Ziyankar ile Boğazın Fırtınası arasındaki o kritik maç günüydü. Tribünler tıklım tıklımdı, hava bile rekabet kokuyordu. Melek'le yan yana stada doğru adımlıyorduk. Üzerimdeki bol formayı düzeltirken Melek'e döndüm.
"Sen niye Emir'in formasını giymedin bakayım?"
Melek üstündeki kıyafeti süzüp hafifçe omuz silkti.
"Yok ya, ben kombinimle gayet iyiyim. Ama asıl sen niye Sado'nun formasını giydin?"
Gülümseyip formanın kolunu kıvırdım.
"Sezon başında anlaştık ya Melek, her maç sırayla gruptan birinin formasını giyiyorum. Bu maç sıra Sado'daydı, o yüzden."
Melek gözlerini devirip iç çekti.
"Ya o sıraya Emir'in formasını da koysan keşke. Sürekli benimki hiç giyilmiyor diye söylenip duruyor."
"E giy işte sen de."
"Forma mavili lacivertli ama şöyle tek renk falan olsa giyerdim de bu renkle kombin olmuyor."
Gülerek başımı salladım.
"Bunu bence doğrudan Emir'e söyle, seneye kulübün renklerini değiştirsin senin kombinin için. Neyse hadi, hızlanalım, geç kalıyoruz."
Onu arkamda bırakıp adımlarımı hızlandırmıştım ki Melek arkadan bir anda bağırdı.
"Dur bir dakika! O saçındaki toka ne öyle?"
Farkında olmadan elim refleksle saçıma gitti. Saçımdaki o taşlı kırmızı tokaya dokundum.
"Bora vermişti. Bende onları desteklemesem de en azından jest olsun diye."
Melek koşar adım yanıma gelip saçımı inceledi, gözleri kocaman açılmıştı.
"Çocuk sana gitmiş özel taşlı, kırmızı bir toka almış.. Ve sen hâlâ bu çocuğun sana aşık olmadığını mı iddia ediyorsun Hilal?"
Gözlerimi devirip hızlı hızlı yürümeye devam ettim.
"Gerçekten değil Melek! Geçen gün takımından bana sevgili bile önermeye kalktı. Aşık olan adam öyle şey yapar mı? Saçmalama."
Melek önüme geçip beni durdurdu.
"Yalnız bu bayağı pahalı bir şeye benziyor Hilal. Sen normalde hayatta kabul etmezsin böyle şeyleri."
Sıkıntıyla bir nefes verip tokayı düzelttim.
"Etmezdim de Bora'da ikna olmuyor. Ben reddettikçe tokayla peşimden koştu. En sonunda kabul ettim."
Tribüne geçip her zamanki yerimize, yani Emir'in ailesinin yanına oturduk. Zehra teyze, Nihal abla ve Bahtiyar abi yan yana dizilmişlerdi. Bahtiyar abi, Emir'in zihinsel engelli abisiydi. Dünyalar tatlısı, kocaman kalpli biriydi. Üzerinde yine o çok sevdiği forması vardı ama Emir'in forması değildi bu. Rami abinin sırf onun için özel olarak yaptırdığı, arkasında ismi yazan o özel formaydı. Takımdakilerin formasında bile isim yazmazken onunkinde yazıyordu. Bizi görür görmez yüzünde kocaman bir gülümseme açıldı. Üzerimdeki formaya baktı.
"Sen de mi takımdasın Hilal?"
Gülümseyip yanına yaklaştım.
"Yok Bahtiyar abi, ben halimden memnunum, seyirci kalmak daha güzel."
Nihal abla üzerimdeki Sado'nun formasını süzüp hafifçe kıkırdadı.
"Anlaşılan bu haftaki sıra Sado'nun."
Sıkıntıyla derin bir nefes verdim.
"Sorma Nihal abla ya. Bir sevgili bulsalar da ben de artık şu sırayla forma giyme işini tamamen bıraksam, kurtulsam."
Melek hemen yanıma kurulup fırsatı kaçırmadı.
"Ya da sen bir sevgili bul, sadece sevgilinin formasını giy? Nasıl fikir ama?"
Ben tam Melek'e ters bir bakış atacakken Bahtiyar abi araya girdi. Melek'e doğru işaret parmağını ciddiyetle salladı.
"Hilal'e sevgili yok! Emir'ler kızar!"
Şaşkınlıkla gözlerimi açıp Bahtiyar abi'ye baktım, sonra da Melek'le göz göze geldik.
"Bahtiyar abi, sana da mı öğrettiler bu lafları gerçekten?"
Zehra teyze başını iki yana sallayarak iç çekti.
"Ah Emir ah. Bir göreyim ben seni, soracağım bunun hesabını!"
Gülümsedim.
"Alıştım ben Zehra teyze, dert etme hiç."
Nihal abla kaşlarını çatıp bana döndü.
"Kızım alışma şöyle şeylere! Başında dört tane adam, abi gibi bitiyorlar sürekli. Ne bu böyle?"
Bahtiyar abi hemen araya girip parmağını kaldırdı.
"Beş! Ben de abiyim!"
"Beş tabii Bahtiyar abi."
Gülüşürken sahadaki hareketlilik arttı. Emir'ler ve karşı takım ısınmak için sahaya çıktı. Melek bir anda koluma yapıştı.
"Hilal hadi!"
Beni sahayı tribünden ayıran tellere doğru sürükledi. Bizim geldiğimizi gören bizimkiler de koşarak tellerin dibine üşüştüler. Mert gözlerini üzerimdeki formaya dikti, kaşları çatıldı.
"Hilal. Bu maç sıra bende değil miydi ya?"
Sado yanından öne atıldı.
"Hadi lan oradan! Önceki maç senin formanı giymişti zaten!"
Hasan hemen Sado'nun kafasına doğru hamle yaptı.
"Önceki maç benim formamdı lan, unuttun mu hemen?!"
Şaşkınlıkla bir onlara, bir üstümdeki formaya baktım.
"Bir dakika.Sıra Sado'nun değil miydi gerçekten?"
Sado hararetle kafasını salladı.
"Benimdi tabii!"
Mert öfkeyle Sado'ya yüklendi.
"Benimdi oğlum! Sado yine hile mi yaptın lan sırayı çalmak için?"
Sado gözlerini devirdi.
"Ne hile yapacağım be! Adaletli davrandım işte."
Hasan araya girdi. Sado'yu itti.
"Oğlum senin işin gücün hile hurda zaten, burada da yapma bari!"
Emir sabır çekip ikisini de geriye itti.
"Bir durun ya! Sanki bu saatten sonra değişecek, kız giymiş bir kere formayı. Uzatmayın."
Melek kollarını göğsünde birleştirip kendini trip moduna aldı.
"Biz buraya size başarılar dilemeye geldik, siz yine birbirinizi yediniz!"
Emir anında odağını değiştirip Melek'e döndü.
"Sen onları boş ver yavrum, bana dile sen."
Melek tellerin arasından elini uzatıp Emir'in elini tuttu.
"İyi şanslar. Tüm goller bana, tamam mı?"
Emir sırıtarak Melek'in elini sıktı.
"Hepsi sana yavrum."
Ben de diğer üçüne bakıp alayla gülümsedim.
"Ee , hanginiz bana gol hediye edecek bakalım?"
Hasan gözlerini kısıp saçıma baktı.
"Yok sana gol mol! Gördüm ben o kırmızı tokayı!"
Sado'nun bakışları anında keskinleşti.
"Hangi kırmızı toka?"
Kafamı hafifçe çevirip saçımı gösterdim.
"Ne var yani? Karşı takımda da arkadaşlarım var, ayıp olmasın diye taktım."
Emir kaşlarını çattı.
"Gülüm çıkar şunu çabuk, başlama yine."
"Hiç de çıkaramam! Zaten sizin formanızı giyiyorum, bir toka takmışım çok mu?"
Sado burnundan soluyarak tellere biraz daha yaklaştı.
"Hangileri?"
"Ne?"
"Biri şu Bora denen kıvırcık. Başka hangileri arkadaşın senin?"
Mert elini çenesine koyup düşündü.
"Bir de Pars vardı sanki?"
"Pamir."
Benim düzeltmemle hiç ilgilenmediler. Sado Mert'in omzuna okkalı bir tokat yapıştırdı.
"Bora bende, Pars sende kardeşim!"
İyice sinirlerim tepeme çıkmıştı.
"Bir dahaki maçınızda karşı takımın formasını giymezsem bana da Hilal demesinler!"
Arkamı dönüp hışımla tribün merdivenlerine doğru yürüdüm. Arkadan Hasan ve Sado'nun 'Hilal! Saçmalama Hilal! diye bağırmalarına hiç oralı olmadan dönüp bakmadım bile. Gidip yerime oturdum. Arkamdan gelen Melek de kıkırdayarak yanıma kuruldu.
Maçın düdüğü çaldığında tribündeki yerimize kurulmuştuk bile. Bir yanımda Melek, diğer yanımda Nihal abla vardı. Bahtiyar abi de Zehra Teyze'yle heyecanla arkada oturuyordu.
Maç oldukça sert başladı. Bizimkilerin hırsı gözlerinden okunuyordu, özellikle Sado ve Hasan sahada basmadık yer bırakmıyordu. Ama Boğazın Fırtınası da hiç geri adım atmıyordu.
İlk gol 15. dakikada geldi. Bora sağ kanattan topla muazzam bir depar attı. Bizim defansı tek tek oyundan düşürüp ceza sahasına girdi ve şık bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Bora golün ardından hemen bizim olduğumuz tribüne doğru koştu. Tam bana doğru bakarak elleriyle kocaman bir kalp işareti yaptı! Salak çocuk bizimkilere linç ettirecekti kendini!
O an sahada bir hengame koptu ama sesler tamamen tribün gürültüsüne karıştığı için tam olarak ne konuştuklarını duyamıyordum. Emir'in çenesi kasılmış, Mert gözlerini devirmiş, Sado ve Hasan da Bora'nın üzerine doğru yürümüştü. Birbirlerine bağırdıklarını, sertçe bir şeyler söylediklerini görebiliyordum ama aradaki mesafe yüzünden tek bir kelime bile seçilmiyordu. Neyse ki maçın içinde oldukları için kendilerini tuttular, sadece dik dik bakışıp yerlerine geçtiler.
Çok geçmeden, 30. dakikada bizimkiler cevabı yapıştırdı. Mert'in derinlemesine pasında Emir topla buluştu ve sert bir vurarak durumu eşitledi. Emir Melek'e doğru koşup ona golü hediye etti.
İkinci yarı başlar başlamaz Boğazın Fırtınası yeniden yüklendi. Bu sefer sahada fırtına gibi esen Uzay oldu. 55. dakikada ceza sahası dışından kaleyi gören Uzay, öyle bir füzeyle topu çatal taktı ki kalecinin yapacak hiçbir şeyi yoktu. Uzay golü attıktan sonra oldukça soğukkanlı bir şekilde orta sahaya yürüdü.
Bizimkiler bu golden sonra sahada adeta hırstan köpürmeye başladılar. Hasan defanstan takımı öne iterken, Emir orta sahayı tamamen ele geçirdi.
Maçın 75. dakikasında Hasan'ın kullandığı köşe vuruşunda top tam altıpas üzerine düştü. Sado iki defansın arasından inanılmaz bir zamanlamayla yükseldi ve kafayı vurdu.
Top ağlarla buluştuğu an Sado hırsla bağırarak tellere doğru koştu. Doğrudan benim oturduğum hizaya gelip gözlerimin içine baktı ve elini dudaklarına götürerek bana kocaman bir öpücük yolladı.
Sado'nun bu hareketine sahadaki Boğazın Fırtınası oyuncularından ve özellikle Uzay taraflarından bir tepki yükseldi sanki, birbirlerine doğru laf attıklarını gördüm ama yine ne dediklerini duymam imkânsızdı.
Maçın son anlarında, 88. dakikada Mert ceza sahası içindeki karmaşada topu önünde buldu ve ağlara göndererek skoru 3-2 yaptı!
Maçı son dakikaları iki tarafta hırslanmıştı. Her şey saliseler içinde oldu. Uzay, Emir'in üzerine doğru gözü dönmüş bir şekilde giderken araya aniden Hasan girdi. Emir'in alacağı darbe Hasan'a geldi. Hasan yerde ayağını tutuyordu. Bende ayaklanıp aşağı inmeye başladım. Melek elimi tutup beni durmaya çalıştı ama durmadım.
Hakem kırmızı kartı havaya kaldırdığı an Ziyankar ayağa kalktı. Tel örgüleri aşıp sahaya atlayan taraftarla birlikte içeri girdim. Hasan'a bakmalıydım. Emir, yerde yatan Hasan'ı Sado ve Mert'e bırakıp oyuncu tüneline doğru koşmaya başladı.
''Uzay!''
Önde koşan Uzay'ı gördüm. O an anladım , Emir onu yakalarsa o koridorda katil olurdu. Hasan'ın acısıyla kalbim kavruluyordu ama bir yandan da buradan bir ceset çıkmasını engellemek zorundaydım. Hasan'ın yanındaki Sado ve Mert'e baktım.
''Sado Hasan sana emanet.''
''Hilal gel buraya!''
Sado'nun bağırmasını umursamadım. Koşarak tünele, soyunma odası koridorlarına daldım. Uzay nefes nefese, arkasındaki öfke selinden kaçmaya çalışırken onu gördüm. İlerlediği an uzanıp elini sertçe yakaladım. Gözü dönmüş bir halde bana yumruk atmak için elini kaldırdı ama beni gördüğü an saniyesinde donakaldı.
"Gel benimle!"
Ona çok öfkeliydim ama onu bırakacak değildim. Arka taraftan gelen ayak seslerini duyunca hiç duraksamadan elini daha da sıkı kavradım ve onu hırsla binanın üst katına, merdivenlere doğru sürükledim. En üst kata, Rami abinin odasına kadar nefes nefese çıktık. Onu içeri çekip ahşap kapıyı arkamızdan kapattım ve kilidi iki kez çevirdim.
Dışarıdan Emir'in, çocukların ve mahallelinin bağırışları, kapıları tekmeleme sesleri binada yankılanıyordu. Odada sadece Rami abinin büyük çalışma masası ve köşedeki ahşap dolap vardı.
Uzay şaşkınlıkla ve pişmanlıkla bana bakıyordu.
"Hilal, ben..."
Yüksek sesle konuşmaya başladığı an, dışarıdan birilerinin koridorda koştuğunu duydum. Yakalanma ihtimalimizin dehşetiyle Uzay'ı göğsünden sertçe iterek arkasındaki büyük dolaba yasladım. Aynı salisede elimi uzatıp dudaklarını sıkıca kapattım.
İkimiz de kımıldamadan, burun buruna kalmıştık. Onu dolaba bastıran elim titremiyordu ama avucumun altındaki nefesi sıcacıktı. Dışarıdan üst kattaki kapılara vurulma sesleri geldi. Nefesimizi tuttuk. Koridordaki ayak sesleri yavaşça uzaklaşana kadar elimi Uzay'ın ağzından çekmedim. Uzay, sırtı dolaba yaslı, göğsü hızla inip kalkarken şok ve çaresizlik içinde gözlerimin içine bakıyordu. Az önce ikizimin canını yakmış, ortalığı birbirine katmıştı ama ben onu kurtarmıştım.
Sokaktaki sesler hafifleyince elimi yavaşça dudaklarından çektim. Gözlerimi doğrudan gözlerine diktim. Aramızdaki o mesafeyi tamamen yıkarak, buz gibi bir sesle konuştum.
"Emir yakalasa seni öldürürdü."
Yanlış anlamasını istemiyordum. Bunu onun için yapamamıştım. Ağzımdan çıkan sen kelimesi odanın loşluğunda çınladı. Uzay'ın şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.
"Kardeşinin ayağını kırdım.''
Bu şimdiye kadar Uzay'dan duyduğum en duygu barındıran sesti. Tabi öfkeli hallerini saymazsam , gerçekten pişman gibiydi.
"Evet, kırdın."
Uzay, çaresiz ama gözlerindeki o karmaşık ifadeyle yüzüme bakmaya devam etti.
"Yine de buradasın. Beni koruyorsun."
"Seni değil, Emir'i koruyorum."
Lafımı bitirdiğim an, aramızdaki mesafenin ne kadar tehlikeli bir boyuta geldiğini fark ettim. Göğsü göğsüme değecek kadar yakındık, elim hâlâ gömleğinin üzerindeydi. Aniden bilincim yerine gelmiş gibi hemen bir adım geri çekildim, araya soğuk bir mesafe koydum. Uzay, geri çekilişimi izledikten sonra bakışlarını üzerimdeki formaya indirdi.
"Hangisi sevgilin?"
Sesine bir anda gelen öfkeye şaşkınlıkla bakakaldım.
"Ne?"
"Üzerinde o Sado denen herifin forması var."
Konuşurken Sado'nun numarasının yazısını işaret etmişti. Şu an yaşadığımız felakete, dışarıdaki linç kalabalığına ve ikizimin kırılan ayağına bakmadan takıldığı şeye inanamıyordum. Bakışlarımı bir Uzay'ın üzerindeki formaya, bir de kendi üzerimdeki Ziyankar formasına çevirdim. Aklıma tek bir çıkış yolu geldi.
"Çıkar formanı."
Uzay kaşlarını çattı. Sırıtacak gibi oldu ama yüzünü hemen toparladı.
"Ne?"
"Seni dışarıda bu forma ile görseler çiğ çiğ yerler. Bu formanla buradan canlı çıkamazsın ama üzerindeki Ziyankar forması olursa kimse şüphelenmez."
Uzay başını sertçe iki yana salladı, gururu her şeyin önüne geçiyordu.
"Ben giymem o formayı."
Hırsla üzerine yürüdüm, gözlerinin içine baktım.
"Şu an ne durumda olduğunun farkında mısın sen?! Dışarıda yüz kişi seni bekliyor, seni burada kelimenin tam anlamıyla linç ederler!"
Uzay, gözlerini üzerimdeki formadan ayırmadan bir adım öne çıktı.
"Benim o formayı giymem için senin onu çıkarman gerekiyor, farkında mısın?"
"Arkanı dönersin, hadi."
''Benim formamı giyersen sana zarar vermezler mi?''
Sesi gerçekten endişeli çıkıyordu. Az önce hiç acımadan Emir'e müdahale eden ve bu uğurda kardeşim ayağını kıran kişiydi. Ama bana gelince endişeleniyor muydu?
''Bir şey olmaz kızlara dokunmazlar.''
''Pozitif ayrımcılık diyorsun.''
''He, öyle diyorum. Dön şimdi arkanı.''
Sinirden zaten zor duruyordum. Birde konuşmayı uzatıyordu. Uzay ikna olmuş bir şekilde arkasını döndü. Ben de tişörtümün eteğini tutarken sertçe ekledim.
"Sakın bakma."
Uzay arkası dönükken hafifçe güldü.
"Sevgilim var benim, saçmalama."
"Ben uyarımı yapayım da."
Çabucak formayı başımdan çıkarıp kollarımı geçirdim ve arkaya doğru uzattım. Uzay da kendi çıkardığı formasını geriye, bana doğru uzattı. Elindeki formayı alıp hemen üzerime geçirdim.
"Dönebilirsin."
Uzay arkasını dönüp üzerindeki Ziyankar formasına baktı. Yüzünde limon yiyormuş gibi bir ifade vardı.
"Yakıştı."
Uzay üzerindeki formanın armasına ekşimiş yüz ifadesiyle bakmaya devam etti.
"Tabii, çok yakıştı!"
"Alt tarafı bir forma, bir kereden bir şey olmaz.''
Uzay bakışlarını bana, kendi formasına bürünmüş halime çevirdi. Gözlerinde garip bir ifade belirdi.
"Bizi desteklemek için giymemiştin ama formam şimdi üzerinde."
Gözlerimi devirdim.
"Destekleyecek olsam Bora'nın formasını giyerdim."
Uzay'ın çenesi yine kasıldı.
"Ya da Berk'inkini giyerdin, değil mi? Sonuçta sarışın seversin."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Şu an konuşulacak konu değil bu."
Burada tehlikedeyken hala bunları nasıl düşündüğünü anlamıyordum. Kapıya doğru yürüyüp kilitte iki kez döndürdüğüm anahtarı çevirdim. Kapıyı hafifçe aralayıp dışarıyı kontrol ettikten sonra Uzay'a döndüm.
"Şimdi gidebilirsin. Koridor boş."
Uzay kapıdan çıkmak üzere bir adım ilerledi. Gözleri hala üzerimdeydi.
"Bir dakika, bir şey unuttum."
Uzay durup arkasına döndü, hafif alaycı bir gülümsemeyle bana baktı.
"Çıkış yolunu bulmam için harita falan mı vereceksin?"
Hiçbir şey söylemedim. İki adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp Uzay'ı yakasından tuttuğum gibi hırsla kendime çektim ve tam burnuna kafa attım. Uzay neye uğradığını şaşırıp geriye doğru sendeledi, elini refleksle burnuna götürdü. Doğrudan gözlerinin içine baktım.
"Bu kardeşimin ayağı içindi.''
''Yalan yok , hak ettim. Bu arada sende maddeymişsin.''
Az daha gülümseyecektim. Hemen kendimi toparladım. Odaya geri girip ahşap kapıyı yüzüne çarptım ve kilidi sonuna kadar çevirdim. Sırtımı kapıya yasladım. Elimi hızla atan kalbime götürdüm. Bu da neydi?
''Teşekkürler mahalle güzeli.''
Kalp atışlarım sözleriyle daha da hızlandı. Adım seslerini duyana kadar elimi kalbimden çekemedim. Kendine gel Hilal! Bir sevgilisi var üstelik az önce kardeşinin ayağını kırdı. Siktir Hasan! Hastaneye gitmeliyim. Kapıyı panikle açınca Emir ve Mert'le burun buruna geldim.
''Gülüm , neredeydin? Peşimden gelmişsin her yerde seni.''
Emir cümlesinin ortasında üzerimdeki formayı fark edince durdu. Üzerimde maçın başındaki gibi Ziyankar forması yoktu. Boğazın Fırtınası forması ve koca bir 1 numara vardı. Sırt kısmında da Sultan yazması cabası.
''Açıklayabilirim.''
Bu bölüm benim açımdan daha zordu. Çünkü futbol hakkında bilgim sınırlı. Bu yüzden yardım aldım. Sahnelerde bir hata varsa yazarsanız sevinirim. Bu arada Hilal resmiyeti bir kenara attı gördüğünüz gibi.