18 yıl sonra
Elimdeki peynirli poğaçayı hızlı bir şekilde yiyip, masadaki dosyalarımı bir çırpıda elime alıp masamdan kalktım.
Az önce asistanım Tarık beni arayıp bir hastanın beni beklediğini söyleyince sabah mesaim yarıda kesilmişti.
Ah bu doktorların hali...
Koşar adımlarla odama doğru ilerlerken hastanede her zamanki sesleri duymak mümkündü. Kimileri sağlığı için kimileri ise iyileştirmek içindi.
Odama ilerlerken gördüğüm arkadaşlarıma günaydın diyordum bir yandan.
"Günaydın Göksu Hocam." Diye şakıdı camın önünde çayını yudumlayan Şebnem.
"Günaydın Şebnem. Acelem olmasaydı, bir koşu gider bende çayımı alıp gelirdim yanına." Dedim üzgün bir tavırla.
"Olsun hocam, sözünüz olsun, gelinde hastanede ne dedikodular dönüyor size bir anlatayım." Dedi heyecanla. Şebnemin bu haline küçük bir kahkaha atmıştım. Hastanemizin neşe kaynağıydı kendisi. Onun yanında, bir dakika kahkaha atmadan duramıyor insan.
"Neyse Şebnem, sana afiyet olsun, sözüm söz o çayı birlikte içelim."
"Tamamdır hocam, kolay gelsin." Şebneme teşekkür ettikten sonra sonunda odamın önüne gelmiştim. Bir hastayı daha iyileştirecektim. Bir Allah'ın rızasını daha alacaktım. Yüzüme hafif bir tebessüm kondurdum. Yavaşça kapımı açıp içeri girdim. Beni gören asistanım ayağı kalktı hemen ve eliyle hastayı işaret etti. Odamın duvarının yanındaki sedyede oturan, yaklaşık 50-55 yaşlarında bir kadındı. Durumunun kötü olduğu her halinden belliydi. Elimdeki dosyalarımı masama ilerleyip bıraktım ve yeniden aynı tebessümle hastama döndüm. Tarık elinde olan dosyayı bana uzattı. Siyah tutamlarımı saçımın arkasına iterken dosyayı açtım.
"Şengül Eraslan. Kalp çarpıntısı şikayeti." Dedim yalnızca benim duyabildiğim bir sesle. Bakışlarımı hastama çevirdim ve elimdeki dosyayı yanımdaki Tarığa uzattım.
Kibar bir ses tonuyla; "Şengül Hanım, şikayetiniz nedir?" Dedim.
"Kalbim ağrıyor doktor hanım, sanki yerinden fırlayacak gibi atıyor nefes almakta zorlanıyorum." Dedi. Yaşlı kadını endişelendirmemek için yüz ifademi aynı tutarken boynumdaki steteskopu aldım ve kulaklarıma yerleştirdim.
"O halde önce bir kalbinizi dinleyelim." Şengül hanım başını sallayınca bende yanına ilerledim ve steteskopun ucunu kıyafetinin altından sokup kalbinin olduğu yere dayadım.
Evet kadın haklıydı. Kalbi, sanki yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Daha sonrasında göz ucuyla Tarığa bakıp, bir baş hareketiyle yanıma çağırdım. Tarık yanıma gelince steteskopu çıkardım ve Tarığa uzattım. Asistanım yaptığım şeyi ikiletmeden yaptı. Bende hastama dönerek; "Bu durum ne kadardır devam ediyor Şengül hanım?" Diye sordu.
"5 gündür devam ediyor yavrum. Vallahi artık bir iş yapamaz hale geldim. Bunun yok mudur bir çaresi?"
Şengül hanımın da kalbini dinleyen asistanıma döndüm bu sefer. Tarık yerinde dikleşerek bakışımın ne olduğunu net bir şekilde anlamıştı. Böyle sözlüler ara ara Tarığa yapardım. Sonuçta oda bir doktor adayıydı ve benim öğrencimdi. Onu bu zamanlara alıştırmak benim görevimdi. Tarık kısa bir ses düzeltmesinin ardından bana döndü.
"Hastanın kalp çarpıntısı var hocam." Ve devam etti. "Böyle durumlarda hastanın stresten uzak durması, bol bol nefes ve yoga egzersizleri yapması gerekir." Tarığa kısa bir 'seninle gurur duyuyorum' bakışı attıktan sonra yeniden Şengül hanıma döndüm.
"Şengül hanım asistanımı duydunuz. Sizde kalp çarpıntısı söz konusu. Size meditasyon ve nefes egzersizlerinin yazılı olduğu bir reçete vereceğim. Yazdıklarımı düzenli olarak yapmanız gerekiyor, şu an durumunuz çok ilerlememiş fakat verdiğim egzersizleri uygulamazsanız durumunuz kötüye gidebilir. Birde size disopramit yazacağım bu ilacı da eczaneden almayı unutmayın."
"Allah razı olsun doktor kızım senden."
"Ne demek Şengül hanım, görevim."
Hızlı adımlarla Şengül hanım için nefes ve meditasyon egzersizleri olduğu bir kağıt verdim. Ayriyeten de ilacı için reçete yazdım. Reçetenin üzerine kaşemi ve imzamı attıktan sonra Şengül hanıma uzattım.
"Yeniden çok geçmiş olsun Şengül hanım. Lütfen yazdığım kağıtta ki egzersizleri uygulamayı unutmayın. Ve stresten uzak durun mümkün olduğu kadar."
Hastam elimden kağıtları aldıktan sonra kocaman gülümsedi ve minnetle bakmaya başladı.
"Allah senden razı olsun yavrum."
Bende aynı şekilde gülümsedim. Şengül hanım yavaş adımlarla odamdan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.
"Hocam?" Dedi Tarık soru sorarak.
"Efendim."
"Biraz yorgun gibisiniz."
"Yani sayılır."
"Yorgun olmanız normal hocam, herkes size tedaviye geliyor."
Tarığın bu cümlesiyle birlikte kaşlarımı çattım.
"Ne alakası var Tarık?"
"Hocam, siz çok iyi bir doktorsunuz. Çok havalı ya!" Dedi Tarık dudaklarını büzerek. Bende ellerimi önlüğümün cebine koydum.
"Havalı olan ne?"
"Hocam yapmayın!" Dedi Tarık sitem eden bir sesle. "Neredeyse ülke sizi tanıyor ve de ne çok para kazanıyorsunuzdur şimdi."
"Bende çok para kazanan bir doktor olmak istiyorum." Tarığın bu söylediklerine burnumdan güldüm. Ama ben bu işi ülkede tanınmak veya çok para kazanmak için yapmıyordum ki.
"Tarık..." Dedim asistanıma dönerek. Tarık ciddiyetimin farkına varınca oda ciddiyetleşti.
"Ülkece tanındığımı biliyorum ve maaşım Allah'a çok şükür geçimimi de sağlamama yetiyor. Fakat atladığın bir nokta var. Ben bu işi ne tanınmak için ne de çok para kazanmak için yapıyorum. Elbette para önemli. Herşeyin başı neredeyse para ama, bir Allah'ın rızasını kazanmak varya, ben daha hiçbirşey istemem." Dedim tebessüm ederek.
Tarığın gözlerinden birçok duygu geçmişti fakat en bariz olanı pişmanlıktı...
"Yanlış anlama Tarık, amacım seni utandırmak veya kızmak değildi. Yalnızca hani böyle düşünmeni istemedim. İnsanları iyileştirmek benim görevim ve para konusu benim için ikincil bir konu." Dedim hemen. Beni yanlış anladı. Ona kızmak için söylemedim ki ben bunları.
"Yok hocam ben gayet anladım ne demek istediğinizi. Ben özür dilerim. Haklısınız bunlar pekte önemli şeyler değiller. Bu konu hakkında hiç düşünmemiştim." Dedi elini ensesine atarak.
"Estağfurullah Tarık, bir önemi yok. Hem ne kadar yetenekli bir doktor olacağını şimdiden görebiliyorum. Yakında sende ülkece tanınacağına eminim fakat unutma, bu mesleği canı gönülden yap olur mu?" Dedim kocaman gülümseyerek. Tarıkta benim gibi gülümsedi.
"Sağolun hocam gözümü açtınız."
Hafifçe kıkırdadım."Ne demek Tarık ne zaman ihtiyacın olduğunda."
"Neyse ben çalışmaya devam, bir acile iniyim de bakayım ortalık durgun mu?" Tarık elindeki steteskopu bana uzattı. Kısaca teşekkür ettikten sonra, "Sende şu randevuları düzenler misin?" Dedim steteskopu boynuma takarken.
Steteskopu boynuma taktım ve altta kalanın saçlarımı çıkarıp düzenledim.
"Tamamdır hocam hallediyorum."
Kısaca kafamla onayladıktan sonra odamdan çıktım.
☆☆☆
Neredeyse akşam olmuştu ve günüm herzaman ki gibi bir sürü hastaya bakmak ve ameliyata girmekle geçmişti. Fakat bu gün diğer günlere kıyasla daha yorucuydu. Üst üste üç ameliyata girmiştim ve boynum felaket ağrıyordu. Bu gidişle bende boyun düzleşmesi olacaktı.
Ama günümün yorucu geçmesi benim için çokta sorun değildi. Ben doktorum. Ve insanlara yardım etmek benim için asla sorun olmazdı. Masamın başında bilgisayardan işlerimi hallederken gözüm ağrıdığı için gözümden gözlüğümü çıkarıp ovuşturdum. Uzun süre ekran başında kalınca gözlerim hem yanıyor hemde sulanıyordu. Tekrar masama bıraktığım gözlüğümü alıp işime kaldığım yerden devam edecekken kapımın tık-tıklanma sesi gelince elimde gözlüğümle kapıya çevirdim bakışlarımı. Yerimde hafif dikleşirken gelen kişinin Tarık olduğunu anlayınca yeniden yerimde yayılarak oturmaya devam ettim.
"Hocam, müsaitmisiniz?" Dedi odama girerek.
"Hı hım." Dedim bakışlarımı bilgisayardan çekmeden. Bir türlü halletmem gereken şeyi yapamıyordum.
"Hastane müdürü Faruk bey sizi odasına çağırıyormuş hocam."
Duyduğum bu isimle donup kalmıştım. Neden Faruk bey beni odasına çağırmıştı ki? Yoksa hastalardan şikayetçi olan mı vardı? Yada benden memnun kalmayan?
Hızla başımı kaldırıp Tarığa baktım. Ağırca yutkunarak, "Neden?" Diye sordum.
"Bilmiyorum ki hocam. Aynur hoca söyledi bana da." Dedi. Tarıkta gerilmişti farkındaydım.
"Sen mi birşey yaptın Tarık? Bak birşey yaptıysan söyle ki hazırlıklı olayım."
"Hocam Allah çarpsın ben birşey yapmadım." Ellerini iki yana kaldırdı Tarık. O zaman bu adam beni neden yanına çağırıyor?
"Tamam sağol Tarık sen işinin başına dönebilirsin."
Tarık kısaca başını salladıktan sonra odamdan çıktı. Sinirle başımı ovuşturdum. Neden beni yanına çağırıyordu ki? Ya hastaneden gitmemi isterse? Bu düşünce ile dudağımı dişledi. Off Göksu sende. Neden herşeyin en kötüsünü düşünüyorsun! Belki çok iyi bir doktor olduğum için yanına çağırıyordur. Tebrik içindir belki.
"Tabi tabi..." Dedim alayla. Derin bir nefes alıp masamın başından kalktım. Odamın köşesindeki aynaya ilerledim hızla. Kıyafetlerime ve saçıma baktıktan sonra gitmeye kanaat gerdim ve kapıya ilerledim. Odamdan çıkınca uzun koridorda yürümeye başladım. Yürürken kafamı sağımda bulunan camlara çevirdim. Akşam olmuştu ve hastane ilk haline göre daha durgundu. En çokta bu zamanlarını seviyordum hastanenin.
Sonunda Faruk beyin odasının önüne gelince derin bir nefes aldım. Üzerimdeki önlüğümü düzelttim ve kapı kulbunu sıktım. Sorun yok Göksu, iyisin. Diğer elimle kapıyı çaldıktan sonra beklemeye başladım. Diğer taraftan onay gelince yavaşça kapıyı açtım ve içeri girdim.
Faruk beyin odası herzaman ki gibi büyük ve ihtişamlıydı. Oda tıpkı bir ofis odası gibiydi. Masa ve koltuk zifiri siyahtı. Masanın üzerinde ise büyük harflerle 'Faruk Topaloğlu' yazıyordu. Odanın rengi çoğunlukla siyah ve gri ağırlıklı olduğu için üzerime bir ağırlık biniyormuş gibi hissediyordum. Odanın sağ tarafı ise boydan boya camdı. Bütün İstanbul manzarası gözlerimin önündeydi. Faruk bey ilgilendiği dosyalardan başını kaldırıp bana baktı. Yüzüne samimi bir gülümseme kondurdu.
"Hoşgeldiniz Göksu hanım." Dedi.
"Hoşbuldum Faruk bey." Dedim bende tebessüm ederek. Hastahane müdürü kibarca eliyle karşısındaki koltuğu işaret ederek, "Sizi buraya önemli bir şey için çağırdım." Dedi. Faruk beyin eliyle gösterdiği koltuğa gittim ve oturdum. Nedense çok, gerginim. Aslında neden gergin olduğumuda bilmiyordum fakat önemli bir iş için diyince fazla gerildim.
Masadaki dosyalardan birine uzandı ve eline alıp bana uzattı.
Tedirginlikle elinde tuttuğu dosyayı aldım. Kesin hastaneden git diyecek. Elimde tuttuğum dosyanın kapağını açtım ve dikkatlice okumaya başladım. Kağıtta Van ilinin Başkale adlı köyünün hastanesinde eksik doktor olduğunu ve gönüllü bir doktor arandığı söyleniyordu. Yazıyı okuduktan sonra kafamı kaldırdım ve Faruk beye baktım.
"Evet durumu okudunuz Göksu hanım, kağıtta yazıldığı gibi gönüllü doktor arandığı söyleniyor ve ben de bu göreve en uygun doktorun senin olduğunu düşündüm."
Allah Allah neden?
"Faruk bey yani, şöyle..." tereddütle Faruk beye döndüm koltukta otururken. Bir anda buradaki hayatımı bırakıp gitmek benim için çok zor olurdu. Burada belli bir düzen oluşturmuştum ve ailem de buradaydı.
Ailem...
Aile...
"Göksu hanım, sizi bu karar için zorlamıyorum. Tercih size kalmış. Eğer bu görevi kabul ederseniz temenni olarak Vanda kalmayacaksınız. Görev süreniz yalnızca 2 yıl olacak. Ama dediğim gibi tercih size kalmış. Giderseniz eğer, hastane sizin için bir ev ayarlayarak sorumluluğu üstlenecek."
Faruk beye yalnızca kafa sallayarak cevap verdim. Bu karar benim için zordu. Ne demeliyim?
"Bir soru sorabilirmiyim?"
"Elbette." Diye kısa bir yanıt verdi hadtane müdürü.
"Neden Vandan bir doktor terhis edilmiyor da İstanbuldan bizim hastanemizden doktor istiyorlar?" Dedim bir anda.
Faruk bey nedense bu soruyu soracağımı biliyormuş gibi tebessüm etti.
"Şöyle ki Göksu hanım. Hastanemize özel bir istek geldi. İçeriğini tam olarak bilemiyorum. Çünkü şu an kimin gideceği kesin değil."
Kim neden böyle bir durum için özel istekte bulunsun ki?
Derin bir nefes alarak, yeniden söze girdim.
"Bu karar benim için aceleye gelecek bir karar değil Faruk bey. Elbette, insanlara yardım eli uzatmak benim görevim fakat, burada bir düzen kurdum ve o düzeni bir anda yıkmak benim açımdan çok zor. Ama kararım net değil. Bu yüzden sizden bana süre tanımanızı istiyorum." Dedim kararlı bir tonda. Faruk bey anlayışla başını salladı.
"Elbette Göksu hanım, size istediğiniz süreyi tanıyacağım. Fakat sizden isteğim bu kararı iyi düşünmeniz."
"Elbette."
Kısaca Faruk beyle vedalaştıktan sonra odasından çıktım. Aklım tamamen karışmıştı. Gitmelimiydim, yada bu fikri hiç geciktirmeden red mi etmem gerekiyordu? Peki ya annem bu karara ne diyecekti? Derin bir nefes alıp odamın yolunu tuttum.
Tanıdık olduğum koridordan geçerken dosyasına odaklanmış bir şeylere bakan Aylini gördüm. Sakin adımlarla onun yanına gittim ve, "Aylin." Dedim. Aylin aniden irkti ve gözlerini kocaman açarak bana baktı.
"Hocam!" Dedi korkmuş bir sesle. Elini kalbine koydu ve derin bir nefes aldı.
"Korkuttunuz beni. Neden öyle gizli gizli geliyorsunuz?"
"Gizli gizli gelmedim ki. Sen fazla odaklanmıştın galiba. Geldiğimi fark etmedin."
Aylin bir anda kıkırdamaya başlayınca bende onun gülüşüne karşılık verdim.
"Bu gün nöbetim var mı diye soracaktım."
Aylin sarı saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı ve hızla başını salladı.
"Bakıyorum hemen hocam."
Aylin nöbetimin olup olmadığına bakarken bende gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Arkamdaki duvarda saati görmemle bu sefer oraya odaklandım.
00.13...
Neden bu kadar uykumun geldiğini anlıyorum.
"Bu gün nöbetiniz yok hocam."
Ah iyiki bu gün nöbetim yoktu. En azından eve gidebilirim ve Faruk beyin işini düşünebilirim.
"Sağol Aylin."
Aylinde bana kısaca cevap verdikten sonra daha fazla gecikmeden odama girdim ve dolabımdan çantamı, kabanımı, birde ayakkabılarımı alıp çıktım. Hastanenin çıkışına ilerlerken bir yandan kabanımı giyiyordum diğer yandan ise cebimden arabamın anahtarını bulmaya çalışıyordum. Sonunda ikisinide yapmayı başarınca dışarı çıktım. Soğuk rüzgar yüzüme adeta tokat atıp geçerken başımı yana yatırdım. Sonbahar mevsiminde olmamızın etkileriydi bunlar. Kabanıma iyice sarılırken hızlı adımlarla arabamın yanına gitmeye başladım.
Arabam görüş açıma girince adımlarımı dahada hızlandırdım.
Kısa bir süre sonra arabama varınca kapısını açıp içeri bindim. Çantamı yan koltuğa fırlatır gibi bıraktıktan sonra ellerimi birbirine sürtmeye başladım. Bu ne soğuk böyle. Daha kış bile gelmedi. Avuçlarıma sıcak nefesimi üfledim az da olsa ısınmak için.
Daha sonra kontağa anahtarı sokup arabayı çalıştırdım. Hadi Bakalım Göksu. İnşallah bugünde evden sağ salim hayatta kalıp çıkacaksın.