Geçiktiğim için şirkete koşar adım girdim desem yeridir. Umarım gelmemiştir. Daha birlikte olmaya başlayalı iki gün olmuştu ve yüzsüzlük yapıyormuşum gibi dursun istemiyordum. Lanet arabam bozulmasaydı geç kalmayacaktım ama mazeret de üretmek istemiyorum. Asansörün gelmesiyle hemen kabine girdim. Kuzey ile Selim bey hemen arkamdan girdiğinde artık acele etmeme gerek kalmadı. Çekinerek "günaydın" dedim. Kuzey beni süzüp "sanada günaydın" dedi. "Geç mi kaldın sen?" Diye ekledi. "Üzgünüm, arabam bozuldu. Gelebildiğim en hızlı şekilde gelmeye çalıştım." Dedim mahcup bir şekilde. Altıncı katta asansöre kalabalık bir gurup girince geriye doğru çekildik. İki gündür liseli aşıklar gibi gizli saklı flört ediyorduk. O pek gizleme taraftarı değildi ama ben şirkettekilerin bilmesini istemiyorum arkamdan patronun sürtük asistanı dedirtmek istemiyordum. Daha ben tam ne olduğumuzu anlamış değilken ilişkimizi açık seçik yaşamak da istemiyorum. Dirseği göğsüme değiyordu, o da fark etmiş olacak ki kafasını çevirip yarım bir gülümseyle baktı. Benim de gülüşüm yüzüme yayıldı. Asansörden indiğimizde Kuzey'e bugün ki planını anlatmak için ajandamı alıp peşinden içeri girdim. Selim bey masanın önünde ki koltuğa oturdu. Planını aktardığımda Selim bey "Eylül ile arşive inip bir kaç dosyaya bakmam gerekiyor bir kaç saat sürer oğlum" dediğinde Kuzey kaşlarını çatıp "Bana lazım. Eda'yı götür. Benim asistanımı meşgul etme. Elimi ayağımı bağlayamam sen arşivde takılacaksın diye" söylendiğinde "Eda bugün izinli o yüzden dedim" dediğinde Kuzey kaşlarını çattı. "Bundan niye benim haberim yok. Bana niye söylenmiyor. Madem hala şirketi yönetmek istiyorsun gel yönet baba. Çift başlılığın yaratacağı sıkıntıların farkındasın heralde?" Diye söylendi. Sert bir şekilde "bunları asistanın yanında tartışmayalım istersen" dedi. Bana eliyle çık işareti yapınca çıkıp kapıyı kapattım. Zaten bende kapışırlarken ayak altında olmak istemiyordum. Yarım saat sonra odanın kapısı açılınca ayağa kalktım. İkisinin yüzü de gülüyordu anlaşılan konuyu fazla uzatmadılar. Selim bey giderken Kuzey elleri cebinde arkasından bakıyordu. Giderken yüzüme bile bakmamıştı. Asansöre bindiği anda "hadi odaya gel" dedi sabırsız bir şekilde. Arkasını dönüp içeri girince gülümseyerek peşinden gittim. Kapıyı kapatıp yanına gittim. Kolunu belime dolayıp dudaklarımdan arzuyla öptü. Her dokunuşuyla kendimden geçiyordum. Nefes almak için ayrıldığımızda "Madem bugün yalnızız özlem giderelim ne dersin!" Dedi. Daha önce hiç şirkette yapmamıştım. İç sesim hemen araya girip 'hayatında zaten bir kere yaptın gerizekalı' dedi. İstiyor muydum evet. Hemde deli gibi. Başımla onu onayladım. Hızlı adımlarla gidip kapıyı kilitledi. Bana doğru gelirken yüzüne çapkın bir gülümseme yerleştirip ceketini çıkardı.
Bir haftadır sinir krizlerinin eşiğinden dönüyordum. Eda denen cadaloz her fırsatta bana laf sokmaya çalışması, yaptığım her şeyin bir kadının yapması gerektiği gibi değilmiş falan filan. Her sabah Kuzey'i göreceğim için mutlu olurken sonra aklıma Eda geliyor ve sanki ayağım geri geri gidiyor. Masamda çay içerken göz ucuyla ne yaptığına baktım. Ruj sürüyordu. Elimi geçen bu fırsatı kaçırırmıyım. Tam ağzımı açacakken çayımı üzerime döktüm. Siktir çekip gömleğimi tenimden uzaklaştırdım. Eda da masasındaki suyu üzerime dökünce tepem attı. "Dalgamı geçiyorsun ya"
"Yanıklara hemen su tutmak gerekiyor yoksa daha kötü olur" diye kendini savundu. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Gömleğimi bırakıp yedek kıyafetimi alıp lavaboya gidecekken "mutfakta yanık kremi var ondan sürelim istersen" dedi. Adımlarımı mutfağa doğru yönlendirdiğim de o da peşimden geliyordu. Üzerimdekileri çıkarınca kızarıklık var mı diye şöyle bir baktım. Allahtan çay biraz ılıkdı. Kreme de gerek yoktu. Havlu peçete ile ıslak olan yerlerimi kuruladım. "O südyen ile nasıl rahat ediyorsun. Hem rahatsızlar hemde..." derken lafını bölüp "usturuplu değil mi!" Dedim dalga geçerek. Kırmızı dantelli bir südyendi. Çokta rahat değiller ama olurda Kuzey gün içinde birlikte olmak isterse diye hazırlıklı olmak istedim. Bir şey söyleyecekken Kuzey'in sesi duyuldu. "İkiniz birden neden yerlerinize ayrıldınız" dedi azarlar gibi. Eda önümden çekilip Kuzey'e bakınca kaşlarını çatıp "sen neden yarı çıplaksın?" Diye sordu. Ne olduğunu söyleyince Eda'yı yerine yollayıp kapıyı kapattı. Sinsi sırıtmasıyla bana doğru gelip bacaklarımdan tutup lavoboya oturttu. Elini göğüslerimin üzenlerin de gezdirip "yanmamışsın. Bir dahakine dikkat et. Ya kaynar olsaydı" diye azarladı. Omuzlarımı silkip başımı salladım. "Akşam ne yapıyorsun?"
"Bir planım yok. Senin var mı?"
"Olabilir de olmayabilir de" dedim flörtöz bir havada. Gülümseyip kolunu belime sardı "o zaman bir plan yapalım. Tabi önce üzerine bir şey giy. Yoksa üzerindekiler de çıkacak." Dedi yüzüm yanmaya başlayınca gömleğimi üzerime geçirdim. "Ɓöyle daha iyi" deyip üzerime eğilmeye başladı. Kapı tıklatılıp beklemeden açılınca benden uzaklaştı. Eda gelmişti. Bütün anlarımızın içinden geçiyordu. "Arkadaşlarınız geldi sizi bekliyor."
"Geliyorum" dediğinde Eda'yı gönderdi. "Seni istediğim zaman öpemiyeceksem dibimde olmanın ne manası var!" Dediğinde çekingen bir şekilde "En azından özlemiyorsun öyle düşün" dedim. Çenemden tutup kaldırdı küçük bir öpücük kondurdu dudaklarıma. "Haklısın. Ben geçeyim sende plan yap" deyip tekrar öptü.
İçerden kahkaha sesleri geliyordu. İçeri girdiğinden beri yarım saat geçti. Sanırım beş altı kişilerdi. Telefonuma mesaj geldiğinde internetten fantazi gecelik ve iç çamaşırı bakıyordum. Bunları giymek için biraz utansam da almaya karar vermiştim. Elbet bir gün kullanırdım. Kuzey mesaj attığı için biraz şaşırmıştım. Akşam için plan yapmasak sıkıntı olur mu? Arkadaşlarla akşam yemeği için buluşmak istiyorum diye yazmıştı. Üzülsem de sorun olmayacağına dair bir mesaj attım. Ardından gelen mesajla aptal aptal gülümsedim. Harikasın. Bu kısacık mesajı bir kaç kere okudum. Ardından da çay istediğine dair bir mesaj attı. Hazırlayıp götürdüğümde keyiflerinin yerinde olduğunu gördüm. Çayları dağıtırken arkadaşlarından biri "bildiğim güzel bir gece klübü var yemekten sonra oraya geçeriz" dediğinde kaşlarımı çatıp Kuzey'e baktım. Bana baktığında "Aslında çok iyi olur da hiç gürültü kaldıracak durumda değilim. Başka zaman" dedi. Gülümseyerek odadan çıktım. Mesainin bitmesine on dakika kalmıştı. Kuzey ile plan iptal olduğu için annemlere gitmeyi düşündüm. Annem ne zamandır gitmiyorum diye söyleniyordu. Abim desen surat asıp duruyordu. Babamı söylemiyorum bile. Kapı açılınca düşüncelerimden sıyrılıp ayağa kalktım. Sanırım Kuzey'de gidiyordu. "Ben çıkıyorum. Sen araban ile mi geldin?" Diye sordu. "Ahmet bırakmıştı, araba ona lazımdı."
"Toparlan da seni bırakayım sürünme yollarda" dedi. "Yolun uzayacak ama hem babama gitmeyi düşünüyorum. Giderim ben." Bana dik dik bakıp "Saçmalama. Hadi babanın beni vurma ihtimali yoksa kalk. Şuan beni daha çok oyalıyorsun." Diye söylendi. Babam konusunda pek emin değilim ama bunu dillendirmedim. "Bardakları toplayayım çıkarız o zaman" dedim. Kafasını sallarken arkadaşları seslendi. "Siz çıkın akşam görüşürüz" derken ben odasına geçtim. Çıkarken de "telefonundan email hesabıma girebilir miyim? Benim telefonun şarjı yok" dediğinde sorun olmadığını söyledim. Bardakları makineye yerleştirirken belime sarılıp yanağımdan öptü. Boş olan eliyle telefonumu benimde görebileceğim bir şekilde tutup sepetteki ürünleri gösterip "bence bunlar sana çok yakışır. Üzerinde görmek için sabırsızlanıyorum." Dedi keyifle. Yüzüm kızarmaya başlayınca "ne zaman sipariş vereceksin?" Diye ekledi ardından. Çekinerek "istersen hemen verebilirsin. Kart bilgilerim kayıtlı." Dedim. Büyük bir hevesle "harika" dediğinde daha çok utanmama neden oldu. Kendi kendimi 'kendine gel kızım zaten her şeyini gördü neden utanıyorsun ki' diye azarladım. Kolunu belimden çekip siparişi oluşturuyordu. "Teslimat adresini burayı ver" dedim hızla. Beni onaylayınca bende kendi işime verdim. Zaten çok uzun da sürmedi.
☆☆☆☆☆☆
Akşam iş çıkışında direk eve gittim. Bugün kız kıza takılacaktık. Esra, Berna ve ben. Pek kalabalık bir gurup değildik ama iyi eğlenirdik. İşe girdim gireli beri Esra'yı doğru düzgün görmemiştim. Esra ile aram Berna'dan daha iyi aslında. Eve girdiğimde yemek kokuları bütün evi dolduruyordu. O kadar açtım ki bir fili yiyebilirim. Direk mutfağa geçtiğimde ikisi de masada oturmuş sohbet ediyordu. "Ee ne yiyoruz" diye içeri girdim. Esra ayağa kalkınca sıkıca sarıldık. Ayrılınca da "karnabahar, pilav, salata bir de mercimek" dediğinde suratımı ekşilttim. "Nimete öyle yapılmaz. Ayrıca şarap aldım bugün bizim günümüz. Sabaha kadar içip içip kafayı bulacağız" dediğinde alayla gülüp "Bizim kafayı bulmamız için sabaha kadar içmemiz gerekmez tatlım. Üçüncü kadehten sonra büyük ihtimal kafayı buluruz" dedim. "Kapa çeneni ve git elini yıka da yemeğe in. Sen gelene kadar da masayı hazırlarız" dediğinde oyalanmadan yukarı çıktım. Üzerime rahat bir şeyler geçirip ellerimi yıkayıp hızla mutfağa gittim. Masayı kurmuşlardı ve şarap da masanın baş köşesine konmuştu. Masaya otururken de Berna kadehleri doldurdu. "Ben yarın işe gideceğim fazla içemem haberiniz olsun" dedim baştan uyarma gereği duyarak. "Patronun sevgilin. Yani istersen gitmezsin. Sevgilinin sana bir şey diyeceğini zannetmiyorum" alayla gülüp "çok komiksiniz. Kuzey'i biraz tanısanız benim işinin kuması olduğumu anlardınız. İşi aksasın beni hiç düşünmeden işten atacağından eminim." Dedim. İkisi de kaderlerini kaldırıp Berna "Bak buna içilir işte" dediğinde kendi kadehimi de kaldırdım. Saatler ilerledikçe alkolün şişede durduğu gibi durmadığını bir kez daha fark ettik. Tabi bu kafayla ne kadar edebilirsek. Berna'nın dili dolanmaya başlamıştı bile. "Eminim ki Kuzey'i sana bir gün bile izin vermez. Yıllık izninde bile vereceğini düşünmüyorum" dediğinde nereden geldiğini bilmediğim bir cesaretle öyle bir şey olmadığını söyledim. Bir gün izin verirdi. Ayrıca bir asistanı daha vardı. Sadece işteyken işlerin aksamasın istiyor. Verir vermez diye iddialaşırken en son Kuzey'i arayıp yarın için izin istedim. "Sen sarhoş musun?" Diye sordu. "Hayııır" dedim hemen. "Eylül inşallah evdesindir." Dedi asabi bir şekilde. "Evdeyim. Hem veriyor musun vermiyor musun?" Diye sordum ısrarla. Kızlar kıkırdarken Kuzey'in sesi daha huzursuz bir sesle "Kiminlesin? Geliyorum sakın salakça bir şey yapmayın" deyip cevap vermemi beklemeden telefonu kapattı. Alkolün verdiği adrenalinle vücuduma bir öfke doldu. Aptal. Alt tarafı bir gün izin vereceksin ne bu tiripler. Gelsin de görsün gününü. Kadehimi doldurmak için şişeye uzandığımda boş olduğunu fark ettim. "Başka yok mu? Lanet olsun" diye söylendim. Onlar yine kıkırdadığında "var mı yok mu?" Dedim huysuz bir sesle. "Malesef. Benim ancak bir şişe alacak kadar param vardı. Her haltın var, şarap mahzenin yok. Bu senin suçun" dedi. Daha bir şey demedim. Oturma odasına gitmek için ayaklandığımda başım döndü. İnşallah kusmam. Lütfen kusmayayım. Lütfen kimse kusmasın. Her yer batacak, ev kusmuk kokacak. İğrenç bir şey. "Sakın kusmayın ikinizi de gebertirim haberiniz olsun." Diye söylendim. Sarhoş olmak hiç hoş değil. Büyük ihtimal sabah başım kazan gibi olacak. Kapı çaldığında neredeyse sızmak üzereydim. Sendeleyerek kapıya kadar gittim. Kapıyı açtığımda sendeledim. Kuzey tutup kendine çektiğinde "adabınla içemiyorsan ne demeye içiyorsun." Beni kucaklayıp içeri doğru girdiğinde "Sende git sevgiline bak. Ben benimkiyle uğraşıyorum" diye söylendi. "Esra ne olacak onun sevgilisi yok." Dedim dilim dolanarak. Ahmet'in sesini duyar gibi oldum. Ne dediğini pek anlamıyordum. Kuzey hiç zorlanmadan beni yukarı taşıyordu. Ben olsam çoktan nefes nefese kalırdım. Odaya girdiğinde kapıyı ardından kapattı. "Kaç kadeh içtin?" Kaşlarımı çatıp hatırlamaya çalıştım. "Sanırım üç ve ya dört kadeh. Tam emin değilim." Beni yatağa indirirken "Madem içip içip sapıtıyorsun ne diye içiyorsun. Seni boş bırakmaya gelmiyor." Dedi yarı azarlar gibi. "Sen arkadaşlarınla içiyorsun gece kluplerinde. Üstelik ben gitmeyeceğim deyip de koştur koştur soluğu gece kulübünde almıyorum." Diye söylendim. Üzerimdekileri çıkarırken "tekrar söylüyorum klübe filan gitmedik. Restoranda bir kaç kadeh içtikten sonra yanına geldim" dedi. "Ama alkol kokuyordun" dedim kendinden emin bir şekilde. "İnşallah aptallığın alkoldendir. İçki içmedim demiyorum. Kokmam normaldir." Dedi sabırla. "Sensin aptal." Dedim hızla. "Dua et sana açıdığımdan soğuk suyun altına sokmuyorum. Yarın kendine gel burnundan getireceğim." Kollarımı boynuna dolayıp arsız bir şekilde gülümseyip "Neden ayılmadan önce daha eğlenceli şeyler yapmıyoruz. Ayılınca da burnumdan getirisin" dedim. Keyifle gülümseyip "benim için hiç sorun değil güzelim." Dedi.
Dosyayı bırakmak için odasına girdiğimde kapıyı tam kondurmamıştım. Sözde hemen bırakıp çıkacaktım. Masanın kenarına oturmuş seksi gülümsemesiyle bana bakıyordu. Gülümsemesi bulaşıcı olduğu için bende gülümsedim. "Gülümsemenin bir sebebi var mı yakışıklı?" Diye sordum önünde durduğum sırada. Kollarını belime dolayıp beni kendine çekti. "Senden iyi sebeb mi var güzelim" deyip dudaklarımdan öptü. Aklımı başımdan almadan kendimi toparlamaya çalıştım ama nafile ben yavaştan etkisine giriyordum bile. "İstediğin dosyayı getirdim. Önemli olduğunu söylemiştin" dedim nefes nefese. Bir elini belimde çekip dosyayı elimden aldı. Göz ucuyla şöyle bir bakıp masanın üstüne bıraktı. "Bırak şimdi dosyayı" deyip alnını alnıma dayadı. "Özledim. Eda'yı işe almadan önce daha çok vakit geçiriyorduk" diye söylendi "üstelik birlikte bile değildik." Diye de ekledi. Onun adı geçince dişlerimi sıktım. Kadına sinir oluyordum öyle böyle değil. Dudaklarına küçük bir öpücük kondurup "Bencede" dedim. Derin bir nefes alıp beni kendinden bir kaç santim uzaklaştırdı. "İyi anlaşıyor musunuz? Sanki aranız soğuk geldi bana" dediğinde kendimi gülümsemeye zorlayıp "Tabi ki neden anlaşamayalım!" Dedim. Şüpheyle yüzüme bakıp "daha iyi yalan söylemelisin" dedi. Omuzlarımı silkip kollarımı koca bedenine dolayıp başımı göğsüne koydum. O da çok geçmeden kollarını bana sardı. Bıraksalar yıllarca böyle kalabilirdim. "Sana saygısızlık yapmıyor değil mi? Öyle bir şey yaparsa hemen söylüyorsun. Öyle şeylere tahammülüm yok biliyorsun." Dediğinde gülümseyip "ayaklarımı da yere vurup 'bana kötü şeyler söyledi aşkım ' mı diyeyim. Çocuk muyuz? Baştan almasaydın daha iyiydi ya neyse." Dedim.
"İstersen kovabilirim" dediğinde bir yanım söyle derken diğer yanım ise yakında düzelir diyordu. Kapı tıklatıldığında panikle ondan ayrılıp bir kaç santim uzaklaştım. Kuzey ise hala rahat bir şekilde duruyordu. Alaycı bir sırıtmayla "yaz kızım" dediğinde neredeyse kahkaha atacaktım neyse ki kendimi tuttum. Dün izlediğimiz (Şener Şen in oynadığı Ne Olacak Şimdi) yeşilçam filminden alıntı yapıyordu. Ardından da "gel" diye daha yüksek bir şekilde seslendi. O da ağzı kulaklarına varacak şekilde gülüyordu. "Of Kuzey ya" diye söylendim. Daha çok gülümsemeye başlarken kimin geldiğine bakmak için arkamı döndüm. Selim bey gelmişti her zaman ki gibi! İçeri girdiğinde bize kaşlarını çatmış bir halde bakıyordu. Bir kaç saniye sonra toparlanıp "Bakıyorum keyifler yerinde. Özel bir sebebi var mı? Yoksa öylesine bir gün mü?" Dedi. Bir şey ima eder gibiydi. Acaba sarılırken mı görmüştü bizi? "Bir sebebi olması mı gerekiyor." Bana dönüp "bize iki çay getirir misin." Dediğinde başımla onaylayıp çıktım odadan. Çaylarını getirip yerime oturdum. Gözlerini üzerime dikince sabırla derin nefes alıp verdim. Bir kaç dakika daha böyle devam edince "bir sorun mu var?" Diye sordum. Oturduğu yerden sandalyesiyle bana doğru dönüp "patronunla yatmaya utanmıyor musun? Hiç mi iş ahlakın yok? İşini garantiye almak için mi yoksa daha iyi bir yere gelebilmek için mi böyle bir yola baş vurdun henüz tam emin değilim" dediğinde sinirden dişlerimi sıktım. "Hiç birbirimizi sevdiğimiz aklına geldi mi? Hem bizim özel hayatımız seni hiç ilgilendirmez. Haddini bil" dedim tıslayarak. Bu kadar yeter artık tereddüt etmek yok. Gidecek işte o kadar. Tam ağzını açacakken kapı açılınca çenesini kapadı. Selim bey bize baş selamı verip asansöre bindi. Kalkıp Kuzey'in yanına girdim. Bilerek de kapıyı açık bıraktım. Masasının önünde durup hiç olmadığım kadar ciddi bir ifadeyle "Eda ile çalışmak istemiyorum. Artık sabrım kalmadı." Dedim. Kaşlarını çatıp ciddiyetle yüzüme baktı. "Ayaklarını yere vurmadın" dedi beni yumuşatmak için. Kollarımı göğsümde birleştirip dik dik bakmaya başladım. Ciddi olduğumu fark edince Eda'ya seslendi. İçeri girince "eşyaların topla bir saat içinde şirketten ayrıl" dediğinde itiraz edecekken "hemen" dedi. Bana delici bakışlarla fırlatıp çıktı odadan. Çıkmak için hareketlendiğimde "gidene kadar burada kal ve bana neler olduğunu anlat" dedi. Kararsız kalsamda geçip koltuğa oturdum. Çıkarsam büyük ihtimal kavga edecektik ve baya uzayacaktı mesele. Hiç pişman değilim. Bazı insanlar gerçekten nerede duracağını bilmiyordu.