İçeriğe geç

KALBİMİN ASİL SAHİBİ

Bölüm 5 · 5 dk okuma

KALBİMİN ASİL SAHİBİ

Bölüm 5

4.BÖLÜM: KONVOYDAN ÖNCE Bİ' BAKIŞ

Aşk, en çok yakınındakini görmezden gelmek zorunda kaldığında acıtır. Ve bazen bir cümle, yılların biriktirdiği o büyük ateşi tek bir nefeste söndürmeye yeter.

_________°__________

Cumartesi sabahı gözlerimi açtığımda saat sekizi çoktan geçiyordu. Yol yorgunluğu ve gece Ali’nin hayatındaki o koca gölgeyle yüzleşmenin verdiği ağırlıkla yataktan güçlükle kalktım. Ama mahallede düğün sabahı demek, dinlenmek demek değildi. Telefonuma düşen otuz iki cevapsız arama ve gruptaki yüzlerce mesaj, fırtınanın çoktan koptuğunu gösteriyordu.

Saat 10.00’da mahallenin emektar kuaförü Melahat Abla’nın Salonuna adım attığımda, içerisi tam anlamıyla bir savaş alanına dönmüştü. Fön makinelerinin uğultusu, sprey kokusu, ağlayan bebek sesi ve teyzelerin bağrışmaları birbirine karışıyordu.

Melahat Abla elindeki fırçayla Merve’nin saçına fön çekerken beni görünce aynadan bağırdı: "Ooo, Ankara’nın mimarı da teşrif etmiş! Lara kızım gel otur şöyle, valla bugün salonu kapatacaktım Sema’nın yüzünden! Gelini yetiştireceğiz diye saçım başım yolundu!"

Sema gelin koltuğunda porselen makyajı yapılırken aynadan bana öpücük attı. "Lara! Geldiğin anı duydum, gece geç gelmişsiniz. Ay kızlar fönü durdurun, Merve masaların peçete katlamasını yanlış yaptırmış organizasyona, sinirden gelinliğin iplerini koparacağım şimdi!"

"Sema darlama kızı," diye araya girdi Selin Abla. Kucağında altı aylık Toprak’ı pışpışlarken Uğur Abimle telefonda kavga ediyordu. "Uğur! Süt şişesini bagajda mı unuttun? Ya senin bu kafan nereye gitti trafik polisi adamsın bir düzenin olsun! Gelirken fırından poğaça da al teyzeler acıktı!"

Zeynep bir yandan Büşra’nın tırnaklarına protez jel sürerken bir yandan da salondaki en sıcak istihbaratı masaya yatırdı: "Kızlar, fön sesini kısın BOMBA HABERİ veriyorum! Mükerrem Teyze sabah sekizde salona geldi, saçını yaptırıp gitti. Neden biliyor musunuz? Kayseri’den Ali Abi geldi ya, fırının önünde Sinan Abi’yle görmüş. Ali Abi’nin üzerindeki o kirli sakallar, takım elbise falan Mükerrem Teyze’nin tansiyonunu fırlatmış! Hemen büyük kızı Aynur’a koca adayı yapma planlarına başlamış."

Jülide koltukta kıkırdadı. "Mükerrem Teyze avucunu yalar Zeynep. Abim dün gece yoldan geldi, kafa bir milyon zaten. Adamın dünyadan haberi yok, sabahın köründe Sinan’la karakola Uğur’un yanına gittiler kahvaltıya."

Büşra elini kurutma cihazından çıkarıp bana baktı. "Lara sen dün gece geldin bunlarla, Ali Abi nasıl? Kayseri’de bayağı zorlanmış diyorlar."

Melahat Abla lafa atladı, elindeki spreyi Merve’nin kafasına sıkarken: "Ah ah, Ali çocuğum polis okulunu bitirdiğinden beri gün yüzü görmedi ki. Geçen sene annesi 'Kayseri’de bir kız var, avukat mı ne' diyordu, ne oldu o iş Jülide?"

Jülide aynadan bana kısa bir bakış atıp omuz silkti. "O iş bitti Melahat Abla. Şeyma’ydı kızın adı. İki üç ay denediler ama abimin mesaisi belli. Kız da sürekli 'Bana zaman ayırmıyorsun, önceliğin hep teşkilat' deyip trip atıyormuş. Abim en son 'Benim hayatım bu, değiştiremem' dedi, kestip attı geçen ay. Abim zaten kafa yapısı uymayan kimseyle uğraşmaz, canı sağ olsun."

Gözlerim istemsizce aynada Jülide’ninkilerle kesişti. Jülide hafifçe gözünü kırptı, sanki içimdeki o düğümü çözmek ister gibi. Zeynep atıldı: "Aman iyi ki bitmiş! Bizim mahallenin kızları dururken Kayseri’den kız mı alacağız?"

Gizem (Tiktok Bağımlısı) elinde telefonla içeri dalıp hepimizi ayağa dikti. "Kızlar dedikoduyu bırakın! Kuaför çıkışı gelin arabasının önünde TikTok konsepti çekiyoruz. Sema ortada, biz etrafında döneceğiz! Lara abla senin saçlar harika oldu valla, tam kapak kızı gibi duruyorsun!"

Melahat Abla saçımın son tutamını da spreyle sabitledikten sonra arkama geçip ellerini omzuma koydu. "Valla Lara kızım, maşallahın var. Ankara sana yaramış, serpilmişsin iyice. Düğünde gözler senin üzerinde olursa şaşırma."

Aynadaki yansımama baktım. İri su dalgaları omuzlarıma dökülüyordu, makyajım da doğal ama gözlerimi öne çıkaracak şekilde yapılmıştı. Dün gece arabanın arka koltuğunda büzülen, Ali'nin her lafıyla içine kapanan o küçük kız değildim şu an.

Jülide yanıma yaklaşıp koluma dokundu, fısıldayarak: "Aynada kendine bir bak bakalım... Dün geceki o kırgın yüzünden eser var mı? Abim dün gece yorgunluktan ne dediğini bilmeyen bir odun gibi davranmış olabilir ama sen bugün harika görünüyorsun. Dedikoduları da takma kafana, hepsi bitti gitti."

Derin bir nefes alıp gülümsedim. "Takmıyorum zaten Jülide. Sadece... Tuhaf hissettim işte."

"Hadi hadi, eve gidip elbiselerimizi giyelim. Kızlar gruptan darlamaya başladı bile!"

Salonun o neşeli, gürültülü hengamesinden çıkıp eve doğru yürürken içimdeki o karanlık bulutlar biraz olsun dağılmıştı. Eve geçip odama girdim. Gardıroptan dün geceden beri sabırsızlıkla bekleyen zümrüt yeşili elbisemi çıkardım. Sırt dekoltesi zarif, vücuda tam oturan elbiseyi giydim. Saçlarımı sırtımdan öne doğru taradım, ince altın küpelerimi taktım.

Aynaya son kez baktığımda, kendimden emindim. Bugün mahalledeki o çocukluk aşkımın gölgesinde saklanmayacaktım.

Saat altıya doğru mahallenin meydanında düğün konvoyu toplanmaya başladı. Arabaların kornaları, davul zurnanın güm güm vuran ritmi sokakları inletiyordu. Bizim evin önüne çıktığımda kızlar çoktan gelmişti.

Meydandaki hengame tam anlamıyla zıvanadan çıkmıştı. Arabaların klakson sesleri, davul zurnanın güm güm vuran ritmi ve mahalle teyzelerinin "Çocuğum çekilsene arabanın önünden, elbisem kirlenecek!" bağrışmaları birbirine karışıyordu.

Sema elindeki duvağını düşürmemeye çalışarak feryat ediyordu: "Merve! Gelin arabasının arkasına 'Mutluyuz' yazmışlar sadece! Ben sana 'İki Gönül Bir Olunca' yazdıracağız demedim mi, bu ne düzlük!"

Selin Abla kucağında ağlayan Toprak’la sağa sola koştururken Sarı Uğur’u yakaladı: "Uğur! Çocuğun şapkası nerede? Güneşin alnında kaldı bebek, trafik polisisin güya, hiç mi organizasyon kabiliyetin yok senin!"

Uğur cebinden emziği çıkarıp telaşla Selin’e uzattı: "Hatun valla bagajda kaldı, Sinan’la bagajın kilidini açamadık ki!"

Tam o sırada Sinan abimle Ali gülüşerek bizim grubun yanına doğru yanaştı. Ali’nin lacivert takımı, taranmış saçları ve kirli sakalları gerçekten çok göze çarpıyordu ama adamın derdi o an hiç de kimseye bakmak değildi. Sıcakta ceketini çoktan tek omzuna atmış, kravatını hafifçe gevşetmişti.

Sinan abim direkt Selin Abla’yla Uğur’un arasına dalıp "Abla darlama adamı, arabanın bagaj kilitlendi diyorum sana, çilingir mi çağıralım kına gününde!" diye söze girdi.

Ali de kıkırdayarak Uğur’un omzuna pat pat vurdu. "Uğur, göreve çıksan bu kadar terlemezsin oğlum, sal çocuğu artık. Sinan bak yine kilitledin dimi arabayı?"

"Oğlum kilit kendiliğinden düştü diyorum, ne alakası var benimle!" diye bağırdı Sinan abim gülerek.

O curcunanın ortasında Ali’nin bakışları bir anlığına bizim kızlar grubuna, ordan da bana kaydı. Dün gece arabanın arka koltuğunda bol kazağın içinde büzülen kızın yerinde, yeşil elbisesi ve yapılı saçlarıyla duran beni görünce gözlerinde çok kısa, tamamen insani bir şaşırma anı yaşandı. Hani birini hep pijama veya eşofmanla görüp birden derli toplu görünce insan bir an aksar ya, aynen öyle.

Sadece sakallarının arasından o bildik çocuksu gamzesi hafifçe belirdi, doğrudan Sinan abimin ensesine bir tane patlatıp laf attı:

"Oğlum Sinan, mahalledeki herkes giyinmiş kuşanmış, bir tek sen hâlâ karakoldan yeni kaçmış gibi duruyorsun. Şu yakanı düzelt bari, rezil olacağız ele güne."

Sinan abim hemen yakasını toparlamaya çalışıp Ali’ye dirsek attı. "Ulan Ali, sanki sen podyuma çıkıyorsun! Ceketi omzuna atmış karizma kesiliyor bana burada."

"Benim duruşum yeter koçum," dedi Ali gülerek.

"Hadi hadi, konvoy kalkıyor!" diye bağırdı Zeynep oradan. "Gizem arabanın sunroof'undan video çekecek, herkes arabalara!"

Ali ceketini sırtına geçirip Sinan’ın koluna girdi. "Yürü Sinan, damat kaçmadan şu konvoyun başını çekelim de Uğur’un bagajını halledelim."

Arabaya doğru yürürlerken arkalarından baktım.

Bölüm sonu

2 yorum