
"-İnsanoğlu muhteşem bir hayal kırıklığıdır."
Şüphe- tatsız bir düşünce
İnsan bazen en büyük savaşını başkalarıyla değil, kendi zihniyle verir. O savaşın adı çoğu zaman şüphedir. Sessizdir. Görünmez. Kimse onun geldiğini fark etmez. Bir gün bir düşünce gibi girer zihne, sonra kök salar. Ve insan, en çok da kendi düşüncelerinden korkmaya başlar.
Şüphe... Küçücük bir kelime. Ama içinde koca hayatlar saklar.
Bazen sevdiğin insanın gözlerinin içine bakarsın. Sana gülümsüyordur. Sesinde sıcaklık vardır. Fakat zihnindeki o küçük ses fısıldar:
"Ya rol yapıyorsa?"
İşte şüphe böyle başlar. Gerçeği değiştirmez. Ama gerçeğe bakışını değiştirir.
Bir cam düşün. Cam tertemizdir. Fakat üzerine küçücük siyah bir leke yapıştırılmıştır. Dışarıdaki dünya değişmemiştir. Değişen sadece senin gördüğündür.
Hayat da böyledir.
Şüphe çoğu zaman gerçekle değil, ihtimallerle beslenir.
Belki...
Ya...
Acaba...
Bu üç kelime bazen bir insanın yıllarını çalabilir.
Bir mesaj geç gelir.
"Acaba bana kızdı mı?"
Telefon çalmaz.
"Yoksa beni unuttu mu?"
Bir insan dalgın görünür.
"Benden mi sıkıldı?"
Şüphe cevap istemez. Sorular üretmeyi sever.
Ve en acısı da şudur:
Bazen cevapları bulsan bile şüphe susmaz.
Çünkü onun amacı gerçeği öğrenmek değildir. Onun amacı var olmaktır.
...
İnsan neden şüphe eder?
Çünkü kırılmıştır.
Çünkü aldatılmıştır.
Çünkü yarım kalmıştır.
Çünkü bir zamanlar güvendiği biri, güvenini paramparça etmiştir.
Şüphe çoğu zaman kötü insanların hediyesidir.
Bir insan seni kandırır.
Sonra hayatına onlarca iyi insan girer.
Ama sen artık herkesten şüphe etmeye başlarsın.
Suçlu bir kişi olur.
Cezayı bütün insanlar çeker.
İşte bu yüzden geçmiş bazen geleceğin en ağır yüküdür.
...
Şüphe sadece insanlara karşı olmaz.
İnsan bazen kendinden de şüphe eder.
"Başarabilir miyim?"
"Yeterince iyi miyim?"
"Ya hata yaparsam?"
"Ya herkes benden daha iyiyse?"
İnsan kendi değerini sorgulamaya başladığında, en büyük düşmanı aynadaki yansıması olur.
Çünkü şüphe önce güveni öldürür.
Sonra cesareti.
En sonunda da hayalleri...
Nice insanlar başarısız oldukları için değil, denemekten korktukları için kaybetmiştir.
Şüphe bazen görünmeyen bir zincirdir.
Ellerini bağlamaz.
Ayaklarını bağlamaz.
Ama ruhunu bağlar.
...
Bir tohumu düşün.
Toprağın altında karanlığın içinde bekliyor.
Eğer o tohum da şüphe etseydi...
"Ya güneş çıkmazsa?"
"Ya yağmur yağmazsa?"
"Ya büyüyemezsem?"
Belki de hiçbir zaman filizlenmeyecekti.
Ama doğa şüphe etmez.
Yağmur yağar.
Rüzgâr eser.
Ağaç büyür.
Sadece insan sürekli durup düşünür.
Ve bazen fazla düşünmek, hiçbir şey yapamamaktan daha ağırdır.
...
Şüphe ilişkileri sessizce öldürür.
Bağırarak değil...
Fısıldayarak.
Önce güven azalır.
Sonra konuşmalar.
Sonra gülüşler.
En sonunda da iki insan aynı masada otururken birbirine kilometrelerce uzak olur.
Çünkü mesafeyi yollar oluşturmaz.
Şüphe oluşturur.
Bir insanın kalbine güven girdiğinde dünya küçülür.
Şüphe girdiğinde ise aynı ev bile koskoca bir yalnızlığa dönüşebilir.
...
Peki hiç düşündün mü?
Şüphe gerçekten kötü müdür?
Belki de her zaman değil.
Çünkü şüphe bazen bizi korur.
Tanımadığımız birine hemen güvenmememizi sağlar.
Yanlış kararları yeniden düşünmemize yardım eder.
Sorular sormamızı sağlar.
Bilim bile şüpheyle ilerlemiştir.
Eğer insanlar hiçbir şeyi sorgulamasaydı, bugün bildiğimiz birçok gerçek ortaya çıkmayacaktı.
Demek ki sorun şüphede değildir.
Sorun, onun dozundadır.
Azı akıldır.
Fazlası esarettir.
...
Şüphe su gibidir.
Bir bardak su hayat verir.
Ama okyanusta boğulursun.
İnsan da böyledir.
Bir miktar sorgulamak geliştirir.
Fakat her şeyi sorgulamak huzuru yok eder.
...
En acı şüphelerden biri de kader hakkındadır.
"Neden ben?"
"Neden şimdi?"
"Neden böyle oldu?"
Hayat bazen cevap vermez.
Sessiz kalır.
İnsan ise sessizliği yanlış yorumlamaya başlar.
Belki de her cevabı bilmek zorunda değiliz.
Belki bazı soruların görevi cevap bulmak değildir.
Bizi büyütmektir.
...
Bir çocuğu izle.
Dünyaya güvenerek doğar.
Koşar.
Düşer.
Tekrar kalkar.
Çünkü şüpheyi henüz öğrenmemiştir.
Sonra insanlar gelir.
Yalanlar gelir.
Hayal kırıklıkları gelir.
Ve çocuk büyüdükçe güveni azalır.
Belki de büyümek biraz da budur.
Şüphe etmeyi öğrenmek...
Ama asıl olgunluk, bütün şüphelere rağmen yeniden güvenebilmektir.
...
Hayat bize iki kapı sunar.
Birinin adı korkudur.
Diğerinin adı güvendir.
Şüphe ise tam ortada durur.
Hangi kapıya gideceğine sen karar verirsin.
Çünkü şüphe bir son değildir.
Sadece bir kavşaktır.
Yanlış yola da götürebilir.
Doğru yola da...
...
Belki de insanın gerçek gücü, hiç şüphe etmemesi değildir.
Şüphe ettiği hâlde yürümeye devam edebilmesidir.
Cesaret korkunun yokluğu değildir.
Korkuya rağmen ilerlemektir.
Güven ise şüphenin hiç olmaması değil, şüpheye rağmen kalbini kapatmamanın adıdır.
...
Günün sonunda herkes kendi zihniyle baş başa kalır.
Kalabalıklar dağılır.
Telefonlar susar.
Işıklar söner.
Ve insan kendi iç sesiyle konuşmaya başlar.
İşte o anda bir soru belirir:
"Ben gerçekten neye inanıyorum?"
Belki de hayat boyunca aradığımız en önemli cevap budur.
Çünkü insan dünyayı değiştirmeden önce, kendi içindeki şüpheyle yüzleşmek zorundadır.
Ve belki de huzur; bütün soruların cevabını bulduğumuz gün değil, her cevabı bilmeden de yaşamayı öğrendiğimiz gün başlayacaktır.
Şüphe hayatın kaçınılmaz misafiridir. Kapıyı çalmasına engel olamayız. Ama ona evimizin anahtarını verip vermemek, yalnızca bizim seçimimizdir.

