Bölüm 37: Unutulan Gözlemevi
Ertesi sabah güneş doğmadan önce yirmi bir arkadaş okulun bahçesinde buluştu.
Elif, çantasına son kez baktı.
Başlangıç Madalyonu...
Üç anahtar...
Altın işlemeli pusula...
Hepsi yanındaydı.
Maskeli Koruyucu da onları bekliyordu.
"Yol uzun." dedi.
"Ama dikkatli olmalıyız. Unutulan Gözlemevi, gördüğünüz hiçbir yere benzemez."
Grup, pusulanın gösterdiği doğu yönüne doğru yürümeye başladı.
Yaklaşık iki saat sonra yüksek bir tepenin eteğine ulaştılar.
Tepenin zirvesinde, taşlardan yapılmış eski bir bina vardı.
Kubbesinin büyük bir kısmı yıkılmıştı.
Ama tepesindeki yıldız sembolü hâlâ parlıyordu.
"İşte..." dedi Lara.
"Unutulan Gözlemevi."
Kapıya yaklaştıklarında paslı demir kapının üzerinde şu cümleyi gördüler:
«"Gökyüzüne bakan, önce kendi kalbine bakmalıdır."»
Elif kapıyı yavaşça itti.
Gıcııırt...
Kapı açıldı.
İçeride dev bir teleskop vardı.
Teleskobun etrafındaki taş zemine yıldızlar, ay ve güneş sembolleri işlenmişti.
Tam o sırada teleskop kendi kendine hareket etmeye başladı.
Yavaşça dönerek kubbedeki küçük bir açıklığa doğruldu.
Güneşin ilk ışığı teleskoptan geçti.
Işık, odanın ortasındaki taş zemine vurdu.
Orada daha önce görünmeyen bir harita belirdi.
Haritada dört nokta parlıyordu.
Ama ortalarında büyük bir yıldız işareti vardı.
Altında tek bir cümle yazıyordu:
"Son sır, gökyüzünde değil... Geçmiştedir."
Mert haritayı incelerken bir şey fark etti.
"Buraya bakın!"
Haritanın köşesinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta ilk Gizem Kulübü üyeleri gülümsüyordu.
Ama bu kez onların yanında daha önce hiç görmedikleri bir kişi vardı.
Yüzü yarı gölgede kalan bu kişinin boynunda...
Elif'in Başlangıç Madalyonu'nun aynısı asılıydı.
Tam o anda gözlemevinin derinliklerinden yavaş bir alkış sesi duyuldu.
Tak... Tak... Tak...
Herkes aynı anda arkasını döndü.
Karanlığın içinden yaşlı bir kadın çıktı.
Elinde eski bir kitap vardı.
Kadın gülümsedi ve şöyle dedi:
"Hoş geldiniz...
Sizi yıllardır bekliyordum."