
"Düştüğümüz kuyular sandığımız kadar dipsiz değil aslında, tutunmaya çalıştığımız ipler çok kısa."
Charles Bukowski
★Aklım Nerede?★
"Bazen insan bir odanın ortasında durur ve birden kendi kendine sorar: Aklım nerede?"
Çünkü beden buradadır ama düşünceler kilometrelerce uzaktadır. Gözlerin bir noktaya bakar, kulakların sesleri duyar, insanlar seninle konuşur. Sen ise orada değilsindir. Sanki zihnin, senden habersiz başka bir hayata göç etmiştir.
Peki akıl gerçekten kafamızın içinde midir? Yoksa bıraktığımız şehirlerde, unutamadığımız insanlarda, yarım kalan cümlelerde mi yaşar?
Belki de aklım, çocukken koştuğum sokaklarda kaldı. Belki ilk kez hayal kırıklığına uğradığım günde... Belki de hiç söyleyemediğim bir "hoşça kal"ın içinde sıkışıp kaldı.
İnsan büyüdükçe yalnızca yaşı artmaz. İçinde taşıdığı eksikler de büyür. Her kırgınlık, zihnin bir köşesine sessizce yerleşir. Her pişmanlık, geceleri uyumadan önce tekrar tekrar kapıyı çalar. Ve zaman geçtikçe insan fark eder ki en ağır yük, omuzlarında taşıdığı değil; zihninde susturamadığı düşüncelerdir.
Düşünmek bir nimettir derler. Ama ya düşünceler, insanın nefes almasına bile izin vermeyecek kadar çoğalırsa? Ya beynimiz bir odadan çok, kapıları hiç kapanmayan kalabalık bir istasyona dönüşürse?
Aklım nerede?
Belki de geleceğin içinde kayboldu. Henüz yaşanmamış günlerin korkusunu bugünden yaşamaya başladı. Olmamış olaylara üzülüyor, gerçekleşmemiş ayrılıkların yasını tutuyor. İnsan bazen kendi geleceğinin hayaletinden korkuyor.
Ya da aklım geçmişte kaldı...
Yıllar önce söylenmiş bir söz hâlâ canımı yakabiliyor. Tek bir cümle, yıllar sonra bile gecemi uykusuz bırakabiliyor. Demek ki zaman, takvimlerde ilerliyor ama bazı anılar için hiç geçmiyor.
Ne garip...
Kalbimiz kırıldığında insanlar teselli eder. Ama aklımız yorulduğunda çoğu zaman kimse bunu fark etmez. Çünkü zihnin sessiz çığlıkları yoktur. Onlar sadece geceleri tavana bakarken duyulur.
Belki de bu yüzden insanlar "İyiyim." demeyi öğrendi.
Çünkü kimse "Bugün düşüncelerim beni boğuyor." diyemiyor.
Modern dünyanın en büyük sessizliği budur. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten ne düşündüğünü anlatmıyor. Sosyal medyada binlerce kelime yazılıyor ama insanın kendi kendine sorduğu tek soru cevapsız kalıyor:
"Ben gerçekten iyi miyim?"
Belki de aklım, sürekli başkalarının beklentilerini taşırken kayboldu. İnsan, herkes için güçlü olmaya çalışırken kendi içindeki çocuğu unutuyor. Herkesi mutlu etmeye çalışırken, kendi mutluluğunu ertelemeyi alışkanlık hâline getiriyor.
Oysa insanın en çok kendine ihtiyacı vardır.
Bir aynanın karşısına geçip saatlerce yüzüne bakabilir misin? Gözlerinin içine bakıp gerçekten mutlu olduğunu söyleyebilir misin? Yoksa kendi bakışlarından bile kaçıyor musun?
Belki de aklım, cevap veremediğim soruların içinde kayboldu.
Hayat neden adil değil?
Neden en çok sevenler bazen en çok incinir?
Neden bazı insanlar giderken geride sadece sessizlik bırakır?
Neden bazı vedalar, ölümden bile ağır gelir?
Belki de bu soruların cevabı yoktur. Ama insan yine de sormaktan vazgeçemez. Çünkü soru sormak, hâlâ umut ettiğinin kanıtıdır.
Aklım nerede?
Belki de bir kitabın satır aralarında beni bekliyordur. Belki bir şarkının unutulmuş melodisinde... Belki yağmurun cama vurduğu bir gecede... Belki de uzun zamandır cesaret edemediğim bir başlangıcın eşiğinde...
İnsan bazen kaybolmaz.
Sadece kendini aramayı bırakır.
Ve en büyük yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değildir. En büyük yalnızlık, kendi sesini duyamamaktır. Kendine yabancılaşmaktır. Aynaya baktığında tanıdığın yüzün içinde tanımadığın bir ruh bulmaktır.
Belki de aklım hiçbir yere gitmedi.
Belki onu sürekli susturmaya çalışan bendim.
Belki yıllardır başkalarının sesini dinlemekten, kendi içimde konuşan çocuğun fısıltısını unuttum.
Şimdi yeniden soruyorum:
Aklım nerede?
Belki de cevap bir yerde saklı değildir.
Belki de cevap, bu soruyu sormaya cesaret ettiğim ilk anda doğmuştur.
Çünkü insan bazen aklını bulmaz.
Kendini bulur.
