July artık dayanamıyordu aklında babası vardı sadece geri dönmek istiyordu ama hayat bunu bile ona çok görmüştü.. belki de July için son gelmişti belki de onun için herşey çok geçti... Peki, July vazgeçecek miydi? Asla! Kanının son damlasına kadar inadını devam ettirmeyi düşünüyordu açlık da neymiş diyerek düşündü fakat dusuzlukta vardı ve şimdiden ağızı kurumuştu açlığa dayanırdı bi şekilde ama susuzluk zordu. Hapishane hayatı yeni başlıyordu aklına geçmişi o küçücük haliyle annesine koşuşu geliyordu unutmak istiyordu bu gözlerinden anlaşılıyordu.
Birini unutmak istemek... Bir hayalden uyanmak istemek gibidir bazen. Bilinç altının ıssız köşelerinde silmek istediğin o kişi ve anıları. Boşluğa düştüğünde geri döner. Rüyalarında karşılaşılaşırsın onunla... Gülümser, konuşur hatta bazen kavga bile edersin. Unuttum dersin hatırlamak istemezsin ama bilinçaltın kabul etmez. Sevgiğin bir heri tekrar tekrar görmek gibi, onun anılarını tekrarlatır sana... Bir yanın bu anıları sahiplenmek ister diğer yanın ise, bitmesini. İşte bu rekabet insanın hatırlamakla unutmak arasında ki ince uzun çizgidir. Hayal olduğuna inanmaksa, gerçeğe inanmamakta harici kendini üzmekten başka birşey değildir. Belki de kendine yalan söylemenin kısa yollarından biridir...
Dedi July içinden ardından "Ya ben doğmasaydım" diye düşündü gerçekten ya July diye biri hiç olmasaydı yanda annesi hiç hastalanmasaydı o zaman herşey daha iyi olurdu diye düşünüyordu annesinin onun yüzünden hastalandığını eğer onu doğurmasaydı ölmek üzere olmayacağını düşünüyordu.