İçeriğe geç

Kalplerin Savaşı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Kalplerin Savaşı

Bölüm 1

1.Bölüm: Karanlık

Gözlerimi açtığımda... ilk hissettiğim şey karanlıktı. Yoğun. Boğucu. Üzerime çöken bir karanlık. Nefesim hızlandı. Neredeydim ben?

Altımda metal bir zemin vardı. Soğuk. Sert. Parmak uçlarımla yokladım , etrafım kutularla doluydu. Ahşap. Bazıları sarsılmış gibi duruyordu. Ve hareket ediyorduk. Yukarı. Kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Ben kimdim? Hiçbir şey yoktu. Ne bir isim. Ne bir yüz. Ne bir anı. Sadece boşluk.

Bir anda bütün hareket kesildi. Yüksek bir siren sesi duydum. Sonra da insan sesleri duymaya başladım. Tam olarak anlayamıyordum ama kalabalık olmalıydılar. Sesleri birbirlerine karışıyordu. Ahşap kutuların arkasına geçtim. Dışarıdakiler kötü insanlar olabilirdi. Bir anda içinde bulunduğum yerin üstündeki demir parmaklıklar açıldı. Ve içeri biri atladı. Uzun boyluydu. Olduğum yerden yüzünü seçemiyordum.

''Yeni çaylak nasıl görünüyor Gally?''

''İri mi ? Mutfakta yardıma ihtiyacım var.''

''Bir susun korkmuş saklanmış.''

İçeri girenin konuşması yakından gelince panikledim. Adım sesleri de yardımcı olmadı. Bana yaklaşıyordu. Olduğum yerden ayağa kalktım. Ve erkeğe baktım. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. Bir adım daha atınca suratına yumruk attım. Geriye doğru yalpaladı. Kutuların üzerine atladım. Birinden diğerine zıpladım. Ve erkeğin geldiği yönün tersinden dışarı çıktım. Çok yeşil bir alandaydım.

''Bu bir kız.''

Arkamı döndüğümde çok fazla erkek gördüm. Gerçekten çok fazlaydılar. İçlerinden biri ellerini kaldırarak bana yaklaştı. Ama ben ona tekme attım. Tekmem yuvarlanmasına sebep oldu. Biri kolumu tutmaya çalıştı ona da dirsek attım. Bir çıkış bulmalıydım. İleri de bir orman gördüm. Oraya doğru koşmaya başladım.

''Hey yakalayın onu.''

Ormana koşarken peşimden geliyorlardı. Hatta birisi önüme geçti. Kollarını açtı. Sanırım beni öyle yakalayabileceğini düşünüyordu. Ama ben durmadım. Beni tam yakalayacakken kasıklarına dizimi geçirdim. Acıyla yere çöktü bende koşmaya devam ettim.

''Dur.''

Durmadım. Peşimden kaç tanesinin geldiğinin önemi yoktu. Ormanda izimi kaybettirebilirdim. Sonra da bir çıkış bulabilirdim. Koştum . Erkeklerin sesi bitene kadar koştum. Yorulduğumda bir ağaca yaslandım. Ve çevreme baktım. Ağaçlardan başka bir şey fark edince oraya ilerledim. Bir kulübe vardı.

Kapısını dikkatlice açtım. İçeride kimse yoktu. Küçük bir kulübeydi. Bir masa vardı. Masanın üzerinde mini bir labirent vardı. Tahtadan yapılmış gibiydi. İçinde ince yollar vardı. Labirentin bir çıkışı yok gibiydi. İncelemek istiyordum ama gözüm diğer taraftaki elma ve su şişesine takıldı. O an aç olduğumu fark ettim. Elmayı aldım. Zehirli olamazdı herhalde. Elmayı yavaşça ısırdım. Sulu ve güzeldi. Tadı bu kadar güzelken zehirli olamazdı.

Elma bitince suyu da içtim. Yeterli gelmedi ama şimdilik idare etmeliydim. Kulübenin köşesine geçip oturdum. Sırtımı duvara yasladım. Burası neresiydi? Neden buradaydım? O erkekler kimdi? En önemlisi ben kimdim? Bu sorularıma belki o erkekler cevap verebilirdi. Ama niyetlerine güvenmiyordum.

Kapı gıcırdadı. Anında kafamı o yöne çevirdim. Ve ayağa kalktım. İçeri biri girdi. Bir erkek tabi ki. Gözleri çekikti. Üzerinde gömlek vardı ama üstüne kayışlı garip bir düzenek takmıştı. Göz göze geldik. Olduğu yerde durdu. Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

''Yeni çaylağın kız olduğunu söylerken yalan söylemiyorlarmış.''

Çaylak. Yine o kelime. Kaşlarımı çattım.

''Burası neresi? Beni neden buraya getirdiniz?''

''Burası Glade. Ve seni biz getirmedik. Bizde senin gibi buraya geldik çaylak.''

''Bana çaylak deme.''

Başını hafifçe eğdi. Bakışları üzerimdeydi.

''Neden yoksa adını mı hatırladın çaylak?''

Adımı hatırlamadığımı biliyordu. Hızla yanına yürüdüm. Başımı kaldırarak ona baktım. Çok yakınına gelmiştim. Geri çekilmedi.

''Adımı hatırlamadığımı nereden biliyorsun?''

Öfkem sesime yansıyordu. Ama o etkilenmedi. Omuz silkti.

''Herkese öyle olur.''

''Yalan söylüyorsun.''

Saldırdım. Yumruğum yüzüne inmek üzereyken kenara çekildi. Hızlıydı. Ama durmadım. Bu sefer tekme attım. Yine kaçtı.

''Doğruyu söyle.''

''Doğruyu söylüyorum.''

Çelme taktım ama düşerken beni de tuttu. Birlikte düştük. Üzerindeyken yumruğumu kaldırdım. Kolumu tuttu.

''Senin sorunun ne?''

''Benim sorunum mu ne? Neden buradayım , neden hafızam yok?''

''Bilmiyorum. Kalk üstümden.''

''Hayır.''

Bir anda her şey tersine döndü. Belimden yakaladı. Beni çevirdi. Artık alttaydım. Ellerimi yukarı bastırdı. Bacaklarıyla da bacaklarımı sabitledi.

''Bırak beni.''

Üzerime eğildi. Yüzü yüzüme çok yakındı.

''Altta olmak hoş değilmiş , değil mi?''

Hiç düşünmeden kafamı kaldırıp ona kafa attım. Geri çekildi. Ellerimi bıraktı. Panikle kanayan burnunu tuttu. Fırsatı kaçırmadım. Onu üzerimden ittim. Yuvarlandı. Ayağa kalktım.

''Burnumu kırdın.''

Cevap vermedim. Bunun yerine biraz geri çekilip tekme attım. Kafasına. Geri çekilme fırsatı olmadı. Tekmemle yere düştü. Kafası yere çarptı. Kıpırdamadı. Onu bayıltmıştım.

Bir süre nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Gözlerimi de yerdeki erkekten ayırmıyordum. Kıpırdamıyordu. Bir saniye ya öldüyse? Yavaşça yanına yaklaştım. Olduğu yere diz çöktüm. Çekinerek başımı göğsüne yasladım. Kalbi atıyordu. Derin bir nefes verdim. Farkında olmadan nefesimi tutmuştum. Yaşıyordu.

Geri çekildim. Gözlerim burnuna kaydı. Hala kanıyordu. Gömleğinin ucunu tuttum. Sertçe çektim. Yırtılıp elimde kalan parçayı burnuna bastırdım.

''Harika.''

Erkeklerden kaçıyordum ama birini öldürebilirim diye panikliyordum. Ayağa kalktım. Onu burada bırakamazdım. Başını sert çarpmıştı. Ölebilirdi. Onu diğerlerine götürmeliydim. Kollarından tuttum. Onu sürükleyebilirdim. Ama çekince çok kolay geldi. Hafifti. Neden bu kadar hafifti? Dışarıdan ağır görünüyordu. Onu sürüklemeden taşıyabilirdim sanırım. Eğildim ve onu omzuma aldım. Ağırlığı çok değildi ama boyu işi zorlaştırıyordu. Bacakları neredeyse yere değiyordu. Onu biraz daha yukarı kaydırdım. Aslında daha çok aşağı kaydırdım gibi oldu. Kafası belime değiyordu.

''Tamam. Bunu sadece katil olmamak için yapıyorum.''

Kaçtığım erkeklere bayılttığım arkadaşlarıyla dönüyordum. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Ağırlığı beni zorlamıyordu. Acaba daha önce halter mi kaldırıyordum? Bir dakika halterin ne olduğunu nasıl biliyordum? Hafıza kaybım seçici mi işliyordu?

Koşarak geldiğim yolu omzumda taşıdığım erkekle geri yürüdüm. Ormanın yeşilliğe açılan yerine geldiğimde adımlarım durdu. Erkekler ormanın girişinde duruyordu. Bir adım geri gittiğimde içlerinden biri ellerini havaya kaldırdı.

''Sana zarar vermeyeceğiz.''

''Newt , bence onun bize zarar vermesinden endişe duymalıyız .''

Konuşan siyahi erkekle bakışlarımız kesişti. Hemen geri adım attı. Ve yanındaki arkadaşının arkasına saklandı. Tamam onları kesinlikle korkutmuştum. Ellerini kaldıran sarışın bir adım öne çıktı.

''Minho'yu yere bırakabilir misin ? Tıbbi yardım alması gerekiyor gibi.''

''Biriniz gelip onu alabilir size yaklaşmayacağım.''

Sarışın elini ensesine götürdü. Ve utangaç bir tavır takındı. Etrafa da baktı ama aradığını bulamamış gibiydi.

''Minho'yu taşıyabileceğimizi sanmıyorum. Ve Gally burada değil.''

''Neden?''

''Şey çünkü o ağır mı?''

''Ağır değil oldukça hafif.''

Erkeklerden bazıları kıkırdadı. Sarışın yani Newt daha da utanmış gibiydi. Sanırım omzumdakini yani Minho'yu tek taşıyabilen bendim.

''İki kişi gelebilir.''

Newt hemen iki kişiye eliyle işaret etti. İkisi bana yaklaştılar. Minho'yu omzumdan yere bıraktım. Yerdeki Minho'yu kolunun altına girerek tuttular ve sürüklediler. Tamam sanırım gerçekten ağırdı. Anlaşılan sorun bendeydi. Bakışlarım Newt'e kaydı. Diğerlerinden daha sözü geçen biriydi. Ayrıca kolayca alt edebileceğim birine benziyordu. Zayıf bir vücut yapısı vardı. Elimi ona uzattım.

''Buraya gel ve bana her şeyi açıkla.''

Sesimin sert çıkmasını engelleyemedim. Cevaplara ihtiyacım vardı. Newt bana doğru yürümüştü ki arkasındakilerden biri kolunu tuttu. Tutan erkeğin kahverengi ve sarı arası saçları vardı.

''Delirdin mi? Seni böcek gibi ezecek.''

''Onu korkuttuk o yüzden öyle tepki verdi. Şimdi sakin görünüyor.''

''Sakin dediğin kız Minho'yu bebekmiş gibi taşıdı. Zorlanmadı bile. ''

''Ona zarar vermeyeceğim ama o da bana her şeyi açıklayacak.''

Newt arkadaşından kolunu kurtardı ve havadaki elimi tuttu. Kafasını ciddiyetle salladı.

''Açıklayacağım. Söz veriyorum.''

Onu kendime doğru çektim. İlk başta yalpaladı. Ama boştaki kolunu da tutarak dengesini kaybetmesini engelledim. Gözlerimi diğerlerine çevirdim. Hepsi izliyordu. Gergindiler.

''Hiçbiriniz ormana girmeyecek. Yoksa sizi de bayıltırım.''

Bazıları korkuyla başını sallayarak onayladı. Bazılarıysa sadece baktı. Newt'in elindeki tutuşumu sıkılaştırıp onu ormanın ormanın içine çektim. Artık bazı cevapları almalıydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.