Gece.
Sığınakta, karanlık çökmüştü. Sadece küçük bir lambanın solgun ışığı duvara titreyen gölgeler yansıtıyordu. Herkes sessizdi.
Esra pencerenin önünde oturuyordu. Camın ardından görülen gece göğüne boş gözlerle bakıyordu. Ay, bulutların arasından ürkekçe süzülüyordu; sanki olan biteni görmekten kendini saklamak ister gibi.
Arda biraz ötede, elindeki eski bir çakıyı döndürüyordu. Sembol sessizce bir köşeye çömelmişti. 04 ise duvara yaslanmış, gözlerini kapamıştı ama uyanıktı — tıpkı hepsi gibi.
Esra’nın sesi, karanlığın içinden çatlak bir fısıltı gibi yükseldi:
Esra:
— Annem... bana asla sarılmazdı küçükken. Hep bir adım uzakta. Bazen "anne" değil de, başka bir şey gibi hissederdim. Şimdi biliyorum nedenini.
Sembol (başını kaldırmadan):
— Bazı anneler, sevmeyi öğrenemeden anne olur.
Arda başını eğdi. Eli hâlâ çakının kenarında geziniyordu.
Arda:
— Seni koruyamadım, Esra. Üç yıl boyunca öldüğümü sanıyordun. Oysa ben... senden uzakta, susturulmuş haldeydim. Sesin kulaklarımdaydı ama kıpırdayamıyordum.
Esra ona döndü. Gözleri doluydu ama akmadı. Artık ağlamayı da unutmuş gibiydi.
Esra:
— O kadar çok sustum ki Arda… Belki de artık bağıracak sesim bile kalmadı.
04, yerinden kalktı. Yanlarına geldi ve sessizce yere oturdu. Elini Esra’nın omzuna koydu.
04:
— Ama hâlâ nefes alıyorsun. Bu da bir şey.
Kısa bir sessizlik oldu. Sadece uzaktaki elektrik hatlarının hafif uğultusu duyuluyordu. Sonra Sembol konuştu:
Sembol:
— Sana yalan söyledim, Esra. Ben seni korumak için değil, kontrol etmek için görevlendirilmiştim. Ama... zamanla bir görev değil de, bir bağ haline geldi bu. O yüzden bugün yanındayım. O yüzden o silahı kafama dayadıklarında direnmedim.
Esra'nın sesi kırık çıktı:
Esra:
— Bana kalan tek şey sizsiniz. Gerçek olan ne varsa, artık buradasınız. Geri kalan her şey... sahte.
O gece kimse tam olarak uyuyamadı. Yalnızca gözlerini kapattılar. Her biri geçmişin enkazından bir parça taşıyordu yüreğinde.
Ama sabah geldiğinde… bir karar verilecekti.
Çünkü artık geri dönüş yoktu. Yalnızca ileri.