İçeriğe geç

Kalplerin Savaşı

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Kalplerin Savaşı

Bölüm 2

2.Bölüm: Sorular

Newt'i neredeyse yanımda sürükleyerek ormanın içine yürüdüm. Nefesinin hızlandığını fark edince ona döndüm. Lanet olsun. Topallıyordu. Onu sürüklediğim süre boyunca bunu fark etmemiştim. Durdum ama elini bırakmadım.

''Seni taşımamı ister misin?''

Başını hafifçe salladı. Nefes alıp vermeye çalışıyordu. Boştaki elini göğsüne koydu. Biraz da öne eğilmişti. Onu çok zorlamıştım.

''Hayır , iyiyim. Sadece birkaç dakikaya ihtiyacım var.''

Bekledim. Rüzgar sesiyle beraber nefes alışını dinledim. Nefesi yavaş yavaş düzene girdi. Doğrulup elini elimden çekti.

''Benim adım Newt.''

''Biliyorum arkadaşların söyledi. Ben neden adımı hatırlamıyorum ? ''

Cevap vermek üzereyken vazgeçti. Bana bir adım ilerledi. Geri adım attım. Ne yapmaya çalışıyordu? Eliyle boynumu işaret etti.

''Bir yüzüğün var.''

O öyle söyleyince boynuma baktım. Boynumda bir zincire geçirilmiş yüzük vardı. Bunu nasıl fark etmemiştim ? Yüzüğün taş kısmı sanki kırılmış gibi yarımdı. Yüzüğü bırakıp ona döndüm. Beni oyalamaya mı çalışıyordu?

''Sorumun cevabı bu değil.''

''Haklısın. Üzgünüm sadece yüzüğün dikkatimi dağıttı. Buraya geldiğinde kimse bir şey hatırlamaz.''

''İyi de neden ?''

Başını hafifçe yana eğdi ve omuz silkti.

''Bizi buraya kimler gönderiyorsa bunu onlar yapıyor. O yüzden bilmiyorum ama adını hatırlayacaksın. Bizden almadıkları tek şey bu.''

İstediğim cevap bu değildi. Eminim ki onların istediği cevapta bu değildi. Ama bunu çoktan kabullenmiş gibi duruyordu.

''Neden gönderdiklerine de cevabın yok değil mi?''

''Evet. Hepimiz bu konuda kaybolmuş haldeyiz.''

Bir an etrafıma baktım. Hava kararmıştı. Gece olmuştu. Ama sıcaklık değişmemiş gibiydi.

''Ne kadar zamandır kaybolmuş haldesin ?''

''Neredeyse üç yıl oldu. Tabi bazıları için daha az.''

''Herkes benim gibi mi geldi?''

''Evet. Her ay asansörle yeni çaylak gelir. Tabi bir keresinde otuz çaylak gelmişti.''

''Çaylak deme. Ve hepiniz erkek misiniz ? Başka kız yok mu?''

''Hayır. Buraya gönderilen ilk kız sensin.''

Bu hiç hoşuma gitmedi. Otuzdan fazla erkeğin içinde tek kız olmak korkutucuydu. Gerçi çoğunu korkutmuştum. İyide ilk gönderilen ben olsam da başka gelecek olanlar da olabilirdi.

''Öyleyse bundan sonra kızlar mı gelecek ?''

Newt'in yüz ifadesi değişti. Hafifçe gülümsedi ama gözleri endişe doluydu.

''Umarım öyle olmaz.''

''Neden?''

Bana baktı. Bu sefer gözlerinde hafif bir eğlence belirdi. Yüzünde ise oyunbaz bir ifade oluştu.

''Dördümüzü dövdün , birimizi de bayılttın. Üstüne onu omzunda taşıdın. Tüm kızlar böyleyse erkeklerle iyiyiz.''

''Bütün kızların aynı olduğunu sanmıyorum. Ayrıca kafam çok karışıktı. Ve hala da karışık. Yani burada nasıl yaşıyorsunuz ? Dışarı çıkmanın bir yolu var mı? Yoksa burası dışarısı mı? Tam olarak kaç kişisiniz ? Biri yaralanınca ne yapıyorsunuz ? Yemek ne yiyorsunuz ? İçinizden sevgili olan var mı ? ''

Newt elini omzuma koyarak beni sarstı. Yüzünde panik ifadesi vardı.

''Lütfen yavaşla. Bu soruların hepsine cevabım yok. Ayrıca son soru neydi ? Bunu neden düşündün? ''

''Neden mi ? Burada kız olmadığını söyledin. Ve sonuçta bir aradasınız olabilir. ''

''Bu düşünceni Gally'in yanında dile getirme. Hayatın boyunca sana uzaylıymışsın gibi bakar.''

''Gally de kim? Uzaylı olabiliriz yada uzayda olabiliriz. Gerçi dünyada sonuçta uzayda. Bir dakika dünyada mıyız ? ''

'' Asansörde suratına yumruk attığın kişi. Diğer soruna bir cevabım yok. Ben sadece kendi adını hatırlayabilen bir çocuğum.''

''Çocuk mu ? Kaç yaşındasın ? Bir saniye Minho da mı çocuktu ? Ama iri görünüyordu. Bir çocuğu mu dövdüm ? ''

''Hayır bu bir ifadeydi. On yedi yada on sekiz yaşındayım. Minho da sanırım on sekiz yada on dokuz. Ve lütfen sorularını arka arkaya sorma. Kafam karışıyor.''

Yine de sorularımı cevaplıyordu. En azından Minho gibi yapmıyordu. Tabi sorularımla onu boğuyordum ama yine de sakin sayılırdı. Newt benim susmamla etrafa bakmaya başladı.

''Şimdi açıklığa dönmek ister misin?''

''Hayır. Çok fazla erkek var. ''

''Korkmana gerek yok. Ayrıca onları yeterince korkuttun . Birde zarar vermeme kuralımız var.''

''Ama ben zarar verdim. Hem de fazlasıyla.''

''Kurallardan haberin yoktu.''

Doğru bilmediğim bir kuraldan beni sorumlu tutamazlardı. Gerçi kalabalıklardı bense tek başımaydım.

''Ceza almayacağım değil mi ?''

''Almayacaksın. Alby ile konuşacağım.''

''Alby de kim?''

''Buranın lideri.''

Bir yönetim sistemleri mi vardı? Erkekler olarak bunu düşünebilmişler miydi? Oy kullanarak mı seçim yapmışlardı ? Yoksa ölümüne dövüşüp kazananı lider mi yapmışlardı ? Peki lider neden Newt'i dinliyordu ?

''Hayır. O aklındaki soruları sorma. Soracaksan da sadece birini seç lütfen.''

Çaresiz sesi beni gülümsetti. Ona gerçekten çok soru sormuştum. Newt bakışlarını yüzüme dikip baktı. Ona kafamı salladım. Neden böyle bakıyordu?

''Seni gülümsettim. Bunu yapabileceğini düşünmemiştim.''

''Bütün bu durumun içinde gülebilecek bir durum yoktu. Peki lider seni neden dinliyor ?''

''Bir an soru sormaktan vazgeçtiğini düşünmüştüm. Ama sanırım bu bitmeyecek bir durum. Ben ikinci komutanım bu yüzden beni dinliyor.''

İkinci komutan. Bu Newt'ten yüksek sadece liderin olduğu anlamına geliyor. Bu da o erkeklerin Newt'in sözünü dinlemesinin sebebiydi.

''Öyleyse seninle kalırsam güvende olurum.''

Newt bir an öksürdü. Bunu beklemiyormuş gibi. Öksürüğü dinene kadar bekledim. Öksürük yüzünü tamamen kızartmıştı. Hatta kulakları bile kızarmıştı.

''Benimle kalmak mı?''

''Evet. Sonuçta çıkıp gidebileceğim bir yerde değiliz. Ve sürekli diğerlerini de dövemem.''

''Bunu Alby ile konuşmalıyız. Kulübeye gidelim.''

Başımı salladım. Yürümeye başladığımızda topallayan bacağına gözüm kaydı. Gözlerimi kaçırdım. Bakarken yakalanmak istemiyordum. Bu kaba olurdu. Gerçi muhtemelen benim kaba olduğumu düşünüyordu. Elimi uzattım. Newt havadaki elime baktı.

''Diğer erkeklere güvenilir olduğumu göstermek için sonuçta iyi bir başlangıç yapmadım.''

''Tabi.''

Uzattığım elimi tuttu. Elini sıkıca kavradım. Yakınında yürüdüm. Alabildiğim kadar ağırlığını aldım. Tabi fark ettirmeden gerçi fark etmiş olabilirdi. Sanırım Newt burada güvenebileceğim biri olabilirdi.

Açıklıktan geçerken bazıları bize baktı. İstemeden Newt'in elini daha sıkı kavradım. Newt baş parmağıyla elimi okşadı. Beni sakinleştirmeye çalışması çok tatlıydı. Newt beni bir kulübenin önüne getirdi. İçeriden tanıdık bir ses geliyordu.

''O kız tehlikeli ve Newt onunla hala ormanda. ''

''Gally sorun olmayacak. Newt çaylakları sakinleştirmede her zaman iyidir.''

''Alby o kız tam bir vahşi. Minho'nun haline bir baksana.''

''Benim bir şeyim yok.''

''Bir şeyin yok mu? Burnun ve onurun mahvolmuş durumda.''

Newt boştaki eliyle kapıyı açtı. Kulübenin içinde saydığım kadarıyla yedi erkek vardı. Hepsi bana ve Newt'e baktılar. Aslında daha çok birleşen ellerimize bakıyorlardı.

''Harika. Beni bayılttı ama sana çok sevecen.''

Minho'nun sözleri fazlasıyla alaycıydı. Ona cevap vermedim. Odadaki diğerlerini inceledim. Siyahi bir erkekle göz göze gelince panikle yerinden kalktı. Kulübenin kapısından koşarak geçti.

''Benim öldürmem gereken hayvanlar var.''

Yanımızdan geçerken bunları söyledi. Şokla Newt'e döndüm. Onun bunu söyleyip öylece gitmesine izin mi verecektiler? Erkeğin gittiği yönü elimle işaret ettim.

''Hayvanları öldüreceğini söyledi onu durdurmayacak mısın? Yoksa bu her zaman oluyor mu? Bir çeşit ritüel mi yada kurban mı? Yoksa o bir psikopat mı ? Hayır doğru terim sosyopat da olabilir.''

İçeridekilerin hepsi bana şokla baktı. Newt ise sakinlik ve bıkkınlık arasında bir bakış attı.

''Hiçbiri değil. O bir dilimleyici yiyebilmemiz için hayvanları kesiyor.''

Yüzümü buruşturdum. Hayvanları kesmek için iyi bir psikolojiye sahip olmalıydı. Gerçi biraz deli gibi görünüyordu.

''Daha önce bu kadar çok soru soran bir çaylak görmemiştim.''

Newt siyahi iri erkeğe döndü. Erkeğin önünde kirli bir önlük bağlıydı.

''Bu sadece başlangıç Frypan. Sadece başlangıç.''

''Frypan mı ? Bu gerçek ismin mi yoksa lakap mı ? Hepinizin tuhaf lakapları var mı ? Yoksa Minho gibi normal isimlere sahip olanlarınız da var mı? Peki hepiniz kaç kişisiniz ? Hepiniz gerçekten erkek misiniz? Belki aranızda kısa saçlı kız vardır.''

Daha fazla soru sormaya devam edecektim ki Newt ağzımı kapattı. Daha soracak bir sürü sorum vardı. Ama Alby önümüze geldi.

''Newt onu lütfen kulübene götür. Bu gece bu sorularla uğraşamayacağım.''

''Neden onun kulübesine gidiyor? O bir kız.''

''Tespit için teşekkürler Minho. Fark etmemiştik.''

''Sus be Clint.''

Minho köşedeki çocuğa çıkıştı. Çocuğun kahverengi saçları vardı. Ve ortalama bir yüzü vardı. Yani Minho yada Newt kadar yakışıklı görünmüyordu.

''Hamaklarda uyuyamaz. Ayrıca Newt'en başka hiçbirinizin onu kulübesine alacağını düşünmüyorum.''

''Gece Newt'i öldürüp sonra da hepimizi öldürebilir.''

Gally'in komplo teorisine kaşlarımı çattım. Otuzdan fazla erkeği öldürmek için bir sebebim yoktu. Ayrıca benden çok , az önceki arkadaşları için endişelenmeleri daha mantıklı olurdu.

''Öyleyse onu kulübene al. Böylece planlarını da engellersin.''

Alby'in sesi çok alaycıydı. Yine de bu öneriden nefret ettim. Diğerlerine o kadar güvenmiyordum. Newt'e bile güvenim sınırlıydı. Konuşmak için Newt'in ağzımdaki elini çektim.

'' O da isterse Newt ile kalabilirim ve onu öldürmem. Aslında kimseyi öldürmem. Sonuçta Minho'yu bile yaralayınca buraya taşıdım.''

''Ne yaptın?''

Minho'nun şok olmuş sesiyle Alby yüzünü sıvazladı. Şu an buradan başka her yerde olmak istiyormuş gibi görünüyordu.

''Bunu ona söylememiştik.''

Açıkça. Yani o şoku her şeyi anlatıyordu. Alby Newt'e bir el işareti yaptı. Newt beni kapıdan uzaklaştırarak ters yöne yürütmeye başladı.

''Hey , onu buraya getir. Beni nasıl taşıdı ? Ne oldu ? Geri dönün!''

Minho'nun sesi git gide geride kalırken Newt ilerlemeye devam etti. Beni bu sefer daha küçük bir kulübenin önünde durdurdu. Ve kapıyı açarak içeri girmemi işaret etti.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.