Herkese merhaba arkadaşlar yeni bir kitapla karşınızdayım, okuyacak bir mahalle kurgusu kalmayınca olaya el atayım dedim ve bu kitabi yazmaya başladım umarım beğenirsiniz
Keyifli okumalar diliyorum.
Haziran güneşinin yakıcı sıcağı, mahalle evinin camından sızıp yüzüme vurduğunda saat daha sabahın sekiziydi. Gözlerimi kırıştırarak uyandım. Yatağımın başındaki çalışma masasına yığılmış kalın hukuk kitapları, anayasa hukuku notlarım ve her biri farklı renklerdeki fosforlu kalemlerim, dünkü uykusuz gecemin tek şahidiydi.
Derin bir nefes alıp yataktan doğruldum. Üzerimde yine o çok sevdiğim, fazlasıyla bol ve salaş tişörtüm vardı. O kadar genişti ki, vücudumun hatlarını tamamen gizliyor, üzerimde adeta bir çuval gibi duruyordu. Aynaya bakınca kendimi her zamanki gibi paspal hissettim. Saçlarım darmadağındı. Pencereye yürüyüp camı araladım ve sokağa baktım.
Mahalle her zamanki sabah telaşındaydı. Fırından yeni çıkan ekmeklerin kokusu sokağa yayılmıştı. Tam o sırada, köşede o siyah, parlak arabayı gördüm. Kalbim, henüz tam uyanmamış olmama rağmen bir anda ritmini şaşırdı.
Ateş Atakan.
Arabasından inmiş, ceketini tek omzuna atmış, adliyeye gitmeden önce mahalle kahvesinde oturan abim Barış’ın yanına yürüyordu. Üzerindeki jilet gibi lacivert takım elbisesi, hafifçe yukarı katladığı gömlek kolları ve o mesafeli, ne istediğini bilen duruşuyla mahallenin geri kalanından tamamen kopuktu. Bu mahallede büyümüştü ama artık bambaşka bir dünyanın insanıydı. En azından benim gözümde öyleydi.
Tülün arkasından nefesimi tutarak onu izledim. Ateş, kahvenin önünde durup abimin omzuna dostça vurdu. Gülüşerek konuşuyorlardı. İçimdeki o tanıdık, platonik sızı yine kendini hatırlattı. Üzerimdeki devasa tişörte, çıplak ayaklarıma, dağınık saçlarıma baktım. Sonra aşağıda, onun o kusursuz dünyasına...
"Ben daha ne kadar onun gözünde Barış'ın küçük, paspal kız kardeşi olarak kalacağım?" diye fısıldadım kendi kendime.
Mutfak, her zamanki gibi kalabalıktı. Annem çayı demlemiş, masayı hazırlamıştı. Televizyonda sabah haberleri çalarken, kapı sertçe açıldı ve içeriye üniformasının düğmelerini çözen Barış girdi. Gece nöbetinden yeni çıkmıştı.
"Günaydın sultanım," diyerek annemin yanağını öptü, sonra masadaki zeytinlerden birini kaptı. Gözleri bana kaydı, üzerimdeki o devasa tişörte bakıp hafifçe güldü. "Yine uyku sersemi gibisin, Leyla. Kızım, şu saçını başını bir topla artık, hadi bakalım. Okulun bitince avukat hanım olacaksın, biraz daha özenli olman lazım, değil mi?"
Gözlerimi devirdim. "Günaydın abi. Gece boyu vizelere çalıştım ben, farkındaysan Hukuk 3. sınıf öğrencisiyim. Modacı değilim, rahatlık benim için daha önemli."
"İyi iyi, oku da bizi şu mahallenin dertlerinden kurtar," dedi gülerek. Çayını doldururken ekledi: "Aşağıda Ateş’i gördüm. Sana selamı var. 'Bizim küçük kız staj yerini buldu mu, yardıma ihtiyacı var mıymış?' diye soruyor."
"Bizim küçük kız."
Bu kelime beynimde yankılandı. Ateş her zaman bu sıfatı yakıştırıyordu bana. İçimdeki bir şeyler o an kırıldı ama aynı zamanda büyük bir kararlılığa dönüştü. Çay kaşığını tabağa biraz sert vurdum.
"Ben doydum, ellerine sağlık anne. Berfu’ya geçiyorum, ödev yetiştirmemiz lazım," diyerek evden çıktım.
1. Bölüm nasıldı fikirlerinizi yorumlarda yazın