İçeriğe geç

Kalpten satırlar

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kalpten satırlar

Bölüm 4

Boşluk

İnsanlar gelmeleriyle boşluk dolduranları severler, gitmeleriyle boşluk yaratanlara aşık olurlar.

Özdemir Asaf

Boşluk-nerede olduğunu bilmemek

★★★★

İnsan hayatındaki en ağır yük bazen omuzlarında taşıdığı şeyler değildir. Bazen en ağır yük, içinde taşıdığı görünmez boşluktur. Çünkü boşluk; ne bir ses çıkarır ne de kendini açıkça gösterir. Sessizdir. Fakat sessiz olduğu kadar güçlüdür. İnsan kalabalıkların ortasında kahkahalar atarken bile onun varlığını hissedebilir. Çünkü boşluk, yalnızlığın değil; anlamını kaybetmiş bir ruhun yankısıdır.

Peki boşluk nedir? Hiçlik midir? Yoksa henüz doldurulamamış bir yer mi?

Belki de boşluk sandığımız şey, hayatın bize sorduğu en zor sorudur. Cevaplayamadığımız her soru, içimizde yeni bir boşluk açar. Kim olduğumuzu bilmediğimizde, neden yaşadığımızı sorguladığımızda, sevdiğimiz insanları kaybettiğimizde ya da hayal ettiğimiz hayat elimizden kayıp gittiğinde... İşte o zaman içimizde görünmeyen bir oda oluşur. Ne kadar eşya koyarsak koyalım dolmayan, ne kadar insan girerse girsin tamamlanmayan bir oda...

İnsan boşluğu çoğu zaman yanlış şeylerle doldurmaya çalışır. Kimisi parayla dolduracağını sanır. Kimisi başarıyla. Kimisi sevgiyle. Kimisi alkışlarla... Oysa boşluk, üzerine örtülen şeyleri kabul etmez. Çünkü onun istediği şey eşya değil, anlamdır.

Bir gün durup kendimize şu soruyu sorduk mu?

"Neden sürekli bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum?"

Belki de gerçekten eksik olan dışarıdaki hiçbir şey değildir. Belki eksik olan, kendimizle kurduğumuz bağdır. Çünkü insan bazen herkesi tanır ama kendini tanımaz. Herkesin derdini dinler ama kendi sessizliğini duymaz.

Boşluk korkutucudur. Çünkü insan sessizlikten kaçar. Sessizlikte telefonuna sarılır, müzik açar, televizyon izler, sürekli konuşur. Neden? Çünkü sessizlikte kendi düşünceleriyle baş başa kalacaktır. Oysa insanın en zor konuşması, kendisiyle yaptığı konuşmadır.

Hiç düşündünüz mü?

Neden gece olunca bazı düşünceler daha ağır gelir?

Neden gündüz unuttuğumuz acılar gece yeniden kapımızı çalar?

Belki de karanlık, sakladığımız duyguları görünür hâle getirir. Gündüzün gürültüsü onları bastırır; gece ise hepsi tek tek konuşmaya başlar.

Boşluk bazen kaybettiğimiz insanın adıdır. Bir annenin sessizce baktığı boş sandalye... Bir babanın artık açılmayan kapıya çevirdiği gözleri... Çocukluğun geçtiği ama şimdi sessiz kalan sokak... Eski bir defter arasında unutulmuş kurumuş çiçek... Hepsi boşluğun farklı yüzleridir.

Ama boşluk yalnızca kayıplardan oluşmaz. Bazen hiç yaşanmamış ihtimaller de boşluk bırakır. Söylenmeyen sözler... Yazılmayan mektuplar... Cesaret edilemeyen adımlar... "Ya öyle olsaydı?" diye başlayan cümleler...

İnsan bazen yaşadıklarından değil, yaşayamadıklarından yorulur.

Hayat bize sürekli ilerlememiz gerektiğini söyler. Daha başarılı ol. Daha güçlü ol. Daha mutlu görün. Daha çok çalış. Daha çok kazan. Fakat kimse durup şu soruyu sormaz:

"Peki ruhun nasıl?"

Oysa beden yorulduğunda dinlenebilir. Fakat ruh yorulduğunda insan bütün dünyayı dolaşsa bile dinlenemez.

Boşluk aslında düşman değildir. Belki de öğretmendir. Çünkü dolu olduğunu sandığımız kalplerin gerçekten ne kadar eksik olduğunu ancak boşluk gösterir. İnsan bazen dibe vurmadan gökyüzüne bakmayı öğrenemez.

Bir ağacın büyüyebilmesi için köklerinin karanlığa inmesi gerekir. Belki insanın da büyüyebilmesi için kendi karanlığıyla tanışması gerekir.

Hiç kimse tamamen tamamlanmış değildir. Hepimiz eksik doğarız. Hepimiz bir anlam ararız. Kimimiz bunu sanatta bulur. Kimimiz kitaplarda. Kimimiz doğada. Kimimiz inançta. Kimimiz ise başka insanların gözlerinde...

Fakat hiçbir insan başka bir insanın eksikliğini tamamen dolduramaz. Çünkü her ruhun içinde yalnızca kendisinin keşfedebileceği bir oda vardır.

Boşluk bazen umutla yan yana yürür. Çünkü boş olan bir bardak yeniden doldurulabilir. Boş bir sayfaya yeni bir hikâye yazılabilir. Sessizlik yeni bir melodinin başlangıcı olabilir. Gece, sabahın habercisidir.

Belki de korkmamız gereken boşluk değildir. Onu fark etmemektir.

Çünkü fark edilmeyen boşluk zamanla insanın bütün hayatını sessizce ele geçirir. İnsan gülümser ama mutlu değildir. Konuşur ama anlaşılmaz. Yaşar ama gerçekten yaşamaz.

Hayatın en büyük trajedisi ölmek değildir. Hiç yaşamadan yaşlanmaktır.

Bir gün aynanın karşısına geçip kendinize şu soruları sorun:

Ben gerçekten kimim?

Hayatımı ben mi yaşıyorum, yoksa başkalarının beklentilerini mi?

Mutlu muyum, yoksa sadece mutlu görünmeye mi çalışıyorum?

Kaybetmekten korktuğum şey gerçekten bana mı ait?

Sessizlikten neden kaçıyorum?

Boşluğumu neyle doldurmaya çalışıyorum?

Belki bu soruların cevaplarını hemen bulamayacaksınız. Ama önemli olan cevap değil, arayıştır. Çünkü insanı değiştiren şey bazen bulduğu cevaplar değil, cesaret ettiği sorulardır.

Sonunda şunu anlıyoruz...

Boşluk yok edilmesi gereken bir düşman değildir. O, insanın kendi içine açılan kapıdır. Eğer o kapıyı kapatmaya çalışırsak kendimizi de kapatırız. Ama cesaret edip içeri girersek, belki de yıllardır aradığımız kişiyi buluruz: Kendimizi.

Ve belki hayatın en büyük sırrı şudur...

İnsan boşluğu doldurarak değil, onun neden var olduğunu anlayarak olgunlaşır. Çünkü bazı boşluklar eksiklik değildir; yeni bir başlangıç için bırakılmış kutsal alanlardır. Her son, içinde bir başlangıç taşır. Her sessizlik, söylenmeyi bekleyen bir cümle saklar. Her boşluk ise, insanın yeniden doğabileceği görünmez bir ufuktur.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.