Jimin, hastanenin boğucu ve eskimsi kokan odasında uyandı. Gözlerini yavaşça açtı. İlk başta bulanık gören gözleri, tamamen açtığında her şeyi net göstermişti, tıpkı sevgilisinin yerde yatan bedenini, cebinden düşen yüzük kutusunu, kutunun içinde yazan notu, sevgilisinin sedyeye kaldırılmasını, kendisine sakinleştirici verildiği anı, doktorun Jimin'e sevgilisinin öldüğünü söylerkenki yüzünü, ameliyata hazırlanırken ameliyat elbisesini giymesini ve ameliyata alınmasını netlediği gibi.
Jimin, birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Kendisine geldiğinden emin olduğunda yataktan yavaşça başını kaldırmaya çalıştı ancak ensesi tutulmuştu. Jimin ensesine elini koyarak orayı okşarken sevgilisiyle beraber uyuduğu huzurlu, rahat ve güven verici yatakta uyanmak yerine neden rahatsızlık verici, huzursuz edici ve ensesindeki ağrıya sebep olan hastane yatağında uyandığını sorgulayıp derin bir iç çekti.
Jimin, odayı inceledi. Önünde beyaz kareli duvarları ve zemini vardı, küçük bir lavabosu bile vardı. Kafasını yatağın sol tarafına çevirdi. Küçük beyaz bir sehpa, yanında beyaz bir koltuk ve çöp vardı, ayrıca soğuk bir havası vardı. Sıkıcı ve boğucuydu. Çok sade bir odaydı
Gerçi, ne bekliyordu ki? Jimin odayı incelemeyi bırakıp karşısındaki tuvalete girdi. Neyse ki tuvalet temizdi, rahatlıkla kullanabilirdi.
Jimin, işini bitirdikten sonra ellerini yıkadı. Ellerini yıkarken karşısındaki ayna sayesinde kendi yüzüne baktı. Yorgunluktan olsa gerek, morarmış göz altları, ağlamaktan olsa gerek, göz torbaları, stresten dolayı olsa gerek, ısırılmış ve susuzluktan olsa gerek, kurumuş dudakları karşılıyordu onu. Jimin, aynadakinin kendisi olduğundan emin olmak için yüzüne dokundu, gerçekten oydu. Nasıl olur da bir gecede bu kadar çökebilirdi? Demek ki ölüm, hızlıca etkisini gösteriyordu. Нет ruhsal, hem fiziksel olarak.
Jimin, yüzüne bakmaya devam
ederken tek değişen şeyin yüzü değil, kalbi de olduğunu hatırladı. Kalbinin olduğu tarafı sıkıca tuttu ve sıktı. Küçüklüğünden beri kurduğu hayal çok sevdiği birisi tarafından gerçekleşmişti, paslanmış kalbi yerine sağlıklı bir kalbi olmasını istemişti hep. Jimin bunu hatırlayınca seviniyordu ama sevgilisinin öldüğünü hatırlayınca bu kalbi ona geri vermek istiyordu belki tekrar hayata döner diye.
Jimin için artık kalp krizleri ve kalp ağrıları yoktu, çok rahat bir yaşamı olacak ve bir daha asla kalbi için bir doktora gitmeyecekti. Jimin sevinçle gülümsedi. Bu, aynı zamanda sevgilisine minnettar olduğunu gösteren bir gülümsemeydi. O olmasa belki de yakın bir zamanda ölmüş olacaktı, kimbilir?
AMELİYATTAN 1 HAFTA SONRA
Jimin, artık hastaneden taburcu olmuş, evine geri dönmüştü. Yalnız yaşamaya alışmaya çalışıyordu ama Yoongi onu yalnız bırakmıyordu. Gerek göklerden gelen sesiyle, gerek kokusuyla, gerek
sesiyle, gerek duvardaki çerçeveli fotoğraflarla, gerek kullandığı parfümle, gerek kıyafetleriyle Yoongi hâlâ evdeymiş gibi hissediyordu Jimin. Yatağına bile Yoongi'nin kokusu sinmişti. Jimin, düşüncelerinden kurtulmak istercesine başını iki yana doğru salladı ve bilgisayarından açtığı diziyi izlemeye devam etti. Dizisini izlerken aklına bir şey geldi; İş. Artık işine geri dönmesi gerekiyordu. Yoongi hayatta olsa o da Jimin'in bunu yapmasını isterdi. Derhal yatak odasına koştu ve telefonunu alıp patronunun telefonunu tuşladı. Patronunu arayıp telefonu kulağına doğru götürdü.
İŞE GERİ DÖNÜŞ
Jimin, işe geri döneli 5 gün olmuştu ve yavaş yavaş alışmaya çalışıyordu. İş arkadaşları Namjoon, Hoseok ve Jin geri dönüşünü çok güzel kutlamışlardı. Jimin'e sarılmış, kalp naklinin nasıl geçtiğini sormuş ve başsağlığı dilemişlerdi. Namjoon, Jimin'den 6 santim uzundu, kahverengi saçlı, koyu kahverengi gözleri vardı. Namjoon'un
kaslarına Jimin bile yükselirdi, ayrıca esmer teni ve gülümseyince çıkan çukura benzeyen gamzeleri ile herkesi etkileyebilecek birisiydi. Dışardan çok ciddi bir insan gibi görünse de samimi olduğu insanları çok eğlendirirdi. Hoseok ise güzel burnu, kalp şeklinde dudakları ve çenesinin güzelliği ile etkilerdi insanları. Tatlı bir insandı, her şeye gülen ve güldüren birisiydi. Yoongi Hoseok'tan 'vitamin' diye bahsederdi, Jimin ise kıskanıyormuş gibi yapardı ama doğru olduğunu o da en az Yoongi kadar biliyordu. Hoseok, sadece iş konusunda ciddi ve takıntılı bir insandı, diğer şeyler onun için çok önemli olmasa da iş onun kendinden bir parçaydı. Yaptığı iş kusursuz olmalıydı hatta işini kusursuz bir şekilde halledene kadar uyku uyumaz, mesai yapardı. Jimin, onun hiç yıllık izin aldığını görmemişti. Bir ayağı çukurda da olsa işe gelirdi. Jin ise tam anlamıyla her şeyiyle dikkat çekerdi. Sesi, vücudu... aklınıza ne gelirse. Bunun kendisi de farklıydı. Her şeyle dalga geçen bir insandı ve kötü esprileri olmasına rağmen herkesi güldürmeyi başarırdı, yakın arkadaşları hariç. Onlar daha çok Jin'in yaptığı şakalara göz devirmeyi ya da
oflamayı tercih ederdi. Her durumla dalga geçerdi, hiçbir şeyi ciddiye almazdı. Patronla bile dalga geçmişti ve bu yüzden neredeyse işten kovulacaktı ama nasıl olduysa kıl payı kurtulmuştu.
Sadece arkadaşları değildi Jimin'e başsağlığı dileyen, bu iş yerinde çalışan herkes ona başsağlığı dilemişti, demek ki herkesin her şeyden haberi vardı. Nasıl olduğunu bilse de çok umursamadı, sadece teşekkür edip işinin başına oturdu. Masasına iyice yerleşip bilgisayarı açtı. Birikmiş işlerine baktı ve derin bir iç çekip koltuğunu geriye doğru itti. Kim yapacaktı bu kadar işi? Jimin, sandalyesini tekrar masasına doğru itip kollarını sıvadı ve işlerini halletmeye koyuldu.
2 saatin sonunda işlerini bitiren Jimin, derin bir nefes alarak sandalyesini geriye doğru itip ayağa kalktı. Artık bir kahve molasına ihtiyacı vardı. Sonuçta, 2 saattir aralıksız çalışıyordu.
Kahve makinesine doğru yürüdü ve bir bardak kapıp sütlü kahvesini bardağa doldurmaya başladı. Bardağı dolunca eline alıp kahvenin sıcaklığıyla ellerini ısıttı ve tekrardan masasına oturup etrafa göz gezdirdi. Herkes işinin başındaydı, Jin hariç. Masasında öylece oturmuş, kahvesini içiyordu. Jimin, Jin'i yalnız başına görünce koşarak onun yanına gitti. Jin'e gülümsedi ve yumruk tokuşturdular ve Jimin, Jin'in yanına oturdu. Ardından Jimin, Jin'in pek de iyi olmadığını fark etti.
"Hyung, her şey yolunda mı? Çok bitkin duruyorsun."
Jin, tekrardan Jimin'e döndü ve derin bir iç çekerek konuşmaya başladı.
"Kızım Kim Soojin, kısa bir süre önce hayatını kaybetti, hem de annesi olacak o aptal kadın yüzünden."
Jimin, hüzünlü gözlerle Jin'e bakarken Jin bitkin bitkin kahvesini yudumluyordu. Jimin, Jin'in omzuna elini yavaşça koydu ve omzunu okşayıp sıcak bir gülümsemeyle onu rahatlatmaya çalıştı.
"Hyung, senin adına çok üzüldüm. Her şeyden çok ona değer veriyor ve onun için çalışıyordun... Keşke o masum çocuğun yerine annesi ölseydi. Eğer ölmezse, onu kendi ellerimle öldüreceğim." Jimin, bunu Jin'i güldürmek için söylemişti ve Jin, hüzünlü bir şekilde kıkırdadıktan sonra Jimin'in sırtını okşadı.
"Ben de senin için çok üzülüyorum Jimin, çok yakın zamanda sevgilini kaybettin ve bu çok acı bir şekilde gerçekleşti. Ama merak etme, en azından aynı acıyı paylaştığın bir arkadaşın var." Jimin, hafif bir kıkırtıdan sonra Jin'in sırtını sıvazladı. Bu, yani aynı acıyı yaşadığı bir arkadaşı olması Jimin'in keyfini yerine getirmişti. İkili konuşmaya devam ederken, ofisin kapısı birden açıldı. Gelen patrondu ve bunu fark eden Jimin, derhal yerine oturdu. Patronun yanında Jimin'in hiç tanımadığı bir adam vardı. Uzun boylu, siyah düz saçlı, siyah gözlüklü, kahverengi deri ceketli, beyaz tişörtlü, siyah kot pantolonlu bir adam. Yüzü çekiciydi fakat duruşundan biraz utangaç olduğu belliydi. Patron, delikanlının omzuna elini koyarak onu ofistekilere tanıttı.
"İyi işler sevgili çalışanlarım. Bugünden itibaren Kim Taehyung yanınızda çalışmaya başlayacak. Lütfen ona kendinizden biriymiş gibi hissettirmeye çalışın." Ardından Taehyung'a döndü." "Boş bir yere oturabilirsin Taehyung." Taehyung başını olumlu anlamda salladıktan sonra patron ofisten çıktı. Patron ofisten çıktıktan sonra Taehyung, etrafa göz gezdirmeye başladı. Oturacak yer arıyor olmalıydı. En sonunda Jimin'in yanının boş olduğunu görünce Jimin'in yanındaki sandalyeyi işaret etti.
"Şey, buraya oturabilir miyim acaba?" Yanakları kızarmıştı Taehyung'un. Jimin ise onun aksine çok rahattı ve Taehyung'a oturması için onay verdiğinde Taehyung teşekkür edercesine gülümsedi ve Jimin'in yanına oturdu. Jimin, tokalaşmak için elini Taehyung'a uzattı.
"Ben Park Jimin, tanıştığımıza memnun oldum. Umarım burayı seversin çünkü ben pek sevmiyorum. Arkadaşlarım olmasa istifa bile ederdim."
"Ben de Kim Taehyung, ben de çok memnun oldum. Burayı sevmeme nedenin nedir?" Diye sordu merakla Taehyung.
"Bilirsin, küçük bir ofisteyiz ve patronumuz çok kaba, asla senin yanında davrandığı gibi değil. Bil istedim." Taehyung, Jimin'in bu dediğins gülerken Jimin de onunla beraber güldü ve o an Jimin bir şey fark etti, gülüşü muazzamdı, tıpkı masum bir çocuk gibi.
Jimin ve Taehyung uzun süre konuştu. Kendi hayatlarından, hobilerinden, fobilerinden, hayatlarından, kendilerinden konuştular ve Jimin, Taehyung'un çok iyi bir insan olduğunu fark etti. Onunla arkadaşlık yapmak cidden çok güzel olacaktı. Komik, eğlenceli ve anlayışlı birisiydi.
Konuşmaya devam ederlerken Taehyung'un gözüne bir fotoğraf takıldı. Siyah beyaz fotoğraf makinesinden çekilmiş, Jimin ve başka bir adamın bulunduğu bir fotoğraftı bu. Birbirine sarılan iki masum insan vardı o fotoğrafta. Taehyung, fotoğrafı eline alarak daha yakından incelemeye başladı. Ardından Taehyung, merakına yenik düşüp Jimin'i dürttü. Jimin, ona gülümseyerek döndüğünde elindeki fotoğrafı fark ettiği an yüzündeki gülümseme sönmüştü.
"Bu fotoğraftaki kim?" Diye sordu Taehyung fotoğrafı incelemeye devam ederken. Jimin, iç çekerek fotoğrafı Taehyung'un elinden yavaşça aldı ve fotoğrafa bakarak konuşmaya başladı.
"Bu adam benim ölen sevgilim. Adı Min Yoongi'ydi. Maaalesef ki 14 Şubatta yapılan silahlı saldırı yüzünden hayatını kaybetti, beni korumak isterken kendini koruyamadı. Bu da çekindiğimiz son fotoğraf." Jimin, hüzünlü şekilde gülümsedi ve iç çekti. Yutkunarak devam etti. "Hatta, o gün bana evlenme teklifi edecekmiş. Ben bunu o sedyeye yatırılırken cebinden düşen yüzük kutusunu gördüğümde öğrendim. Hatta kutuyu açıp baktım, içinde küçük bir not vardı 'sevgililer günün kutlu olsun sevgilim' yazan." Jimin, ağlamamak için kendini zor tutsa da pek başarılı olamadı ve gözünden birkaç damla tişörtüne doğru yavaşça damladı. Bunu fark eden Taehyung, Jimin'e derhal sarıldı ve Jimin'in sırtını sıvazlayarak onu rahatlatmaya çalıştı, Jimin ne olduğunu anlayamayarak şaşkınlıkla Taehyung'a baktı.
"Merak etme Jimin, ben yanındayım. Bu süreç bitse bile yanında olacağım, bundan emin olabilirsin. Yanımda istediğin gibi ağlayabilirsin, hatta gerekirse beraber ağlarız." Jimin, duygulanarak Taehyung'a sıkıca sarıldı ve kıpkırmızı olan yanaklarını Taehyung'un omzuna koyup sessizce ağlamaya başladı. İşte, her şey burada başlamıştı.