Keyifli bir şekilde okuldan giderken herkes bana bakıyordu. Karşımda Hödük bey ve muhteşem sürprizi vardı. Her yerde benimle alakalı pankartlar aşmıştı.
Yazanlar:
~ Elisa yarınki sevgilini merakla bekliyorum
~ Kızlar sevgilinize dikkat edin Elisa onu kapar felan.
~ Okulun yeni ve mükemmel sürtüğü.
Ve dahası.. Ege karşımda sırıtıyordu, diğerleri bana bakıp gülüyordu, laf atıp dalga geçiyorlardı. Kalbime bir ağrı saplandı, beni öldürecek bir ağrı desem abartmazdım. Dona kalmış bir hâldeyken Ege yanıma geldi ve:
- Bunlar başlangıçtı.. Aaa! Sen ağlıyor musun? Kıyamam. Özür dilerim ya sırrını kimseye söylememeliydim yoksa kimse seni sevmez değil mi?
Söylediklerine dayanamayıp yüzüne bir tokat attım ama öyle böyle değil. Hint dizilerindeki tokat. Herkes bize bakarken:
- Benim hakkımda abuk subuk şeyler söylersen bu tokatın 2 katını yersin. Bunuda pankartlara ekle tamam mı?, dedim ve koşarak odama gittim. Olamaz! Hayır.. Ben ağlıyordum hemde yıllar sonra. Hem ben ağlıyorum hemde yağmur. Kalbimdeki acı hâlâ felaket bir şekilde devam etse de çıkışta olan olaylar daha kötü bir acı. Sırtımı duvara yasladım ve oynatma listemden rastgele bir şarkı seçtim.
Tell me You love me
(Benden nefret ettiğinden)
More than hate me
(Çok beni sevdiğini söyle)
All the time
(Her zaman)
And you're still mine
(Ve hâlâ benim olduğunu)
~lost on you~