Zeynep’in kalbi göğsüne sığmıyordu. O terk edilmiş binanın duvarları üstüne üstüne geliyordu sanki. Yalın’ın sesi arkasında yankılandığında, vücudu buz kesti. Geriye dönmeye cesaret edemedi.Ama bir adım daha yaklaştığını hissedebiliyordu. “Beni neden takip ettin?” dedi yine, bu kez sesi daha yumuşaktı. Zeynep zorla yutkundu. “Melis için,” dedi. “Ve diğer kaybolan kızlar için…”Yalın sessizce yaklaştı. Işığın altına çıktığında, yüzündeki ifadeyi ilk kez net görebildi. Yorgundu. Gözleri derin uykusuzluk izleriyle doluydu. Ama içinde bir acı vardı. Bastırılmış, tehlikeli bir şey.“Elindeki defteri neden okudun?” diye sordu. Zeynep titrek bir sesle, “Çünkü anlamaya çalışıyorum. Seni. Neden buradasın, ne saklıyorsun, kimden kaçıyorsun?” Yalın gözlerini yere indirdi. “Ben... kaçmıyorum. Korumaya çalışıyorum.”Zeynep’in kaşları çatıldı. “Peki ya Melis? Onu kim götürdü?” Yalın bir an duraksadı. “Ben değilim. Ama onun nerede olduğunu biliyorum,” dedi. Zeynep’in içi buz gibi oldu. “Ne diyorsun sen?”
Yalın gözlerini kapattı. “Her ayın 13’ünde o eve çiçekler bırakılıyor. Bu çiçekler, seçilen kalpleri işaret ediyor. Bu kasabanın laneti bu. Ve her lanetin bir taşıyıcısı olur. Ben o taşıyıcıyım.”Zeynep’in nefesi kesildi. “Bu imkânsız... sen sadece bir çocuksun. Bir öğrenci!” Yalın acı bir şekilde gülümsedi. “Değilim. 17 yaşında görünsem de... bu lanet beni durdurdu. Zaman benim için işlemiyor. Ve her aşığım kayboldu.”Zeynep’in gözleri doldu. “Melis... sana mı âşıktı?” Yalın başını sallamadı ama cevabı belliydi. “Ve şimdi… senin kalbin çarpıyor. Bu yüzden uzak durmalısın. Çünkü aşk, benimle gelirse… ölüm de gelir.”Zeynep gözlerini kaçırdı. Hem kalbi çarpıyor, hem de içi daralıyordu. “Peki bu laneti kim başlattı?” Yalın yüzünü buruşturdu. “Bunu öğrenmeye çalışıyorum. Ama seni karışırsan... bir daha çıkamazsın.”Tam o sırada kapının dışında bir ayak sesi duyuldu. Yalın refleksle Zeynep’i kolundan tutup arka duvardaki gizli geçitten geçirdi. “Kim o?” diye fısıldadı Zeynep.
Yalın dişlerini sıktı. “Kasabada benden daha karanlık biri var. Çiçekleri sadece ben bırakmıyorum artık. Bu işin içinde bir *avcı daha* var…”Zeynep’in tüyleri diken diken oldu. “Yani... gerçek Kalp Avcısı sen olmayabilirsin?”
Yalın başını eğdi. “Ya ikimiz de avcıysak? Ya da ikimiz de kurban?”




