Hayat, yaşamak isteyip yaşayamadıklarımızdır. Oysa ben şuan tam tersini hissediyordum. Yaşamak istemediğim her anı bir bir yaşıyordum.
Kerem, ben yere yığıldıktan sonra ayıltmaya çalıştı fakat ben zaten ayıktım. Her hücremle hem de. Sadece hareket edemiyordum ve bu işleri zorlaştırıyordu. Nefes alamıyordum ve bunu için mücadelede veremiyordum çünkü olduğum yerde, Kerem’in bacakları üstünde, öylece kalakalmıştım. Konuştukları her şeyi duyabiliyordum ve bu daha çok canımı sıkıyordu. Bana, şampiyonluk maçını yedeklerden izlemek gibi hissettiriyordu.
“Bir sen eksiktin, salak kuş.” Diye söyleniyordu Ege.
“Uyan Nehir, birde seninle uğraşmayalım hadi ya!” Mir oldukça isyankâr bir sesle uyanmam için beni sarsıyordu.
“Bir şeyde yapmadık daha *mk, ne bu ikide bir bayılma durumları?” Bir şey yapmadınız mı? İçimden gülmeye başladım, zira dışardan hiçbir eylemi gösteremiyordum ve evet hala nefes alamıyordum.
Bu arada alıyordum ama kesik kesik yani bu birazdan boğulacağım anlama geliyordu.
“Kesin artık yeter!” Kerem panik bir halde bağırınca etraftaki sesler kesildi. Ta ki Kerem sessizliği bozana kadar.
“Gerizekalı kızın zaten ne halde olduğunu biliyorsun ne diye içeri öyle dalıyorsun?” Kerem iki eliyle yüzümü tutarken bir yandan Mir’i azarlıyordu. Salaklar! Kız orada odada kitli, Allah bilir başına ne geldi? Hala burada durmuş konuşuyorlar. Kendimi olabildiğince zorluyordum fakat bitkisel hayata geçmiş gibiydim.
“Abi ben nereden bileyim bunun da burada olduğunu? Ege’yi kapının önünde içeri bakarken görünce-“
“Kes Mir!” Kerem’in sesinden oldukça öfkeli olduğunu anlamıştım. Saye kaçtığı için olmalıydı bu siniri. Ama tam kaçmamıştı bile hala sınıfların birinde kendini kitli tutuyordu. Neden okuldan çıkmak yerine kendini oraya kapatmıştı? Belki de camdan kaçardı? Ama bu imkansızdı, çünkü Saye kendini bu katta bir sınıfa kapattıysa atlayamazdı, üçüncü kattaydık. Atlarsa bir yerini kırabilir hatta kafa üstü düşerse beyin kanaması bile geçirebilirdi.
Düşüncelerimi bölen Mir’in sesi oldu. “Lan kesin tartışmayı, kız nefes almıyor. Kalp krizi falan mı geçirdi?”
İmkansızdı, evet şuan çok zor nefes alıyordum fakat kalbim hala atıyordu.
Nabzımın üstünde sıcak bir el hissetim. Yaşıyor muyum diye kontrol ediyorlardı. Muhtemelen Mir’dir diye düşündüm.
“Kızın nabzı atmıyor!” Mir’in sesini duyunca kendi kendime bir onaylama yaptım. Ama yalan söylüyordu çünkü nabzım atıyordu, yani en azından atması gerekiyordu. Çünkü ölmemiştim ve haka buradaydım. Bileğimde başka bir el daha hissedince kontrol yaptıklarını anladım. Oldukça nazik bir şekilde tutuyordu, eli buz gibiydi ama oldukça yumuşaktı. İçimden bir ses bu kişinin Kerem olduğunu söylüyordu. Tam o an gözümden bir yaş aktı.
El geri çekildi ve kafamı tutan kişide kafamı yumuşak bir şekilde yere bıraktı ve elini benden çekti. Sesinin yakınlığından bildiğim kadarıyla kafamı tutan Kerem’di.
“Ege kızı al ve revire götür.” Kerem’in en sert sesi bu olabilirdi. Adım sesleri yaklaşıyordu.
Hayır! Gitmek istemiyordum, Saye’nin yanına gitmek istemiyordum. Kendimi hareket etmeye zorladım. Olmayacaktı, revire bir daha gitmeyecektim. Kerem verdiği emirden sonra çöktüğü yerde kalktı ve uzaklaştı.
Parmaklarımı hareket ettirmeye başarmıştım. Bunu gören Ege durmuş olacaktı ki adım sesleri kesildi. Ne sanıyorlardı acaba rol falan yaptığımı mı? Kısa bir süre ses çıkmayınca ben hareket etmek için daha çok çabaladım. Göz kapaklarım yavaş yavaş açılıyordu. Kollarımı yavaş yavaş hareket ettirebiliyordum. Adım sesleri tekrar gelmeye başlayınca kafamı o tarafa doğru hareket ettirmeye çalıştım fakat olmamıştı. Adım sesleri dibimde bittiğinde bakışlarımı elimden geldiğince oraya çevirdim.
Kerem’di. Mimiklerimle anlatmaya çalıştım. Kaşlarını çatıp ne yaptığıma bakıyordu. Ağzımı da hareket ettirebilince konuşabildim.
“Salak hareket edemiyorum. Başımı ve Bacaklarımı oynatamıyorum.” Ege gülmeye başladı, Mir de ne olduğunu anlamak için bakıyordu. Kerem zaten tepemde kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu.
“Ne!” Allah’ım mallardan bıktım artık ya gerçekten.
“Kerem sen salak mısın?” Kerem kafasını hayır anlamında salladı.
“Hareket edemiyorum diyorum.” Kerem omuz silkti.
“Nehir saçma sapan işlerle uğraşma kalk işte.”
“Gerizekalı falan mısınız? Olmuyor diyorum yoksa sizden neden yardım isteyeyim? Normalde muhatap bile olmam sizle.” Şu okuldan kurtulduğum gün sizin işinizi bitireceğim. Hatta okulun bitmesine gerek yok hele bir şuradan kalkayım görürsünüz siz.
“Bak sabahtan beri hakaretlere doyamadın, yeter artık!” Ege sesini olması gerekenden daha fazla yükseltince kaşlarımı çattım çünkü onu göremiyordum. Kalan bütün gücümü hareket etmek için kullanınca başım ve ayaklarımı da hareket ettirebilmiştim. Dakikalar boyunca ayağa kalkmak için uğraşmıştım. Mir bir kere yardım teklif etmişti fakat gülerek terslemiştim.
Çünkü insanlara yaptıkları şeylerden sonra birde sanki iyi insanlarmış gibi hareketlerde bulunuyorlardı. Bu oldukça komikti.
“Babaannem bile senden daha hızlı yemin ederim.” Hahaha yine oldukça şık bir espri. Aralarında en çok Kerem’den nefret ediyordum. Fakat Ege bu aralar Kerem ile yarışıyordu.
Tamamen ayağa kalktığım da Ege’ye yaklaştım. Hiçbir şey demeden öylece durdum karşısında. Ege aramızda ki mesafe kapadı. Yüzünde çapkın bir gülüş belirdi. Elini havaya kaldırıp gözümün önünde ki bir tutamı kulağımın arkasına attı. Bunu yaparken tam arkamda duran Kerem’e baktı. Gözlerini tekrar bana çevirip kulağıma doğru eğildi. Tek yaptığım kaşlarım çatık bir şekilde onu izlemekti.
“Senin hakkında en çok neyi merak ediyorum biliyor musun minik kuş?” Sessizce diyeceği şeyi bekledim.
“Yatakta nasıl olduğunu. Bunu o kadar çok merak ediyorum ki şuan bile seni öpmemek için zor duruyorum.” Geri çekildi. “Çok güzelsin-“ Ben daha bir şey yapamadan Ege Kerem tarafından öyle bir itildi ki duvara çarptı ve olduğu yerde yere kapaklandı. Kerem Ege’nin üstüne çullandı ve Mir’de onları ayırmak için yanlarına koştu.
“Şerefsiz!” Kerem oldukça öfkeli duruyordu. Muhtemelen Ege yine bir kuralını çiğnemişti. Bu hallerini fırsat bilerek adım adım kapıya yaklaştım. Kapıdan hızla çıkıp etrafta Saye’yi aradım.
“Saye!” Bağırıyordum belki bir yerden çıkıp bana gelir diye. Bağırıyordum, susanlara inat bağırıyordum.
“Saye neredesin?” Ses gelmedi. Saye her zamanki gibi cevap vermedi. Bu katta değil demek ki diye düşünmeye başlamıştım.
Alt kata indim. Orada da bağırdım ettim ama cevap gelmedi. Etrafta fazla kimse yoktu. Herkes konferans salonunda bekliyor olmalıydı.
Bir alt kata daha indim. Dikkat çekmemek için arka merdivenleri kullanmıştım bu yüzden her kat indiğimde kapıdan geçmem gerekiyordu.
Kapıdan çıkar çıkmaz koridorun sonunda ki bir sınıfın önünde ki kalabalık gözüme çarptı. Olduğum yere çakıldım. Niye bu kadar çok kişi vardı? Saye mi oradaydı? Ona bir şey mi olmuştu?
Bu düşünceyle adım adım o tarafa yaklaştım. Yaklaştıkça adımlarımı hızlandırdım. Kalabalığı ittirerek aralarından geçtim. Kapalı kapının önüne geldiğimde kapının üstündeki camdan içeriye baktım.
Hikayenin başında demiştim ya “Karanlığın içinde yanan bir mum devrilip koca bir yangına sebep olmuşta o yangının tam ortasında tek başına kalmış gibi hissedenlere,” diye. Şuan tam olarak öyle hissediyorum. Zaman dondu sanki. Etrafımda ki herkes üstüme üstüme geliyordu sanki.
Gördüğüm manzara bana verilen en büyük ceza olmalıydı. Saye sınıfın içinde, öğretmenler masasının üstünde yarısı üstünde yarısı dışarıda kalacak şekilde yatıyordu. Ama sorun burada değildi. Kıyafetleri dağılmıştı. Altında ki siyah pantolon dizlerine gelecek şekilde aşağı indirilmişti. Üstünde ki gömlek açılmıştı.
Manzarayı gördüğüm ilk an öylece bakakaldım. Şoka girmiştim. Dakikalar boyunca öylece cama kitlendim. Etrafımdakiler vereceğim tepkiyi bekliyor olmalıydılar. Kaba bir gürültü vardı etrafta, fakat ben hiçbir şey duyamıyordum. Hatta camdan bakıyordum fakat gözlerimde kararmıştı.
Kendime gelme sebebim Kerem’in öfke dolu sesi olmuştu. “Nehir!” Etrafımdakiler Kerem’in sesiyle beraber susmuştu. Başımı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. Yüzü hala kanlar içindeydi, eskisinden daha fazla. Ege vuruşlarına karşılık vermiş olmalıydı. İki kaşı ve dudağı patlamıştı. Gözünün altı şimdiden morarmaya başlamıştı. Elmacıklarında belli yaralar ve açıklar vardı. Çok kötü gözüküyordu.
Benim onlara yapmak istediklerimi birbirlerine yaptıklarını görünce ister istemez seviniyordum ama üzülüyordum da. Ben onlar gibi değildim. Masum olan hiç kimseye zarar vermezdim.
Kerem, oldukça sert adımlarla bana doğru, gitgide yaklaşıyordu. Yanıma vardığı anda kolumdan bütün gücüyle tutmuştu. “Şu kadarcık okulda, benden kaçabileceğini mi sanıyorsun sen?” Alayla güldü. İçimdeki nefrete biraz daha kül ekledi.
Öfkenin verdiği güçle birlikte kolumu ondan kurtardım. Yaptığımla birlikte kaşları çatıldı. “Sandığımdan güçlüymüşsün minik kuş.” Gülüşü soldu. “Şimdi daha fazla oyun oynamayı bırak,” Tekrar kolumu tutmak için hamle yaptı fakat yüzüne tükürmemle birlikte kolu havada kaldı.
Artık kendime engel olmayacaktım, zayıf olmayacaktım, karşılarında bayılmayacaktım. Anlaşılan beni hafife alıyorlardı. Belki ben öyle sanmalarını sağlamışımdır. Fakat artık öyle davranmayacaktım.
“Bu mu sizin o salak oyununuz?” Kapıyı göstererek suratına doğru bağırdım. “Bu mu sizin kurallarınız? Bu mu sizin insanlığınız Kerem?”
Kolunun tersiyle yüzünü sildi. Yüzünde, hala taze olan kanıda silmiş oldu. Yüzü iyice mahvolmuştu. Canı yanmıyor muydu? Açık olan bir sürü yara varken bu oyunu oynamaya hala nasıl devam edebiliyorlardı.
“Nehir neyden bahsettiğini anlamıyorum fakat benim sabrım gitgide taşıyor artık,” Bir adım yaklaştı. “Ne saçmalıyorsun sen?” Bende bir adım yaklaştım. Onlarla uğraşacak zaman değildi. Saye zor durumdaydı ve ona yardım etmeliydim. Yüzüne bir kere daha tükürerek kapıya yöneldim.
“Saye!” Kapıyı zorladım. Omzumla kapıya çarptım fakat kapı açılmıyordu. Bir yandan ağlıyordum ama öyle hıçkırıklarla değil. Güçsüz olan Nehir gördüğüm bu manzaradan sonra gitmişti. Bu saatten sonra yangının ortasında kalan Nehir o Nehir’di. “Saye, uyan güzelim hadi!” Kapıya tekme atabilmek için geri çekildim.
“Nehir, ne diyordun sen Allah için?” Sesi sakin geliyordu. Manyak! O kadar şeyi yaptıktan sonra hala nasıl rahat olabiliyordu, aklım almıyordu. Bu sefer kolumdan tutmadı. Bana dokunmaması gerektiğini öğrenmiş olmalıydı.
Hışımla ona doğru döndüm. Gözlerime, ona karşı olan bütün nefretimi vermeye hiç çekinmedim. “Neyden bahsediyorum öyle mi, Kerem? Neyden bahsediyorum?” Elimi kaldırıp kapıyı gösterdim. “Ne yaptınız ya siz? Nasıl yaptınız? Bir genç kızın hayatını mahvetmeye bu kadar mı meraklıydınız?” Kerem gösterdiğim yere çevirdi gözlerini. Bakışlarında ki duygu karmaşasını seçmek çok zordu.
Dehşetle baktı kapının o tarafa. Bedenini de o yöne çevirdi. Bakışlarında şok dalgası vardı. “Bundan bahsediyorum işte!” dedim var olan bütün sesimle. Bağırmaktan boğazım acımaya başlamıştı. Kaşlarını çatarak tekrar bana döndü. Bana inanamıyormuş gibi baktı. Bunu görünce kaşlarımı mümkünmüş gibi daha çok çattım. Gerçekten bilmiyormuş gibi mi yapacaktı yani?
İyi de bunu neden yapsın? Diye sordu içimdeki ses.
Pisliğin tekide ondan. “Bir de inkar mı edeceksin? Ciddi misin sen?”
Bana bir adım yaklaştı. Bakışları yumuşadı. “İster inan,” bir adım daha yaklaştı. ”ister inanma.” Bir adım daha. “Bunu ben yapmadım ya da yaptırmadım Nehir! Yemin ederim.”
Sadece bir saniyeliğine inanacak gibi oldum fakat karşımdakinin kim olduğunu hatırladım.
“Ege bile demiş olsaydı daha inandırıcı gelirdi. Bende buna Yemin ederim.”
Bakışlarından saniyelik hayal kırıklığı geçti. Buda neydi? Benden ona inanmamamı mı beklemişti.
Yüzündeki damarlar belirginleşti, kafasını olumsuz anlamda sallayarak hızla kapıya ilerledi. Omuzunu hazırladı ve kapıya girdi. Evet, resmen girdi. Kapı tek hamlesiyle açıldı. Dengesini kaybetmeden içeri daldı.
Herkes kapıya doluştu. Ne yalan söyleyeyim en başlarında ben vardım. Kerem’in arkasından ilerlemiş onu takip etmiştim. Çünkü dediklerime sinirlenip Saye’ye daha fazla zarar verir diye korktum.
Düşüncelerimin yanlış olduğunu yaptığı hareketle kanıtlamış oldu. Önce düşmüş olan pantolonu tekrar giydirdi. Daha sonra açılmış olan gömleği düğümledi.
Hani derler ya, duyduklarına değil gördüklerine inan, diye. Ben şuan ne Kerem’in dediklerine ne de yaptıklarına inanmıyordum. Neyi kanıtlamaya çalışıyordu bilmiyordum fakat asla inandırıcı gelmiyordu.
Neden mi? Çünkü karşımda duran Kerem Kayan’dı. Okulda yapılan her şeyin başında olan kişiydi. İnsanların hayatlarını mahveden biriydi.
Saye’yi kucaklayıp sınıftan çıkardı. Olanları izlemekle yetiniyordum. Etrafta bir uğultu koptu. Kimse inanamıyordu.
Kerem herkesi gerisinde bıraktı. Daha sonra bize doğru döndü tabi ben Kerem’i takip ettiğim için o dönünce tam karşısında beni bulmuştu. Önce gözlerimin içine sert bir şekilde baktı daha sonra başımın üstünden arkamda duran topluluğa seslendi.
Duyacaklarınıza hazır olun. Çünkü hiç normal değil.
“Kurallar bozuldu, kurulan her şey yıkıldı. Oyun devam edecek fakat seçilen kişi kesinlikle değişecek!” Tekrar gözlerimin içine baktı. “Yeni kişi bir hafta sonra seçilecek.” Adım adım geri gitti. Benden uzaklaştı. Sonra olduğu yerde durdu ve son cümlesini kurdu. “Kuralları her kim bozduysa, her kim bunu yaptıysa onu bulacağım.” Gözlerini asla benden ayırmıyordu. “Bunu yapan beni duyuyorsa kaçmasını öneririm. Çünkü bulduğum zaman öyle bir acı çekecek ki ölmek için yalvaracak.” Ağır ağır arkasını döndü ve merdivenlere doğru ilerledi.
Mutluluktan mı şoktan mı yoksa Saye’nin başına gelenlerden mi bilmiyordum fakat gözlerimden firar eden yaşları durduramıyordum.
Seçilen kişi Saye değildi. Artık değildi. Kurtulmuş muydu? Hayır. Yaşadığı şey hayatını değiştirecek mi? Kesinlikle evet.
Saye kurtulmuştu fakat ben neden huzurlu değildim? En saçması ben neden kendimi yanılmış hissediyordum? Neden suçlu hissediyordum?
Kabus bitmişti fakat neden derin bir nefes verip rahatlayamıyordum?
Kerem merdivenlerin orada kaybolunca gözlerimi kapattım. Revire gidiyor olmalıydılar. Dakikalar boyunca ayakta, kapalı gözlerimden istemsizce akan yaşlarla bekledim.
Bitmişti, kurtulmuştuk. Yangını ortasında duran Nehir’i kurtarmak istedim. İçimdeki anlamsız yangını söndürmek istedim.
Etrafımdaki insanların uğultulu sesleri daha da yükselince gözlerimi araladım. Karşımda kanlar içinde, merdivene çıkan kapıya yaslanmış, ayakta zor duran Ege’yi gördüm. Anlaşılan
Her an yere yığılacak gibi duruyordu. Her tarafı kanlar içindeydi. Yüzü tamamen dağılmıştı. Ayakta zor duruyordu fakat gözleri benim üzerimdeydi.
Hayatımda ilk defa biri acı çektiği için mutlu oldum.
Ege’yi görür görmez anladım. Hiçbir şey bitmemişti, kabus sona ermemişti. Her şey daha yeni başlıyordu. Şuana kadar gördüklerim ve yaşadıklarım bir fragmandan ibaretti.
Çatallı sesiyle zar sor konuştu Ege. “Saye nerede?” Bunlar benimle dalga falan mı geçiyorlardı? Ne demek Saye neredeydi? Kerem yukarı çıkmamış mıydı? Saye’yi revire götürmemiş miydi? Ege’de yukarıdan geldiğine göre merdivenlerde karşılaşmış olması gerekiyorlardı.
Tam o an telefonuma bir bildirim geldi. Gelen bildirime gülümseyerek baktım.
“Merak etme minik kuş, Saye’yi kaçırmıyorum. Sadece hastaneye götürüyorum.” Gülümsememin sebebi Saye orada güvende olacaktı. Ona orada kimse bir şey yapamazdı.
Ya Kerem yalan söylüyorsa?
İki dakika dur be iç ses, iki dakika salda mutlu olayım. Ne olursa olsun içimdeki bu sese arkamı çeviremezdim. Çünkü söylediği şeyde bir ihtimaldi. Hem zaten bende neden hemen inandıysam.
Parmaklarım telefon ekranında bir şeyler yazıp cevap bekledi.
“Sana neden inanayım?”
Çok sürmeden cevap geldi. Bir konumdu. Konuma tıkladığımda bir hastane olduğunu gördüm. Emin olamasam da biraz olsun rahatlamıştım.
“Neye sırıtıyorsun sen?” Ege’nin zor çıkan sesi kulaklarımı doldurunca sırıtarak ekrana baktığımı fark ettim. Kendimi toparlayarak Ege’ye döndüm. “Saye nerede, diye sordum.” Büyük ihtimalle birazdan yere yığılacaktı. Gözleri kayıyordu.
Olduğum yerde dikleştim. Yüzümde kocaman bir sırıtışla ona doğru ilerledim. Gözlerini benden almadı. Yere çöktü, daha doğrusu düştü. Dizlerinin üstüne çökmüştü. Elleri hala kapıdaydı. Acınacak haldeydi. O an onu orada bitirebilirdim ama dediğim gibi zaten acı çeken bir insana zarar vercek değildim.
“Saye nerede mi?” Aramızda bir metre falan vardı. “Saye emin ellerde.” Kerem’e olan güvenim eksilerdeydi ama şuan önemli olan o değildi. Burada Ege’yi sinir etmekti. Acı çekmesini istiyordum. İlk sırada Ege vardı. Daha sonra hepsinin kurduğu bu tahtı devirecektim. Üstelik önümde engelde kalmamıştı.
Yanına vardığımda yanına çömdüm. “Şu haline bak,” Haline güldüm. “Bitti Ege, Saye artık bu oyunun içinde değil. Canını yakamayacaksınız, kuralların dışında kaldı.” Kaşlarını çattı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Diyeceksiniz ki, senin arkadaşın tecavüze uğramış sen burada ne peşindesin?
Haklısınız ama onların karşısında güçlü olmam gerekiyor. İntikamımı almam gerekiyor.
Yüzüne tükürdüm. İğrendikleri yüz ifadesini görmek çok hoşuma gidiyordu. Ayağa kalktım. Karşı koyacak gücü kalmamıştı. “Oyunu biri bozdu. Kim olduğunu bilmiyorum. Eyer güzel bir yoldan yapmış olsaydı tebrik ederdim,” yüzümü buruşturdum. “ama o kadar boktan bir yol seçti ki, zamanı gelince oda cezasını güzel güzel çekecek.” Sesli bir şekilde güldüm. “Saye’ye yaptığıyla birlikte birinci sırayı kapmış oldu.”
Aklıma Ege’nin Saye hakkında söyledikleri geldi. Söyledikleri için yüzümü buruşturdum. Bana vurmak için kalkan eli, bileklerimi koparırcasına tutuşu, beni Saye ile tehdit edişi.
Hepsi birer bire düşüncelerimi ele geçirdi.
Daha fazla dayanamayarak Ege’ye tekmeğimi geçirdim. Tam karın boşluğuna denk gelişi ile birlikte olduğu yerde geri kaydı. Yere yapıştı.
Ona vururken benimde canım yanmıştı. Zira şiddete karşı bir insandım. Fakat bunlar daha fazlasını hak ediyor. Arkamı kalabalığa çevirdim.
“Saye’ye bunu kim yaptıysa cezasını çok ağır çekecek. Kerem veya başkası tarafından değil. Bizzat benim tarafımdan. Seçilen diğer kişi her kim olursa olsun şunu bilin ki, bu insanlar katil.” Kalabalıktan şaşırma sesleri geldi. “Bu insanlar onlarca ruhun katilleri. Ama artık yeter. Bu okulda ben olduğum sürece, var olduğum sürece buna izin vermeyeceğim.”
Bazılarında küçümser bakışlar vardı. Bu manzara karşısında gülmeden edemedim.
“Şunu da söylemek isterim ki, bu okulda, bu pisliklere benzemeye çalışan herkes bir gün cezasını çekecek."
Yüzümdeki sırıtış ile birlikte kalabalığa doğru ilerledim.
Okuldan çıkıp Kerem’in attığı konuma gidecektim.
Herkesin yüzünde dehşet vardı.
Kalabalığın içinden tekrar çıkınca aralarından bazılarının Ege’ye yardıma gittiğini gördüm.
Yazık. Çok yazık.
Karanlığın içinde yüzen o küçük, zayıf Nehir yavaş yavaş büyüyordu.
Büyümesini istemiyordum.
Bu okulda acı çekecek daha onlarca insan vardı.
Eski durumla aralarındaki tek farklar, acı çekenler masumlar yerine katiller olacaktı ve acı çektiren Kerem, Ege, Mir, Derin, Ceren veya onlara yardım edenlerden hiçbiri olmayacaktı.
Ben olacaktım. Acı çeken onlar olacaktı.
Başlatacağım yangında ölü sayısı çok olacaktı.
Ölen kişileri hayal ettikçe katilleri olmaktan gurur duyuyordum.
Tebrikler. Artık sende yangının içindesin.
Bakalım kurtarılan mı olacaksın yoksa ölü mü?
İyi seyirler masumlar ve ölüler…
-----------------
Umarım beğenmişsinizdir.
Sizce Saye'ye bunu yapan kim?
Nehir neler yapacak?
Bu bölümde Kerem hakkında neler düşünüyorsunuz?
Ege hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bir dahaki bölüm çok yakın gelecek.
Instagram hesabımdan takip edebilirsiniz.
kalptebiemuhurofficial
Görüşmek üzere :)