İçeriğe geç

Kalplerin Savaşı

Bölüm 5 · 14 dk okuma

Kalplerin Savaşı

Bölüm 5

4.Bölüm:Erkeklerin İçinde

Sessizlik yemini etmiş gibi ikimizde bir daha konuşmadık. Ne kadar zaman geçti , bilmiyorum. Ama hava çoktan kararmıştı. Ve sabah kavga ettiğimizden fazlasıyla zaman geçtiğini biliyordum.

''İkiniz hala birbirinizi boğmadınız mı?''

Newt. Hemen başımı kaldırdım. Newt tahtadan kapıyı açtı.

''Normalde yarına kadar burada kalırdınız. Ama bu akşam senin için şenlik ateşi var.''

''Şenlik ateşi de ne?''

Newt elini uzattı. Elini tuttum. Beni çukurdan dışarı çekti. Minho ise zıplayarak kendi çıktı.

''Buraya gelen her yeni çaylak için yaptığımız bir eğlence.''

Berbat haldeki üstüme baktım. Toz içindeydim. Yüzümü buruşturdum.

''Eğlenceye bu halde mi gideceğim?''

''Hayır. Gel , seni duşlara götüreyim.''

Newt'i takip etmeye başlamıştım ki Minho kolumu tuttu. Kaşlarımı çatarak ona baktım.

''Sen aptal mısın?''

''Ne?''

''Bir erkek sana duşa gitmeyi teklif edince nasıl peşinden gidebilirsin ?''

''Üstüm berbat halde ve Newt kötü biri değil. ''

''Onu sadece bir gündür tanıyorsun.''

''Ona sadece duşların yerini göstereceğim.''

''Peki ya kıyafet?''

''Asansör kız kıyafeti yollamamış. Ama benimkilerden ayarladım.''

Minho'nun çenesi kasıldı.

''Ona kıyafetlerini mi veriyorsun?''

Newt omuz silkti.

''Bedenlerimiz yakın görünüyor. Boylarımız arasında da çok bir fark yok.''

Aslında Minho ve Newt'en en az on santimetre kısa olabilirdim. Minho sessiz kaldı. Bende kolumu onun tutuşundan çektim.

''Kıyafetlerimi vereceğim.''

Şokla Minho'ya baktım.

''Sen bipolar mısın ? Yoksa dün kafana sert vurduğumdan mı böyle oldun?''

''Ne saçmalıyorsun?''

''Daha bu sabah kavga ettik. Ve akşamında kıyafetlerini bana mı veriyorsun?''

''Sonuçta kıyafetlerini ben mahvettim , değil mi ?''

Minho yanlış yerde duran bir yapboz parçası gibiydi. Ve ben parçayı asla doğru yere koyamayacakmışım gibi hissediyordum.

'' Bir tür barış olduğuna göre duşlara gidebilir miyiz?''

''Siz gidin ben kıyafetlerimi alıp geliyorum.''

Newt'e ne anlama geldiğini bir bakış attı ve uzaklaştı. Newt'e Minho'nun gittiği yönü işaret ettim.

''Gerçekten hep böyle miydi? Ayrıca o kadar zaman aç kaldıktan sonra nasıl böyle enerjik?''

''Evet. O bir koşucu. Bütün gün koştuğundan enerjik olması normal.''

''Koşucu mu ? İyi de bütün gün neden koşuyor?''

''Bu bir iş. Glade de herkesin bir işi vardır. Koşucular bütün gün labirentte koşar ve haritasını çıkarır. Buradan çıkmak için araştırıyorlar.''

''Labirent ne kadar büyükte yıllardır haritası bitmedi?''

''Mesele sadece büyük olması değil. Her gece duvarlar hareket ediyor. Bu yüzden her seferinde haritaya yeni yollar ekleniyor.''

Bir nevi bir hapishanenin içindeydik. Ve mahkumların aksine ceza süremizin belli olmadığına emindim. Belki de hayatımın sonuna kadar burada kalacaktım. Sonuçta Newt üç yıldır buradaydı. Üstelik bir çıkış olmayabilirdi. Newt durunca geldiğimiz yere baktım. Büyük bir kulübenin önündeydik. Newt kapıyı açtı. Kulübenin içi tahtalarla araları bölünmüş duşlarla doluydu. Neyse ki hiçbir duş birbirini görmüyordu. Ve hepsinin kapısı vardı.

''En azından bölmelere ayırmışsınız.''

''Lütfen hepimiz erkek olsak da mahremiyete ihtiyacımız var. ''

Arkamızdan gelen ayak sesleriyle arkamıza döndük. Minho elinde havlu ve kıyafetlerle yanımıza geldi. Elindekileri bana uzattı.

''Al.''

Şüpheyle ona baktım.

''Bunların içine böcek falan koymadın değil mi?''

''Güzel fikir. Bir dahaki sefere yaparım.''

''Sonraki seferde senin kıyafetlerini almayacağım. O yüzden fikri uygulayamayacaksın.''

Newt kıkırdadı. Minho kıyafetleri elime tutuşturdu.

''Teşekkür ederim.''

Minho ve Newt teşekkürüme karşı şok olmuş bakışlar attılar.

''Ne? Bende kibar olabilirim.''

''Tabi olabilirsin. Sadece Minho'ya kibar olmana şaşırdım.''

''Hey! Ben kaba davranılması gereken biri miyim?''

''Evet.''

''Evet.''

Minho , Newt ile aynı anda verdiğimiz cevaba göz devirdi. Ve beni omuzlarımdan tutarak duşlara doğru itti.

''Acele et. Şenlik ateşini kaçırmak istemiyorum.''

''Tamam , tamam! Bırak beni.''

İyi de şampuanım yada sabunum yoktu. Sadece suyla yıkanamazdım.

''Şampuan yada sabununuz var mı?''

Minho beni bir kabine doğru itti. Kabinin kapısında küçük bir kilit vardı. Minho cebinden çıkardığı küçük anahtarla kilidi açtı. İçeriyi işaret etti.

''Burada hepsi var.''

Newt kaşlarını kaldırdı.

''Bu senin kabinin.''

Minho omuz silkti.

''Diğerlerinin kabinleri pislik yuvası.''

İstemeden güldüm.

''Demek ki sende kibar olabiliyorsun.''

Minho bana baktı. Göz göze gelince gözlerinde bir parıltı belirdi.

''Sadece kız olduğun için , Vixen.''

''Bana öyle deme.''

Minho cevap vermedi. Sadece gülümsedi. Güzel bir gülümsemesi vardı. Ne? Hayır güzel bir gülümsemesi yoktu. Ne saçmalıyordum ben ? Newt ikimize bakıp başını iki yana salladı.

''Bir gün birbirinizi gerçekten öldüreceksiniz.''

''Kesinlikle.''

Evet. Minho ile aramız iyi olamazdı. Minho bana kısa bir bakış attı. Sonra Newt ile beraber dışarı çıktı. Elimdeki havlu ve kıyafetleri içeride olan küçük masanın üstüne koydum. Toz içinde olan kıyafetlerimi de çıkarıp diğer tarafa koydum. Hemen duş kabinine girdim. Duşumu almalı ve düzgünce düşünmeye başlamalıydım. Suyu açtım ama üzerime değdiği an çığlık attım.

''Ah!''

Buz gibiydi. Dişlerimi sıkarak suyun altından çekildim.

''Her şey yolunda mı ?''

Newt'in sesi endişeli geliyordu.

''Ne oldu ? Böcek falan mı gördün?''

Şaşırtıcı şekilde Minho'nun sesi de endişeliydi. Hatta biraz paniklemiş gibiydi.

''Su çok soğuk!''

İkisi de bir an konuşmadılar. Sonra Minho'nun kahkahası yankılandı.

''Bir ayarı falan var mı?''

''Hayır.''

Minho hala gülerken Newt cevap vermişti.

''Soğuk suyla mı duş alıyorsunuz?''

''Evet.''

''Ben alamam. Bu resmen işkence.''

''Dramatik davranma. Şenlik ateşini kaçıracağız yıkan artık.''

''Ateşler içinde hastalanırsam seni suçlayacağım.''

''Hastalanmazsın. Hepimiz aynı şekilde duş alıyoruz. Sorun yok Spark.''

''Şu an ikinizden de nefret ediyorum.''

Minho ve Newt kindar ses tonuma güldüler. Onların sesini bastırsın diye suyu geri açtım ve titreyerek altına girdim.

Minho'nun verdiği kıyafetleri giyerken dişlerim birbirine vuruyordu. Eşofmanın beli düşmesin diye sıkıca bağladım. Tişört de üzerimde bol duruyordu. Ama sorun bunlar değildi. Sorun Minho gibi kokmamdı. Derin bir nefes alıp dışarı çıktım. Keşke almasaydım. Minho'nun kokusu tamamen burnuma doldu. Kapını yanında duran Minho bana bakınca kaşını kaldırdı.

''Sonsuza kadar sürecek sandım.''

''Çünkü içeride ölüyordum.''

Newt bana bir bakış attı.

''Titriyorsun.''

''Buz gibi suda yıkanınca öyle oluyor!''

Minho bir anda üzerime bir şey fırlattı. Refleksle tuttum. Tuttuğum hırkaya baktım.

''Artık beni suçlayamazsın.''

Ben cevap vermeden yanımdan geçti. Ve kulübeye girdi. Kapıyı da arkasından kapattı. Kapıya ve elimdeki hırkaya baktım. Hırkayı almak için ben duştayken gitmiş olmalıydı. Önce benimle dalga geçmişti sonraysa bana hırka getirmeye gitmişti. Newt elimdeki hırkayı alıp bana giydirdi.

''Onu çözemiyorum. Önce kötü davranıyor sonraysa çok düşünceli oluyor.''

''Üç yıldır onu tanıyorum ama ben bile çözemedim.''

İstemsizce güldüm. Tam o anda karnımdan yüksek bir gurultu yükseldi. Donup kaldım. Yavaşça kafamı diğer tarafa çevirdim. Bunun olmadığını varsayarsam Newt'te görmezden gelebilirdi.

''Doğru ya yemek yemedin.''

Neyse ki dalga geçmedi.

''Hemen şenlik ateşine gidelim. Orada hem ısınırsın hem de yemek yersin.''

Şükür ki karnım Minho'nun yanında guruldamamıştı. Minho benimle hem dalga geçer hem de bana yeni bir lakap bulurdu. Newt yürümeye başlayınca bende onu takip ettim. Diğerine kayıp ördek yavrusu gibi görüyor olmalıydım. Çünkü her yere Newt'i takip ederek gidiyordum.

Newt beni ateşin olduğu alana götürdüğünde etraf tamamen değişmiş gibiydi. Birkaç saat önce bana korkutucu gelen yer şimdi garip şekilde canlı görünüyordu. Erkekler kahkahalar atıyor, bir şeyler taşıyor, bağırarak birbirlerine laf atıyordu. Ve tam ortada devasa bir ateş yükseliyordu. Gerçekten devasaydı. Alevler neredeyse birkaç metre havaya çıkıyordu.

"İşte şenliğimiz.''

Ama dikkatim çoktan başka bir şeye kaymıştı. Ateşe. Daha doğrusu ateşin büyüklüğüne. Newt elime metal bir tabak tutuşturdu. İçinde tavuklu bir yemek vardı. Burnuma gelen koku yüzünden midem resmen acıyla kasıldı.

"Ye, yoksa birazdan yere düşeceksin."

Çatalla hemen bir lokma aldım. O kadar açmışım ki neredeyse ağlayacaktım. Tam o sırada gözüm tekrar ateşe kaydı.

"Bu kadar büyük olması sorun değil mi?"

Newt kaşlarını çattı.

"Neyin?"

"Ateşin."

Newt birkaç saniye bana baktı.

"Hayır?"

Çatala tavuk takarken ateşi işaret ettim.

"Çok fazla karbondioksit açığa çıkıyor."

Newt'in yüz ifadesi tamamen boşaldı.

"Ne?"

"Şu an çevreye zarar veriyorsunuz."

Newt göz kırptı.

"Bu sadece eğlence."

"Eğlence için atmosferi mahvediyorsunuz."

Yanımızdan geçen çocuklardan biri bunu duyup kahkaha attı.

"Ne diyor bu?"

"Bilmiyorum, ama kulağa azar işitiyormuşuz gibi geliyor."

Diğer çocuk gülerek cevap vermişti. İç çektim.

"Erkekler."

Newt sonunda gülmeye başladı.

"Spark, burada devasa taş duvarların içinde mahsur kalmış durumdayız. Sanırım son problemimiz karbon salınımı."

"Hayır, tam olarak bu yüzden problem olmalı. Kapalı ekosistem gibi bir yerde hava dengesi."

"Dur, beynim yanmaya başladı."

Newt iki elini kaldırdı. İstemsizce güldüm. Newt yemeğim bitince bana bir içecek uzattı. Hiç düşünmeden aldım. Ve tek seferde içtim. Tadı ekşimsiydi. Yine de fena değildi.

"Hey! Ne yaptın?"

Ona baktım.

"Ne yani? Bana verdin, ben de içtim."

"Bu Gally'nin içkisi. Herkes bir yudum alır, bırakırdı."

Omuz silktim.

"Tadı kötü değildi."

Newt kısa bir kahkaha attı.

''Herkes tadının berbat olduğunu söyler ki öyle de .''

Dudaklarım kıvrıldı.

"Ben sevdim."

Tam o sırada Alby'in sesi geldi.

"Newt!"

Newt bana baktı.

"Geri döneceğim. Buradan ayrılma.''

Başımı salladım. O uzaklaşırken gözüm başka bir yere takıldı. Ortada bir çember oluşmuştu. İki kişi dövüşüyordu. Biri Gally'di. Yanımdan geçen bir çocuğu durdurdum.

"Bu normal mi? Ceza almayacak mı?"

Çocuk güldü.

"Normal. Bu bir oyun."

Kaşımı kaldırdım.

"Ben de denemek istiyorum."

Tam o anda Gally diğer çocuğu çemberin dışına attı. Hemen çembere yaklaştım. Gally bana baktı.

"Ben de gireceğim."

Gally başını iki yana salladı.

"Bir kızla dövüşmeyeceğim."

Bir adım yaklaştım.

"Seni tekrar yere yıkmamdan mı korkuyorsun?"

Kaşları çatıldı.

"Beni yere yıkmadın."

Gülümsedim.

"Bilmiyorum bana yerde gibi görünmüştün."

Bir an sustu. Sonra dişlerini sıktı.

"Gir şu lanet çembere."

Beklediğim buydu. Zıpladım. Çemberin içine indim. Kalabalık seslendi. Gally beklemedi. Direkt saldırdı. Ben de karşılık verdim. Çemberin etrafındaki bağırışlar gittikçe yükseliyordu. Ateşten çıkan kıvılcımlar havaya savrulurken herkes Gally'nin kazanacağından emin görünüyordu. Bu sinir bozucuydu. Sırf kız olduğum için insanların beni güçsüz sanmasına alışkındım. Ama bugün o düşünceyi kafalarına sokmamaları gerektiğini öğreneceklerdi.

''Vazgeçmek için geç değil.''

Kafamı iki yana salladım. Kazanmadan pes etmezdim. Gally önce geri çekildi. Ama sonraki saniye üzerime atıldı. Kolunu yakalayıp ağırlığını kullandım. Gally'nin dengesi kaydı ama son anda toparlandı. Hızlıydı. Yumruğundan son anda kaçtım. Rüzgâr saçımı savurdu.

Ayağımı savurup dizinin arkasına vurdum. Gally sendeledi ama bu kez beni bileğimden yakaladı. Bir anda ikimiz de birbirimize yakınlaştık. Etrafımızdaki çocuklar bağırıyordu.

"Gally!"

"Çaylak!"

"Vur şuna!"

Gally beni itmeye çalıştı ama ağırlığımı verip onu geriye sürükledim. Sonra omzundan tutup çevirdim. Ve sonunda ikimiz de yere düştük. Refleksle elimi Gally'nin başının arkasına koydum. Başını sert zemine vurmasını engelledim. Bir an sessizlik oldu. Sonra bağırışlar patladı. Şu an resmen Gally'nin üstündeydim. Nefes nefese bana baktı.

"Gereksiz hamleydi."

Başımı hafifçe eğip çemberin dışında kalan kolunu gösterdim.

"Değildi, kazandım."

Gally birkaç saniye sustu. Sonra ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Lanet olsun."

Tam zaferimin tadını çıkaracaktım ki biri belimden tuttu. Bir anda havaya kalktım.

"Hey!"

Minho beni sanki bir çuvalmışım gibi kaldırmıştı.

"Bu kadar gösteri yeter."

"Bırak beni!"

Beni çemberin dışına koyduktan sonra saçımı karıştırdı. Elini anında ittim.

"Ben kazandım!"

"Evet, Vixen. Hepimiz gördük."

Gally yerden kalkıp boynunu çıtlattı. Sonra yürüyüp Minho'nun kolunu tuttu.

"Çembere girdin, dövüşmeden çıkamazsın.

Kalabalık anında çıldırdı.

"Oooh!"

Minho gözlerini kapatıp derin nefes aldı.

"Git başımdan, Gally."

"Kural kuraldır."

Minho dilini yanağının içine bastırdı. Sonra yavaşça başını salladı.

"Peki , ama unutma bunu sen istedin."

Nedense o an etraftaki herkes birkaç adım geri çekildi. Bu beni biraz korkuttu. Minho bana kısa bir bakış attı.

"Dışarıda kal, Vixen."

Ve ilk kez yüzündeki ifade tamamen ciddiydi.

Minho ve Gally'nin dövüşü korkutucuydu. Benim Gally ile dövüşmem eğlenceli görünmüş olabilirdi ama onlarınki tamamen farklıydı. İkisi de geri çekilmiyordu. Yumruklar gerçekti. Darbeler sertti. Ve ikisinin de yüzünde garip bir inat vardı. Bir noktadan sonra etraftaki bağırışlar bile azalmıştı. Çünkü herkes bunun ciddileştiğini anlamıştı.

Minho'nun dudağı patlamıştı. Gally'nin kaşının üstü açılmıştı. Ama ikisi de hâlâ ayaktaydı.

"Bunlar birbirlerini öldürecek.''

Yanımda duran Frypan iç çekti.

"Muhtemelen."

Sonra bir anda Gally eğilip Minho'ya bir şey söyledi. Duyamadım. Ama ne söylediyse Minho'nun yüzü anında değişti. Gözleri sertleşti. Bir saniye sonra Gally'i itti. Gally de onu itti. Ve ikisi beraber çemberden çıktı. Ama sorun şu ki durmuş gibi görünmüyorlardı. Hâlâ birbirlerine doğru ilerliyorlardı. Tam o sırada Newt aralarına girdi.

"Spark, buraya gel! Ve ikiniz de kavgayı kesin!"

Minho ve Gally birbirlerine öfkeli bakışlar attılar. Gerçekten saldıracaklar sandım. Ama sonunda geri çekildiler. Gerilim hâlâ havadaydı. Newt bana döndü.

"Sana beni beklenmeni söylemiştim, ama sen gidip Gally ile mi dövüştün?"

Omuz silktim.

"Herkes yapıyordu. Üstelik eğleniyorlardı. Ben neden yapmayayım?"

Newt yüzünü buruşturdu.

"Anlıyorum. Ama buradaki bütün erkekler iyi niyetli değiller. Yaralanabilirdin."

Kaşımı kaldırdım.

"Kazandım ama."

Newt birkaç saniye bana baktı.

"Ne?"

"Gally'i yendim."

Gally gözlerini devirdi. Newt'in yüzünde şaşkın bir gülümseme oluştu.

"Bunu yapan ilk kişi olarak sana bir içki vereyim öyleyse."

Başımı hızla kaldırdım.

"Gerçekten mi?"

Minho burnundan nefes verdi.

"İçki dediği şey Gally'nin özel tarifi. Tadı berbat."

"Az önce tadına baktım ve sevdim."

Minho bana sanki akıl sağlığımı kaybetmişim gibi baktı.

"Sevdin mi? Damak tadın mı bozuk?"

Gally hemen atladı.

"İçkimin tadında sorun yok."

Minho kahkaha attı.

"Sorun yok mu? O içkiye işediğine eminim."

Kalabalıktan kahkahalar yükseldi. Gally hiç etkilenmemiş gibi omuz silkti.

"Biliyor musun? Bir dahakine seninkine işeyeceğim."

Başımı iki yana salladım. Newt'e döndüm.

''İçkimi alabilir miyim?''

Newt güldü.

"Gel hadi."

Elini bana uzattı. Hiç düşünmeden tuttum. Tam yürümeye başlayacaktık ki Minho'nun sesi geldi.

"Bak, yine yapıyorsun."

Arkamı döndüm. Bir kaşını kaldırmış bana bakıyordu.

"Bir erkek onu takip etmeni söylediğinde bunu yapmamalısın."

Gözlerimi devirdim.

"Yapmamda sorun yok. Sonuçta bana zarar vermeye kalkarsa ben daha kötü zarar veririm."

Newt anında ellerini kaldırdı.

"Tehdide gerek yok. Sana zarar vermek hayatımda yapacağım son şey olurdu."

Frypan bir yerden bağırdı:

"Gerçekten öyle olurdu çünkü muhtemelen seni öldürürdü!"

Bir anda kahkahalar yükseldi. Ben de istemsizce gülümsedim.

''Bir söz vermelisin. Bu defa yanımdan ayrılmak yok.''

''Söz. Ayrılmayacağım.''

Aslında ilk o yanımda ayrılmıştı ama sorun değil bunu yapabilirdim. O içkiyi istiyordum.

Kaç tane içtiğimi hatırlamıyorum. Beş miydi? Altı mıydı? Belki daha fazla. Dünya biraz yumuşamıştı. Sesler uzaktan geliyordu. Newt bana baktı.

"Yeterli değil mi?"

Gülümsedim.

"İyiyim, ben bittim."

Newt başını salladı.

"Tamam. Seni kulübeye götüreyim."

Ona baktım. Sonra hiç düşünmeden sarıldım. Kollarımı ona doladım. Sıkıca. Newt dondu.

"Ne yapıyorsun?"

Geri çekilmeye çalıştı. Ama bırakmadım.

"Senden ayrılmamamı söyledin.''

Newt kaşlarını çattı.

"O anlamda değildi. Bırakabilirsin."

Başımı salladım.

"Hayır. Söz verdim. Ayrılmayacağım."

Newt derin bir nefes aldı.

"Alby!"

Alby döndü.

"Ne oldu?"

Newt çaresiz görünüyordu.

"Beni bırakmıyor."

Alby bize baktı. Sonra omuz silkti.

"Kemiklerini kırıyor mu?"

"Hayır."

"Sana zarar veriyor mu?"

"Hayır."

"Öyleyse bu benim sorunum değil."

Ve yürüyüp gitti. Newt arkasından seslendi.

"Hey! Geri gel!"

Ben hâlâ ona sarılıydım. Başımı kaldırdım.

"Kulübeye gitmeyecek miyiz?"

Newt iç çekti.

"Sen beni böyle tutarken yürüyemem."

Bir an düşündüm. Onu taşırsam kulübeye gidebilirdik.

"Seni taşıyayım mı?"

Newt'in gözleri büyüdü.

"Hayır. Sadece beni bırak."

Başımı salladım.

"Hayır. Söz verdim."

Newt dişlerini sıktı.

"İnatçı kadın çekil."

Ama çekilmedim. Etrafıma baktım.

"Kulübe ne taraftaydı? Seni oraya taşıyacağım."

Newt panikledi.

"Hayır. Sakın yapma."

"Ne oluyor?"

Minho'nun sesi. Başımı ona çevirdim. Newt hemen konuştu.

"Sarhoş oldu. Ve beni taşımak istiyor."

Minho'nun dudakları yukarı kıvrıldı. Bana baktı.

"Merhaba Mean Ho.''

Newt hemen atladı.

"Doğru! Hadi, onu taşı."

Minho başını salladı.

"Biliyor musun? Newt taşınmayı çok ister."

Gözlerim parladı.

"Gerçekten mi?"

Newt neredeyse bağırdı.

"Hayır!"

Ama çok geçti. Kollarımı biraz daha sıkılaştırdım.

"Tamam, o zaman seni taşıyacağım."

Bir el enseme yapıştı. Sert. Ani. Bir anda Newt'ten koparıldım. Dengem bozuldu. Geri çekildim. Şaşkınlıkla başımı kaldırdım. Beni ensemden yakalayan kişi Gally'di. Gözlerimi kıstım.

"Taşınması gereken sensin."

Kaşlarımı çattım.

"Ben iyiyim, Newt'i taşıyacağım."

Gally başını iki yana salladı.

"Yürüyüşün dengesiz. Onu düşürüp yaralarsın."

Bir an durdum. Gözlerim büyüdü.

"Newt'i yaralamak istemezsin, değil mi?"

Hemen başımı salladım.

"Hayır , istemem."

Gally biraz yumuşadı.

"İyi. Şimdi düzgünce onunla kulübeye git."

Kaşlarımı tekrar çattım.

"Hayır."

Gally derin bir nefes aldı.

"Kadın az önce beni onaylamadın mı?"

Kollarımı bağladım.

"Kalacağım, az önce bir tavuk gördüm. Onu seveceğim."

"Eminim Winston o tavuğu çoktan kesmiştir."

Şokla Minho'ya döndüm. Tavuk kesilmiş miydi? Biraz önce yediğim o muydu?

"Ne dedin?"

Gally hemen düzeltti.

"Kesmedi. Ayrıca o tavuk değil, horoz. Burada tavuk yok."

Bir an sessizlik oldu. Sonra gerçekten anladım. Her şey erkekti. Yüzüm değişti. Yavaşça elimi kaldırdım. Ve havaya orta parmak gösterdim.

"Siz cinsiyetçi pisliklersiniz. Hayvanlar bile mi erkek?!"

Newt hemen araya girdi.

"Hey, hey sakin ol."

Ama duramadım.

"Her şey erkek! Bitkiler de mi erkek?!"

Eğildim. Çimleri tekmeledim.

"Aptal erkekler! Her yer erkek!"

Minho güldü.

"Hey, unutma biz de erkeğiz."

Ona baktım.

"Zaten sorun o."

Etrafıma baktım. Sinirli. Kararlı.

"Neden aranızda kız yok?" Başka kız istiyorum."

Bir an durdum. Sonra gözlerim parladı.

"Belki kısa saçlı kız vardır. Hadi kontrol edelim."

Ve elimi uzattım. Gally'nin pantolonunu tuttum. Her şey çok hızlı oldu. Gally bir anda geri çekildi. Ve refleksle bana tekme attı. Dengemi kaybettim. Yere düştüm.

"Gally! Delirdin mi?!"

Newt bağırdıktan sonra yanıma çöktü. Gally hâlâ şoktaydı.

"Pantolonumu tuttu!"

Kaşlarımı çattım.

"Pantolonunu değil, tişörtünü çıkaracaktım."

''Çünkü bu daha iyi!''

Gally sinirli ve alaycı cümlesini bitirince uzaklaştı. Minho da diğer tarafıma çöktü. Ve kafamı yerden kaldırdı. Başımı iki yana çevirdi.

''Kan yok. Sert çarpmadın anlaşılan.''

''Tişörtünü çıkarır mısın ?''

Minho kahkaha attı. Beni kucağına alarak yerden kaldırdı. Newt'te yerden kalktı.

''Belki de bu soruyu ayıkken sormalısın.''

Minho da tişörtünü çıkarmayacaktı. Newt yüksek sesle öksürdü. Newt'e elimi uzattım. Newt elime anlamsızca baktı.

'' Yanından ayrılmamamı söyledin. Beni taşımalısın.''

''Ben zaten taşıyorum. Newt bizi takip edebilir böylece yanından da ayrılmamış olursun.''

Doğru yine de yanında oluyordum. Sonuçta beni görebiliyordu.

''Haklısın.''

''Bunu da ayıkken tekrar söyle.''

Havadaki elimi çekip Minho'nun göğsüne yasladım. Bir saniye , kız olup olmadıklarını böyle de anlayabilirdim. Minho'nun göğsünde elimi gezdiriyordum. Minho bir anda kolunu dizlerimin altından çekti. Ve belimden kavrayarak beni omzuna yerleştirdi.

''Sadece uyu. Sarhoşsun.''

Uykum vardı ama neden beni birden omzuna çekmişti ? Kucakta taşımak daha mı zordu? Gözlerim kapanırken Newt bir şey söyledi ama anlamadım. Sabah ona sorardım.

Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.