Hâlâ aşk var mıdır diye düşünüyorum. Bu yaşta inancımı yitirirsem de ileride ne yapacağım onu düşünüyorum. Kalbimin deli gibi atması, her kelimesinde içimin kıpraşması, konuşurken gülmeden duramamak ve daha niceleri in yaşanacağı geleceğimi mahvetmek istemem. Şu anki düşüncelerim ilerideki planlarımı bozmamalı. Sevgi her daim olmalı haytımda.
Bir de tabi sevilmenin göreceli halleri var. Kimisi kitaplardaki aşk der, kimisi filmlerdeki, kimi ise masallardaki. Aslında bu üçü de ortak bir noktada bulunuyor." Mükemmeliyetçi sevgi" herkesin istediği bu . Bana değer versin, hep mutlu etsin, her dediğimi yapsın anında, düşünceli olsun falanda filan. Biliyoruz ki bunların hepsine sahip insan elbetteki gerçek hayatta yani bizim boyutumuzda yoktur. Başka boyutlarda ararsak belki bulabiliriz ayakkabımızdan bizi bulmak isteyen bir prensi.
Hadi şimdi benim mükemmeliyetçime süpriz yumurtama dönelim geri. Tabiki de teklifini kabul ettim. Ve bilin bakalım kimmiş. Bu da çok saçma oldu. Nerden bileceksiniz demi. Gene çok konuştum. Tabiki tanıdığım biri çıktı ama asla tahmin edemeyeceğim biri. Size bahsetmediğim bir arkadaşım var benim ismi Meral. İşte onun üç yaş büyük bir abisi var, Mert abi. O yazmış meğerse. Böyle sakin söylediğime bakmayın. Ben ilk duyduğumda şok olduğum için saçmaladım ama zaten ben hep saçmalarım. Ne diyeceğimi bilemediğim için aynen bunu dedim. O da sorun olmadığını söyledi. Ne zaman istersem o zaman konuşabileceğimizi söyledi. Bir günüm de bu konuyu düşünmekle geçti. Ertesi günü hep bu şekilde geçirerek nasıl akşam ettim kim bilir. Tabi akşam olunca da aynı şekilde yazsam mı diye düşünüp durdum. Yazmaya karar verip ne yazsam diye düşünmek de birkaç saatimi aldı zaten. Benim kadar kararsız bir insana neden böyle seçimler denk gelir ki acaba. Şimdi siz ne yazdım diye merak ediyorsunuz. Komik gelicek belki ama "bana biraz daha anlatsana" yazdım. Çünkü onun bana beni ne kadar ve nasıl sevdiğini merak ediyordum. Kısa bir süre içinde cevap gelmişti. "Neyi?" E çocuk da haklı neyi olduğunu söylemeden birşey istiyorum. "Beni nasıl sevdiğini." Yazdım ve yolladım. Kalbim güm güm sanki maraton koşucusuyum. Çok da susadım beklerken. Gidip şu içip gelsem çok geç kalmam demi. Zaten saat fazla da geç değil. Dokuz falan ki o bu saatlerde işini bitirmiş evde oluyor. Hemen gidip gelirim ya. Koşa koşa gittim ama bir yandan da sessizdim. Evdekiler bir şeyler çakmasın diye. Bardak bul ,doldur, iç , odana dön tamı tamına 3 dakika sürmüştü ama bana bir ömür geldi. Dermişim. Tabi şaka ya öyle şey mi olur. Neyse işte geldim ki daha yazıyor gözüküyor ekranda. Açıp baktım. Çocuk destan yazmış. Okumaya başladım.
" Sevil ben sana bunu nasıl anlatırım bilmiyorum. Nasıl inanırsın bana hiç bir fikrim yok. Sen ne biliyorsan ben de onu biliyorum sanki. Tamam bu biraz saçma gelmiş olabilir ama gerçekten böyle. Ben seni görür görmez tutulmadım. Şu klasik aşk hikâyelerinde oğlan kıza vurulur sahnesi yaşanmadı. Ben seni gördükçe tanıdıkça sevdim. Gülünce kısılan kara gözlerine tutuldum. Çenendeki gamzene ve yanındaki o küçük bene vuruldum. Kendinde belki de hiç sevmediğin kusur dediğin yerler bana çok harika bir oluşum gibi geldi. Sadece görünüşün de değil. Kalbin de beni benden aldı. O sokak köpeklerine bakışlarını bir ben gördüm. Merhamet dolu bakışlarını. Ben senin her zerrene kapıldım Sevil."
Azım iki karış açık gözlerim yaşlı okudum bu satırları." Ne söylesem saçma geliyor şu an biraz düşünsem sonra uzun uzun konuşuruz olur mu?" Dedim o da tamam dedi. Bir çok kızın hayalidir sevilmek. Benimse hiç tatmadığım bir duyguydu sevilmek. Umarım güzel bir şeydir sevilmek.
merhabaaa ben geldim uzun bir ara oldu ama bence güzel bir bölümle geldim. Beğendiyseniz oy vermeyi ve hikaye ile ilgili yorum yapmayı unutmayın ☺️
