İçeriğe geç

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 13 · 7 dk okuma

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 13

12.Bölüm: Kıskanç

Bora'ya attığım kısa mesajın ardından adresi almamız uzun sürmedi. Melek ile birlikte bahsettiği adrese vardığımızda, devasa bahçe kapısının önünde durakladık. Melek kafasını kaldırıp binaya baktı.

"Kızım ev değil saray yavrusu bu."

"Melek şu an hiç sırası değil, evi sonra incelersin."

Adımlarımı uzatıp kapıya dayandım ve zile sertçe bastım. Birkaç saniye sonra kapıyı üniformalı bir kadın açtı.

"Naz'a gelmiştik."

Kadın kenara çekildi.

"Naz Hanım içeride."

Melek arkamdan fısıldayarak süzüldü.

"Bir de hanım diyor o gıcığa."

Kadının cevabını ya da yönlendirmesini beklemeden içeri geçtim. Melek de hemen arkamdan sekerek geliyordu. Salona adım attığımda Naz'ı, Alina ile koltukta otururken buldum. Bizi gördükleri an ikisi de şaşkınlıkla ayağa kalktı.

Naz yüzüne o yapmacık, masum ifadesini yerleştirdi.

"Geçmiş olsuna mı geldin Hilal?"

Melek aradan atıldı.

"Yok, biz geçirmeye geldik!"

"Ne?"

Doğrudan Naz'ın gözlerinin içine baktım.

"Emir'e ne anlattın?"

"Hiçbir şey."

"Sabahın dördünde dükkâna gelip hiçbir şey söylemedin yani?"

Adımlarımı ona doğru attım. Alina araya girmeye çalıştı.

"Ay Hilal, sen de o mahalleliler gibi mi yapacaksın?"

Melek parmağını Alina'ya doğru salladı.

"Sen karışma, tırnakların yerinde kalsın!"

Alina korkuyla gerileyip yerine sindi. Naz omuzlarını silkerek konuştu.

"Uzay'a karşı dikkatli olun diye gelmiştim sadece."

Aramızdaki mesafeyi sıfırlayıp tam dibine girdim.

"Biliyor musun? Sinsiliğini fark etmesem şu an buna inanırdım."

Naz bir adım geriledi. Gözlerinden anlık, tuhaf bir karanlık geçti. Sonra o kibirli tavrını takındı.

"Varoş kızlar gibi benimle Uzay için kavga mı edeceksin?"

"Sen mevzuyu çok yanlış anlamışsın. Esas mevzu, senin benim mahalleme gelip arkadaşımı bana karşı kışkırtmaya çalışman!"

Melek arkamdan gürledi.

"Ki o arkadaş benim sevgilim olur! Sen kimsin de sabahın köründe sevgilimin dibinde bitiyorsun?"

Naz sinir bozucu bir gülüşle bize baktı.

"Siz çok varoşsunuz ama."

"Madem varoş görmek istiyorsun."

Ve cümlenin devamını getirmeden yüzünün tam ortasına okkalı bir tokat yapıştırdım. Şak!

Naz tokadın şiddetiyle yana kayan kafasını hırsla düzeltti ve üzerime atladı. Zaten buna hazırlıklıydım. Anında ellerimi uzatıp saçlarına yapıştım. İkimiz birden dengemizi kaybedip gürültüyle yere yuvarlandık. Çırpınarak kendimi üste attım ve yorulmadan Naz'ı altıma aldım.

"Kıskançsın kızım sen! Uzay'ı benden kıskanıyorsun!"

"Esas kıskanç olan sensin!"

Saçlarını daha da asıldım.

"Uzay'dan sana hayır gelmez!"

"Sana gelmediği gibi mi?"

Kavga alev almıştı. O an ne Melek'in ne de Alina'nın ne yaptığını, nerede olduğunu zerre kadar görmüyordum. Dünyadaki tek şey altımdaki Naz ve benim dinmeyen öfkemdi.

"Öldüreceğim seni!"

Hırsla bağırarak üzerimden sıyrılmaya çalıştı Naz.

"Dua et önce ben yapmayayım!"

Yerde bir tur daha döndük. Naz tam üste çıkmaya yeltendiği an bacağımı kasıp karnına doğru vurdum. Naz savrulup sırtını yakındaki koltuğa çarptı. Bende sırtımı masanın kenarına çarptım. Canı yanmış olmalı ki inledi ama durmadı; gözü dönmüş bir halde tekrar üzerime atıldı, biz bir kez daha birbirimize girdik.

Gözüm öyle dönmüştü ki sırtımdan gelen kolları fark etmedim bile. Biri beni aniden belimden tutup havaya kaldırdı.

"Bırak lan!"

Çırpınırken kulağımın dibindeki o tanıdık sesle duraksadım.

"Benim Uzay."

Gözlerimi kırpıştırıp etrafa baktım. Bora diğer tarafta saç baş dağılmış Naz'ı tutuyordu. Pamir hemen Alina'nın yanına geçmişti. Melek ise bir hışımla yanımıza gelip dimdik durdu.

"Önce sizinkiler, sonra da siz mi ev basıyorsunuz Hilal?"

Nefes nefese kaldığım için Pamir'e cevap bile veremedim. Melek hemen araya girdi.

"Bazıları sabahın köründe mahalleye dadanınca mecbur kaldık!"

Uzay beni yavaşça yere indirdi ama belimdeki elini bir an olsun gevşetmedi.

"Bir yerinde bir şey var mı?"

"İyiyim."

Bakışlarım hâlâ kilitlendiği Naz'dan ayrılmıyordu. Naz da nefes nefese bana bakıyordu. Bizi şu an bıraksalar ikimiz de hiç düşünmeden tekrar birbirimize girerdik. Bora başını iki yana salladı.

"Hilal. Senden hiç beklemezdim."

Naz hırsla döndü.

"Benden bekliyor muydun Bora?"

"Belki."

Naz dişlerini sıktı. O an içindeki kelimeleri yuttuğunu, o her zamanki masum ve mağdur rolüne geri dönmeye çalıştığını görebiliyordum. En çok da bu tip insanlardan nefret ediyordum işte. Pamir araya girdi.

"İkiniz niye kavga ettiniz peki?"

Alina gözlerini devirdi.

"Ay belli değil mi? Uzay için! İkisinden de hiç beklemiyordum."

Uzay başını bana doğru eğip hafifçe gülümsedi.

"Benim için mi kavga ettin?"

"Ne senin için kavga edeceğim be? Çekil şuradan!"

Uzay'ı göğsünden sertçe ittim. Melek yanıma yanaşıp dağılan saçlarımı elleriyle düzeltmeye başladı.

"Niye ayırıyorsanız sanki."

Uzay sinirle etrafındakilere baktı.

"Asıl siz niye oturup izliyordunuz?"

Alina elini göğsüne koydu.

"Beni tırnaklarımı sökmekle tehdit etti o kız!"

"E yuh ama!"

Üstümü başımı toparlayıp Uzay'a doğru döndüm. O an yüzünü tam anlamıyla görebildim. Açılan kaşı, yanağındaki morluk ve patlamış dudağı. İçim bir an cız etti. Hemen ellerimle yüzünü yakaladım.

"Hangisi dövdü seni?"

"Dövülmedim."

"Uzay! Hangisi dövdü dedim?"

Sıkıntılı bir nefes verdi.

"Emir."

Melek'e kısa bir bakış attım. Melek hiç ikiletmedi.

"Eti senin kemiği benim, döversin."

Bora elini havaya kaldırdı.

"Bir dakika, ne oluyor burada? Bu da ne demek?"

"Biz ne kaçırdık ya?"

"Uzay'ın Hilal için beni terk ettiğini."

Naz araya girdi, sesi zehir gibiydi. Uzay kaşlarını çattı.

"Hilal'i niye suçluyorsun şimdi? Zaten ayrılmak istiyorum demiyor muydun?"

"Elinden gidince mi kıymete bindi?"

Naz'a doğru tehditkar bir adım attım. Naz çenesini dikleştirdi.

"Benimle uğraşmamış olmayı dilersin, dediklerine dikkat et Hilal."

"Ah, esas sen benimle tanışmamış olmayı dilersin."

"Oğlum ben biraz korkmaya başladım."

Pamir'in sesi titriyordu. Ama ikimiz de çevremizdeki kimseye bakmıyorduk. Naz son kozunu oynadı.

"Pişman olacaksın. Uzay bu, insanı pişman eder."

Gülümsedim.

"Bu cümleler Uzay'ı çoktan kaybetmiş birinden gelince hiç inandırıcı olmuyor."

"Ben kaybetmem! Benim değilse, ben istememişimdir!"

O an daha fazla dayanamadım. Öne atılıp Naz'ı tek hamlede yakasından tutup kendime doğru çektim! Bora ve Uzay panikle hareketlendi ama ben boştaki elimi havaya kaldırıp onları durdurdum. Naz'ın tam gözlerinin içine bakarak fısıldadım.

"Geçmiş hakkında konuşmayacağım. Ama şunu bil ki, benim de benim olanı fazla sahiplenme huyum vardır."

Naz'ı hırsla geriye doğru itip yakasını bıraktım. Bir daha yüzüne dahi bakmadan Melek'e döndüm.

"Gidelim."

Melek Naz'a tokat atıp arkamdan yürüdü. Naz anın şaşkınlığıyla karşılık verememişti. Tam evden dışarı adımımızı atacakken Uzay'ın arkamızdan gelen o muzip, alaycı sesi sokağı çınlattı.

"Nereye ya? Senin olanı niye bırakıp gidiyorsun hemen?"

Duyduğum şeyle anında olduğum yerde kaldım. Yanaklarımın alev alev yandığını hissederek ellerimle yüzümü kapattım. Ne demiştim ben az önce öyle? Benim olanı fazla sahiplenme huyum vardır mı? Ağzımdan çıkan lafı zihnim yeni yeni sindiriyordu ve utançtan yerin dibine girmek üzereydim resmen! Melek koluma girip beni yürütmeye çalışırken kıkırdadı.

"Hiç öyle yüzünü kapatıp utanma valla Hilal. Aslanlar gibi dedin valla benim olan diye!"

"Sinirden söyledim!"

Ellerim hâlâ yüzümde yapışık olduğundan sesim tamamen boğuk çıkmıştı. Uzay adım sesleriyle yanıma kadar sokuldu.

"Aç şu yüzünü aç, duymuyorum seni."

Yavaşça ellerimi yüzümden çektim. İçeride o esip gürleyen, Naz'ın yakasına yapışan kızdan eser kalmamıştı resmen. İçimdeki öfke ve kıskançlık dalgası çekilince, geriye sadece devasa bir utanç kalmıştı. Uzay eğilip yüzüme baktı, dudaklarında sinir bozucu bir gülüş peydah oldu.

"Kıpkırmızı olmuşsun."

Elinin tersini yanağıma doğru uzattığı an panikle bir adım geriledim.

"Melek."

Etrafıma baktığımda Melek'in çoktan kayıplara karıştığını gördüm. Panikle sağa sola bakındım. Uzay halime bıyık altından güldü.

"Arabanın anahtarını alıp arabaya geçti."

İçimden hain Melek diye sövdüm. Beni bu adamla tek başıma nasıl bırakırdı? Uzay aramızdaki mesafeyi kapatıp gözlerimin içine baktı.

"Öptükten sonra beni böyle sahipleneceğini bilsem, seni çok daha önce öperdim."

Sözleri beynime sıçrayan bir kıvılcım gibi oldu. Daha önce nasıl öpecekti? Sevgilisi vardı.

"Nah öperdin! Sevgilin vardı bir kere!"

Cümlem biter bitmez dehşetle elimi ağzıma kapattım. Allah'ım, ne diyordum ben? Bu adamın yanında benim beynim tamamen işlevini yitiriyordu resmen. Uzay başını yana yatırıp kahkahasını zor tuttu.

"Ağzını da bozdun demek. Gerçi az önce benim için adam dövdün, çok görmemek lazım."

Ağzımdaki elimi hırsla çektim.

"Senin için değildi bir kere! Naz gitmiş Emir'e saçma sapan şeyler anlatmış, onun için gitti."

Lafımı bitiremeden Uzay'ın çenesi sertçe kasıldı. Gülüşü yüzünde donup kaldı.

"Emir için kavga ettiniz yani?"

Gözlerimi devirdim.

"Sen neden her dediğimi münasip yerinle anlıyorsun Uzay?"

Uzay bana doğru bir adım daha yaklaştı. Az önceki o karanlık ifadesi anında dağılmış, yüzüne son derece tatlı, muzip bir gülümseme oturmuştu.

"Bir daha söylesene."

Kaşlarımı çattım.

"Her dediğimi münasip yerinle."

"O değil. İsmim. Az önce ismimi söyledin."

Afalladım.

"Zaten söylemiyor muydum?"

"Hayır."

Uzay, gözlerinin içi parlayarak bana bakıyordu.

"Sürekli bey deyip duruyordun, sonra sen deyip durdun."

Zihnim hızla geriye sarıldı. Haklıydı. Ben onun yüzüne karşı hiçbir zaman ismiyle hitap etmemiştim. O yokken arkasından yüz kere Uzay demiştim belki ama kendisi karşımdayken hep bir mesafe koymuş, ismini dudaklarımdan sakınmıştım.

Durumu idrak edince yanaklarımın daha da ısındığını hissettim.

Sahneye bir türlü devam edemedim. O yüzden bu kadarını paylaşıyorum ki bana fikir verin. Yazamamaya başladım.Kızların kavga sahnesinden çok emin değilim. Biraz cringe oldu gibi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.