3.Bölüm:
Eski pişmanlıklar
"Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır. "
Amin Maalouf
•°•°•°
"Hoş geldiniz Yağız Bey." Arabamın kapısını kapatırken yanıma gelen evimizin şoförü Yunus'a başımla selam verip, "Hoş buldum Yunus." Dedim.
"Bu akşam yemek var galiba Selim Dayınız da geldi." Arabamın anahtarını cebime koyarken Yunusu başımla onayladım. "Öyle. Dedem bu akşam davet etti." Yunus başını anlar şekilde salladığında etrafa attığı tedirgin bakışlarını fark ettim.
Merakla "Bir sorun mu var?" Diye sordum. "Bir sorun yok." Dedi hemen. "En azından şimdilik." Diye eklendiğinde kaşlarım istemsiz çatıldı.
"Şimdilik mi?" Yunus bir iki adım bana yaklaştı. "Dikkatli olun Yağız Bey. Şu aralar tüm oklar sizin üzerinizde. Ne olur ne olmaz tedbirli olun. İzninizle." Yunus söyleyeceklerini söyleyip yanımdan ayrıldı.
Anlatmaya çalıştığı şeyi anlamıştım. Miras için bana zarar verebilir ya da tuzak kurabilirlerdi. Bunun olabilme ihtimalini en başından düşünmüştüm. Ve bu yüzdende birkaç aydır attığım her adımda gözlerim etrafı tarıyor, iş yerinde her rakama ve her hesaba ayrı ayrı bakıyordum.
Aynı kandan bile olsan insan, konu para olunca herkese her şeyi yapabiliyordu.
Yemeğe geç kalmamak için yürümeye başladım. Düşünme işini ise en sona bıraktım.
Eve girdiğimde geldiğimi duyan Nil evin içinde koşarak adımı seslendi. "Yağız amcam gelmiş." Koşarak geldiğinde eğilip kollarımı açtım ve Nil'in kollarıma atlamasını sağladım.
"Hoş buldum pamuk prenses." Nil sözlerime kıkırdadığında yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
"Görmeyeli ne yapıyorsun bakalım prenses."
Nil, sorumu büyük bir ciddilikle cevaplamaya başladı. "Okula gidiyorum, eve geliyorum başkada bir şey yapmıyorum."
"Yaa." Dedim. Sanki dünyanın en ilginç şeyini dinliyor gibi.
Nil, sarı saçlarını savurup sanki aklına bir şey gelmiş gibi heyecanla gözlerini açtı. "Aa Yağız amca benim doğum günüm yaklaşıyor."
"Öyle mi, kaç yaşına giriyorsun bakalım?" Nil, parmaklarına bakıp içinden sayıp sekiz parmağını kaldırıp bana gösterdi.
"Koca kız olmuş pamuk prenses." Nil gülerken babamları bekletmemek için Nil'i yavaşça yere indirdim.
"Hadi bekletmeyelim onları. İstediğin bir hediye var mıydı?" Yemek salonuna doğru ilerlerken Nil'in istediği hediyeleri dinledim.
Yemek salonuna girdiğimizde kimlerin geldiğine bakmak için gözlerimi etrafta gezdirdim. Abim ve eşi masada oturuyordu. Yanlarında annem ve Murat dayım da vardı. Selim dayım ve babam koltukta oturup sohbet ediyorlardı. İçeri girdiğimde bakışlar bana döndü. İlk annemin sesini duydum.
"Hoş geldin oğlum." Diyerek masadan kalkıp yanıma geldi ve bana sarıldı. Kısa bir sarılışın ardından benden ayrıldığında "Hoş buldum anne." Diyip sonra diğer herkese dönüp selam verdim.
"Hayırlı akşamlar Dedem daha gelmedi galiba."
"Gelir birazdan deden, gel hadi masaya." Annem beni yönlendirirken babamın bana seslendiğini duydum ve ona bakmak için arkama döndüm. Babam yanıma doğru geldi. "Gelsene benimle bi." Diyip peşinden gelmemi isteyerek odadan çıktı.
Anneme geleceğimi söyleyip babamın peşinden gittim. Babam, evin bahçe kapısından çıkınca bende arkasından onu takip ettim.
Babam durduğunda etrafına kısa bir göz gezdirip hemen konuya girdi. "Randevuların nasıl gidiyor, birini bulabildin mi?" Diye sordu.
Canımı sıkan soru ile bir nefes verip. "Daha değil." Dedim. Babam, cevabımın hoşuna gitmediğini belli eder şekilde derin bir nefes aldı.
"Yağız, ülkeye kraliçe seçmiyoruz oğlum. Altı üstü evlenecek bir kız seçiyorsun. Neden bu kadar uzatıyorsun bu işi?"
Altı üstü evlenecek bir kız mı? Nasıl bu işi bu kadar değersiz görebilir?
Hayatımı geçireceğim kadını arıyorum ve neden bana herkes böyle davranıyor. Tek suçum hiçbirini sevememem mi?!
Öfkeyle soludum ve içimdekileri dışarı vurmamak için üstün bir çaba gösterdim. "Her günümü buna harcıyorum zaten baba, benden daha ne istiyorsun?"
"Seçici olmamanı Yağız. Birisiyle evlen artık. Kim olduğu önemli mi? Hepsi sosyeteden tanınan insanlar ve hepsi de güzel daha ne olmasını bekliyorsun ki?"
Derin bir nefes aldım. Sakin ol Yağız. Sakin ol öfkeni dışarı vurma! Kontrollü bir şekilde konuşmaya çalıştım. "Yani bir kadının güzel ve iyi bir aileden gelmesi onunla evlenmem için yeterli bir sebep mi?"
"Tabi ki de öyle." Dedi hızla.
"Annemle evlenirken baba," Dedim. Cevabından korkarak. "Onu böyle mi seçtin? Güzel ve zengin tamam, bu yeterli onunla evlenebilirim mi dedin?"
Babam sorumla birlikte ne demek istediğimi anladı. Senin için bu kadar değersiz miydi annem, baba?
"Evet." Dedi Tereddüt etmeden. Öfkeyle yumruğumu sıktım. Ona ağzıma geleni söylemek bağırıp çağırıp her şeyi dağıtmak istiyordum.
Öfkeliydim ama en çokta onun nasıl biri olduğunu bildiğine rağmen ondan ayrılmayan anneme öfkeliydim.
Babam acele etmem gerektiğini söyleyip içeri geçtiğinde sakinleşmek için derin bir nefes aldım. İçeri geçene kadar kendime gelip sakinleştim ve daha stresli olan o ortama doğru adımladım.
Yemeğe birkaç aile üyemiz daha gelmişti. Onlara da kısa bir selam verip annemin yanındaki boş yere oturdum. Annem hareketlerimden bir şeyler olduğunu anlayıp, "Her şey yolunda mı?" Diyerek elimi tutmaya çalıştığında elimi hızla çektim. Tutmasına izin vermedim.
Annem üzgün bir şekilde önüne dönerken kravatımı biraz gevşetip Dedem gelene kadar sessizliğimi korudum. Nihayet çok geçmeden Dedem geldi. Onun gelişiyle hep beraber Dedeme saygımızdan dolayı ayağa kalktık.
Dedem tekerlekli sandalyesinde bir çalışanı aracılığıyla getirilirken gözleri hepimizin üzerinde dolandı. Beni gördüğünde hafif tebessüm etti. Aynı şekilde ona karşılık verdim. Masanın baş köşesine geçtiğinde çalışanına teşekkür ederek gönderdi.
Dedem, "Oturun hadi." Dediğinde yavaşça yerlerimize geri oturduk. Dedem konuşmak için boğazını temizledi ve sonra konuşmasına başladı.
"Hepiniz çok zamanım kalmadığını biliyorsunuz. Belki de bu yemeğimiz, sizinle olan son yemeğim bile olabilir... Doktorların bana biçtiği sürenin sonlarına doğru gidiyorum." Dedem yaşlı gözlerini üzerimizde gezdirdiğinde sözlerinin canımı yaktığını hissettim.
Ailem ile çok iyi anlaşamıyorduk. Babam zorunda olmadıkça benimle konuşmuyor. Annem, onu sevmeyen bir adama deli gibi aşık olduğu için mutsuz olsa da onu bırakmıyordu. Bu yüzden de onu affedemiyorum. Abim ile de pek anlaştığımız söylenemez.
Ailede sevdiğim ve değer verdiğim 3 kişi vardı. Biri dedem, biri Nil biride ergen kardeşim Mete. Bu eve birkaç ayda bir Dedem istediği için geliyordum. Ondan sonra bu eve kim bilir kaç yıl ayak basmayacaktım.
Dedem bu ailenin yapı taşıydı. Onun gitmesi bu binaya hasar verecekti. Sadece onun için yılda birkaç kez bu eve uğrayanlar daha hiç gelmeyecekti.
Tabi bazıları için bu pek sorun değildi. Hatta dört gözle onun ölmesini bekleyenlerde var.
Herkesin yüzünde bir maske var. Kim sevinip kim üzülüyor belli değil. Ama onlarında bir gün maskesi düşecek. Ve o zamana kadar kendimi korumam, mirasımı almam gerekiyordu.
"Dünyadaki koşturmacalarla zamanımız geçiyor. Ve ölüme yakın birisi olarak size söyleyeceğim şey; hayat gerçekten çok kısa. 80 küsür yaşındayım ama bana sorsanız bu dünyada sadece 2 gün yaşadım." Dedem durup gözlüğünü çıkarttı, camlarını kıyafetiyle üstün körü sildi. Devam etti.
"Yani anlayacağınız hayat kalp kırmak, mutsuz olmak için oldukça kısa. Eğer size karşı kötü bir söz, bir kalp kırıklığı yaşattıysam beni affedin ve hakkınızı helal edin." Dedemin sözlerinden sonra masada helal olsun fısıltıları döndü. Dedem gözlüklerini geri yerine takıp tekrardan masaya baktı.
"Rahmetli eşimle evlendiğimizde bana o gün yalnız ölmeyeceksin demişti." Dedem uzaklara doğru baktı. "Ama o benden önce gitti yolculuğuna..."
Masada kısa bir sessizlik olduğunda dedem uzatmayarak artık yemeğe başlayabileceğimizi söyledi. Sonra yavaşça çatal kaşık sesleri, bir süre sonra da masada kısa bir sohbet başlamıştı.
Benim yemeğe başlamam daha uzun sürdü. İçimdeki burukluğu yok sayamıyordum. Ben diğerleri kadar hızlı uyum sağlayamıyordum.
Dedemin gözlerini üzerimde hissettiğimde başımı kaldırıp ona baktım. Masadaki baş köşesinden bana göz kırpıp, gözleriyle önümdeki yemeği işaret etti. İstemsizce bende gülümseyip elime kaşığımı aldım.
°•°•°•
Sessizce, ama oldukça yoğun duygularla akşam yemeğimizi yedik. Yemek sonrası tüm aile salona geçtiğinde bende peşlerinden gitmek için kalkarken dedem, benimle konuşmak istediğini söyleyip onu odasına götürmemi istemişti. İtiraz etmeyerek dediklerini yaptım. Dedemi giriş kattaki odasına götrüdüğümde peşimden kapıyı kapatıp odasına girdim.
"Geç bakalım, otur şöyle." Dedemin geniş odasında, onun sandalyesini koyduğum yerin tam karşısında duran krem rengi koltuğa oturdum.
Az çok neler diyeceğini tahmin edebiliyordum. Babam gibi ne zaman evleneceğimi soracak sonrasında da acele etmemi söyleyecekti.
"Seninle uzun zamandır bir dede-torun sohbeti yapamamıştık. Nasıl gidiyor hayat, işler yoruyor mu seni?"
"Bildiğin gibi aynı." Dedim kısaca. Dedem oturduğu tekerlekli sandalyede titreyen ellerini önünde bağladı. Üzerinde rahat ama oldukça şık ve pahalı bir takım vardı.
"Sana anne ve babanla aranı düzelt diyemem. Ama aile bağlarının ne kadar önemli ve değerli olduğunu öğrendiğinde umuyorum ki çok geç olmaz."
"Boşversene. Babamla aram iyi olacağına ölürüm daha iyi." Yakında ölecek birinin yanında bunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama dedemle rahat konuşabilmeyi özlemiştim.
"Sana babanla aranı düzelt demiyorum." Konuşurken yere sabitlenen bakışlarımı yavaşça dedeme doğru kaldırdım. "Babana benzeme diyorum. Onun gibi olma. Baban çok çalışıyor ve ailesini hep geri plana atıyor. Sende aynı baban gibi çok çalışıyorsun ve bu beni korkutuyor. Babana benzeme, onun hatalarını yapma evladım işte bu benim sana ve gelecekteki ailene bırakabileceğim en büyük miras." Kafamı yavaşça salladım. İçimdeki burukluğu yok saymak imkansızdı.
"Keşke bunu zamanında babama da söyleyebilseydin." Dedem farkında olduğu ve bildiği gerçeklere acı bir tebessümle baktı.
"Keşke... kafamı yerlere de vursam taşlara da vursam bunu değiştiremem. Koskoca adama ailenle ilgilen desem ne yapacağını bilemez. O yüzden sana söylüyorum Yağız. Bu sözlerimi unutma."
Aramıza küçük bir sessizlik girdi. Sonra dedem sessizliği uzatmak istemeyerek, "Asistanın Buket bana hâla randevulara gittiğini söylüyor." Diyerek sonunda o konuya ayak bastı.
Gülerek, "Bende ne zaman konu buraya gelecek diye bekliyordum." Dedim. "Niyeyse kimle konuşsam konu her zaman dönüp dolaşıp benim medeni durumuma geliyor." Dedem sözlerime keyifle güldü.
O sırada odanın kapısı çaldı. Dedemin "Gel." Demesinden sonra odaya hemşire girdi.
"Zahir Bey, ilaç saatiniz geldi." Hemşirenin sesini duymamla yavaşça ayaklandım. "Ben gideyim de yat sen." Gitmeden dedemin elini öptüm.
Odadan çıkmadan önce arkamdan seslendi. 'Söylediklerim kulağına altın bir küpe olsun. Beni de çok bekletme ama." Göz kırptığında son kez ona bakıp içten bir gülümsemeyle çıktım odadan.
O gece ise sözleri aklımda dönüp durdu.
°•°•°•°
İns: atlantis_mavisii
