İçeriğe geç

Kalbimdeki Mezar

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kalbimdeki Mezar

Bölüm 2

2 bölüm

Gözlerimi açtığımda elim refleksle telefonuma uzandı. Ekranda asistanım Ece’den bir cevapsız çağrı gördüm. Sadece bir dakika önce aramıştı. Hemen geri aradım.

— Ne oldu Ece?

— Efendim... hastanede bir sıkıntı var.

— Ne sıkıntısı?

Kısa bir sessizlik oldu. Sesi biraz titreyerek devam etti:

— Güvenlik bugün sabaha karşı üçüncü kattaki izole bölümde bir hareketlilik fark etmiş. Kamera kayıtları tam net değil ama... birisi izinsiz girmiş.

— İzinsiz mi? Kim?

— Henüz tespit edemedik. Maske ve şapka takmış. Güvenlik, askeri tipte biri olduğunu söylüyor. Giriş kartı da sahteymiş, sistemde görünmüyor.

Kaşlarımı çattım. Oturduğum yerden doğruldum.

— O odada biri mi vardı?

— Hayır, kayıtlar boş gösteriyor. Oda zaten bir süredir kullanılmıyor. Ama içeride yaklaşık beş dakika kalmış. Ne yaptığı da belli değil.

İçimde tanımlayamadığım bir huzursuzluk yükseldi. Sanki bir şey... çok tanıdık ama aynı zamanda uzak bir şey kıpırdanıyordu.

— Kamera kayıtlarını bana gönder. Kimseye bir şey söyleme. Güvenliğe de susturun. Özellikle aileme haber vermeyin. Bunu ben halledeceğim.

Telefonu kapattım. Gözüm duvarda asılı duran, Arda’nın bana son kez gülümsediği fotoğrafa takıldı.

"Bu sadece bir tesadüf mü?"

O an, içimde garip bir sıkışma hissettim. Ne uykusuzluk, ne yorgunluk… bu farklıydı. Ayağa kalktım, perdeyi araladım. Şehir uyanmaya başlamıştı ama içimdeki karanlık hâlâ gece gibiydi.

Telefonuma gelen bildirim sesiyle irkildim. Ece'den kamera kayıtları gelmişti.

Hemen açtım. Video birkaç dakikalıktı. Sessiz, siyah beyaz, klasik güvenlik görüntüsüydü. İzole koridorda kimse yoktu… bir süre. Sonra bir gölge, ardından hızlı ve temkinli adımlarla biri ekrana girdi.

Üzerindeki kıyafet tanıdıktı.

Kamuflaj desenli mont, başında siyah bir şapka, yüzünde maske.

Omzundaki küçük yama ise gözümden kaçmadı.

O yama… özel harekâtın eski sembollerinden biriydi.

Artık aktif olarak kullanılmıyordu ama... Arda'nın üniformasında aynısı vardı.

Kalbim güm güm atmaya başladı. Gözlerimi ekrana sabitledim. Adam izole odaya girdi. Dört dakika boyunca içeride kaldı. Sonra, hiçbir yere bakmadan çıkıp gözden kayboldu.

Bir detay daha gözüme çarptı: Koridordan çıkarken, kamera açısına girerken başını çok hafif bir şekilde sağa çevirdi. Sanki... bilerek.

Sanki o kamerada olduğumu biliyordu.

Kamerayı durdurdum. Ekranı büyüttüm. Yüzünü net göremesem de, duruşu... adımları... omuzlarının hafif düşük hali...

“Arda mısın?” dedim fısıltıyla. Sesim titredi.

Hemen Ece’yi tekrar aradım.

— Ece, bu görüntü başka biriyle paylaşıldı mı?

— Hayır efendim. Sadece sizinle. Neden? Tanıdık mı geldi?

— Emin değilim… ama bana daha fazla kayıt bul. Özellikle binaya giriş çıkış, park alanı… hepsi. Ve… Arda’nın eski kayıtlarına da bak. O sembolü bul.

Ece bir an durakladı.

— Arda mı? Ama… efendim… o—

— Ece, lütfen. Şimdilik sadece dediğimi yap.

Telefonu kapattım. Kalbim hızla çarpmaya devam ediyordu.

Eğer bu bir oyunsa… biri bana Arda’yı hatırlatmaya çalışıyorsa…

Ama eğer o gerçekten hayattaysa...

O zaman bunca yıl bana neyi, neden sakladılar?

Bölüm sonu

1 yorum