İnsanların ölümden bahsederken fazla rahat olmaları hep beni şaşırtmıştır. Çevrelerinden birini kaybetmenin acısını yaşarken ve bunu hikaye gibi anlatırken ben de öyle yaşanacağını sandığım bir çocukluk geçirdim. Ailenin küçük torunu olmak ve bir yandan da en çok göz önünde bulundurulan olmak her zaman kolay olmadı elbette. Fakat gördüğüm ve göreceğim ardı arkası kesilmeyen ölümler benim hayatımı zindana çevirmeye hazırlanırken ailem ise bu konudan habersiz sabah kahvaltısı için yemek odasında toplanmıştı...
Dedem bu konuda fazla ciddi ve kuralcıydı. Her sabah ve akşam ailemle beraber yemek masasına oturmalı ve yemek için şükran duygularımızı iletmek bir zorunluluktu. Ailem basından kaçınmak amacıyla uzakta bir malikane tutmuştu. Geniş bir bahçesi vardı ve bir o kadar da geniş bir alana yayılıyordu. Reed'ler asla hata yapmazdı. Asla zayıf görünmezlerdi, bu yüzden de her zaman diken üstünde olmamız bir şarttı. Bütün varislere de bu öğretilirdi. Aileye saygılı ol. Ne denirse onu yap. Yasadışı işlere burnunu sokma...
O olay, yasadışı işlere burnumu soktuğum tek olay olarak kalmayacaktı. Kanlı vücudunu ikinci gören kişi olarak bunun bende bırakacağı travmadan sonra ardı arkası kesilmeyen acılı bir serüven beni bekliyor olacaktı. Küçük torun olarak sorumluluğum çok da yoktu. Genel olarak tüm yük ablam Margaret ve abim John'a kalırdı. Ben ise etrafta dolaşan minik kızdım. Aile fotoğraflarında bulunması yeterli olan o küçük kızdım. Daha sonra istediğim önüme gelir. Alınmasını istediğim şey alınır ve odama iletilirdi. Prensesler gibi yaşadığım bu hayatta bile beni rahatsız edecek bir sürü şey vardı. Gözükmeyen şeyler. Büyük Amcam Edward ve annem Rose'un ilişkisi de ailenin görmediği küçük sırlardandı.
Annem ve babamın kötü anlaştığını ve uzun zamandır konuşamadıklarını biliyordum ama babamın kardeşiyle annemin gerçekten beraber olabileceği düşüncesi beni deli ediyordu. Amcam, babamın, kendi öz kardeşinin gözünün içine nasıl bakıyordu bilemiyordum. Annem ise insanın yüzünde güller açtıran o yüzüyle bize gülücükler saçıyordu. Bunu nasıl yürütüyorlardı anlamıyordum. Hizmetçilerimizin mutfakta olmadıklarını bildikleri saatte işlerini hallediyorlardı muhtemelen. Yoksa her zaman her yerde ya bir temizlikçi ya da bir güvenlik olurdu.
Güvenlik... Bu kadar güvenilir bir ortamda yaşadığımı sanarken ölü bedenini görmek bana nasıl hissettirdi, haberin var mı? Kendimi ne kadar yalnız, korkmuş ve duygusuzlaşmış hissettim, hiç biliyor musun? Ben acı içinde kıvranırken bunların hiçbirini olmamış gibi hissetmeye çalışırken ne kadar zorlandım. Bunların başlamasının en büyük nedeni tamamen sendin. Suçlu olarak geçirdiğin onca senenin sana sonunda bir ceza olarak döndüğünü gördüğüm ilk andan itibaren içim rahat.
Başlarda sana acıyordum, hatta üzülüyordum. Mezarının başında saatlerce oturup ağlıyordum. Peki ya şimdi? Yaptığın her şeyi bir bir ortaya çıkaracağımı bilmiyorken sen nasıl hissediyorsun? Senin de ruhun bunları hissediyor mu? Soyunun sonunu getirecek olan senin en küçük varisin olacak. Göğsüne damgalanmış papatya ile seni gördüğüm günden beri bunun hayalini kurdum. Yaşamının son dakikalarında acı çekişini görememiş olmak çok üzücü oldu.
Sevgili Dedeciğim Arthur Reed...