İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 17 · 15 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 17

17-ci bölüm: Böyle bitemez



YT'dan gelenler ses edebilir mi?😊

Yorumlarınızı merakla bekliyorum❤️‍🩹

İyi okumalar♥️

•••

Doğa Korkmaz'dan (Flashback):

Alparslanla konuşurken kapı çalmıştı ve bakmak için kapatmıştım. Kapıyı açtığımda gördüğüm yüzle şaşkına döndüm. Babam kanlı canlı karşımda duruyordu. En son onu buraya gelmeden önce görmüştüm ve çok özlemiştim.

"Baba?"

"Selam Mardinli? Bakıyorum çok şaşırmış gibisin. Ee özlemedin mi beni?"

"Özledim tabi." Diyip sarıldım. "Hadi geç içeri." Dedim. İçeri girip koltukta oturduk. Benim babam istihbaratçı bir albaydı. Uzun boylu, iri cüsseli, sert bakışlıydı. Her kes beni ona benzetirdi ama tek fark göz renklerimizdi. O esmerdi, gözleri kahveydi. Bense kumral yeşil gözlüydüm. Ama yüz çizgilerimiz, karakterimiz tıpatıp aynıydı.

"Sen sormadan ben söyleyeyim. Annen İtalyada, görevden yeni döndüm ve aç falan da değilim. Senin iş güç nasıl? Var mı arkadaşın falan."

"Güzel. Hatta bayağı iyi. Arkadaşlarım var tabi. Hastaneden Leyla, Ömer ve başka doktorlar. Ama en çok yakın olduğum kankam Alp."

"Alp mi?"

"Evet de, noldu?"

"Yok bir şey. Neyse bırak şimdi onları da sana çok güzel haberlerle geldim."

"Beklediğim şey mi?"

"Aynen öyle. Artık ortaya çıkmanın zamanı geldi Kara. Bundan sonra kartları biz dağıtıyoruz. Andreyin de, Ferdanın da, diğerlerinin de cezasını biz keseceğiz."

"Ben de tam bunu bekliyordum."

"Yalnız bir haber daha var. Yarın bu Karabayırda görev yapan bir tim Niyaziyi almak için operasyona çıkacak. Ve o tim de Emre Alparslan Atasoyun timi. Esir düşme olasılıkları çok yüksek."

"Ne?"

"Bırak yakalansınlar. Biz onları kurtarırız. Melih ve Ahmet te burda."

"Güzel. Terörist avlamayalı çok olmuştu."

"Yarın hiç beklemedikleri anda baskın yaparız. Sen o sırada yerini hazırlarsın ben girmeden önce bir bir indirirsin. Aman diyim, Niyaziyi sağ salim almamız gerek. Ona dikkat et."

"Tamamdır. O iş ben de."

•••

Sabah babamla kahvaltı ettikten sonra hazırlanmaya geçmiştim. Uzun zamandır gizli sakladığım snayperime artık kavuşmuştum. Bu gün Alparslan ve timini kurtarma operasyonu yapacaktık. Babama ondan bahs etmemiştim. Önce Alparslana sormak en mantıklısıydı. Sonunda hazırlandık ve yola koyulduk. Bizim timin tüm üyelerinin yüzleri hep bağlı olur. Sadece gözlerimiz gözükürdü ve full siyah giyinirdik. Fabrikaya varınca onlardan ayrıldım ve yandaki eski binaya girdim. Nerde olduklarını görebiliyordum o yüzden penceresi tam onlara bakan bir yer buldum ve silahımı kurdum.

Kulaklıktan babamın sesini duydum. "Hazır mısın? Görüş var mı?"

"Çok net. Niyaziyi de görüyorum."

"Tamam. İşaretimi bekle."

"Emredersiniz." İçeriyi incelediğimde Alparslan görüş açıma girdi. Niyazinin yanında duruyordu. Kaşları çatılmış ve bakışları çok sertti. Timdekiler bileklerinden asılmıştı. Alparslanın avuç içindense kan akıyordu. Birden içeri su dolu bir varil getirildi.

"İşaretimi bekle!......... Şimdi!"

"Sıkılmıştım zaten." Diyip ateş ettim ve bir şerefsizi indirdim. Sonra ikincisini de. Hepsi saklanmaya çalışıyordu. Derken babam içeri girdi ve saldırdı. Benim yiğidim de birinin silahını alıp tim arkadaşlarının kelepçelerine sıkıp onları kurtardı ve hep birlikte dövüşmeye başladılar. Bu çocukta her maarifet var. Nişancılık desen var, komutanlık, sertlik ohooo. Yok yok.

Niyaziyi yakaladıktan sonra binadan çıkıp yanlarına gittim. Sonrası malum.

Anlattıklarıma her kes çok şaşırmıştı. Haklılar da tabi. Doktor bildikleri istihbarat uzmanı çıktı. Aslında tam yalan söylememiştim ki. Ben askeri doktordum.

(Flashback son)

Arabalara binip tabura giderken babamın gözü hep Alparslanın üstündeydi. Alparslan da korkusundan başını kaldırmıyordu. Korkmakta haklı yani. Sonunda tabura varmıştık. Niyaziyi ve bir kaç adamını da aldıktan sonra içeri girdik.

Selim "Yavuz komutanım." Diyip babama baktı.

"Dinliyorum."

"Şimdi nolacak? Doğa asker çıktı falan. Artık hastanede çalışmacak mı?"

"Bunu albayınızın yanında konuşuruz. Ayrıca Doğaya karşı hepinizin bu kadar meraklı olması ilgi çekici." Dedi ve albayın odasına gitti.

O gittikten sonra Selim "Yok daha neler. Adam çok sert abi." Diyip timdekilere baktı.

Murat "Selim!"

"Şey pardon Doğa."

Gülüp "Önemli değil. Şok üstüne şoklar işte." Dedim ve biz de albayın odasına gittik. Kapıyı çalıp içeri girdik. Babam içerdeydi.

"Gelin arkadaşlar. Niyaziyi getirmişsiniz. Hepinize teşekkür ederim. Sizlerin de desteğiniz sayesinde artık adalet yerini bulacak. Teşekkür ederiz. Sizlere bir haberim var. Doğa hanımın bir istihbaratçı olduğunu öğrenmişsinizdir diye umuyorum. O yüzden kısa keseceğim. Bundan sonra bizim taburda görev yapacak ve verdiği bu destek sayesinde rütbesi artırılarak üsteğmene yükselecek. Alparslan, Yiğit, Arif ve Doğa. 2 gün sonra törende rütbeleriniz takdim edilecek. Sorusu ya da sorunu olan var mı?"

Selim "Benim var. Şimdi Doğa hastaneye gitmeyecek mi? Nasıl olacak öyle 2 iş birden?"

"Kendi kararı tabi. Biz ona karışamayız. Ama istihbaratçı olduğu için kimliğinin anlaşılmaması gerek. O yüzden ihtiyacımız olduğunda bizimle olacak."

"Anlaşıldı."

"Tamam o zaman şimdi Niyazi sorguya alınacak. Sizler de bu gün izinlisiniz. Yarın görüşürüz."

"Görüşürüz komutanım." Diyip odadan çıktık. Babam albayın yanında kaldı.

Arif "Şey. Korkmaz, gel hadi seni bizim mekanla tanıştıralım." Diyip güldü.

Serhat "Evet iyi olur. Bir az kıskanabilirsin ama olsun. Seversin sonunda."

Alparslana dönüp "Ne mekanı bu Alparslan?" Dedim.

"Bir şey değil ya, öyle bir mekan işte."

"Hm? Düşündüğüm şey yani?"

Yiğit "Ortam geriliyor. En iyisi bizim odaya geçelim orda rahat konuşuruz." Dedi. Onu takip ederek bir odaya vardık. İçerde bir televizyon, kanepe, sandalyeler ve bir hockey masası vardı. Oda çok güzel vibe veriyordu. Duvarda birlikte çekindikleri resimler de vardı.

"Burası bayağı güzelmiş ya. Yani havası çok iyi."

"Seversin demiştim."

"Nasıl yani?"

Yiğit "Bizim mekan burası işte Yarasa. Bir az yüreğine indirmek istedik sadece ve başarılı olduk." Diyip güldü.

Serhat "Ha bu arada Kara pek güzel bir lakap değil. Lakabı tim koyar. O yüzden Karayı Yarasa olarak değişiyoruz."

"Olur bana uyar. Bunu daha çok sevdim."

Alparslan "Arkadaşlar o değil de ben Yavuz komutanımla ne yapacağım?"

Selim "Tövbe estafurullah. Komutanım iyi misiniz?"

"Lan onu mu diyorum? Yavuz albayım çok sert. Valla Doğayla birlikte olduğumu duyarsa kim bilir bana ne yapar?"

Murat "Ne? Komutanım hayırlı olsun."

"Sağ ol aslanım."

Arif "Tören ne zaman?"

"Nişan mı?"

"Cenaze. Yavuz albay vuracak sizi biliyorsunuz değil mi?"

"Yok daha neler. Yahu korkma bir şey yapmaz. En kötü ihtimalle hayatı sana zindan eder." Diyip güldüm.

"Sağ ol ya çok güzel moral verdin."

"Ya şaka yapıyorum. Güzel bir dille anlatırız. Anlayışlıdır benim babam."

"Korkmuyorum canım. Sadece değişik işte bir az. Doktor bildiğim sevgilim istihbarat ajanı çıktı, e bi zahmet şaşırayım ama dimi?"

"Hala öyleyim."

Arif "Neyse ya, Korkmaz sen ikna edersin babanı, bizim komutanımıza bir şey yapmaz." Diyip güldü.

Alparslan "Hadi yeter bu kadar şamata. Her kes evine." Dedi ve odadan çıktık.

Koridorda gözüm Alparslanın eline sataştı.

Elini tutup "Yaran çok kötü gözüküyor. Pansuman lazım buna." Dedim.

"Gerek yok ya aslında. Acımıyor."

"Acımadığını biliyorum ama mikrop kapar. İnat etmesen olmuyor dimi?"

"Napim hoşuma gidiyor seni kızdırmak."

"Odanda var mı pansuman için malzemeler?"

"Var. Gel hadi." Diyip elimi tuttu ve odasına götürdü. Dolaptan ilk yardım çantasını elime verdi ve koltukta oturduk. Eldivenlerimi giyip yarayı temizledim. Yüzünü buruşturdu.

"Acıdı mı?"

"Bir az. Öpersen geçer ama." Diyip yanağını gösterdi.

"Allahım ya. Tamam öperim." Diyip pansumana devam ettim. En sonunda yarayı bandajla kapattıktan sonra eldivenlerimi çıkarıp çöpe attım ve tekrar Alparslanın yanına oturdum. Oturduğum an kollarını açtı. Başımı göğsüne yaslayıp beline sarıldım ve yanağına öpücük kondurdum.

"Neyin var?"

"İçimde bir sıkıntı var sanki."

"Nasıl bir sıkıntı?"

"Ya bu şerefsizler sana bir şey yapmaya çalışırlarsa?"

"Kimliğimi bilmiyorlar ki."

"Ya öğrenirlerse?"

"Ben kendimi korurum."

"Diyelim ki koruyamadın?"

"O zaman sen korursun. Yanından ayırmazsın beni." Diyip ona doladığım kollarımı sıkılaştırdım.

"Ayırmam tabi. Senin bir kipriğine zarar gelse ölürüm ben." Diyip saçlarımdan öptü.

"Seni çok seviyorum Alparslan. Beni asla bırakma olur mu? Çünkü ben sensiz yapamam."

"Seni bırakacağıma ölürüm daha iyi."

"Deme öyle." O sırada kapı çaldı. Bir birimizden ayrıldık.

"Gel!" İçeri bir asker girdi.

"Komutanım, Yavuz albay bahçede sizi ve Doğa komutanımı çağırıyor."

"Tamam. Geliyoruz." Dedi. Asker çıktıktan sonra koltuktan kalktık ve odadan çıktık. Bahçeye çıktığımızda babamla karşılaştık.

"Bizi çağırmışsınız komutanım."

"Gel aslanım. Oturun şöyle. Bak Alparslan, ben her şeyin farkındayım. O yüzden hiç saklamaya çalışmayın. Sizin birlikte olduğunuzu biliyorum. Bir birinize olan bakışlarınızı gördüm. Aşkla bakıyorsunuz. Ama ben de bir baba olduğum için bu konuşmayı yapmak zorundayım. Doğa benim tek kızım, gözümün nuru. Onun kalbini kıran kendisini ölmüş bilsin. Eğer kızımı gerçekten seviyorsan, onu üzmeyeceğine, kırmayacağına söz verir misin? Aksi takdirde bir daha onun yüzünü göremezsin."

"Efendim ben Doğayı çok seviyorum. Onun için canımı bile vermeye hazırım. Mesleğim ve şerefim üzerine yemin ederim, eğer onu üzersem bir daha silah tutmak nasib olmasın. O yüzden müsteri olun."

"Delikanlı çocuksun. Başarılı, Vatanına sadık bir asker olmandan belli. Peki sen kızım?"

"Baba ,ben de Alparslanı çok seviyorum. Onun ne kadar iyi kalpli, Vatanına, mesleğine aşık, güzel seven biri olduğunu biliyorum. Ben onunla çok mutluyum."

"O zaman aşkın karşısında bize bir şey demek düşmez. Ben size tam desteğim çocuklar. Eğer kızım üzülürse Alparslan, senden bilirim ve sana bu dünyayı dar ederim."

"Hiç şüpheniz olmasın efendim. Ben onu hep mutlu edeceğim."

"Güzel. Ha bu arada Doğa sen törende terfi edilemeyeceksin. Malum sebeplerden dolayı. O yüzden sivil geleceksin."

"Tamamdır."

"Ben burdayım zaten. Muhammet albayınız ağırlayacak. Siz gidin isterseniz."

"Bana gelmiyor musun?"

"Yok hayır. E hadi yarın görüşürüz."

"Görüşürüz komutanım." Arabalara doğru giderken Alparslan "Oh be, üstümden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum şuan." Dedi.

"Ben demiştim."

"Yanlız kayınpederim gerçek bir istihbaratçı olduğunu kanıtladı. Helal olsun."

"Ee tabi ne sandın?"

•••

Sabah kalkıp hastaneye gitmek için hazırlandım. Üstümü değiştikten sonra doktor odasına gittim. İçerde bir tek Alp vardı.

"Selam çimen göz."

"Aleykum selam zümrüt göz. Naber?"

"İyi senden?"

"İyi ben de. Eniştem nasıl?"

"O da iyi. Sanki bir şey diyecekmiş gibisin."

"Şey. Evet. Aslında.... Neyse sen benim best kankamsın. Doğa ya, ben Neslihandan çok hoşlanıyorum. Yani böyle çok kafa dengi, iyi kalpli falan. Kısa zamanda çok iyi bağ kurduk biz."

"Vaay. Demek aşık oluyoruz he? Sevindim. Yani Neslihan iyi kız, güzel kız. Tam senlik."

"Dimi dimi. Neyse gel sana bir kahve ısmarlayayım hem detayları konuşuruz."

"Olur valla." Diyip ayağa kalktık. Kolunu omzuma attı ve kafeteryaya gittik.

•••

Acilde hastalarla ilgileniyorduk. Birden Alpin telefonu çaldı. Neslihan arıyordu.

"HADİ CANIM! Doğa Neslihan arıyor napıcam?"

"Napıcaksın açacaksın tabiki. Heyecan yapma hemen."

"Tamam açıyorum o zaman." Diyip saçlarını düzeltti.

"Oğlum seni görmeyecek. Sesli arıyor."

"Doğru ya. Neyse çok beklettim." Diyip telefonu açtı.

"Alo..... Aa Neslihan nasılsın?..... Ben de iyiyim teşekkür ederim.... Gerçekten mi?..... Tabi, olur. Neden olmasın?.... Tamamdır. Görüşürüz o zaman." Diyip kapattı ve gülümsedi.

"Ee ne diyor?"

"Yarın boşsan bir yerlere gidelim mi diyor. Ay hiç bu kadar mutlu olmamıştım."

"E hadi gözün aydın. Bence bu sana yürüyor. Hatta maraton koşuyor."

"Öyle valla. E tabi yakışıklıyım, başarılıyım, yeşil gözlüyüm bu da ekstra bir avantaj. Cazibem her kesi etkisi altına alıyor."

"Ona ne şüphe. Neyse benim mesaim bitti, sana doyum olmaz, ben kaçar."

"Görüşürüz."

"Görüşürüz."

•••

Sabah kalkıp işlerimi hallettim ve hazırlanıp tabura gittim. Yolda Alpi aradım.

"Efendim Doğacım."

"Selam aşık nasılsın?"

"İyi sen? Gecikmişsin bakıyorum."

"İyi ben de. Ya ben bu gün gelemiyorum Alparslanın terfi töreni var. Hani diyorum sen beni idare mi etsen?"

"Vaaay. Enişteme bak be. Yüzbaşı oluyor demek he? Tamam sen rahat ol. O iş ben de."

"Bir tanesin. O zaman öptüm seni çok. Görüşürüz. Bu arada akşam Neslihana selam söyle." Diyip güldüm.

"Ben de öptüm. Söylerim görümcesi." Diyip o da güldü. Az sonra tabura vardım. Arabamı park ettim ve içeri girdim. Koridorda Muhammet albay ve babamla karşılaştım.

"Hoşgeldin Doğa."

"Hoşbuldum komutanım."

"Bildiğin gibi sen bu gün törende terfi edilemeyeceksin o yüzden kendi aramızda rütbeni takdim edeceğiz."

"Tamamdır. Törende görüşürüz o zaman."

"Görüşüz." Diyip gittiler. Timin takıldığı odaya gittim.

"Selam gençler."

"Oooo selam Yarasa. Naber?"

"İyi. Sizden? Hepiniz çok yakışıklı olmuşsunuz."

Murat "Eyvallah. E türk askeriyiz tabi. Olacak o kadar."

"Alparslan komutanımı soracaksan odasında hazırlanıyor. Yiğit ve Arif de terfi edilecek. Onlar da onun yanındalar."

"Tamam. O zaman ben gideyim. Bi Alparslana bakayım. Görüşürüz."

Serhat "Bak tabi yenge, hakkındır." Dedi. Ona karşılık gülüp odadan çıktım ve Alparslanın yanına gittim. Kapıyı çalınca "Gel!" Dedi.

İçerde Yiğit, Arif ve Alparslan vardı. Gözüm ilk Alparslana sataştı. Her zamanki gibi çok yakışıklı görünüyordu. Törenlerde giyilen askeri üniformayı giymişti. Resmen yeniden aşık olmuştum ona. Ona kitlendiğimi görünce göz kırptı ve dudağının kenarı kıvrıldı.

Arif "Selam Yarasa."

"Selam."

Yiğit "Eee biz çıkalım en iyisi hazırlıklar falan bi bakalım. Hadi Arif."

Arif " Heeee. Görüşürüz yenge." Diyip çıktılar.

Adımlarımı Alparslana doğru yönelttim.

"Hoşgeldin güzelim." Diyip sarılamak istedi.

"Hoşbuldum. Dur üniforman kırışacak."

"Kırışmaz." Diyip sarıldı.

"Çok yakışıklı olmuşsun. Tabi sen her halinle yakışıklısın ama."

"Harbi mi?"

"Harbi. Elin nasıl?"

"Sen dokunmuşsun kötü mü olur?"

"Hm? Öyle mi?" Diyip ona daha çok yaklaştım.

"Öyle." Diyip belimden tutarak beni kendine çekti. Ellerim omzunu sardı.

"Babam şimdi içeri girerse yanarız biliyorsin dimi?"

"Babandan onayını aldım, artık korkum yok asker kızı."

"Cesaretliyiz bakıyorum. Yakışır. Yalnız, o cesaretin 2 katı ben de de var. Ona göre."

"Diyorsun."

"Diyorum."

"Nasıl kanıtlarsın?"

"Şu tören sağ salim bitsin kanıtlarız."

"Ciddi misin?"

"Kısmen. Neyse hadi çok oyalandık. İnelim aşağıya."

"Kısmen ne ya? Bari bir spoiler ver."

"Alparslan, şaka yaptım sadece. Hadi gidelim artık yüzbaşım. Azar mı yemek istiyorsun?"

"Ümitlenmiştim ama ya." Diyince dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum ve hemen geri çekildim.

"Al sana spoiler. Hadi gel artık."

"Bu spoilere can kurban." Dedi ve dışarı çıktık. Alparslanın ailesi de gelmişti.

Nebahat hanım " Aa selam Doğa kızım nasılsın?"

"İyiyim Nebahat hanım siz?"

"İyiyiz biz de. Bu arada Nebahat teyze de. Hatta Neboş teyze de sen."

"Yok ben en iyisi Nebahat teyze diyim."

"Aa kırılırım ama. Sen benim oğlumun biriciğisin olur mu öyle şey?"

Alparslan genzini temizleyip "Annecim ama yani sırası mı şimdi?" Dedi.

Lan kocamız anlatmış mı annesine?

Anlatmış valla.

"Ne var? Doğa kızım senin birtanecik sevgilin değil mi? Neboş teyze de sen kızım. Hem ben de genç hissediyorum öyle diyince."

Alparslan "Birtanem tabi." Diyip gülümseyerek bana baktı.

"Siz zaten gençsiniz. Tamam öyle derim."

Az sonra Muhammet albay konuşmak için kürsüye çıktı. Ardından Alparslan, Yiğit, Arif ve tanımadığım bir kızı yanına davet etti ve rütbelerini takdim etti. Çok gurur verici bir manzaraydı.

Gözlerim doldu. Alparslan artık bir yüzbaşıydı.

Bir süre sonra kürsüden indiler. Alparslana sarıldım. "Tebrik ederim sevgilim. Başarıların devamlı olsun."

"Teş..." Sözünü bitiremeden babam çağırdı.

"Alparslan, Doğa! Acil gelmeniz gerek!" Dedi.

"Oğlum noluyor?"

"Bir şey yok anne. Merak etmeyin. Biz geliyoruz şimdi. Hadi Doğa."

"Doğa niye gidiyor?" Cevap veremeden içeri girdik. Timdekiler de toplanmışlardı.

"Komutanım neler oluyor?"

"Andrey köylülere saldıracak. 1 saat vaktimiz var. Hemen gitmeniz gerek. Sayıları çok fazla ve yüklü miktarda silahları ve teknikleri var. Bu sefer çok dikkatli ve çok çaba sarf etmeniz gerek. Doğa sen de hazırlan. Keskin nişancıya ihtiyacımız olacak."

"Anlaşıldı."

"Şimdi hemen çabucak hazırlanın ve yola çıkın. Allah yardımcınız olsun!"

"Sağ ol!" Dedik ve hazırlanmaya gittik. Her zamanki gibi siyah maskelendim. İhtiyacım olan şarjörleri, el silahını ve bazı tıbbi malzemeleri aldım.

Bahçede buluşup araçlara bindik ve yola koyulduk.

Varınca Alparslan "Her kes dikkatli olsun. Sürekli irtibat halinde olacağız. Doğa sen kendine gizli ve her yeri görebileceğin bir yer bul. Selim ve Serhat. Siz köylüleri gizleyin. Onlara bir zarar gelmesin. Diğerleri de dağılsın. Bu gün burayı ya koruyacağız, ya da burası bizim mezarımız olacak!" Dedi.

"Anlaşıldı komutanım!" Dedik ve dağıldık.

İlahi bakış açısı:

Alparslan "Emreden Yarasaya."

Doğa "Yarasa dinlemede."

"Ne durumdasın?"

"Her yeri görebiliyorum."

"Güzel. İzmirli köylüler ne durumda?"

Selim "Ahırda gizledik. Kimse yaklaşamaz."

"Yarasa konuşuyor. Geliyorlar. Atış izni istiyorum."

"Bırak yaklaşsınlar. İşaretimi bekle. Benimle gelin. Emreden Yarasaya, atış serbest."

"Emredersiniz." İlk önce şoföre sonraysa diğerlerine ateş etmeye başladı. Alparslan ve diğerleri de onların gelmesini engellemek adına ateş ediyorlardı.

Yiğit "Sarıdan Emreye."

"Emre dinlemede."

"Sayıları çok fazla. Bomba izni istiyorum."

"İzin verilmiştir." Yiğit bombayı düşmanların üzerine attı ve çatışmaya devam ettiler.

Yaklaşık yarım saattir çatışma gidiyordu. Düşmanların sayı tükenmek bilmiyordu.

Arif "Aliden Emreye. Keskin nişancı yerleştirmişler. Kafamızı çıkaramıyoruz."

"Allah kahretsin. Sakın çıkmayın ordan. Yarasa keskin nişancı sende."

"Anlaşıldı."

1 saat sonra:

Selim "Mühimmatımız tükeniyor komutanım. Arif ve Murat yardım edemiyorlar."

"Yarasa keskin nişancıyı buldun mu?"

"Arıyorum ama henüz bulamadım. Çok iyi gizlenmiş."

"Ne demek çok iyi gizlenmiş?! Bul artık şunu!"

"Komutanım köylüler yok!"

"Nasıl yani?! Delirdin mi sen Serhat? Ne demek köylüler yok?!"

"Yarasadan Emreye. Keskin nişancıyı indirdim."

"Ne tepki vereceğimi şaşırdım! Ben sizi köylülere göz kulak olun diye görevlendirdim! Böyle mi yerine getiriyorsunuz?!"

"Allah kahretsin! Andrey ve adamları köylüleri yakalamış!"

"Kimse ateş etmesin. Tek yanlış hareketimizde köylülere zarar gelebilir."

Andrey "Alparslan! Beni duyduğunu biliyorum! Eğer şimdi buraya gelmezseniz bunca insanın ölümünü izleceksiniz!" Diye bağırdı.

"Komutanım ne yapacağız?"

"Gideceğiz tabi ne yapacağız. Yarasa sen yerini koru."

"Emredersiniz." Doğa yerinde kalıp onları gözetlemeye devam etti. Alparslan ve timi Andreyin yanına gittiler.

"Hop hop hop. Atın silahları!"

"Bırak onları!"

"Size atın silahları dedim!"

"Ben de sana bırak onları sorununu bizimle çöz diyorum!"

"Tamam. Sen bilirsin." Diyip bir kadının kafasına silah dayadı.

Kadın ağlayınca Alparslan "Dur! Atın silahları." Diyip time döndü.

"Komutanım..."

"Atın dedim!" Hepsi silahlarını attılar. Andrey sinsice güldü.

"Şimdi hem sizi hem de bu salakları geberticem. Ha bu arada. Sen kendini uyanık mı zannediyorsun Alparslan?"

"Ne diyorsun ya sen?"

"Size hepiniz gelin dedim. Keskin nişancıya haber vermemişsin. Yazık oldu. Senin yüzünden bir daha çatışmalara giremeyecek."

"Lan! Eğer ona bir şey yap..."

"Tım bile. Bak bakalım yaşıyor mu? Yaşıyorsa bile şimdiye çoktan gebermiştir."

"Senin ben! Aşşağılık herif! Eğer gerçekten ona bir şey yaptıysan seni yaşatmam Andrey!"

"Sana söylemiştim Alparslan. Benimle oynama demiştim. Şimdi çek cezanı."

Alparslanın gözleri dolmuştu. Andreyin Doğaya bir şey yapma ihtimali çok yüksekti. Birden alana bir sürü asker, tanklar ve techizatlar girdi.

"Dayanın komutanım!"

"Neler oluyor?"

Alparslan "Siz burayı halledin ben Doğanın yanına çıkıyorum." Diyip fırladı.

Gelen destek Andreyin adamlarını alt etmişlerdi fakat kendisi çoktan kaçmayı becermişti.

Alparslan o sırada ümitle Doğanın yanına gitti. Ona bir şey olma ihtimali çok korkutuyordu. Ama onu kanlar içinde yerde hareketsiz yatarken buldu. Sırtında irice bir bıçak yarası vardı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Alparslan elini Doğanın boynuna getirdi. Nabız yok denecek kadar azdı.

"Doğa? Hayır hayır lütfen bu bir kabus olsun. Sevgilim bak ben geldim hadi aç gözlerini lütfen. Biz daha seninle bir sürü çatışmalara girecektik, sonra babanın kıskançlıklarını çekecektik. Hadi ama aç gözlerini yalvarırım. Yapma bunu bize lütfen. " Diye ağlıyordu Alparslan.

"Lütfen Yarasam bırakma beni yalvarırım. Ben sensiz ne yaparım? Yeşil gözlerine bakmadan nasıl yaşarım? Hiç mi düşünmüyorsun beni? Bir birimizi daha yeni bulmuşken gitme nolur. Hikayemiz böyle bitemez Doğa!" Dedi ve defalarca yüzünün her yerinden öptü. Göz yaşları hızla yanağından akıp Doğanın üstüne düşüyordu....

Bölüm sonu...

Selam millet. Uzun zamandır bölüm atmıyordum. Kahramanlık yapıp elimi kestim ve tam 6 dikiş atıldı. O yüzden normal yazamıyordum. Bunu da tek elle yazdım. Umarım beğenmişsinizdir❤️. Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum (emeğe saygı lütfen). Yeni bölümde görüşmek üzere♥️

Bu arada hastanede yolmak için Aylini, aşk itirafı yapmak için de Alpi bulamamam şaka mı?? 😫

En sevdiğiniz sahne👉👉

Duygulandığınız sahne var mı?👉👉

Bölüm sonu

3 yorum