Tam eve girerken arkadan gelen cam kırılma sesiyle irkildim ve hızla arkamı döndüm. Emirlerin evinin camı kırılmıştı. Yandan gelen bir çocuk ağlama sesi dikkatimi çekti. Hemen sesin geldiği yöne baktım; küçük bir çocuk cam kırıkları yüzünden ayağını kesmişti.Hiç düşünmeden yanına koştum. "İyi misin, tatlım?" dedim, dizlerimin üzerine çöküp nazikçe elimi cam kırıklarının arasına uzattım ve hepsini etraftan uzaklaştırdım. Çocuğun yüzündeki korku ifadesi hâlâ gitmemişti."Çocuklar, arkadaşınızın ailesine haber verir misiniz?" dedim. Hep bir ağızdan "Evet!" dediler ve içlerinden ikisi hızla koşarak uzaklaştı.Görünürde çok kötü bir şey yoktu ama ayağındaki kesiği fark ettim. Evden hemen peçete alıp geldim. Şansa bak ki eski ilk yardım çantasını dün atmıştım, yenisini de bugün alacaktım. Hızla kanayan yeri sildim. O sırada Emir geldi. "İyi misin? Kaç kere söyledim, yavaş oynayın, bak bacağına, Altay," dedi endişeyle.Altay hâlâ ağlamaklıydı ama Emir'in sözleri pek umurunda değildi. "Sakin ol, pek bir şey olmadı bacağına," dedim. Bana şaşkınca baktı, sanki ilk kez fark ediyordu birinin ilgisini. Hafifçe gülümsedim ve tekrar Altay'a döndüm.Temizlikten sonra çocuğu yavaşça yerden kaldırdım. Bu sırada ailesi de gelmişti. "Selda abla, pek bir şeyi yok gibi ama yine de bir hastaneye götürün derim," dedim."Tamam kuzum, sağ ol," dedi kadın, Altay'ı kucağına alıp hızla uzaklaştı.Ben tam eve dönecekken Emir'le göz göze geldik. Gülümsedim ve eve doğru yöneldim. O an ne diyeceğimi bilemedim ama arkamdan tanıdık bir ses "Merhaba," dedi."Merhaba, şey?" diye dönüp baktım."Efendim?""Şey, sizde cam için arayabileceğim bir numara var mı? Malum, cam gitti," dedi. Doğru ya, ne güzel enayiliğimle yine baş başaydım."Olacaktı, babam da şimdi gelir. Ondan alırsın. Bu sırada istersen gel içeri," dedim. Evet, biraz hızlı davranmış olabilirim ama hayat böyle; geç kalan kaybeder. Hızlı olacaksın bu hayatta."Rahatsızlık olmazsa olur tabii," dedi."Olmaz tabii, geçin."İkimiz birlikte içeriye geçtik. "Kahve mi, çay mı?""Çay varsa olur." Keşke oruç olmasaydım.."Hemen geliyorum," deyip mutfağa geçtim. Neyse ki babamla içmek için çay demlemiştim. Bardağa çay koyup salona geçtim, ona birini uzattım ve koltuğa geçtim."Yanına bir şey koyamadım, kusura bakma," dedim gülümseyerek."Ne kusuru, böyle şeyleri dert etme."Emir çayından bir yudum aldı, ardından bana bakarak hafifçe başını salladı. "Eline sağlık, tam da böyle bir şey lazımdı," dedi. Gülümsedim, "Afiyet olsun." İçeride kısa bir sessizlik oldu ama garip bir huzur da vardı. O an, sanki ikimiz de bu anın tadını çıkarmak istiyorduk. "Sen hep buralı mıydın?" diye sordu birden. Sorusu sıcak geldi, ilgisini hissettim. "Küçüklüğüm burada geçti, sonra uzaklaştım... Ama insan bazı yerlere dönmeden tamamlanamıyor galiba," dedim. O da gülümsedi, "Bazen insanlar da öyle."Kalbim bir anlığına durmuştu, inşallah ben yanlış anlamışımdır diye düşünmeden edemedim. "Evet, annen ve baban nerede?" diye soru yöneltmiştim. Bir an duraksadı, bir şey söylemeden bir dakika öyle durmuştu. Ne ben konuştum ne o konuştu.Ben bu konuşmamayı biliyordum. Birisi yanınıza hiç gelemeyecekse bu sessizlik olur; bunu 7 yaşında öğrenmiştim.
Emir yemekteyken ara ara öksürmüştü, babama göre benim kalan yemekten yarın onada götürmem gerekliydi. AMA BENDE ANKSİYETE VAR. "Babacım o kadar önemli değildir bir iki kere öksürdü sadece" "Saydın yani?" Babama bir anlık side eyes attım. Bu adam kesin benimde hoşlandığımı anladı. Yoksa hayatta böyle davranmazdı, "ne sayması baba saçmalıyorsun" Bana imalı imalı bakıyordu, çayını aldı ve yudumladı. "Öyle olsun ama sen yinede götür bayadır tek başına ailesiyle kavgalı şu an o yüzden tek yaşıyor bu mahallede de bizden başkası yok onun şu an" Gerçekten de hiç görmemiştim ailesini babam haklıydı. Yarın yemek götürim ona."Tamam baba götürürüm, ama bu yaptığın duygu sömürüsü haberin olsun ""Yav he he gönlüm var demiyorsunda" babamın beni bu kadar iyi tanıması beni korkutuyordu."Yav baba yok öyle bir şey, hadi bardağını ver doldurim iç iç çayını"Hızla bardağını doldum vr önüne koydum. Genelde akşamlarımoz böyle enerjik geçerdi, bir dakika bir dakika yarın ramazandı. VE RAMAZANIN İLK GÜNÜ BÜTÜN MAHALLE BİRLİKTE YEMEK YERDİK yani yarın sadece mahalle yemeyine çağırsam yeterdi."Baba yarın ramazan, mahallede hep beraber yemek yencek ya hani o yüzden götürmeme gerek yok çağrırım mahalleye " "Bak iyi akıl ettin bu daha iyi olur" dedi babam. Biraz daha zaman geçirdikten sonra bir şeyler atıştırıp ikimizde uyuduk yarın iftardan sonra teravihe gidecektik kızlarla o yüzden hepsine haber verdim.Gelmeleri muhimdi, bu olanlarda anlatacaktım. Kafamı koyar koymaz uyuya kalmıştım, sabah alarm sesi ile yerimden sıçradım. Her zaman alarm sesini değiştirmek iyiydi yoksa uyanmıyordum. Ben kalktığımda çoktan babam çıkmıştı. İlk boşluğuma geldi bir şeyler atıştırmak için mutfağa girdim ama oruç olduğumu hatırladım.Hazırlanıp biraz evde oturdum şu an oturduğum kısımda genelde küçük bir kahvaltı yapardım ama şu an yapmıyordum. Anlık bir boşlukla kala kalmıştım , beş dakika daha oturup evden çıkmıştım. Durağa doğru ilerlemeye başladım, ağzımda her zamanki gibi bir şarkı dolandı. Her gün farklı bir şarkı, farklı bir hayat. Farklı sesler, şarkının bitiminde otobüs durağına gelmiştim.Birazdan emir koşarak durağa gelicekti ve aynı anda otobüste gelicekti.Birlikte otobüse geçecek ve yanyana oturacaktık. Hayat aslında bu kadar kısaydı.Dediğim gibide oldu emir koşarak geldi. O anda otobüs geldi ilk önce ben sonra emir bindi otobüse. Her zamanki cam kenarında yerimizi aldık. Emir resmini çizmeye başladı ben müziğimi dinlemeye.Otobüs camına başımı yasladım. Dışarıda güneş nazlı nazlı doğuyordu, ama içimde başka bir telaş vardı. Dünkü yemek, babamın sözleri, Emir’in öksürüğü, yalnızlığı… Hepsi kafamda dönüp duruyordu.“Ne zaman bu kadar düşünmeye başladım ki onu?”Kendi kendime iç çekip kafamı cama vurdum hafifçe. Durağa geldiğimde çoktan şarkım bitmişti, ama kafamda hala Emir’in sesi yankılanıyordu:“Rahatsızlık vermek istemem…”Ah bir bilsen, keşke o kadar düşünsen…Okula vardığımda kızlar beni görünce hemen üzerime çullandılar.“Melis dün Emir sizde miymiş??”Bir an ne diyeceğimi bilemedim, sonra gülerek başımı salladım.“Evet… yani bir şey olmadı öyle denk geldi…”“Denk gelmişmiş! Kız baban adamı evde tutmuş resmen! Senin damat adayın gibi davranıyor.”Gülmeler arasında utanarak başımı eğdim.“Abartmayın ya…” dedim ama içimdeki kıpırtı başka şeyler söylüyordu.Planları yaptık: İftar mahallesofrası, sonra teravih. Hepsi gelecekti. Emir’i çağırma konusu ise… babam sağ olsun, onu hallederdi zaten....Akşam yaklaşırken hazırlıklar başlamıştı. Masa, sandalyeler, lambalar… her şey yerli yerindeydi. Mahallenin çocukları sokakta koşturuyordu. O sırada Emir geldi.Temiz ama biraz yorgun görünüyordu. Göz göze geldik. İçimde bir şey hopladı.Babam hemen seslendi:“Emir! Gel oğlum, senin yerin hazır. Melis’in tam karşısı.”Yüzüm kızardı. Adam bunu özellikle yapıyordu, eminim.Emir hafif gülümsedi, “Eyvallah amca,” deyip yerine oturdu.İftar zamanı yaklaştıkça ortamın sıcaklığı da arttı. Herkes neşe içindeydi ama benim içimdeki sesler sustu. Sadece Emir’in yüzüne bakıyordum ara ara. O da bazen yakalanıyordu bana.İftar duası yapıldı, ezan okundu. Sofralar bir anda canlandı. Emir'in eli bardakta titreyince fark ettim ne kadar tedirgin olduğunu.Yemekten sonra biraz yürüyüşe çıktık. Kalabalıktan uzak, sessiz bir sokağa girdik.“Buranın havası başka,” dedi Emir, derin bir nefes aldı.“Senin için burası ev gibi oldu artık, değil mi?” dedim hafifçe.Başını salladı.“Evet… Bazen gerçek ailemden çok siz var gibi hissediyorum. Tuhaf ama güzel…”Kalbim bir anlığına durdu sanki.“Bazen en yakın hissettiklerin kan bağın olanlar değil zaten…”O an sessizlik ikimizin de kalbini anlattı galiba.Gece teravihten sonra kızlarla yürürken olanları anlattım. Gülüştük, şakalaştık ama içimde garip bir his vardı.Sanki bu ramazan başka geçecekti.Sanki bu kalp, bu ramazanda başka bir şekilde açılacaktı.