorum" dedi ve yemeğini yemeye geri döndü. Hepimizi yemek masasında büyük bir sessizlik kapladı. Özellikle Edward amcamın yüzü ölü bir bedenin yüzündeki beyazlığa dönmüştü.
Edward amcam yaklaşık dört sene önce rehabilitasyon merkezinden çıkmıştı. En son yaşadığı ilişkiden sonra kendini öldürecek seviyede yasadışı madde kullanması sonucu onu zorlukla hayata döndürmüşlerdi. O zamanları çok net hatırlamıyorum ama bu olayın ortaya çıkmaması ve dedemin o çok önemli soyadına leke sürülmemesi için çok uğraşılmıştı. Bu kadar uğraş sonucunda kimse bizim hastaneye bile gittiğimizden haberdar olmamıştı. Amcam dört yıl sonunda dışarıya çıktığında ilk bir yıl onu ellerinden geldiği kadar antidepresanlarla sakin tutmaya çalıştılar. Bu yapılmamış olsa amcam kendini tekrar intihar etmeye zorlayabilirdi. Ben de aslında bu yüzden annemle olan ilişkilerinden korkuyordum fakat daha sonra annem ve babamın birbirlerine olan nefretlerini izledikçe kötünün iyisini yaşadığımızı fark ettim. Başta desteklenmeyen bir şeyin daha sonrasında desteklenmesi fikrine çok açık ve olumlu yönde bakabilen biri olmasam da bazen ailenin bize dayattığı yargıları yıkmak gerekeceğini düşünüyorum. Dedemin bize öğütlediği sıkıcı ve gereksiz bir diğer öğüt de buydu: Ailen sana ne derse uygulamalısın ve itiraz etmemelisin. Onlar ailedir, büyüktür, bilgedir.
Günün ilerleyen saatlerinde aile üyeleri yavaş yavaş odalarına çıkmaya başlamıştı. Oturma odasında ise sadece babam, dedem ve ben kalmıştık. Küçük bir kız olarak siyaset ve ekonomi dinlesem de anlamadığım için ya da öyle sanıldığı için babamlar yanlarında durmamı sorun etmiyorlardı. Kuruldaki bazı iş adamlarından ve ortaklardan bahsediyorlardı. Dedemi tahtından devirme planları yapıldığına dair bazı dedikodular sarmış şirketi. Bunun üzerine babamı da bu işe katıp suçu ona atmaya çalışacaklarmış ve bu sayede de kimse bunun kuruldaki diğer üyelerin başının altından çıktığını anlamayacakmış.
Bu planın işe yarama ihtimali tamamen sıfırdı çünkü dedemin her tarafta muhbiri, köstebeği ya da bir diğer deyişle ajanı vardı. Anladığım kadarıyla o bahsettikleri grubun içinde de bir ajanı vardı ki dedeme bu bilgi bu kadar hızlı ulaşmıştı. Dedemlerle olan sohbetten sıkılıp üst kata çıkarken birilerinin bağırışları dikkatimi çekti ve ablamın odasının kapısına doğru ilerledim. Abimle kavga ediyorlardı. Kavga konularını tam anlamamıştım ama abimin en son etrafındaki malzemeleri fırlatmaya başladığını gördüm. Daha sonra yakalanmamak için odama gittim. Ben odamda iken ailedeki herkesin evden ayrıldığını fark etmemiş olmalıyım ki su almak için mutfağa indiğimde herkes gitmişti. Suyumu içerken oturma odasından yüksek bir çığlık sesi duyuldu. Ses bana fazla tanıdık gelmişti. Aşçımız Sonya'nın sesiydi bu. Ona zarar geldiğini düşünüp korkuyla içeriye koştum. Önce düşürdüğü tepsiyi gördüm. Yere tamamen akmış bir çorba ve kırık bir Rönesans dönemi tabağının parçaları gözüme çarptı. Sonrasında yere çökmüş Sonya'yı fark ettim. Dizlerinde tabağın kırık parçalarının oluşturduğu sıyrıklar vardı. Gözlerimiz buluştuğunda ise büyük bir dehşet gördüm yüzünde. Daha sonra dikkatimi başka bir şey çekti. İki çift bacak. Yerdeki cam parçalarına basmamak için dikkatle yürüdükten sonra seni gördüm. Üç farklı tür papatya vardı. Kan kırmızısı "Gerbera", nadirliğiyle "Alpin" ve diğerlerine göre daha tatlı kaçan "İngiliz Çayır" papatyaları dikilmişti boğazının içine. Vücudunu incelemeye devam ettiğimde göğsünde bir papatya damgası daha gördüm. Bana farklı gelen ve anlam veremediğim tek şey ise solmuş olmasıydı. Gördüklerimin etkisinden çıkamamanın sonucunda pes ettim ve vücudumun kontrolü ele geçirmesine izin verdim. Sonra gözlerim yavaşça karardı ve kan götüren zemine doğru kayıp düştüm. Uyandığımda ise ne sen oradaydın ne de ben. İşte ölümsüzlüğün formülünü buldu denilen o adam, gün batımında herkes rahata ermişken gözlerini bu şekilde yumdu. Atalarının evinde, kendi öz annesinin ilmek ilmek işlediği o halının üzerinde can verdi...