İçeriğe geç

Kalbimin Sahibi

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Kalbimin Sahibi

Bölüm 2

2. Bölüm

İşe başlayalı iki hafta olmuştu. Oldukca yoğun bir iş programı vardı. İlk hafta zorlansam da yavaş yavaş alışıyor sayılırım. Holdinge yeni gelmiştim ve beş dakikaçık geç kalmıştım. İnşallah sevgili patronum geciktiğimi fark etmez. Bazan benden önce de geliyordu ve uyuyup uyumadığını merak ediyordum. Kapısını tıkladığım da gelmemiş olduğunu görünce şükretmiştim. Çeketimi ve çantamı asıp bilgisayarımı açtım. Sonra odasına girip onun bilgisayarını da açtım. Yerime geçtiğimde ajandamı açıp bugünün programına baktım, e mailleri kontrol edip bir kaç not aldım. Avukatların sekreteri Sakine hanım gelip bana bir kaç dosya uzattı.

"Bunların bugün imzalanması lazım acilmiş" dediğinde "tamam imzalatıp getiririm." Dedim gülümseyerek. Yüzünde sinsi bir sırıtışla "bugün ki yemeğe geleceksin değil mi?" Diye sordu. Kaşlarımı çatıp ne yemeğinden bahsettiğini sordum. "Şirket yemeği, her yıl yapılır." Dedi önemsiz bir şeyden bahseder gibi. Ardından şaşkınlıkla "Sana kimse haber vermedi mi?" Diye sordu. Sıkıntıyla soluk bırakıp hayır der gibi başımı salladım. Elini umursamazca sallayıp "bu akşam yedide otellerinin restoranında toplanılıyor. Heralde 'yine' asistan değişir diye söylemediler" deyip gitti. Yine kısmına vurgu yapsada böyle olmadığına emindim. İşten başımı kaldıramasamda arkamdan ne kadar dayanacağım konusunda iddiaya girdiklerini biliyordum. Ve akşam için ne giyeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok. Kuzey bütün heybetiyle asansörden çıkınca gülümseyerek ayağa kalkıp yaklaşınca "günaydın efendim" dedim. Karşılık vermedi ben de beklemiyordum zaten, odasına girince ajandamı ve Sakine'nin getirdiği dosyaları alıp peşinden gittim. Bugün neler yapılacağıyla ilgili kısa bir özet geçtikten sonra dosyaları önüne bırakıp "Bunların acil imzalanmaları lazımmış" dedim "avukatınız gönderdi" diye de ekledim. Dosyayı açıp göz ucuyla inceledikten sonra sinirle "Sen benimle dalgamı geçiyorsun?" diye söylendi. Sinirli olunca gerçekten korkutucu oluyordu ama neden sinirlendiğini anlamamıştın. Doğru dosyayı getirdiğime de eminim. Terettütle "Hayır efendim" dedim.

"Haberim olmadan Dyatlov geçidin de ölen insanların anıtları dikmeyeceksek, otopsi raporlarını neden acilen imzalamam gerektiğini söyler misin?" Dedi öfkesi artarak. Şaşkınlıkla "Dyatlov geçidi mi?" Deyi verdim. Ardından dosyaya kendim bakmaya başladım. Sen öldün Sakine, demek bana o yüzden sinsi sinsi bakıyordu. Sinirden çenem kasıldı. Burnumdan soluyarak "afedersiniz dosyalar karışmış olmalı hemen değiştirip geliyorum" deyip arkamı dönüp yürümeye başladım. O gerizekalının kafasını kopartacağım. Adam beni heran kovabilir ve haklı da. O öyle bakınca bir terslik olduğunu anlamam gerekirdi. Kapıyı açar açmaz ayaklarımın dibine biri düştü o kadar öfkeliydim ki bunu biraz geç idrak edince ona takılıp dengemi kaybettim ve üzerine düştüm. Bu daha çok öfkelenmeme neden olmuştu. Hemen ayaklandım. Karşımda duran minyon bir kız korkuyla bana bakıyordu. Kafamı yere çevirdiğim de yerde olanın Sakine olduğunu fark ettim. Yerden kalktığında içeriye korkulu gözlerle bakıyordu.

"İkiniz de hemen içeri girin" diye bağırdı. Ona olan öfkemi bastırıp karşısına geçtik. Kesin kovulacaktım. Kaçarı yoktu. Aniden gelen ağlama isteğini bastırmaya çalıştım. Sakine'ye hitaben "hangi cüretle kapı dinlersin. Anlaşıldığı üzere de dosyayı Eylül'e sen verdin. Oyun parkı mı burası. Çocuk mu eğlendiriyoruz." Diye kükredi. Sakine korkudan titremeye başladı resmen, acıyormuydum kesinlikle hayır. Aptalca oyunundan dolayı kovalabilirim. Gerizekalı artık kendini, benden beter duruma soktu. Eee ayağına dolanır tabi. Özür diledi ama Kuzey affetmedi tabi. Ağlayarak dışarı çıkınca delici bakışlarını üzerimde hissedince kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Bu durumda benimde hatam vardı aptal gibi dosyayı kontrol etmemiştim kovsa da haklı. Bir süre bana dik dik baktıktan sonra "git bana kahve getir ve bir daha böyle rezalet istemiyorum ikinci bir şansın olmayacak" dediğinde mutluluğumu gizleyememiştim. Kafamı hevesle sallayıp kahvesini getirmek için hızla çıktım odadan. Geri döndüğümde Selim bey ve Kuzey masanın önünde karşılıklı oturuyorlardı. Kuzey'in kahvesini bırakıp "bir şey alır mısınız Selim bey?" Diye sordum. Beni süzüp "asistanının bu kadar hoş bir bayan olduğundan bahsetmedin Kuzey" dedi bana sempatik bir şekilde göz kırparak. Bende ona gülümseyerek teşekkür ettim. Kuzey aksi bir ses tonuyla "çay istiyor" dedi. Ben arkamı dönüp giderken "çalışanlarına arada bir iltifat edersen motivasyonlarını yükseltir. Ki güzel olduğuyla ilgili yalanda söylemiyorum" dedi azarlayarak. Gururum okşanmış bir şekilde çay almaya gittim geri döndüğümde konu Yeliz adında bir kızdı.

"Kişisel asistanın olabilir, böylelikle onu daha iyi tanıyabilirsin illede hemen evlen demiyorum. Bir tanı" dediğinde çayı az kalsın adamın üzerine dökecektim.

"Kıza bir şey söylemedin umarım baba?" Diye sordu öfkesine hakim olmaya çalışarak "böyle şeylerden hoşlanmadığımı bilirsin" diye de ekledi.

"Tabiki de söylemedim. Kenan amcan bir süre burada kalacağını söyleyince hemen işe el attım Yeliz gayet güzel, aklı başında hanım hanımcık biri. Seninde ondan hoşlanacağından adım gibi eminim." Dediğinde sanki birisi kalbimi avuçlayıp sıkıyordu. "Hem bu güzel hanımında üzerindeki iş biraz hafifler. Eminim ki akşama kadar dünya kadar işle uğraşmak zorunda kalıyordur" dedi ardından.

"Onun şikayet ettiği yok. Gayet iyi idare ediyor" dedi bana bakarak.

"İstersen bunu ona soralım ne dersin oğlum" dedi. O da bana gözlerini dikerek bakınca cevap beklediklerini anladım. Kuzey'i kimseye kaptıramazdım en azından şimdilik.

"Ben" deyip boğazımı temizledim. "Ben gayet iyi idare ediyorum efendim yardıma ihtiyacım yok" dedim.

"Gördün mü bak" dedi sakince.

"Onu korkutduğun için öyle söylüyor. Ömrünün sonuna kadar bekar kalamazsın. Sana kalsa hiçbir girişimde bulunmayacaksın." Dedi kesin bir dille. "En azından tanımaya çalış yarın nikah kıy demiyoruz ya" dedi.

"Ne zaman gelecekmiş?" Diye sordu Kuzey sıkıntıyla.

"Birazdan burada olur. Uzun yıllar İtalyada yaşadığı için biraz aksanı var" dedi gülümseyerek. Bir kaç saniye sonra da kapı tıklatılınca hepimiz kapıya baktık. İçeriye yaklaşık bir yetmiş beş boylarında siyah saçlı ela gözlü fiziği oldukca güzel olan bir kadın girdi. Fiziğine bakılacak olursa düzenli spor yapan biri (benim aksime), omuzlarına bakılacak olursa da yüzücü. Üzerinde de mürdüm rengi sade diz boyunun altında biten bir elbise giymişti. Ne kadar kabul etmek istemesemde kız baya güzel. Hiç şansım yok hemde hiç. Selim bey ayaklanıp "işte sözünü ettiğim Yeliz de geldi." Yanına gidip elini beline koydu "Yeliz'cim bu Kuzey" dedi ve beni tanıştırma gereği duymadı. "Ben müsaadenizi isteyeyim siz iş konusunu kendi aranızda anlaşırsınız." Deyip uzaklaştı.

Yeliz Kuzey'e yaklaşıp elini uzattı. "Merhaba Kuzey" dedi. Kuzey'in yüzüne baktığımda en ufak bir tepki olmadığını gördüm sevinsem mi üzülsem mi çözemedim. Elini yavaşca kaldırıp elini sıktı "İsmimin yanına beyi de eklersen daha iyi olur" dedi taviz vermeyen bir ses tonuyla. Keyfim yerine gelmeye başlamıştı. Çıkıp çıkmamak konusunda dereddütlüyüm ama olacakları deli gibi merak ediyorum.

"Tabi Kuzey bey." Dedi hafif işveli bir şekilde. Halbuki Selim beyin 'hanımhanımcık' dediğine eminim. Ondan sivisini istediğinde çantasından çıkartıp burnunun dibine kadar soktu. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Elinden dosyayı sert bir piçimde alıp masasına gecip oturdu. Dosyasına inceledikten sonra yüzü gerilmiş bir biçimde kafasını kaldırdı. Bu hiç iyi değildi.

"Stirptiz kulübünde mi çalıştın? Stirpçizci olarak?" Diye sordu. Gülümseyerek "evet hayatımın en iyi bir yılıydı" dediğinde ben ağzım açık ona bakıyordum. Aslında hep merak etmiştim direk dansını nasıl yaptıklarını. Öyle yerlerden pek hoşlanmadığım için gidip bakmamıştım. Youtube'den izlemek gerçeğini görmek gibi değildi. Durumu kavrayınca boğazımı temizleyip "ya öyle mi? Ne hoş" dedim sevimli bir gülümsemeyle.

"Evet. Sen hiç yaptın mı? Çok eğlencelidir ve çoğu gece eve tek dönmüyorsun" deyip muzipçe göz kırptı. Kendimi gülmeye zorlayıp "Hayır ama merak etmişimdir" dedim. Kuzey'e baktığım da suratının sinirden morardığını fark ettiğimde omuzlarımı dikleştirdim ve bir sonraki tepkisini ölçmeye çalıştım. Durum pek iyi değildi. Umarım Selim bey fazla uzağa gitmemiştir. Telefonumdan resepsiyonda ki arkadaşıma Selim beyi hemen bulup buraya göndermesi için mesaj attım. İşimi garantiye alayım da sevdiğim adam çileden çıkıp hapse girmesini istemem.

"Sana bir kaç hareket gösterebilirim" dediğinde gözlerim kocaman açılmıştı.

"Hiç gerek yok zaten elbisen de uygun değil" dedim kibar olmaya çalışarak.

"Haklısın bu saçma elbise!" dedi suratını buruşturup. Çantasını koltuğa bırakıp tepki veremeden fermuarını indirip elbiseden kurtuldu. Kalçaları oldukca güzeldi. Kendiminkilerle kıyaslamaya başlayınca müzik sesi odayı doldurdu. Kafamı sallayıp kendime gelince müziği telefonundan açtığını fark ettim. Kalçasını kaplayan çiçek dövmesi var. Tedirgin adımlarla Kuzey'in yanına gittim. Karşıdan bakınca vücudu o kadar güzel görünüyordu ki kıskanmamak elde değildi. Dans etmeye başladığında Kuzey ayağa kalkıp üzerime eğildi. Gözlerinde ki ateş beni yakıyordu sanki. "Beş dakika içinde bu kadını şirketimden çıkarmazsan seni kovarım. Hatta hayatını zindana ceviririm" deyip camdan dışarıya bakmaya başladı. Ben olanları algılamaya çabalarken "hadisene" diye kükredi. Yeliz de ben de yerimizden sıçradık. Ona doğru ilerleyip "Yeliz'cim rica etsem elbiseni giyer misin?" dedim kibarca. İtiraz ederken "lütfen" dedim daha sert bir şekilde. Bir gün içinde ikinci kez kovulmakla yüz yüzeyim. Benim baskıcı tavrıma yenik düşerek elbisesini giyince çantasını ona uzatıp kolundan sürükleyerek dışarı çıkardım. Bu hiç kibar bir davranış değil ama elden bir şey gelmez. Kovulmak istemiyorum. Asansörün kapıları açılınca Selim bey dışarı çıktı. İkimize tetirgin bir bakış atıp ne olduğunu sordu. Yeliz'den izin isteyip Selim beyle ondan biraz uzaklaştık.

"Yeliz hanım sitirptiz kulübünde çalıştığını sivisinde yazınca biraz gerildi. Elbisesini çıkarıp odanın içinde gösteri yapmaya kalkışınca iyice çileden çıktı. Ama merak etmeyin kızcağıza bir şey demedi." Dedim sıkıntıyla. "Harika" deyip yanımızdan uzaklaşınca biz de asansöre bindik.

"Neden bu kadar tepki verdiğini anlamıyorum" dedi üzüntüyle.

"Şirketteyiz. Bu davranışların için uygun bir yer değil." Dedim sakince. Tehlike ortadan kalktığına göre rahat davranabilirim.

"Sanırım benimle evlenmek istemeyecek" dedi gülümseyerek. Kaşlarımı çatıp "Sanırım bu seni hiç üzmedi" dedim.

"Bende bunu istiyordum zaten" dedi neşeyle.

"Stirptizci olmadığın kanısına varyorum" dedim şüpheyle. "Tabi ki de hayır" dedi yüzünü ekşilterek.

"Çok yazık oldu halbuki bana bir iki numara gösterirsin diye umuyordum" dedim gülerek.

"Bildiğin bir klüp varsa sana eşlik edebilirim. Buralarda ne yapılır pek bilmiyorum" dedi sempatik bir şekilde.

Omuzlarımı silkip "Kuzey ile evlenmemek istememenin bir sebebi var mı?" Diye sordum merakla.

"Aslında senden daha çok hoşlandım. Çıktığın biri var mı?" Dedi içtenlikle gülümseyerek. Suratına dik dik bakmaya başladım. "Şaka mı yapıyorsun?" Diye sordum çekinerek. "Hayır. Erkeklerden hoşlanmıyorum hepsi bu, ilgi alanıma girmiyorlar" dedi. Ardından üzerime doğru yürüyüp "hadi ama bana odada nasıl baktığını gördüm" dedi. Beni köşeye sıkıştırıp saçımla oynamaya başladı. Ben ne yapacağımı bilemez bir şekilde kala kaldım. İlk defa hemcinsim tarafımdan taciz ediliyordum. Bir de sempati duymuştum ona karşı. Eşcinselerle henhangi bir sorunum yok, beni taciz etmedikleri sürece tabi. Kafasını boynuma doğru eğerken panikle ittirdim. "Bilgin olsun senin aksine ben erkeklerden hoşlanıyorum" dedim. Sinirden ve şoktan bütün bedenim gerildi. Yüz şekli değişip öfkeli bir hal aldı. Sert bir şekilde beni ittirdiginde önce bedenim sonra kafam asansör kabinine çarptı. Bedenim acıyla sarsıldı. Neden sürekli benim başıma böyle şeyler geliyor. Çarpmanın etkisiyle yere yığıldım. "Benim cinsel yönelimimle ilgili ne cürretle alay edersin" dedi küçümseyici bir ses tonuyla. "Ayağa kalk" diye bağırdı ardından. Ben dengemi toplamakta zorluk çekiyordum. Kollarımdan tutup beni ayağa kaldırdı ve tekrar duvara çarptı. Bu kadarı yeter artık ne kadar canım yansada onu sertce ittim. Asansör kata geldiği için kapıları açılmıştı. Dışarı kendimi atıp "güvenlik" diye bağırdım. Işıktan dolayı gözlerim kararmıştı. Birileri hızla bize doğru gelmeye başladı. Ama ne olduğunu seçemedim. Birisi "aman Allahım başı kanıyor" dediğini duydum. Ardından bir hengâme koptu. Birisi beni sandalyeye oturttu. Yavaşca kendime gelmeye başladığımda sesler ve görüntüler netleşti. Resepsiyondaki kız "iyi misin?" Diye sordu endişeyle. Başımı olumlu anlamda sallamaya yeltenirken bu sefer etraf hepten karardı. Tekrar gözlerimi açtığımda kafamı hareket ettirmeye çalıştım. "Kıpırdama" dedi arkamdan bir ses. Sonra kafa derimde çekiştirme oluştu. Elimi kaldırıp geriye atarken ne olduğunu sordum.

"Önemli bir şey değil biri senin canına okudu. Kafanda dikişlik yara vardı ama bitti" dedi ve ardından makas sesi geldi.

"Nerdeyim ben?" Dedim yorgunlukla.

"Hastahanedesin. Korkulacak bir şey yok. Sadace kafana beş dikiş atıldı." Dedi hemşire sevecenlikle.

"Ohh sadece beş tanemi" dedim gülmeye çalışarak. Ama bu bile canımı yakıyordu. "Bana ağrı kesici veremez misiniz?" Diye sordum umutla.

"Serumunda zaten var. Etkisini daha göstermedi ama biraz sabret. Konuşabilecek durumda mısın? Polis ifadeni alacak." Dedi. Derin bir nefes alıp "evet gelebilirler" dedim.

"Eğer konuşmak istemiyorsan onları def edebilirim" dedi gülümseyerek.

Elini güven verir gibi sıkıp "teşekkür ederim. Ama iyiyim, biran önce bitsin de kurtulurum işte" dediğimde kafasıyla onaylayıp odadan çıktı. Bende oturur pozisyona geldim. Polisler geldiğinde yarım ağız geçmiş olsun dedikten sonra ifademi aldılar. Olan biteni anlatınca da gittiler. Kırk yıl düşünsem bir kadın tarafından tacize uğrayacağım aklıma gelmezdi. Odanın kapısı dıklatılıp açılınca Selim bey ve Kuzey içeri girdi. Ağrı kesici de çok şükür işe yaramaya başlamıştı. "Kovulmadım değil mi?" Diye sordum terettütle.

"Niye kovulacaktın ki patronunun eş adayı tarafından haşat edildiğin için mi?" Dedi Kuzey sakince.

"Kaç kere daha söyleyeceğim, kadının manyak olduğunu nereden bilecektim. Sen de kusura bakma kızım" dedi mahcup bir şekilde.

"Bide kadınlardan hoşlanıyormuş, eş adayının manyak olmaması durumu pek değiştirmezdi" dedim ortamı yumuşatmak adına. "Her ne kadar taciz edilmek hoşuma gitmesede" diye de geveledim. Yüzüme de bir gülücük yerleştirdim. Kuzey tek kaşını kaldırıp babasına baktı. "Taman anladık, bir daha sana kız bulmayacağım. Oğlumun mürüvetini görmeden ölür giderim artık." Dedi duygu sömürüsü yapmaya çalışarak. "Neyse konumuz bu değil nasılsın kızım, kendini iyi hissediyor musun?" Diye sordu. "İyiyim teşekkürler" dedim. "Ne zaman çıkacağım?" Diye sordum.

"Bu akşam burdasın. Yarında izin kullanırsın." Dedi Kuzey her zamanki otoritesiyle. Sıkıntıyla nefes bırakıp itiraz edecekken "haber vermek istediğin bir yakının varmı kiminle kalacaksın?" Diye ekledi itiraz kabul etmeyen bir tavırla. Telefonumu da cebinden çıkarıp bana uzattı. Telefonu alınca "arkadaşımı arayabilirim. İlginiz için teşekkür ederim. Ama şirkette işler yoğun saçımı temizlememi beklerseniz sizinle dönebilirim." Dedim yataktan kalkmaya yeltendim.

"Yerine yat! Ölüp kalırsan işime yaramazsın uzun süre sonra en işe yarar asistanımı da öldürmek istemiyorum" dedi. Sesindeki aksi ton yerime yatmama neden oldu. "Biz de çıkalım sen dinlen ertesi gün işinin başında ol" dedi. Selim bey oğluna anlam veremediğim bir biçimde bakış attıktan sonra iyi günler dileyip oğlunun peşinden çıktı. Ufacık bir şey için milleti ayaklandırmaya gerek duymadım ve Ahmet ile Berna'ya akşama işim olduğunu ve eve gelemeyeceğime dair mesaj attım.

Holdinge girdiğimde oyalanmadan asansörö doğru hızlı adımlarla ilerledim. Kapıları kapanırken son anda yetişmiştim. Asansörden inip masama ilerledim. Resepsiyondaki kızı masamda otururken görünce duraklasamda hemen toparlandım. Geldiğimi görünce sevinçle ayağa fırlayıp "şükürler olsun" dedi. Ben saf gibi iyi olduğuma sevindiğini sanmıştım ama o çantasını kaptığı gibi asansöre gitmeye başladı. Giderkende yarım ağız iyi olduğuma sevindiğini söyledi. Şirkette de ne çok sevenim varmış! Kuzey gelmeden ajandamı ve maillerimi kontrol ettim. Şirketin telefonu çalınca gözümü bilgisayardan ayırmadan cevapladım. "Aslan Holding buyrun" dedim kibarca.

"Eylül hanım ben güvenlikten arıyorum. Kuzey beyi ille de görmek isteyen bir işçi var. Göndermek istemiyorum ama çok yalvardı ve perişan durumda. Kuzey beye sorar mısın?" Dedi.

"Kuzey bey şuan burada değil ki" dedim tereddütle, geldiğimde odasına bakmamıştım. "Yaklaşık beş dakika önce giriş yaptı odasına çıkmış olması lazım" deyince rahatladım. "Tamam yukarı gönder" dedim hiç tereddütsüz. "Ama..." derken "sorumluluğu alıyorum" dediğimde istemeyerekte olsa kabul etti. Asansörün önüne geçip beklemeye başladım. İki üç dakika sonra asansörden elli yaşlarında eski püskü giysileri olan temiz yüzlü bir amca indi. Elimi Kuzey'in odasının olduğu tarafı gösterip "buyrun lütfen, Kuzey bey birazdan burada olur" dedim. Önden ilerleyip "şimdilik sizi böyle alalım" dedim masamın önündeki sandalyeyi göstererek. Çekinerek oturup teşekkür etti. Karnının guruldamasını duyunca üzüldüm adama. Çay kahve yaptığımız küçük odaya gidip buz dolabında neler olduğuna baktım. Fazla bir şey yoktu ama sandiviç yapacak malzeme Allahtan vardı. Mahcup olmasın diye bir tane kendime yaptım. Kahvaltıyı fazla abartmıştım ama el mahkum yiyeceğiz. Birer bardak da çay tepsiye koyup masama gittim. Önce çayını sonra sandviçlerini masaya bırakınca "tokum kızım sağol, zahmet oldu" dedi utanarak. "Olur mu canım ne zahmeti, hem bana eşlik etmiş olursunuz ikramı geri çevirmek olmaz" dedim içtenlikle gülümseyerek.

Kuzey asansörden inince beyfendi de yemeğini yeni bitirmişti. Arkasından da Selim bey girdi. Adam emekli olmasına rağmen bir kaç gündür süreki gelip gidiyordu. Gülümseyerek ayağa kalktım. Onu o kadar çok özlemişim ki görünce anladım. Heyecanla "günaydın Kuzey bey hoş geldiniz." Dedim kendimi firenleyip Selim beyi de selâmladım.

"Sürekli gülümsemekten yüzüne ağrı girmiyor mu? Fazla sinir bozucusun" dediğinde yüzüm biran olsun asılsa da gülümsemeye devam ettim. Her şeye bir bahane bulan ihtiyar amcalar gibi olduğu için artık her söylediğini üzerime alınmıyordum. "Bazen" dedim "Beyfendi sizinle görüşmek istiyordu Kuzey bey" ekledim ardından neşeyle.

"Seni bu yüzden bile kovabilirim aslında" diye söylendikten sonra adamı içeriye buyur etti. Selim bey "boş ver sen onu seni gördüğüme mutlu oldum demeye çalışıyordu" dedi gülümseyerek. Bilmez miyim! "Geldiğimde yerime bakan kızcağız beni görür görmez kaçtı" dedim gülerek. Ağzında bir şeyler geveleyip "sen nasılsın ağrın var mı?" Diye sordu kibarlıkla.

"Hayır yok teşekkür ederim. Çayınızı getireyim mi yoksa daha sonra mı alırdınız?"

"Gerek yok çıkacağım şimdi" deyip Kuzey'in odasına girdi. On dakika sonrada Selim bey ile misafir bey çıktı. Ajandamı alıp odaya girdim ve bugünün planından bahsettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.