Koridor sessizdi. Kayıt durmuştu ama içimdeki fırtına hâlâ sürüyordu. O adamın duruşu, o küçücük ama kasıtlı baş hareketi... Beni tanıdığını ima eder gibiydi. Ya da tanımamı istiyordu.
Ama Arda olamazdı. O öldü. Bunu bizzat ben gördüm.
Ece’nin gönderdiği dosyaları ararken, yıllar öncesine ait o görüntü yeniden canlandı zihnimde. Arda'nın cenazesi, bayraklı tabut, tören alanındaki sessizlik… Ve sonra annesinin dizleri üzerine çöküşü.
Eğer bu Arda değilse... o zaman kimdi?
Bir saat sonra hastaneye vardım. Arka kapıdan, kimseye görünmeden girdim. Güvenliğe haber verilmediğinden emin olmak istedim. Ece beni üçüncü kattaki izole bölüme kadar karşıladı.
— Görüntüdeki kişi hâlâ teşhis edilemedi, efendim, dedi. Yüz tanıma sonuçsuz. Kullandığı kart sistem dışı ama askeri protokole yakın bir şablonla hazırlanmış. Amatör değil.
Kapıyı açtı. Oda hâlâ boştu ama sanki havası değişmişti. Soğuk, karanlık, ve tanıdık bir korku... içeride gezinip duruyordu.
Odada dolaştım. Yüzeyde hiçbir şey yok gibiydi. Ama pencerenin önündeki küçük metal masaya yaklaştığımda bir şey dikkatimi çekti.
Tozun içinde, biri parmağıyla bir iz bırakmıştı. Hafifçe eğildim. Harfler...
“K47”
Gözlerim kısıldı. Bu bir kimlik olabilir miydi? Kod adı? Yoksa koordinat?
Ece arkadan konuştu:
— Bu size bir şey ifade ediyor mu?
Başımı iki yana salladım. Henüz değil.
Ama o an, cebimdeki telefon titredi. Yeni bir mail. Gönderen: Bilinmeyen.
Konu: “Onun ölümünü sorgulama zamanı.”
Ekli bir dosya vardı. Açtım.
Fotoğraftı.
Arda ile birlikte çekilmiş bir kare, ama hatırlamadığım bir an. Belki de hiç var olmamıştı. Çünkü Arda'nın yanında biri daha vardı.
Kameradaki adam.
Yüzü bu sefer netti. Kaşlarının ortasında eski bir yara izi, çenesinde küçük bir dövme...
Ve gözleri—soğuk, kararlı ve tanıdık. Ama Arda değildi.
Ece omzumun üzerinden fotoğrafa baktı. Nefesi kesilir gibi oldu.
— Bu... bu adam...
Döndüm. Gözleri büyümüştü.
— Tanıyor musun?
Yutkundu.
— Hayır… ama… bu adam birkaç yıl önce hastaneye gelmişti. Gizli bir hasta olarak. Adını asla vermedi. Ama bir keresinde hemşirelerden biri "Komutan" dediğini duymuş.
Donup kaldım. Komutan mı?
“Arda’nın komutanı mıydı?”
Eğer öyleyse…
Bu adamın ortaya çıkışı, yalnızca Arda’nın hatırasını değil, onun ölümünün ardındaki gerçeği de kazıyıp çıkaracaktı.
Ama neden şimdi?
Ve neden bana?Ece şaşkınlığını gizleyemiyordu. Elindeki tableti göğsüne bastırdı, sesi kısılmıştı.
— Efendim... bu adama dokunmuştum. Yani gerçekten gelmişti buraya. Sessizdi, göz teması kurmazdı ama her şeyi incelermiş gibi bakardı. Hatta bir gün onu üçüncü katta, bu odanın önünde gördüm.
— Ne zaman?
— Yaklaşık iki yıl önce. Dosyası hiç yoktu, gelen-giden listesinde de yoktu. O kadar garipti ki... kimse sorgulamadı bile. Belki de sorgulamamamız için özel olarak ayarlanmıştı.
Boğazımda bir düğüm oluştu.
İki yıl önce bu adam buradaydıysa… Arda'nın ölümünden bir yıl sonra. Neden?
Elimi cebime attım, az önceki tozlu masa üzerindeki harfleri hatırlayarak. K47. Bu bir şifre olmalıydı. Belki de bir dosya kodu.
— Ece, K47’yi sistemde ara. Hasta dosyası olabilir, eski bir operasyon kodu da. Her olasılığı kontrol et.
— Hemen.
Ece tableti açtı, hastanenin arşiv sistemine girdi. Parmakları hızla ekranın üzerinde kayarken sessiz kaldım. O sırada duvarda asılı acil durum planına gözüm takıldı. Üçüncü kattaki bu izole bölüm aslında normalde aktif değil, sadece “özel misafirler” ya da “gizli transferler” için kullanılırdı.
Ece’nin sesi sessizliği böldü.
— Buldum.
Yanıma geldi, ekranı bana çevirdi.
Dosya Adı: K47
Tarih: 13.11.2016
Durum: GİZLİ (Yetkisiz erişim yasak)
Dosya Türü: Transfer / Tanımsız Hasta
Not: Hastane kayıt sistemine manuel eklenmiş. Dijital değil. PDF taraması olarak yüklenmiş.
Ece gözlerime baktı.
— Bu çok eski. Dijital değil... belki birileri özellikle böyle yükledi, iz bırakmamak için.
— Aç.
Bir tıklamayla dosya açıldı.
Gözlerim satırlarda gezindi.
K47 – Tanımsız hasta
Durumu: Travmatik yaralanma sonrası kısa süreli bilinç kaybı, yabancı dil konuşuyor, adı bilinmiyor.
Fiziksel Notlar: Sol kolunda askeri dövme, sağ diz altında ameliyat izi, dosyada askeri geçmişi olduğu yönünde şüphe var.
Bir fotoğraf taraması da vardı. Burasıydı. Bu hastane odası.
Ama hasta yüzünü tamamen maskeyle kapatmıştı.
İçimde bir şey kıpırdadı.
— Ece... buradaki zaman Arda’nın öldüğü tarihten altı gün sonraymış.
Ece’nin eli titredi.
— Ama Arda... onun cesedi... kimlik doğrulaması yapılmıştı.
Başımı iki yana salladım.
— Belki biri onun yerine geçti. Ya da... belki o gün aslında iki kişi yaralıydı ve biz sadece birini gördük.
Telefonum bir kez daha titredi. Aynı bilinmeyen numaradan bir mesaj:
“Sona ulaşmak için yeniden başlaman gerek. C12.”
Yeniden bir kod. C12.
Ece, yüzüme baktı:
— C12 de bir oda numarası olabilir mi?
— Ya da bir arşiv kodu. Hadi, bodrum katına iniyoruz. Orası hâlâ fiziksel arşiv tutan tek kat.
Asansöre bindik. Her kat inildikçe, içimdeki ağırlık arttı. C12’nin ne olduğunu bilmiyordum. Ama birilerinin beni yönlendirdiği kesindi.
Eğer bu bir oyun değilse, biri beni Arda’ya değil… Arda’yı yok eden sisteme götürüyordu.
Ve eğer C12'de ne olduğunu bulursak…
Belki sadece Arda’nın değil, onlarca kişinin hayatını değiştiren karanlık bir operasyonun kapısını aralayacaktık.
