İçeriğe geç

Kalbine Sessizliği Öğret

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Kalbine Sessizliği Öğret

Bölüm 1

Giriş

2010-İstanbul

Yazardan...

Hayatı gülüşü kadar güzeldi Lalin'in. Kaydıraktan kayınca dengesini sağlayamayan kardeşiyle dalga geçen Lalin de emindi hayatının güzel olduğundan. Abisinin kafasına attığı top bile kötüleştiremezdi hayatını. Lalin'in kafasından seken top oyun alanının biraz dışındaydı. Lalin topu almak için koştu. Düştü.

Dizi kanadı ama Lalin yarasına gülümseyerek topun peşinden gitmeye devam etti. Yaralar canını acıtmıyordu henüz. Ağacın arkasına giden topu bir süre aradıktan sonra başka bir şey dikkatini çekti. Bir çiçek... Ne çiçeği olduğunu bilmiyordu ama sevmişti. Kırmızıydı ismi gibi. Yanında da bir kağıt parçası. Üstünde 'kalbine sessizliği öğret' anlamamıştı küçük Lalin. Kafasını sol omzuna yatırdı biraz düşündü.

Mavi ve üzerinde papatyalar olan kat kat elbisesinin cebine sıkıştırdı kağıdı. Çiçeği alırken tereddüt etti. Acaba çiçeğin annesi onu özler mi? Diye düşündü. Ama onu özleyecek olsa bırakmazdı. Diye düşündü bir kez daha ve çiçeği alıp kulağının arkasına sıkıştırdı.

Abisi ona sesleniyordu. "Lâl hadi." Dedi bağırarak. Arkadaşları abisini, abisi Lalin'i bekliyordu. Lâl diyordu ona abisi. Lâl dilsiz demekti. Lalin de pek konuşmazdı zaten. Seviyordu bu lakabı. O yüzden kendini tanımadığı kişilere karşı Lâl diye tanıtıyordu. Topu eline aldı ve abisine koştu.

Lalin'in aklında sinsi bir plan belirdi. Topu abisinin kafasına attı. Arkadaşları abisine gülünce abisi Lalin'in yüzüne eve gidince ödeşeceğiz bakışı attıktan sonra topu kaleciye verdi. Maç başlayınca Lalin de sahadan uzaklaştı.

Hâlâ o sözü düşünüyordu. Kalbine sessizliği öğret. Ne anlama geliyordu acaba. Lalin bir anlık kalbini dinledi. Kalbinin sesini duydu masumiyetle atan kalbinin. Bir atıyor bir atmıyordu. Lalin fısıldadı. "Sessiz ol kalbim sessiz ol." Kalbine sessizliği öğretmenin böyle bir şey olduğunu sanmıştı.

Annesine koştu Lalin. Annesinden aldığı sarı saçlarını savurarak. Babasından aldığı parlak yeşil bir gözü ve mucize gibi olan diğer kahverengi gözü ile uyumlu bembeyaz teni bir mankeni aratmıyordu. Abisi Kırca aynı babasına benziyordu. Kahverengi saçları güneş değdikçe açık kahverengiye dönüyordu. Yeşil gözleri parlaktı. Ve kardeşi Ecrin. O da aynı annesine benziyordu. Sarı saçlıydı. Gözleri kahverengiydi ve parlaktı.

Hepsi birer lütuftu ama Lalin'in yeri hep ayrıydı. Hem annesiydi Lalin hem babası. Hem annesinin özelliklerini taşıyordu hem babasının. Dış görünüşün yanı sıra kişilik özellikleri olarak da hem annesiydi hem de babasıydı. Dizinin kanadığını gören annesi hemen Lalin'e sarılmış. Onu alnından öpmüştü.

"Anne?" Demişti Lalin soru soracağını belli edercesine. "Söyle meleğim." Diye karşılık verdi annesi. "Bu ne çiçeği?" Dedi kulağının arkasındaki çiçeği işaret ederek. "Gelincik," dedi annesi Lalin'in saçlarını düzeltirken. Lalin, Ecrin'in yanına koştu. Ecrin hâlâ düştüğü yerde oturuyordu. Bir şeyler düşündüğü belliydi. Ecrin, Lalin'e sordu. "Ecrin ne demektir acaba?" Lalin bunu önceden annesine sormuştu.

"Hediye demek. Tanrının hediyesi. Sen tanrının hediyesisin Ecrin." Dedi Lalin kendinden 2 yıl 1 ay küçük kardeşinin saçlarını bir abla şefkatiyle okşarken. Hayatı çok güzeldi Lalin'in. Ta ki kulakları sağır edercesine, rüzgarı ikiye yararcasına bir kurşun sesi duyana kadar. Lalin ani bir bir refleksle Ecrin'e sarıldı. Ne sesi olduğunu anlamamıştı.

Ecrin'i oyuncak pembe evin içine yerleştirdi ve bir yere kaybolmaması gerektiğini söyledi. Alnından öptü kardeşinin. Sonra bıraktı kardeşini. Koştu annesinin yanına. Hani o kanlar içinde olan sarı saçlarını gördü ya annesinin. O anda büyüdü Lalin. Ne Lalin'di artık o ne de Lâl. Artık o İzlem'di. Annesinin adını taşıyacaktı. Çocukluğunun son günüydü bugün. Ölmüştü çocukluğu mezarı bile olmadan. Annesinin ölümü bir ömür sonrası bir saniye sürmüştü.

Bölüm sonu

3 yorum