İçeriğe geç

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 14 · 13 dk okuma

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 14

13.Bölüm: Asıl Suçlu

"Ben gideceğim."

Uzay bıyık altından gülüp gözlerini arabaya doğru kaydırdı.

"Arkadaşını bırakıp mı? Arkadaşın arabamda yalnız."

"Melek'i de alıp gideceğim."

"Ben bırakırım sizi."

Kaşlarımı çattım.

"Mesafe koyalım biraz ya! Nedir bu götle donluk?"

Uzay başını geriye atıp kısa bir kahkaha attı.

"Senin ağzın bayağı bozukmuş ya. Resmiyeti bozmayıp bana Bey diyen kıza bak sen."

Gözlerimi devirdim.

"Evet! Beğenemedin mi?"

Bana doğru bir adım daha atıp sesini düşürdü.

"Yoo. Bayıldım."

Gözlerimi panikle kırpıştırdım. Bak işte, böyle yaparsa aşık olurdum ben bu adama. O zaman iş iyice boka sarardı! Zaten sadece hoşlanıyorken bile saçma sapan hareketlerde bulunuyor, kendimi kaybediyordum. Bir de aşık olsam iyice mala bağlardım herhalde. Kendimi tutamayıp bir anda öne atıldım ama Uzay refleksle anında belimden yakaladı beni.

"Sen arsızsın!"

"Evet, arsızım."

"Bir de kabul ediyorsun yani?"

"Yalan mı söyleyeyim?"

Dudaklarımı büktüm.

"Sanki hiç yapmadığın şey."

Uzay'ın yüzündeki o muzip ifade bir anda silindi, bakışları ciddileşti.

"Sana hiç yalan söylemedim Hilal."

Gözlerimi kısıp yüzünü inceledim. Hadi ama, bu çocuk tepeden tırnağa red flag kaynıyordu! Şimdi niye gözümün içine bakıp green flag gibi davranıyordu ki?

"Beni manipüle mi ediyorsun sen?"

Uzay derin bir nefes verip güldü.

"Evet Hilal, seni manipüle ediyorum. Kızım sen, ben söylemeden senden hoşlandığımı bile anlamadın. Manipüle etsem anlar mısın sence?"

"Ben salak değilim!"

Omzuna sertçe vurdum.

"Öyle mi dedim ben?"

"İma ettin!"

Uzay sabır çeker gibi başını iki yana salladı.

"Ama daha sevgili olmadan bana böyle trip atarsan işimiz çok zor seninle."

"Sevgili mi olacağız bir de?"

"Yok Hilal. Askerlik arkadaşı olacağız! Sonra da saf deyince kızıyorsun."

"Ben seninle sevgili falan olmam!"

Uzay gözlerini devirdi.

"Yine bana çıkıp da kardeşimin ayağını kırdın deme ama. "

"Kırmadın mı?"

"Unutmayacaksın değil mi bunu? Yirmi yıl geçse de dönüp sen Hasan'ın ayağını kırmıştın Uzay mı diyeceksin bana?"

Yirmi yıl. İçimden bir sıcaklık dalgası geçti. Yirmi yıl boyunca onunla beraber olma ihtimalimiz zihnime düştüğü an kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi heyecanlandı. Ama çaktırmamaya çalışarak kendimi hemen topladım.

"Yirmi yıl senin yanında olacağımı varsayman çok hoş gerçekten."

Uzay belimdeki kolunu biraz daha sıkılaştırdı, aramızdaki tek bir milimi bile kapatarak gözlerimin içine baktı.

"Başka kimin yanında olacaksın ki?"

Tabii bütün bu laf dalaşını, hâlâ Uzay'ın kolu belime sımsıkı dolalı haldeyken yapıyorduk.

"Senin bu kıskançlığın ne olacak peki bu gidişle? Etrafımdaki erkek sinekleri de kovarsın sen şimdi."

Uzay dudaklarını kulağıma doğru eğip fısıldadı.

"Etrafında birkaç iri at sineği var. Onları kovacağım zaten."

"Arkadaşlarıma sinek mi diyorsun sen?"

Uzay sırıtıp başını iki yana salladı.

"İşine geleni nasıl da anlıyorsun."

"Bir uzaklaş ya!"

Göğsünden itmeye çalıştım . Yakınlığı tehlikeliydi, durup dururken tutup öpecekti bir de! Uzay belimdeki elini gevşetmeden yüzüme eğildi.

"Neden? Yine öperim diye mi telaşlanıyorsun?"

Zihin de okumaya başladı herif.

"Aklını okumuyorum. Yüz ifadenden gayet net belli oluyor."

Tam o sırada arabanın açık camından Melek'in bıkkın sesi yükseldi.

"Hadi ama ya, ağaç oldum burada! Emir de arayıp duruyor zaten. Sonra flörtleşirsiniz!"

"Flörtleşmiyoruz!"

Uzay gayet rahat bir tavırla araya girdi.

"Ben flört ediyorum, o da etkileniyor."

"Etkilenmiyorum!"

Uzay parmağının ucuyla yanağıma hafifçe dokundu.

"Yüzün hâlâ kıpkırmızı. Yalan söyleme istersen."

Daha fazla bu muhabbetin altında ezilmek istemiyordum.

"Ya bizi eve bırak ya da taksiyle gideceğiz!"

Uzay belimdeki elini yavaşça çekip iki elini teslim olur gibi havaya kaldırdı.

"Tamam, tamam. Sinirlenme hemen. Geç hadi arabaya, ben bırakacağım."

Uzay arabayı mahallenin girişine doğru sürüp tam bizim sokağın başında durdurdu. Yol boyunca sürdürdüğüm o gergince sessizlik, araba durduğu an bozuldu. Melek hiç vakit kaybetmeden kapıyı açtı, dışarı adımını atarken Uzay'a dönüp pişkin pişkin sırıttı.

"Sağ ol enişte!"

"Melek!"

Melek hiç oralı bile olmadı. Lafı ortaya atıp arabadan indi ve adımlarını hızlandırıp mahalle arasına doğru sıvıştı. Arkasından bakakalmışken, Uzay'ın yan taraftan gelen o keyifli kıkırdamasını duydum.

"Enişte demek. Sevdim bunu."

Hızla ona döndüm, yanaklarımın tekrar ısınmasına engel olamadım.

"Sevme! Daha enişte falan değilsin sen!"

Uzay direksiyona yaslanıp bana doğru eğildi, gözlerinin içi parlayarak gülümsedi.

"Demek bir gün olacağım?"

"Her dediğimden sadece işine geleni duyuyorsun Uzay!"

Uzay'ın yüzündeki gülüş daha da derinleşti.

"Bir daha söylesene."

Yine ismini kastettiğini çok iyi biliyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdım, ona bu kozu tekrar vermeyecektim.

"Söylemeyeceğim. İyi günler sana!"

Tam kapıyı açıp arabadan çıkmaya yeltenmiştim ki Uzay arkamdan seslendi. Sesi o kadar yakın ve yumuşaktı ki adımlarım istemsizce duraksadı.

"İsmimi bir daha söylesen. Ya da öpsen, çok daha güzel bir gün olabilirdi sanki?"

Arabadan ne ara indiğimi, sokağa doğru nasıl yürüdüğümü bile tam hatırlamıyordum. Yanaklarım alev alev yanıyordu. Melek benden önce varıp bizim çocukların yanına gitmişti bile. Sado hariç hepsi Emir'lerin evinin önündeki kaldırıma dizilmiş, suratları sirke satar bir halde bekliyorlardı. Melek ellerini beline koyup neşeyle lafa girdi.

"Ne oldu ya? Karalar bağlamışsınız yine!"

Emir başını kaldırıp ikimize birden dik dik baktı.

"Arayıp duruyoruz, açmıyorsunuz! Çektiniz gittiniz kafanıza göre!"

Hiçbirine bakacak, bir de laf yetiştirecek halim yoktu. Ağzımdan çıkan benim olanı sahiplenirim lafı ve Uzay'ın en son söylediği o öpsen daha güzel bir gün olurdu cümlesi zihnimde dönüp duruyordu. Onlara hiç bulaşmadan sokağın köşesindeki taşın üstüne geçip oturdum, bakışlarımı yere diktim. Hasan oturduğu yerden doğrulup doğrudan bana baktı.

"Naz'ı dövdün mü bari?"

"Dövdüm."

Sesim kuru çıkmıştı. Melek hemen araya girip övünür gibi göğsünü kabarttı.

"Çok güzel dövdü valla, elinden zor aldılar!"

Emir derin bir nefes verip Melek'e döndü, yüzünde bıkkın bir ifade vardı.

"Yavrum siz niye."

Lafını tamamlamasına fırsat kalmadan Melek parmağını ona doğru sallayarak lafını kesti.

"Devam ettir Emir. Hadi, cümleni devam ettir de göreyim!"

Emir bir Melek'in ateş saçan gözlerine, bir de köşede burnundan soluyan bana baktı. Geri adım atması birkaç saniyesini almadı.

"İyi yapmışsınız. Elinize sağlık."

Arkalardan Mert'in pişkince kıkırdaması duyuldu.

"Hanımcılık kazanacak diyorsun yani."

Emir hırsla kafasını Mert'e çevirdi.

"Sus Mert, sus!"

Hasan oturduğu yerden kalkıp yanıma adımladı.

"Ne yaptıysanız yaptınız, yürü eve. Evde konuşacaklarımız var seninle."

Kafamı bile kaldırmadan gözlerimi kapattım.

"Hiç de gelemem. Yorgunum ve mental olarak da hiç iyi değilim."

Hasan tepemde dikilip kaşlarını çattı.

"Sokakta mı uyuyacaksın kızım?"

"Melek'te kalırım."

Melek anında yanımda bitti.

"Kalırsın tabii, lafı mı olur!"

Hasan ellerini beline koydu.

"Ne bu lan, grev falan mı?"

"Evet! Siz bu gereksiz maçoluğunuzu azaltana kadar Hilal'i kanatlarımın altına alıyorum!"

Elimden tutup beni hırsla yerden kaldırdı. Emir panikle öne atıldı.

"Yavrum."

Melek arkasını bile dönmeden parmağını geriye doğru salladı.

"Peşimizden gelmeyin, vallahi hepinizi parçalarım!"

Beni kolunun altına alıp Melek'in evine doğru yürütmeye başladı. Sokakta hızlı hızlı ilerlerken Melek göğsünü kabartıp Kuzey Tekinoğlu edasıyla gürledi.

"Yürü Hilal! Bundan sonra anan da benim, baban da!"

Kafamı Melek'in omzuna koyup istemsizce kıkırdadım.

"Yalnız bu yaptığın biraz kara mizah oldu Melek. Ben yetimim biliyorsun dimi?"

Melek'in adımları anında kilitlendi. Yüzündeki o artist ifade bir anda silindi, dehşetle bana döndü.

"Kızım o anlamda söylemedim vallahi! Hem. Hem benim de babam ölü biliyorsun!"

Hafifçe gülümsedim, kolunu sıktım.

"Sakin ol, kara mizah severim ben. Acıtıyor ama güldürüyor da işte."

Melek rahat bir nefes verip yürümeye devam etti.

"Uzay'ı sevmenden anlıyorum zaten o mazoşist tarafını."

Gözlerimi devirdim.

"Sen her konuyu dönüp dolaştırıp Uzay'a mı getireceksin gerçekten?"

"Tabii ki. Hayatında ilk defa birinden hoşlanıyorsun Hilal, sürekli dalga geçip burnundan getirmem lazım. Dostluk bunu gerektirir!"

Sabah kulağımın dibinde acı acı öten telefon sesiyle gözlerimi araladım. Kafama kadar çektiğim yorganın altında büzüşmüş, uykunun en tatlı yerindeyken yanımda yatan Melek'ten sert bir dirsek darbesi yedim.

"Öf Hilal, bak şu telefonuna ya! Yatağımdan iteceğim şimdi seni!"

Melek'in söylenmelerine daha fazla dayanamayıp komodinin üzerindeki telefonu kör dövüşüyle yakaladım. Ekranı bile doğru düzgün görmeden tuşa basıp kulağıma götürdüm.

"Efendim?"

Telefondan son derece ciddi ve resmi bir ses yükseldi.

"Hilal? Tarık Hoca ben. Çocuklar imzalarını attı, sen neredesin?"

Gözlerim anında fal taşı gibi açıldı. Kafamı kaldırıp telefona şaşkınlıkla baktım, sonra tekrar kulağıma dayadım.

"Tarık Hocam? Anlamadım. Ben niye gelecektim ki?"

Tarık Hoca hattın diğer ucunda derin bir nefes aldı.

"Sana söylenmedi mi? Yönetim ve teknik ekip olarak senin bu sezon kulüpte stajyer antrenör olmanı istedik."

Duyduğum şeyle yataktan cıva gibi fırlayıp dimdik oturdum. Bütün uykum bir saniyede buharlaşıp uçmuştu.

"Hayır. Bana böyle bir teklif gelmedi hiç!"

"Öyleyse hemen toparlanıyorsun ve kulübe geliyorsun Hilal. İmza töreninden sonra detayları konuşacağız."

"Melek, kalk!"

Üzerimdeki yorganı hışımla atıp Melek'i omuzlarından dürttüm. Melek kafasını yastığa daha da gömdü.

"Ne var ya. Ne oldu sabahın köründe?"

"Stajyer antrenör olacakmışım!"

Melek uykulu uykulu mırıldandı.

"İyi, ben uyurken ol."

Bir an duraksadım. Zihnimdeki şüpheler anında geri tepmeye başladı.

"Kabul etmesem mi acaba? Sonuçta bu teklif şu dükkan yangını yüzünden oldu. Hem dükkânı Uzay yakmadı bile!"

Melek yatakta dönüp gözlerini araladı.

"Doğru, ben yaktım."

"Ne?"

Dehşetle gözlerimi açıp Melek'in omuzlarından tuttuğum gibi onu deli gibi sarsmaya başladım. Dükkanı Melek mi yakmıştı yani? Nasıl olurdu böyle bir şey?

"Dur ya! Sarsma kafam beynim kalmadı!"

"Ne demek dükkanı ben yaktım ya?"

Sesim neredeyse mahalle boyunca çınlayacaktı. Melek mahcup bir tavırla mırıldandı.

"Sigara içiyordum. İzmariti bir yere koydum, bir baktım tutuştu! İtfaiyeyi aradım hemen ama."

Sözünü bitirmesine izin vermeden Melek'in omzuna vurmaya başladım.

"Sigara mı içiyorsun sen? Ciğerlerine ne kadar zararlı o, haberin var mı senin?"

Melek kollarını kaldırıp darbelerimden korunmaya çalışırken şaşkınlıkla gözlerini açtı.

"Hilal. Sigara içmeme mi takıldın gerçekten? Dükkan yaktım diyorum kızım ben!"

"Bilerek yakmadın ya! Hem dükkan senin tek bir sigarandan tutuşmadı herhalde. Benim aptal benzini dükkana döküp gitmiş olmalı."

Melek'in yüzünde anında muzip, imalı bir gülüş peydah oldu.

"Senin aptal demek. Vay be."

Yanaklarımın ısındığını hissedip hemen bakışlarımı kaçırdım.

"Lafın gelişi dedik herhalde!"

"Benlik bir sorun yok da. Bizimkilerin yanında benimki falan deme, o sıkıntı bak."

"Sanki konuşurum da o hödüklerle!"

Melek bana şüpheyle baktı.

"Yangın için kızmayacak mısın gerçekten?"

"Bilerek yapmış olsaydın ağzına ederdim Melek, beni biliyorsun. Ama suç senin değil ki. Suç Uzay'ın!"

Melek gözlerini devirip başını geriye attı.

"Her şey dönüp dolaşıp seninkine bağlanıyor yani, helal olsun."

Kaşlarımı çattım, odanın içinde huzursuzca bir iki adım attım.

"Off. Şimdi Uzay'ı dövdü diye Emir'i de dövemem ki!"

Melek kıkırdadı.

"Doğru, seninki yine haksız konuma düştü desene."

"Bir kere haklı olsa dişimi kıracağım zaten!"

"Sen yine de git şu Tarık Hoca ile konuş."

Melek, yatakta doğrulup gerindi.

"En iyi ihtimalle seninkini görür gelirsin işte."

"Fırsatını buldun ya, laf sok tabii."

Hiç vakit kaybetmeden Melek'in gardırobuna yöneldim, kapağını açıp giyecek düzgün bir şeyler aramaya başladım. Ben kıyafetleri karıştırırken Melek'in sesi bu kez biraz endişeli, biraz çekingen çıktı.

"Hilal. Sen böyle tepki verdin ya, Emir de kızmaz değil mi dükkan için?"

Dolaptan seçtiğim tişörtü yatağın üzerine bırakıp duraksadım. Melek'in yüzündeki o kaygılı ifadeyi görünce içim cız etti. Yanına gidip yatağın kenarında, tam önüne diz çöktüm. İki elimle ellerini sımsıkı tuttum.

"Birini seviyorsan, her şeyiyle seviyorsundur Melek. Emir kızmaz demem, kızabilir. Sonuçta ortada yanan bir dükkan var. Ama seni gerçekten seviyorsa, tıpkı benim gibi konuyu fazla uzatmaz, kısa keser."

Melek bakışlarını indirip derin bir iç çekti.

"Ya sen beni Emir'den daha çok seviyorsan? Yani ya beni o kadar çok sevmiyorsa?"

Gülümsemeden edemedim.

"O zaman sen Emir'i bırakırsın, ben de Uzay'ı bırakırım. Beraber yaşlanırız artık, ne yapalım?"

Melek yüzünü buruşturup tekrar iç çekti.

"Sen Uzay'ı bırakmazsın ki."

Kafamı hafifçe yana yatırıp imayla sordum.

"Sen Emir'i bırakırsın yani?"

"Ölürüm de bırakmam!"

Melek hiç düşünmeden, gözleri parlayarak konuştu.

"İyi ya işte. Emir de seni bırakmaz o zaman. Boşuna endişeleniyorsun, takma kafana."

Ayağa kalkıp Melek'in dolabından kaptığım tişört ve kot pantolonu hızlıca üzerime geçirdim. Aynada saçlarımı şöyle bir ellemeyle düzeltirken Melek yataktan doğrulup arkamdan seslendi.

"Yine de teklifi düşünürüm bak,"

Yüzünde hafif muzip bir ifade vardı. Aynadaki yansımama bakarak sırıttım.

"Otuz yaşına gelene kadar kimseyi bulamazsak, beraber yaşlanırız işte! Ne güzel."

Melek yatakta bağdaş kurup ciddi ciddi düşündü.

"Olur. Ama bu anlaşmadan Uzay'a bahsetme bence."

Kaşlarımı çatıp ona döndüm.

"Nedenmiş o?"

"Otuzumdan önce beni de yakar çünkü!"

"Hadi oradan be!"

Yatağın yan tarafında duran kırlent yastığı kaptığım gibi Melek'in tam kafasına fırlattım. Yastık Melek'in yüzünün ortasında patlarken Melek kahkahayı bastı. Ben de kapıya yönelip arkamı döndüm, ona ters ters baktım.

"Uzay'dan önce sen kendini yakma da!"

Kulübe adımımı attığım an Uzay’ın tam kapının önünde dikildiğini gördüm. Beni beklediği o kadar belliydi ki. Hiç oralı olmamaya çalışarak kafamı dikleştirdim ve yanından fırtına gibi geçip tesislerin içine doğru ilerledim. Uzay hiç vakit kaybetmeden uzun adımlarıyla peşime takıldı.

"Stajyerliği kabul etmeye mi geldin?"

Sesi meraktan çatlayacak gibi çıkıyordu.

"Reddetmeye geldim."

Önüme öyle bir geçti ki az kalsın göğsüne çarpıyordum.

"Ne demek reddedeceğim?"

"Senin şu dükkanı yakma olayın yüzünden değil mi bu teklif?"

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

"Değil!"

"Hadi oradan be!"

Uzay ceketinin iç cebine elini attı ve oradan kalınca bir defter çıkardı.

"Bunun yüzünden."

Gözlerim deftere kaydığı an donup kaldım. Bu benim takımdaki antrenmanları izlerken, taktikleri ve oyuncu analizlerini not aldığım kişisel defterimdi!

"Onun sende ne işi var?"

Bağırarak hızla defteri yakalamak için öne atıldım.

"Ayrıca o defter o cebe nasıl sığdı ya?"

Uzay defteri havaya kaldırıp beni engelledi.

"Dur güzelim, şimdi yirmi soru sırası değil."

Dudaklarından dökülen o güzelim lafını duyduğum an, deftere uzanan elim havada asılı kaldı. Şalterlerim bir anlığına attı, ne diyeceğimi bilemeyip öylece kaldım. Uzay halimdeki değişimi fark etmemiş gibi devam etti.

"Defteri Tarık Hoca görmüş, sonra babamla konuşmuş."

Gözlerimi kısıp şüpheyle yüzüne baktım.

"Kulüpteki soyunma odasında, dolabımın dibinde duran defter durup dururken Tarık Hoca’nın eline geçti yani? Öyle mi?"

Uzay hafifçe öksürdü.

"Yani. Biraz daha karışık bir süreç ama bir şekilde gelişti işte."

"Defteri sen verdin!"

Parmağımı ona doğru salladım.

"Hiç alakam yok."

Ciddiyetle söyledi ama gözlerindeki o muzip ışığı gizleyemiyordu. Hiç ama hiç inanmamıştım. Uzay defterin sayfalarını karıştırmaya başladı.

"Bu arada , neden birinci sıra benim değil?"

"Hangi sıra?"

Uzay defterin en son sayfalarından birini açıp bana doğru çevirdi. Sayfayı gördüğüm an beynimden aşağı kaynar sular döküldü! Sayfada, Bora ile bir gün can sıkıntısından oturup yazdığımız takımın en yakışıklıları listesi duruyordu.

İşin aslı, Bora listeyi yaparken kendini zorla birinci sıraya yazdırmış, kalanını da benim sıralamamı istemişti. Dolayısıyla listenin 1. sırasında Bora, 2. sırasında ise Uzay yazıyordu!

Uzay hafifçe üzerime doğru eğildi. Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki nefesini yüzümde hissettim. Gözlerinin içindeki o tehlikeli ve kıskanç parıltıyla sordu.

"Bora’yı benden daha mı yakışıklı buluyorsun sen?"

Gözlerimi devirip meydan okurcasına baktım.

"Evet desem. Gidip Bora’yı dövme olasılığın yüzde kaç acaba?"

Uzay hiç düşünmeden, gözünü bile kırpmadan cevap verdi.

"Yüzde yüz."

"İyi, hayır!"

Uzay gözlerini süzüp bana doğru bir adım daha yaklaştı.

"Bunu Bora’yı dövmeyeyim diye mi söylüyorsun?"

İki ucu boklu değnek. Ne desem, ne tarafa çeksem Bora her türlü dayak yiyecek gibi duruyordu! Bora’nın durup dururken sırf benim şu salak liste yüzünden Uzay’dan dayak yemesini hiç istemezdim.

"Senin Bora’yı dövesin mi var acaba?"

"Dövmeli miyim?"

Kaşını tekini kaldırıp gayet ciddi bir tavırla sordu birde. Parmağımı göğsüne doğru salladım.

"Bak! Yine beni manipüle ediyorsun sen!"

Uzay hafifçe kıkırdayıp başını yana eğdi.

"Hilal, manipüle etsem bunu anlamazdın diyorum sana."

"Bana bir daha salak iması yaparsan, sana tekrar Uzay Bey demeye dönerim bak!"

Uzay anında parmaklarını dudaklarının üzerinde gezdirip ağzına hayali bir fermuar çekti. Tek kelime etmeden teslim olduğunu gösteriyordu ama gözlerindeki o muzip ışık hiç sönmemişti.

Ona daha fazla koz vermemek için hışımla arkamı dönüp koridorda ilerlemeye devam ettim. Ama Uzay peşimi bırakır mıydı? Asla. Hemen arkamdan adımlayıp sesini yükseltti.

"Teklifi reddedersen Bora’yı döverim!"

Hızımı hiç kesmeden başımı geriye çevirdim.

"Ben de seni döverim!"

"Dün beni döveni döveceğini söylüyordun, bugün ne oldu?"

Söylediklerimi hatırlayınca yüzüm kızarmaya başladı. Hemen kendimi toparlayıp çenemi dikleştirdim.

"Başkası dövemez! Ben döverim!"

Uzay hemen yanımda bitip fısıltı gibi bir sesle eğildi.

"Senin dövmeni ben de sorun etmem."

"Mazoşist misin sen ya?"

Uzay adımlarını tam önümde kesti. Gözlerimin tam içine, o ana kadar hiç bakmadığı kadar derin, transa geçmiş gibi bir ciddiyetle baktı.

"Aşığım."

Attığım adım havada asılı kaldı. Dudaklarım aralandı ama içinden tek bir kelime bile çıkmadı. Koridordaki bütün sesler bir anda kesilmiş gibiydi. Adımlarımı tamamen durdurdum. Kalbim göğüs kafesimi patlatacakmış gibi çarpmaya başladı.

Uzay artık koşmuyor , uçuyor. Hilal ve Melek her şeye rağmen birbirini destekleyen kızlar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.