İçeriğe geç

Kalbimdeki Mezar

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Kalbimdeki Mezar

Bölüm 8

Sembol — Arda’nın kardeşi — beni o yerden çıkardıktan sonra hiçbir şey söylemeden araca bindirdi.

Sustuk. İkimiz de.

Karanlık camlardan geçen sokak lambaları yüzünü bir aydınlatıp bir gölgeye gömüyordu. Ne düşündüğünü anlayamıyordum. Gözlerini hep yola dikmişti.

— Beni nereye götürüyorsun? — dedim, fısıltıyla.

— Güvende olacağın bir yere. Bir süreliğine… sadece dinlenmen gerek.

— Peki ya sistem? Ya o çocuklar? Ya babam…

— Hepsiyle ilgileneceğiz. Ama önce sen toparlanmalısın. Yoksa sen de çökeceksin.

Bir şey diyemedim. Boğazım düğümlüydü.

Bir saat kadar sonra, ormanın içinden kıvrıla kıvrıla ilerleyen bir yola girdik. Eski ama sağlam bir kulübe… dıştan bakıldığında terk edilmiş gibi, içeriden tam donanımlıydı.

İçeri girdiğimizde gözlerim kamaştı. Sıcak, sarı ışıklar… basit ama tertipli eşyalar… ve duvarda çerçeveli bir fotoğraf.

Arda’nın fotoğrafı.

Yanında… Sembol. Gerçekten kardeşiydi.

Donakaldım.

— O fotoğraf… bu ev… siz…

— Burası bizim çocukluğumuzun son durağıydı. Annemiz burayı hep sakladı. Arda, burayı senin için korumamı istedi. “Bir gün eğer Esra kaçmayı başarırsa… buraya getir” dedi.

Yavaşça koltuğa oturdum. Sırtımdaki ağrı bile hissedilmez olmuştu.

Sembol, bana bir battaniye uzattı.

— Burada seni izlemeyeceğim. Odada dinlen. Kilit içeriden. Yemek var, su var. Ve... korkma, bu sefer gerçekten yalnızsın.

— Yalnızım, ha? Güvende olmakla yalnız olmak arasında bazen bir adım var, biliyor musun?

Gözlerini kaçırdı.

— Evet. Arda bana bunu anlatmıştı. Ama o adımı geçmeden, kendini toparlayamazsın.

Odaya çekildim.

Duvarın dibine oturdum. Gözlerimi kapattım. EEG cihazından sonra başım hâlâ zonkluyordu. Ama yavaş yavaş düşünceler ayıklanmaya başlamıştı.

Arda’nın sesi… çocukların çığlıkları… babamın "Kaç!" diyen son sözü…

Ve en çok şu yankılanıyordu zihnimde:

“Seni ilk onlar sattı.”

GECE – RÜYA / GERÇEK ARASI

Uykuya dalmışım.

Ama zihnim hâlâ açık.

Bu sefer rüya görmüyorum. Görüntüler değil, hisler geliyor. Boğazım sıkılıyor. Sanki biri beni izliyor.

Gözlerimi açtığımda, oda karanlık.

Kapı kapalı.

Ama... pencerenin dışından biri bakıyor.

Sembol değil.

Başka biri.

Bir kadın… yüzü tanıdık ama belirsiz. Gözlerinde bir tür parıltı var. Sanki... beni çağırıyor.

"Uyan, Esra… uyandığını sanıyorsun. Ama rüyada hâlâ yürüyorsun."

Fırlayıp ayağa kalktım. Pencereye koştum. Ama dışarısı bomboştu. Kadın yoktu. Sadece ormanın uğultusu.

İçimde yine o yankı:

“Gerçek sandığın şey, sadece izin verilmiş bir versiyon.”BÖLÜM: GERÇEK Mİ, SIMÜLASYON MU?

Gece ilerledikçe, kulübede sessizlik yerini garip bir huzursuzluğa bıraktı. Sembol, dışarıda nöbet tutarken ben odada tek başıma kalmıştım.

Ama huzur yoktu.

Duvarlar hafifçe titreşiyor, ışıklar aralıklı yanıp sönüyordu. Kimi zaman tavandan gelen ince bir uğultu duyuyordum. Sanki kulübe, nefes alıyormuş gibiydi.

Yataktan kalktım. Elimi duvara sürdüğümde, yüzey soğuk ve canlıydı — gerçek değildi. Parmaklarım hafifçe içeri gömülüyordu.

“Buradayım,” dedi o kadın sesi yine kafamın içinde, yumuşak ama baskın:

“Uyan, Esra. Burası gerçek değil. Hepimiz burada birer simülasyonuz.”

Gözlerimi kapattım, sonra açtım. Oda değişmişti.

Tavan, duvarlar, mobilyalar… Hepsi dijital bir kod yağmuru gibi çözülüyordu.

Bir ekran belirdi karşıda.

Üzerinde sadece bir kelime yazıyordu:

“RESTART”

Ellerim titredi.

Telefonumu aradım, cevap yoktu.

Pencereden dışarı baktım.

Orman yoktu.

Yerinde devasa bir laboratuvar, yüzlerce kablo, makineler ve monitörler vardı. Ve içinde benim benliğimin yansımasıydı — bir avatar.

O an anladım.

Ben, belki de gerçek değildim.

Bir denektim.

Ama ya gerçek Esra nerede?

Ve neden beynim hâlâ bu simülasyonun içinde savaş veriyordu?

Birden odanın kapısı açıldı.

İçeri Sembol girdi.

— Esra, zamanı geldi.

Yüzünde daha önce görmediğim bir kararlılık vardı.

— Burası gerçek değil. Ama senin zihnin hala burada, burada mücadele ediyor. Bu döngüyü kırmalıyız.

— Nasıl?

— Hafızanın en derinlerine inmeli, programı yok etmeliyiz. Ama dikkatli olmalısın. Bu mücadele seni parçalayabilir.

Gözlerimi kapattım.

Derin bir nefes aldım.

Bilinçaltının karanlık dehlizlerine tekrar dalmaya hazırlanıyordum.

Ve bu sefer, ya uyanacaktım… ya da sonsuza kadar kaybolacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.