Hızlı adımlarla masama geçtim. Bu telefon bugünde hiç susmadı. Son anda yetişip açmıştım. Yine bir randevu krizi. Bu adam üç gündür arayıp Kuzey ile görüşmek istiyordu. İzinli olduğunu söylememe rağmen yapıyor birde. Kuzey gitti diye rahat ederim diyordum ama onu yapayım çıksın aradan bunu da yapayım o da çıksın diye diye canım çıktı. Gerçi ben kafamı dağıtmak için sürekli kendime iş çıkardım. O tatildeyken ben burada çalışıyordum. Onu özlemiştim, yokluğu boşluk gibiydi. Ama bugün yarın gelir dokunamasam da gözümün önünde olur. İç çekip yemek yemek için dışarı çıktım. Çıkmadan da şirket telefonunu cep telefonuma yönlendirdim. Öğle baydosunu kaçırdığım için mesai saatleri içinde yemeğe gittiğim için hemen yiyip geri döndüm. Zaten orada da dinlenebilirdim. Çünkü bütün işlerimi bitirdim. Tek isim artık Kuzey'i özlemek ve hayalini kurmak. Asansörün kapıları tam kapanırken elimi araya sokup açılmasını sağladım. Ne zaman aşağı gelir Allah bilir şimdi onu bekleyemem. Kapı açılırken hem şaşırdım hemde mutluluktan gözlerim parladı. Neşemi bastırarak içeri girdim. Girerken de "hoş geldiniz Kuzey bey. Tatiliniz nasıl geçti?" Dedim. Umarım iyi geçmemiştir. Sonra bu düşünceden vaz geçtim. Zaten çok çalışıyor biraz tatil yapması hakkıydı. Asansörde en az altı kişiydik. "İyi geçti." Dedi düz bir ses tonuyla. Sanki sesi biraz soğuk çıkıyordu. Ne oldu ki tatilde acaba. Dördüncü katta üç kişi daha binince iyice bir birine yaklaştık. Kokusunu o kadar çok özlemişim ki. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapadım. Asansör sallanınca gözlerimi açtım. Işıklar titredi ve ardından etraf karardı. Asansörde kulak tırmalayan bir sesle durdu. Panikle Kuzey'in koluna yapıştım. Kolumu tutup yavaşça sıktı "Tamam sakin ol" dedi. Elini çekip belime koydu "Yanımdan ayrılma" diye ekledi. "Biri yardım düğmesine basabilir mi?" Diye seslendim. Derin nefesler alıp vermeye başladım. Klostrofobim vardı. Bir yerde kalacağımı fark ettiğim anda panik atak geçiriyordum. Biri telefonunun fenerini açıp düğmeye bastı. Elini yüzüme koyup iyi olup olmadığımı sordu. Panik atak geçirmek üzere olduğumu söyledim. Kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ama olmuyordu. Bir küfür savurup ellerini omzuma koydu ve yüzüne bakmamı söylediğinde sitresten küçük bir kahkaha attım. "Tamam. Bu biraz saçma oldu. Ama sakin ol. Birazdan düzelir. İyi bir şey düşün" dedi. Aklıma bir şey gelmeden ışıklar geldi ve hareket etmeye başladık. Ellerini üzerimden çekip aynı soğuk tavrına geri dönmüştü. "Ben sana söylemiştim" dedi. Benim ise hala elim ayağım titriyordu. En sonunda bizim kata geldiğimizde ayaklarım titreye titreye indim asansörden. Benim bu halimi fark edince beni kucaklayıp odasındaki koltuğa getirip bıraktı. Bunu yapınca kokusunu daha rahat aldım. Ardından benden uzaklaşıp şu getirdi. "Al iç. Sakinleş artık. Ne var bu kadar korkacak!" dedi.
"Siz hiç bir şeyden korkmuyor musunuz?" Diye sordum gözlerine bakarak.
"Korkuyorum ama korktuğunu diğer insanlara belli ettiğinde o ya da bu şekilde bunu sana karşı kullanırlar." Dedi. Baya ciddi duruyordu. Kaşlarımı çatıp "bunu bana karşı kullanmazsınız değil mi?" Diye sordum merakla. "Ne kadar çok sinirimi bozacağına bağlı" dediğinde gülümsedim. Şaka yapıyordu heralde. "Sakinleştiysen ben yokken neler oldu anlat bakalım. Umarım yokum diye işleri boşlamadın." Dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp kalkıp ajandamı aldım. Ellerimin ve ayaklarımın titremesi geçmemişti ama daha sakindim. Yanına geri döndüğümde masasının önünde ki koltuğa oturdum. Ajandamda olanları tek tek anlattığımda bir saat geçmişti bile. Bitirdiğimde arkasına yaslanıp "erkek arkadaşının olmamasının bir nedeni var mı?" Diye sordu. Dediği şeyle bir an duraksadım. Durduk yere nerden çıkmıştı şimdi bu. Acaba! Allahım inşallah. "Özel bir nedeni yok. Sadece yok işte" dedim. Bahane de üretemiyorum. "Hoşlandığın biri varmış öyle mi?" Dediğinde gözlerim kocaman oldu. "Ne" dedim hayretle. Bunu nereden öğrenmiş olabilir. "Bunu nereden öğrendiniz" dedim dalgaya vurarak. Gözlerime bakarak "öyle bir şey varsa üzülme seni kaybeden biri aptaldır. Geveze olmanın dışında gayet iyi birisin" dedi samimi bir şekilde. Gülümseyip dirseklerimi masaya koyup kafamıda ellerimin üstüne koydum. "Gerçekten öyle mi düşünüyorsunuz?" Diye sordum. "Evet. Genelde düşünmediğim şeyleri söylemediğimi az çok biliyorsundur." Dedi. Derin bir nefes alıp bütün cesaretimi topladım. "Peki benimle çıkar mısınız?" Diye sordum. Gözlerini kısıp "düşünmem gerek. Hayatım kararmadan uzatmaları oynayayım" dedi dalga geçer gibi. Benimde şaka yaptığımı düşündü heralde. Bende bozuntuya vermeden omuzlarımı silktim. Ayaklanırken "Siz kaybedersiniz. Başka bir şey istiyor musunuz?" Dedim. Kahve isteyince gidip hazırlayıp odasına döndüm. Odasında Selim bey ile bir bayan duruyordu. Kuzey'in kahvesini bırakıp Selim beye bir şey isteyip istemediğini sordum. İstemediğinde çıkıp masama oturdum. İçerdeki kız dışarı çıkıp masanın önüne oturdu. Asansörün sesi gelince ikimizde o yöne baktık. Nazlı asansörden inip neşeli bir şekilde bize doğru geldi. "Merhaba Eylül. Naber Eda. Nasılsın? Babam ağabeyim ile konuşmaya mi geldi?" Dedi. Eda "evet inşallah olur. Bir sorun olamaz değil mi?" Dediğinde ben bir Nazlı'ya bir Eda'ya bakıyordum.
"Merak etme. Uzun zamandır Eylül tek başına bütün işlerle uğraşıyor ağabeyim de bunun farkında. İşler daha iyi yürüsün diye senin gibi çalışkan birini işe almak onun için de daha verimli olacak." Dedi. Neler dönüyordu burada. "Afedersiniz. Ne olduğunu bana açıklayabilir misiniz?" Diye sordum. Eda bana ters ters bakıp "Sence Nazlı hanımın sana açıklama yapma zorunluluğu var mı? Her zaman böyle hadsiz misiniz?" Dediğinde sinirlerim gerildi. Dişlerimi sıkıp "haklısınız özür dilerim" dedim. Haddimin bildirilmesi iyi oldu. Bir kere evime geldi diye aramızda hiçbir şey olmayan patronumun kardeşi sonuçta. Ne samimiyeti. Yeni gelen maile bakmak için bilgisayara odaklanmaya çalıştım. Nazlı "Eylül" dediği sırada masadaki telefon çaldığında hemen cevapladım. Kuzey odasına gelmemi söylediğinde Nazlı'nın yüzüne bakmadan odaya geçtim. Selim bey ayakda duruyordu. "Ben gideyim artık akşam görüşürüz" deyip odadan çıkmak için hareketlendi. Çıkmadan bana iyi akşamlar diledi.
"Buyrun Kuzey bey" dedim resmi bir şekilde. Kaşlarını çatıp yüzüme baktı. "Bir sorun mu var?" Diye sordu. "Hayır yok. Siz niye çağırmıştınız?" Dedim. "Eda artık bizimle çalışacak. Ona neler yapacağını öğret. Ondan sen sorumlusun beni uğraştırma. Önemli işleri de hemen verme onları sen hallet" dedi. "Ben tek başıma halledebiliyorum işleri işe almak zorunda değilsiniz" dediğimde "kusura bakma bir dahaki sefere birini işe alırken ilk sana sorarım" dedi sert bir şekilde. Artık gerçekten ağlamak üzereydim. "Afedersiniz. Başka bir arzunuz var mı?" Dedim zar zor. Çıkmamı söylediğinde çıkıp masama oturdum. Nazlı gitmişti. Önce masa ayarladım sonra da ufak tefek işlerden başlattım. Bende biraz rahatladım. Dosyayı sert bir şekilde önüme koyup "bütün gün bu aptalca şeyleri mi yapacağım gerçekten?" Dedi.
"Kuzey bey öyle söyledi. Bir derdin varsa gidip konuş" dedim tersleyerek. Sinirle doğrulup Kuzey'in odasına gitti. Kapıyı kapatır kapatmaz yerimden kalkıp kulağımı kapıya dayadım. Beni şikayet etmeye başladığında sözünü kesip "beni bu saçma sebepler için bir daha rahatsız etme Eylül ne diyorsa yap. Beni işe aldığıma pişman etme koyarım kapının önüne." Dediğinde içimin yağları eridi. Çıkmasını söyleyince hemen yerime geçip oturdum. Sırıtmamı engellemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Odanın kapısını kapatır kapatmaz asansörden bir adam bağırarak çıktı. Elinde de silah vardı. Ne tepki vereceğimi bilmeden bir kaç saniye donakaldım. Bu adam şirketten para çalan adamdı. Sanırım kaybetmenin verdiği öfke ile ne yapacağını şaşırdı. Ayağa kalkıp yavaşça masanın önüne geçtim. Sakince, sakin olmasını söyledim. "Kes sesini sürtük hepsi senin suçun. Nerede o it patronun?" Arkamdan kapının açılma sesini duyunca iyice panikledim. Ya ona bir şey yaparsa. Kuzey de sakin olmasını söylerken kimseyi dinlemeyeceğini idrak ettim. Tetiğe basmak için parmağını kaydırdığını fark eder etmez hiç düşünmeden Kuzey'in önüne geçtim. Silah ateşlenmeyince Kuzey beni ittirip adamın üstüne saldırdı. Benim korkudan ve gerilimden ayaklarım titriyordu. Ama şükürler olsun kimseye bir şey olmadı.
Kuzey'den
Tatil için yola çıktığımızda aklım hala işlerdeydi. Ama Eylül'e güveniyorum, yokluğumda işlerin üstesinden gelebileceğini düşünüyordum. Zaten o olmasaydı bu tatile çıkmazdım. Yola çıktıktan bir süre sonra telefonum çaldı. Eylül arıyordu. Önemli bir şey olmadığı sürece aramamasını söylemiştim. Cevapladığımda bana şirketteki birinin para çaldığını söyleyince bir küfür savurdum. Bunun için dönsem mi diye geçirdim içimden. Bunu onlar halleder heralde diye düşündüm. Ona gerekli talimatları verince telefonu kapattık. Emre "bir sorun mu var?" Diye sorunca olmadığını söyledim. Üç gün boyunca dinlenmek gerçekten çok iyi gelmişti. Kendimi yenilenmiş hissediyordum. İş düşünmemek gerçekten çok iyiydi. Dönmmemizden bir gece önce bir bara gitmiştik. Ben fazla sarhoş olmayı sevmediğim için bir bardak içmiştim. Birde birimizin ayık kalıp diğerlerine göz kulak olması gerekiyordu. Berna baya gitmişti. Bana hitaben konuştuğunda onu iyi duyabilmek için başımı ona doğru uzattım. "... söylemeden de edemeyeceğim Eylül'ün seni yıllardır sevip sana belli etmemesine hayran kaldım açıkçası. İşe başladıktan bir iki gün sonra eline yüzüne bulaştırır rezil olur diye düşünmüştüm." Deyip kahkaha attı. Duyduklarımı sindirmeye çalıştım. Belki de sarhoş kafasıyla saçmalıyordur. Eylül beni mi seviyordu yani. Aramızda geçen konuşmaları hatırladığım kadarıyla süzgeçten geçirdim. Bir konuşmamız vardı ama espiri mi yapıyordu yoksa ciddi miydi? Belkide benim ağzımı arıyordu. Onu hiç o şekilde düşünmemiştim. Ama güzel kızdı. O şekilde düşünmesem de gayet iyi anlaşıyorduk. Komikti, sıkıntılı olduğum zamanlarda bana iyi geliyordu ne yalan söyleyeyim. Aslında bazı şeyler bana ufak tefek şeyler gibi gelsede hepsi birleştiğinde Berna'nın söylediğıyle örtüşüyor. Onları alıp otele geldiğimizde gece yarısını geçiyordu. Odama geçip balkonda oturdum. Hava gerçekten çok güzeldi. Bir an için tatilimi uzatmayı düşündüm ama şu hortumlama işini bir de benim bakmam gerek yoksa içim rahat etmez. Kalkıp yattığımda saat üçe geliyordu. Sabah nefes nefese uyandığımda gördüğün rüya karşısında ne düşüneceğimi bilemedim. Berna'nın anlattıkları bilinç altıma yerleşmiş olmalıydı. Yoksa neden Eylül ile birlikte olduğum bir rüya göreyim ki. Derin nefes alıp banyoya gittim. Banyodan çıkınca üzerimi giyindim, bavulumu topladım ve kahvaltı yapmak için odadan çıktım. Giderken de Emre'yi aradım. Başları ağrıdığı için kahvaltıya gelmeyeceklermiş ve bir kaç gün daha tatil yapmak istediklerini söylediklerinde beter olsunlar diye düşündüm. Neyse ki yolda kafa dinleyebileceğim. İstanbul'a döndüğümde ilk işim şirkete gitmek oldu. Asansörün kapısı kapanmak üzereyken bir kol araya girip tekrar açılmasını sağladı. Eylül kabine girerken benim bakışlarım önce dudaklarına kaydı. Beni görünce gülümsemesi yüzüne yayıldı. Aklım başka yönlere kayınca gözlerimi kaçırdım. Kendine hakim ol. Kız seni seviyor diye ondan faydalanmayacaksın. Tatilimin nasıl geçtiğini sorduğunda mesafeli bir şekilde iyi geçtiğini söyledim. Asansör durduğunda korkuyla koluma girdi. Kolunu tutup sıktım ve sakin olmasını söyledim. Sonra kolumu beline koyup yanımdan ayrılmamasını ekledim. Beline dolanmak güzel bir histi. Hiç bu kadar yakınlaşmamıştık en azında hiç böyle sarılmamıştım. Daha ileri gitsem beni durdurmayacağını tahmin ediyordum. Kız panik atak geçiriyor benim düşündüğüm şeylere bak. Onu tutup sakin olmasını ve yüzüme bakmasını söylediğimde söylediğim şeyin saçmalığını cümlemi bitir bitirmez fark ettim. Onun beni sevdiğini öğrendiğimden beri onu yatağa atmak istemem normal mi? Hiç aklımda böyle bir şey yoktu. Belki de ona o gözle bakmama neden olan onunla bir ilişkimin olabileceği gerçeği. Daha önce böyle bir şey düşünmemiştim. Kız güzel, akıllı, çalışkan, şevkatli ve beni seviyor. Benim kadar hödük birini sevebiliyorsa sabırlı biri. Zaten babam da sürekli bana kız bulmak için yırtınıyor en azından ben seçerim ve Eylül en uygun aday. Ben bunları düşünürken asansör tekrar çalıştı. Asansörden indiğimizde titrediğini fark ettim. Kucaklayıp odama götürdüm. Kokusu gerçekten güzeldi. Üç gün boyunca neyi özlediğimi yeni fark etmiştim. Kokusu. Bir hafta neredeyse yirmi dört saat dip dibe durup kokusuna alışmamak zordu zaten. Eline de su verdim içsin diye. Her zamanki gibi alaycıydı. Her neyse bu böyle sürüp gider iş zamanı geldi. Yokluğumda kimlerin aradığını, yapacağım görüşmeleri ve bir kaç toplantıyı dinledikten sonra ona erkek arkadaşının neden olmadığını sordum. Tamam bazen gerçekten pislik gibi davranabiliyordum. Kızı zor durumda bırakmanın ne gereği var. Bana çıkma teklifi ettiğinde gülmemek adına dudaklarımı birbirine bastırdım. Başımı yakmamak yorumumda benim kaybedeceğimi söylediğinde bir yanım haklı olduğunu düşündüm. Sonuçta bana rağmen beni seviyordu. Bana kahve getirmeye gittiğinde babam geldi. Yanında Eda diye bir kız vardı ve benden onu işe almamı istiyordu. Kızın iyi çalışacağına dair kefil oluyordu. Ben onun niyetinin az çok farkındayım ama normalde bir tane daha yardımcı almam gerektiğinin farkındayım. Eylül kahvemi getirip bırakınca Eda'yı da dışarı gönderdim. Çıkar çıkmaz da "umarım yeni gelin adayı değildir. En sonuncusunun başımıza ne işler açtığı malum. Kız bize ne söylese haklı. Başına bir şey gelsin istemiyorum" dedim gayet ciddi bir ifadeyle. Kaşlarını kaldırıp "başına bir şey gelmemesini istemenin özel bir sebebi var mı?" Dediğinde "Baba" diye uyardım. "İyi bir şey demiyorum hayatının sonuna kadar bekar kal. Yalnız öl." Diye sitem etti. "Ama o kızı işe al gelin adayı olmasada iyi iş yapıyor" dedi. Eylül'ü arayıp odama çağırdığım da babam da kalktı. Eylül geldiğinde yüzünden bir sorunun olduğu anlaşılıyordu. Nesinin olduğunu sorduğumda bir şeyin olmadığını söyledi. Üstüne gitmeden ona gerekli açıklamayı yaptım birazda terslesemde pişman oldum. Ama biraz asabım bozulmuştu. Her yaptığıma tolerans gösteriyor diye ona yüklenmenin bir açıklaması yok. Biraz daha tahammül edilebilir olabilirim. Alnımı ovalayıp işime döndüm. Bundan sonra da Eylül'e daha nazik davranacağım. Ve en kısa zamanda ona kendim bir çıkma teklifi etmek olacak. Bir söz vardı seni seveni mi tercih edersin yoksa senin sevdiğini mi? Diye benim sevdiğim olmadığına göre bu neden Eylül olmasın. Hem ona o kadar alışmıştım ki biraz uzaklaşmak bir şeylerin farkına varmama neden oldu. Benim ki aşk değil de daha çok ıım şey gibi hoşlantı. İlerde ne olacağı belli olmaz, belki aşık da olabilirim. Kapım vurulduğunda düşüncelerimden sıyrıldım. Eda içeri girip Eylül'ün ona verdiği işlerden yakındığında kızıp gönderdim. Bu ne çocuk çocuk işler ya. Ayaklarını da yere vurup bazı tiki kızlar gibi sesini de çocuk gibi çıkarsaydı tam olacaktı. Derin nefesler alıp işime dönecekken dışarıdan bağrışma sesleri geldi. Ayaklanıp hızla dışarı çıktım siktiğimin şirketinde neler oluyordu. Kapıyı açar açmaz elinde silah olan bir adam holün ortasında silahını bizim durduğumuz tarafa doğrultmuş duruyordu. Siktir. "Sakin ol ve silahı indir. Konuşabiliriz kimsenin inncinmesine gerek yok" dedim düz tutmaya çalışarak. Silahını sözünü bastırır mahiyette "Konuşmak yok. Bugün buradan birimiz canlı çıkacak paşa hazretleri. Sonra canım isterse şu sürtüğün icabına bakacağım" dediğinde dişlerimi sıktım. Ateş edeceği sırada Eylül önüme geçti. Şükürler olsunki silahı tutukluk etti. O boşluğu fırsat bilip onu önümden atıp adamı yakasından yakalayıp kafa attım. Kendi bir yana silah bir yana gitti. Toparlanmasına fırsat vermeden bir kaç yumruk attım. Eylül telefondan güvenliği çağırdı. Onunda korkudan eli ayağı titriyordu. Az kalsın ölecekti. Silah tutukluk yapmasaydı az kalsın ölecekti. Bunu düşünmek kanımı dolduracakdı. Beni bu kadar çok mu seviyordu. Güvenlik geldiğinde adamı alıp gittiler. Eylül'ün kolundan tutup odama götürdüm. "Bunu bir daha yapma anladın mı? Ya sana bir şey olsaydı ne yapardım. Ölmem umrumda değil sakın bir daha hayatını tehlikeye atmayacaksın" dedim sesim düşündüğümden de sert çıkıyordu. "Ama benim umrumda" diye mırıldandığın da ona sıkıca sarılıp başını göğsüme yasladım, elim saçına gidip orada kaldı. Ne kadar burada böyle kaldık bilmiyorum ama ayrıldığımızda sanki boşluğa düşmüştüm. "Hadi gel seni evine bırakayım" dedim. Onu evinin önüne getirdiğinde inmesini bekledim. "Gelmek ister misiniz? Bir kahve ikram ederim" dediğinde sesi biraz tuhaf çıkıyordu. "Öyle olsun" dedim ve kapının koluna uzandım. Eve girdiğimizde ev arkadaşı olan Ahmet ile tanımadığım birinin salonda oturduklarını fark ettik. Bizi fark etmemişlerdi. Koluna dokunup üst katı işaret ettim. Şimdi hiç konuşacak durumda değildim. Sanırım o da değildi. Odasına çıktığımızda çeketimi çıkarıp yatağın ucuna bıraktım. "Daha iyisin değil mi?" Diye sordum. Başını olumlu anlamda salladığında gözüm üzerinde dolaşıyordu. Daha iyi gibi duruyordu. Tanrım onu istiyordum. Biraz saçma ama istiyordum. Ne kadar hızlı olduğu umrumda değildi bence birbirini yeterince tanıyorduk ve birlikteyken de tanımaya devam edebilirdik. Birbirimize çekiliyorduk. Dudaklarımız birleştiğinde gözlerim kapandı. Tadı mükemmeldi. Birbirimizi soyarken acele etmiyorduk. Dudakları, boynu, teni büyüleyiciydi. Bacaklarından tutup yukarı çektiğimde bacaklarını belime doladı. Yatağa geçtiğimizde gerisi inanılmaz derece güzel bir gece oldu. Daha önce kimseyle birlikte olmadığı için daha kibar davranmaya çalıştım. Sabah telefonumun sesiyle uyandığımda sarmaş dolaş yattığımızı fark ettim. Kendimi dinlenmiş hissediyordum. Telefonum ısrarla çaldığında uyanmaması için alıp balkonuna çıktım. Geç kalmıştık ve işe gidesim de yoktu. Bir yandan telefonla konuşup bir yandan da onu izliyordum. Oldukça çekici görünüyordu. Konuşmam bittiğinde kapatıp önce şöförden kıyafetlerimden getirmesi için mesaj ettım sonra da Eda'yı arayıp gerekli talimatları verdim. Kıyafetlerim geldiğinde ise banyoya girdim. Duştan çıktığımda telefonumu kontrol ettiğimde babamın aradığını gördüm. Geri aradığımda nerede olduğumu sordu. Dısarda işim olduğunu söyledim. "Eylül de yok seninle birlikte mu?" Diye sordu. "Evet benimle baba asistanıma otursun diye para ödeminiyorum" dedim hızla. "Tamam. Bir şey demedim. Şirkete dönecek misin?" Diye sorduğunda dönmeyeceğimi söyleyip kapattım. Açıkmaya başladığımda odaya girmek için kapıyı açtım. Oda uyanıp benim yattığım tarafa bakınca yüzünde ki hayal kırıklığı görülmeyecek gibi değil.
"Uyandığına göre yemeğe gidebiliriz açlıktan ölüyorum." Dedim gülümseyerek.
Eylül'den
Çekimine karşı koyamıyorum. Yavaşca birbirine yaklaşıyorduk. Bir kaç saat önce yaşananlar aklımdan uçmuştu bile. İkimiz de konuşmuyorduk sadece birbirimize olan çekimin verdiği tatlı elektiriklenme vardı. Dudaklarımız birleştiğinde yavaşlığımız tersine dönüp yıllardır birbirine hasretmişiz gibi sevişmeye başladık. Yıllardır bunu bekliyordum. Bana dokunmasını beni görmesini. Bacaklarımdan tutup beni yukarı çekti. Bacaklarımı beline doladığımda yatağa doğru ilerledi. Rüya gibiydi. Umarım bunu yaptığıma pişman olmam.
Öğlen sıcağı beni uyandırdığında yatak da önce gerildim sonra gecenin anıları tekrar zihnime dolunca başımı yan tarafıma çevirdim. Hayal kırıklığı ile gözlerim dolmuştu. Gitmişti. İçimden bir kaos yaşanıyordu. Saniyeler içinde duygularım değişiyordu ve bazılarıyla hiç tanışmamıştım.
"Uyanmışsın. Hadi kalk banyo yap. Yemeğe gideceğiz karnım açıktı." Dedi balkon kapısının oradan. İlk ne tepki vereceğimi bilemedim. Ben suratına aval aval bakarken sabırsız bir şekilde "bir sorun mu var?" Diye sordu. İlk ne diyeceğimi bilmesem de doğruyu söylemeye karar verdim.
"Gittiğinizi düşündüm." Dedim.
"Gittiğinizi?" Dedi tek kaşını kaldırarak. "Gitmemimi istiyorsun?" Diye ekledi. Ağzımı açıp sonra ne diyeceğimi bilemeyip geri kapattım. Ne demek bilemiyorum geri zekalı ben. Tabiki de gitmesini istemiyordum. "Hayır istemiyorum. Sadece sizin için tek gecelik olduğunu düşündüğüm için gitmiş olduğunuzu düşündüm." Dedim öyle olmadığını umarak. Lütfen öyle olmadığını söyle. Lütfen öyle olmadığını söyle. Yatağa doğru bir kaç adım atıp "Öyle olmasını mı istiyorsun?" Diye sordu. Oldukça ciddi görünüyordu. Yüzüm kızarmıştı. Benden cevap bekliyordu. "Hayır. Öyle olsun istemiyorum." Diyebildim. Gülümseyerek yanıma gelip dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Kasıklarımda karıncalanma olunca bacaklarımı kendime topladım verdiğim tepkiden dolayı çarpık bir gülümseme sunup "karnım aç ve açken enerjimi verimli kullanamam o yüzden hadi kalk artık" dediğinde gözlerimi kocaman açtım. "Kalkıyorum" deyip yorganı üzerimden attım. Bacaklarım yataktan sarkıtırken gülümsemesi yüzünde yayıldı. Çıplak olduğumu hatırlayınca "bakmasanıza" dedim utanarak. Kaşlarını çatarak "şu sizli bizli konuşmayı ne zaman bırakacaksın. Gece yeterince samimi olmadık mı sence? Ayrıca zaten her şeyini gördüm. Utanmanınızı gerektirecek bir durum yok hanımefendi." Dedi. Haklıydı. Ama biz şimdi neydik tam anlamadım. Yatak partneri mı yoksa sevgili mi? Utana sıkıla banyoya geçtim. Yanıma kıyafet almamıştım. Ama banyomu yapıp kurulandım. Bornozumla odama geçip gardırobumdan kıyafetlerimi aldım. Banyoya gidecekken "Eylül burada giyine bilirsin biliyorsun hatırlatmama gerek yok" dedi. Haklıydı ama utanıyordum işti. Bunu kırmam gerektiğini biliyordum. Bornozumu çıkarıp giyinmeye başladım. Giyinmem bitince yatağı toplamaya koyuldum. Çarçafında kan lekeleri olduğu için nevresimleri söküp yenisini taktım. "Bir an beni açlıktan öldüreceksin sandım. Bittiyse çıkabilir miyiz artık?" Dedi. Gülümseyerek "Bitti. Ama kahvaltıyı burada yapabiliriz, hemen hazırlayabilirim." Dedim.
"Öyle diyorsan, hemen başla gerçekten baya açıktım." dedi samimiyetle. Başımı olumlu anlamda sallayıp "yarım saatte hazır olur." Hızlı adımlarla odadan çıkıp mutfağa indim.