Küçük kız tanıdığı hastahane koridorlarında koşarken nefes nefese olmasını ve terden ensesine yapışan saçlarını umursamadan varacağı yere doğru koşuyordu. Yemyeşil gözleri etrafında ona bakan gözlere aldırış etmeden doğru kapıyı aramaya devam etti. Elinde tuttuğu pembe patenlerini minik elleriyle daha sıkı göğsüne bastırdı. En değerlisine gösterecekti elindeki patenleri. Sonunda kaymayı öğrendiğini, başardığını söyleyecekti ona. Bu sayede yeniden onunla gurur duyacaktı, sımsıcak elleriyle yanağını okşayıp sevgiyle bakacaktı gözlerine en değerlisi. Sonunda ayakları onu rotasına getirince, karşısındaki beyaz kapıya baktı. Küçük kız, heyecanını gizlemeden gülümserken parmak uçlarında hafifçe yükseldi ve kapının soğuk kulbunu tutup çevirdi.
"BABA!" neşeli bir sesle en değerlisinin odasına girdi hızla. Gözleri hastahane odasını taradı babasını görme umuduyla.
"Canım kızım." Diye bir ses duyuldu tam karşıdan. Cılız bir sesti fakat şevkat doluydu. Bir babanın kızına duyduğu sevginin tonuydu bu ses.
Minik kız koşarak babasını yatağının yanına gitti. Çok yaklaşması yasaktı, doktorlar öyle söylemişti küçük kıza. O yüzden sarılamıyordu babasına. Kokusunu içine çekemiyorudu.
Küçük kız babasına doktorların izin verdiği kadarıyla yaklaştı. Bazen bu sınırı aşsada, babası ona küçük ikazlarda bulunuyordu.
Elinde tuttuğu patenleri büyük bir sevinçle havaya kaldırdı. Dudaklarındaki gülümseme yerli yerindeyken soluksuzca konuşmaya başladı.
"Baba biliyormusun? Ben artık paten kayabiliyorum. Hatta arkadaşlarımdan bile iyi kayıyorum. İlk denememde düştüm, dizim çok acıdı ama olsun. Artık bende çok güzel kayabiliyorum." Minik kız boşta kalan eliyle eteğini tutup yaralanan dizine dokundu.
Kıymetlisi, parıldayan gözlerle biricik kızına baktı. Konuşmak istiyordu. Az da olsa cümle kurmak istiyordu fakat, olmuyordu. Hastalığı iyice ilerlemişti. Kafasında yalnızca tek tük saç teli kalmıştı. Gözlerinin feri sönmüştü, bütün vücudu yorgun düşmüştü. Elini kaldırıp kızını bile okşamak onun için maraton koşmak gibiydi. Minik kız tek bakışıyla anladı babasının ne demek istediğini. Çünkü alışmıştı artık. Gözler anlayana çok şey anlatırdı.
Merakını dile getiren minik kız "Baba, iyisin öyle değil mi?" Diye sordu.
Baba minik kızına yalnızca kafasını sallayarak cevap verdi.
Ama iyi değildi. İnsan öleceği zamanı hissedermiş derler. O da öyleydi. Minik kızın kıymetlisi hissediyordu.
Ama yinede gülümsedi. Belkide son kez. Gülümseyebildiği kadar gülümsedi hemde. Babanın aklında tek bir düşünce vardı. Kızına gülümsemeden göç etmeyecekti.
Minik kız babasının gülüşüne karşılık verdi. Hiçbirşey anlamadı. Ölüm ne demek. Sonsuz ayrılık, nasıl hissettiriyor...
Belkide bilmemesi daha iyiydi. Bu yaşta, kalbi böyle bilgileri kaldıramazdı ki. Daha doğrusu anlayamazdı bile.
Minik kız artık gitmesi gerektiğini hissedince, babasının fark etmemesini umarak biraz daha yaklaştı yatağına. Babası küçük kızının yaptığı hareketi fark etsede ses çıkarmadı. Zaten istesede çıkaramazdı.
"Babacığım biliyormusun?" Diye sordu fısıldayarak. Küçük kızın kıymetlisi buğulanmış gözlerle sevgili kızına baktı. Gözlerini zorlukla açık tutuyordu. Nedensizce uykusu gelmişti. Fakat, dayanmaya çalışarak gözlerini açık tutmayı başardı.
"Ben doktor olmaya karar verdim. Hem," ve tatlı tatlı gülümsedi. "Seni de iyileştiririm. Birlikte yine parka gideriz. Gideriz değil mi?" Diye sordu çocuksu heyecanla.
Artık gözleri tamamen kapanmaya yakın, başını belli belirsiz salladı kıymetlisi.
Gözleri parlayan minik kız, kıkırdamasına engel olamayarak yerinde zıplamaya başladı.
"O zaman sen biraz daha bekle tamam mı baba. Ben söz veriyorum, doktor olup seni iyileştireceğim."
Artık tamamen gözleri kapanan babanın içi sıcacık olmuştu. Kızını göremiyordu fakat, duyması bile onun için yeterliydi. Her gün yanına farklı bir meslek olmak istediğini söyleyen kızı, doktor olmak istediğini söyleyince bunu başaracağını hissetmişti.
Minik kızın kıymetlisinin tek üzüldüğü şey, kızının yetişkin, kendi ayakları üzerinde duran belkide doktor oluşunu göremeyeceğiydi. Ama kızının başaracağına inanıyordu. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğine, inandığı zaman başarabileceğini biliyordu. Bu yüzden gözü bu noktada arkada kalmayacaktı. Minik kız gitme saatinin yaklaştığını anlayınca son bir kez babasına öpücük attı.
"Kendine iyi bak tamam mı baba. Yine gelince bu sefer sana çikolatada getireceğim."
Minik kız arkasını dönüp gitmek üzereyken, "İyi uykular babacığım." Demeyi de ihmal etmedi. Ardından paytak adımlarla kıymetlisinin odasından çıktı. Yeniden tanıdığı hastane koridorlarında yürürken kıymetlisinin odasından bazı sesler duydu. Minik kız artık tanıyordu bu sesleri. Bu hastane cihazlarından gelen seslerdendi. Fakat ses önce artı sonrasında ise tek bir ses haline geldi. Minik kız elinde tuttuğu patenleri, elinden kaymaması için biraz daha sıklaştırdı. Kısa bir süre sonra yanından tanıdığı ve tanımadığı birçok doktor koşarak geçti. Bunu çok düşünmedi. Çünkü küçük kızın tek düşüncesi elinde tuttuğu patenlerle daha iyi kaymaktı. Daha iyi kayacaktı. Babası iyileşince ve ayaklanınca onu en iyi haliyle görecekti. Yavaş adımlarla hastahane çıkışına ilerlerken duyduğu bütün o sesler kesilmişti. Ama minik kız nedense huzursuzdu. Yavaşça arkasını dönüp baktığında, kıymetlisinin odasının önünde bekleyen ve endişeyle bakan insanları gördü. Ne olmuştu? Babası oradaydı. Elindeki patenleri daha da göğüs kafesine bastırdı. En azından ağlama dürtüsünü bir nebzede olsa azaltmak için. Korkuyla ve endişeyle kıymetlisinin odasına ilerledi.
"Baba..."
Minik kız artık yürümüyor, koşuyordu. Sonunda babasının odasının önüne geldiğinde, girişin önündeki kalabalığı yararak babasına baktı. Kafası yana düşmüştü. Çok cansızdı. Hiçbir şekilde ne tepki veriyordu ne de hareket ediyordu.
Onun yanında toplanan doktorlar koşuşturma içerisindeydi. Bağırışmalar ve endişeli nidalar...
Hepsi Yakup Kadri Akyüzü hayatta tutmak içindi.
Ne yapmalıydı? Kıymetlisine ne oluyordu onu bile anlamıyordu ki.
"Baba!" Diye bir nida yükseldi küçük kızdan. Paytak adımlarla babasının yanına gitmek için hamle yapacağı sırada kolundan tutulması ile durmak zorunda kaldı.
Kolundan kimin tuttuğunu bile bilmiyordu. Tek odağı şu an babasıydı. Elinde tuttuğu petenleri elinden kayıp düşerken tok bir ses çıkardı zeminde. Ama bu bile küçük kızı kendine getiremedi. Bütün gücüyle onu kolundan tutan kişiden kurtulmaya çalıştı. Ama minik bedeniyle ne yapabilirdi ki?
Hızla onu kolundan tutan kişiye çevirdi başını. Annesiydi.
Seda Akyüz...
Oda transa geçmiş gibiydi. Yalnızca kocasına bakıyordu gözünü kırpmadan.
"Anne, babama ne oluyor?" Diye korkuyla sordu minik kız.
Seda Akyüz bir anlığına bakışlarını kızına çevirdi. Gözleri dolu doluydu. Gözyaşları akmamak için direniyor gibiydi.
Minik kızın annesi bakışlarını yeniden kocasına çevirdiğinde karşısında genç bir doktoru görmesiyle kaşları derinden çatıldı.
"Hanımefendi, lütfen kapıdan uzaklaşın." Diye ikazda bulundu genç doktor.
Seda Akyüz hiddetle başını sallamaya başladı.
"Kocam," dedi inatla. "Kocamı kurtarın." Seda Akyüz artık kızını bile umursamadan kocasının yanına gitmeye çalıştı. Ellerini kızının kolundan çekerek acıyla bağırdı.
"Yakup!" Öyle içten bir feryattı ki bu, çevrede bulunan kişiler bile irkilmişti.
Minik kız ne yapacağını bile bilemedi. Annesi orada kocasının yanına gitmek için direnirken birkaç doktor onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu olanları görenler bir bir minik kıza acıyarak bakıyorlardı.
Babası ise...
Son kez direniyordu. Bu ölümle onun savaşıydı.
Minik kızın şu an tek idrak ettiği şeyi patenleriydi. Gözleriyle patenlerini aradı. Onlara ihtiyacı vardı. En azından onları güvence altına almalıydı.
Kenarda, köşeye savrulmuş patenlerini gördü. Bu sefer gözleri doldu minik kızın. Patenlerinin yanına gidip kollarına aldı. Tekeri... tekeri kırılmıştı. Minik kızın ağzından küçük bir hıçkırık kaçtı.
Babasının aldığı patenlerdi bunlar. 7. Yaş gününde aldığı hediyeydi. Eline aldığı patenleri sarıp sarmaladı. Bu sefer bakışlarını annesine çevirdi. Duvarın yanındaki sandalyelerden birine oturtmuşlardı ve koluna ise sakinleştirici iğne yapmışlardı. Bir yanda ağlıyor bir yanda ise acı acı kocasının adını sayıklıyordu.
"Baba..." dedi minik kız.
Babasını görmeliydi. Kapının yanındaki sandalyelerin üzerinde duran cama babasını görmek için çıktı. Sandalyelerin üzerinde dururken odanın içinde olan herşeyi izledi. Şok cihazıyla babasını hayata döndürmeye çalışan doktorları izledi. Hepsi kan ter içerisindeydi. Gözleri babasını buldu. Yine aynıydı. Hatta daha kötüydü.
Minik kız bir eliyle kırık patenini tuttu sıkıca, diğer elini ise cama yasladı. Babası en azından kızının burada onu beklediğini hissetmeliydi. Kızı buradaydı. Yanındaydı. Her anına kadar.
Ama sonra, bütün doktorlar her ne yapıyorlarsa yapmayı bıraktılar. Şok cihazı elinde olan doktor, aleti yanında bulunan hemşireye verdi ve başını yatağın üzerindeki saate çevirdi.
Ağzıyla birşeyler mırıldanırken elindeki eldiveni çıkardı.
Minik kız ne olduğunu idrak edemezken doktor kıymetlisinin odasından çıktı ve Seda Akyüzünün yanına ilerledi.
Minik kız bakışlarını babasından çekmeden doktorların her hareketini izlemeye başladı. Önce beline kadar örtülmüş çarşafı eline aldı, daha sonrasında ise yavaşça kafasına kadar örttü. Küçük kızın ağzından bir nida daha döküldü. Yanaklarından teker teker yaşlar süzülürken bakışlarını annesinin önünde acı ve sıkıntıyla bekleyen doktora çevirdi. Doktorun ağzından, yalnızca tek bir söz çıktı.
"Başınız sağ olsun, hastayı kaybettik..."
Hepinize merhaba. Öncelikle bu kitap benim ve iki arkadaşımın birleşerek yazdığı bir kurgudur. İlk ve acemice yazdığımız bir kitap fakat elimizden geldiğince sizlere en iyi şekilde sunmaya çalışacağız. Umuyoruz ki, emeklerimizin karşılığını alabiliriz. Okuyan herkese şimdiden teşekkür ederiz... ♡