İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 35 · 14 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 35

🖤💙💍🖤💙...

Tiktok: asli_office_kitaplari
Instagram: asli_office_kitaplari
🌹

roportajkiz ile yaptığım röportaj'a okuma listemden ulaşabilirsiniz. Wattpad'de...

Wattpad hesap; asli_ak0eniz
🌹
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.

İyi okumalar.....

Caminin dışı biraz eski olsada iç kısmı yenilenmiş gibi görünüyordu. Genç adam ağaya "Adettendir ayakkabılarını saklayalım mı Robar ağa?" "Yiğit sen ne arsız bı insansın. Caminin içindeyiz bana küfür ettirme." "Sadece iki dakika birbirinize sataşmadan duramaz mısınız? Allah'ın evinde bile kavga ediyorsunuz." "Yengem haklı hoca mihrabın önünde Kur'an-ı Kerim okuyor. Bizde ses çıkarıyoruz." dedi. O sırada gençleri fark etsede cüz'ünü bitirmek için sayfasını bitirip ip ile işaretledikten sonra kutsal kitabı kapattı. Kapı önünde ayakta dikilip birbirlerine sataşan gençlere bakıp "Mümin genç kardeşlerim cami kapısının önünde kavga edeceğinize gelinde derdinizi anlatın." dedi. Gençler hocayı dinleyip mihrabın önünde Kur'an-ı Kerim okuyan hocanın önünde diz çöküp oturdular.

"Kusura bakmayın hocam sizide rahatsız ettik."
"Estağfurullah buyurun nedir sizi buraya getiren."
"İmam nikahı kıymak için gelmiştik."
"Buralardan değilsiniz. Nedir sizi bana kadar getirip nikâh kıydırtan?"
"Uzun hikâye hocam böyle olması gerekti."
"Demek söylemeyeceksiniz peki öyle olsun. Abdest var mı?"
"Var hocam"
"Nikâhını kıyacağım kişiler önüme otursun. Siz iki delikanlı şöyle oturun şahitlik yapın." dedi.

Hocanın dediğini yapan gençler yerlerini geçip oturdular. "Hocam şimdi biz şahit olarak bu nikahı kabul etmezsek ne olur?" "Nikah kabul olmaz." "Yiğit bence sen daha fazla konuşma seninde işin bana düşer. Elbet bir gün sıra sanada gelir." "Robar ağa bundan kız kardeşini bana vereceğin anlamına mı geliyor. Hocam da şahit." "Kendi kendine gelin güvey olma bunun çıkışıda var." "Allah'ın evindesiniz kendinize gelin yoksa kıyma nikahı" deyip kadına baktı. "Kızım baş örtün var mı?" "Aceleden biz onu unuttuk." "Duvak almıştım Erce şu poşetin içinde." deyip kardeşinin yanında getirdiği poşetin içinden çıkardığı duvağı alıp kadının başına sardı.

Hoca kutsal kitabının son sayfasına koyduğu beyaz bi kağıt çıkarıp "Kalemi olan var mı?" dedi. "Benim var" deyip giydiği beyaz ceketinin iç cebinden siyah pilot kalemi çıkarıp hocaya uzattı. "Bu sefer seni ben kurtardım Robar ağa" "Yani Serkan hâlâ senden nefret ediyorum." "Bari alışta alışta söyleseydin kalbimi kırdın." "Yakında kalbin olmayacak." "Hocam tehdit etmek caiz midir?" "Değildir" deyip adamın elindeki kalemi aldı. "Burada bu iki gencin nikâhını kıymak için toplandık. Dinimizde küfv yani denk olmak önemlidir. Bu ne demek; soyda, malda, dinde ve şerefte birbirine denk olmaktır." dedi. Ardından cami hocası damat ve geline Allahü teâlânın sıfatlarını saydırıp imanın ve İslam'ın şartlarını da söyledikten sonra "Oğlum kızım baba adı ve adınız nedir?" dedi. "Tahir oğlu Robar" "Kemal kızı Çisil Zümra" dediler. Daha sonra şahitlere bakıp "Sizin" dedi. "Kamil oğlu Yiğit" "Hasan oğlu Serkan" onlarda dediler. Hoca isimleri kağıda yazıp kadına baktı. "Mehr-i muacceli ne istersin kızım?"

Genç kadın yanında oturan adama bakıp "Ne isteyim 1 reşat altın olur mu?" dedi. "Hocam izin verinde ben onun yerine mehr-i'ni söyleyim." dedi. Hocanın evet anlamında başını salladığında ağa kadına baktı. "Karıma mehr-i olarak kendi adıma bulunan Mardin merkezdeki iki malikane, şu anda oturduğumuz konak, fabrikadaki hisselerimin yarısı, Midyat İspanya ve Hollanda'daki üç çiftlik evim, Soma ve Zonguldak da bulunan kömür madenim, şu anda görüşmekte olduğum Güney Afrika'nın Kimberley eyaletinde ve Endonezyaki değerli taşlar madeni" dedi. "Mehr-i müeccelle'ye ne verirsin?"
"Aynısı" dedi ağa. Hoca verilen mehr-i elindeki kağıda yazıp gerekli duaları okuduktan sonra kıza dönüp "Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin (s.a.v) sünneti, amelde mezhebimizin imanı ve hazır olan Müslümanların şahitliğiyle mehr-i muacceli ve mehr-i müeccelle Tahir oğlu Robar'ı kocalığa kabul ettin mi?" "Evet bana bildirilen mehr-i muacceli ve mehr-i müeccelle ile Tahir oğlu Robar'ı kocalığa kabul ettim." dedi. Hoca bu sefer bakışlarını ağaya çevirip gerekli duaları okuduktan sonra onada "Kemal kızı Çisil Zümra'yı bildirilen mehr-i muacceli ve mehr-i müeccelle ile hanımlığa kabul ettin mi?" "Evet bildirilen mehr-i muacceli ve mehr-i müeccelle ile Kemal kızı Çisil Zümra'yı hanımlığa kabul ettim." dedi. Hoca her iki gencede ayrı ayrı iki defa daha aynı soruyu söyledikten sonra "Bende nikahınızı kıydım." deyip bu sefer nikâh duasını okudu.

Yaşlı kadın mankenin üzerindeki gelinliğe diktiği dantelin ipini koparıp çalışanlarına "Bugünlük bu kadar kızlar hadi etrafı toparlayıp evlere dağılın iftara geç kalmayın." dedi. Çalışan kızlar ellerindeki işi bitirmiş toparlanmaya başlamışlardı. "Şilan şu dikiş kutusunu dolaba koyar mısın?" "Tamam. Emma hanım" deyip yaşlı kadının yanından kutuyu alıp dolaba koydu. O esnada elindeki farklı renklerdeki dantellerden önünü görmeyen kız ayağını tabureye çarpıp yere düştü. "Ah be kizim biraz dikkatli ol." dediğinde kızın yanında yerde duran biletlik gözüne çarptı. Çalışanın yanına gidip "İyi misin kizim." diye sordu. "İyiyim Emma hanım" dedi kız. Daha sonra yaşlı kadın yerde duran biletliği eline alıp "Bu senin mi?" "Hayır Emma hanım ilk defa görüyorum." dedi.

Yaşlı kadın elindeki ve kolunda taktığı biletliğe baktı. Kardeşi yıllar önce kendi biletliğini Amerika'da kaybetmişti. Bu onun olamazdı. Fakat bu biletlikler babalarının onlara doğum gününde hediye ettikleri özel yapımdı. Aynısının başka birinde olması imkansızdı. Küçük elmaslarla süsülü C harfini ters çevirip sil haldeki tarihe baktı. Bu kardeşinin doğduğu tarihidi. Şaşkınlıktan elini ağzına götürdü. Bu biletliğini burda ne işi vardı. Mavi gözlerinden bir kaç damla gözyaşı biletliğe düştü. "Emma hanım iyi misiniz?" dedi çalışan kızlardan biri. "İyiyim bu biletlik kimin olduğunu bilen var mı?" "Annaaaa ben biliyem bu hanımağamın biletliği bana verdiydi ağama ver diye ağam da düşürmüş." "Emin misin Şilan" "Evet ben verdim diyim ya" "Emma hanım iyi görünmüyorsunuz." "Al kizlari çik Şilan" "Daha toparlamadık" "Hemen Şilan al kizlari çik" diye sesini yükseltti. Birbirlerine anlamsız bakışlar atan kızlar çanta ve alacaklarını alıp dükkândan çıktılar.

Elindeki biletliğe bakıp kalbinin üstüne koydu. "Sende ne işi var bu biletliğin Midyat gelini" dedi. Kafasının içindeki düşüncelerine hakim olamıyordu. Olanları anlamdırmakta zorlanıyordu. Yıllar önce ölüme terk ettikleri bebek yıllar sonra karşısına Midyat gelini olarak çıkmıştı. O bebeğin günahını yaşamı boyunca çekmişti. Hiçbir kusuru ya da hastalığı olmamasına rağmen çocuğu olmamıştı. Göz yumduğu günahı Tanrı onu böyle cezalandırmıştı. Her pazar günü kilisede kocasının yanında günahını çıkarsada ya da İsa'ya dua etsede hiçbiri işe yaramamıştı. Tanrı ona çocuk vermemiş üstüne ilk kocası sırf bu yüzden onu boşamıştı. Aklı başına geldiğinde o bebeği aramaya kalkışsa da aradan yıllar geçmişti. Fakat yıllardır ettiği duaların cevabını şimdi almış olabilir miydi? Ondan af dileyecekti ayaklarına kapanması gerekse bile. Yerinden kalkıp askılıktan çantasının içinden telefonunu alıp misafirler için yeni aldığı koltuğa oturdu.

Elindeki telefona birde biletliğe baktı. "Midyat gelini bu biletlik sana ait değilken sende ne işi var." dedi. Telefon rehberinden kardeşini bulup aradı. İlk çalışta açan kadına "Carla" dedi. "Abla günleri şaşırdın galiba bugün pazar değil." "Biliyorum. Sana bir şey sormak için aradım." "Tabii nedir?" "Hatırlıyor musun babamızın bize yaptırdığı özel biletlikleri" "Evet" "Sen onu gerçekten kayıp mı ettin?" Karşı taraftan bir kaç dakika sessizlikten sonra "Evet abla, hem bu durduk yere nerden çıktı." "Bana doğru söyle Carla" "Sana doğruyu zaten söylüyorum." "O zaman senin biletliğinin Midyat gelinin de ne işi var?" "Anlamadım ne diyorsun abla" "Carla senin biletliğin burada Zümra adında bi kıza ait." "Ne" "Bırak şimdi ne yi falan bu biletlik onun eline nasıl geçti. Amerika' da kaybettiğini söylemedin mi bize." "Kızım" dedi sesinde duygu barındırarak. "Abla kızımı bulmuş olabilirsin. Annem benden almadan önce onun kundağına sıkıştırmıştım." "Sen doğruyu mu söylüyorsun." "Evet abla İsa adına yemin ederim ki. Kızıma onun affına sığınmaya geliyorum." deyip ağlayarak kapattı.

Genç kadının bu topraklara gelişi beraberinde bir çok kapıyı açmıştı. Ağa'nın aşka olan inancını tazelemiş Karakan kadınlarının gözyaşlarını bitirmiş ve şimdi de ailesini tesadüfen bulmasına yol açmıştı. Kader onun için yazdığı mutlu hayat hikayesini oluşturmaya çoktan başlamıştı. Sinesine çektiği acıların telafisi böyle ödeniyordu. Boşuna demiyordu eskiler; Allah sevdiği kulunu rasgele biriyle tanıştırmaz diye. Kadın kocası ile tanıştıktan sonra kader çizgisi mutluluğa ermişti. Tümseklere rağmen...

Genç ağa karsına baktı. Her zeresine kadar onundu artık karısıydı. Bundan haftalar önce ona dokunmaya korkarken şimdi ise Allah katında müstakbel karısıydı. Helali olmuştu. Bir başkasına değil ona gelmiş onu seçmişti. "Neden öyle bakıyorsun Robar. Yüzümde bir şey mi var?" "Hiç. Güzel yüzünde hiçbir şey yok." deyip duasını bitiren hocaya baktı.
"Hayırlı olsun Robar ağa" "Kim olduğumu biliyor musunuz?" "Adını söyleyene kadar kim olduğunu bilmiyordum. Meydan dayağı ile ün salmış ağayı kim tanımaz" dedi ardından "Babanın ve annenin nikahını da ben kıydım demek sanada kısmetmiş." diye ekledi. "Onlarda sizin gibi gizlice gelip nikâh kıydırmıştı. Hatta onları bir evimde sakladım canlarına zarar gelmesin diye." dedi. Genç ağa hocanın ne demek istediğini anlamadı. Karıştırmış olabilir miydi? Annesi ve babası neden kaçarak evlenmişti. Arasındaki kız kardeşine baktı. O da en az onun kadar şaşkın halde ona bakıyordu. "Tahir ve Saliha Karakan'dan mı bahsediyoruz hocam" "Evet kızım" dedi hoca. Genç adam uslanmadan "Darısı bizim başımıza" dediğinde hoca dahil tüm gözler adamı bulmuştu. "Hadi inşallah" dedi kız.

"Oğlum sen kendin dayak yemek istiyorsun. Anladık bu güzel kızımızı seviyorsun da git önce usulünce iste. Bende kız babasıyım."
"Hocam siz kendinizi hiç yormayın ben dışarıda onun icabına bakacağım."
"Aman Robar ağa dayak falan olmaz."
"Dayak cennetten çıkma değil mi hocam."
"O iş öyle değil kulaktan duyma şeylerle hareket etmeyin. Hadi oyalanmayın yoksa iftara geç kalacaksınız. Neredeyse iki saatlik yol." dedi hoca.

Ayağa kalkan gençler büyüklerinin hürmetine hocanın elini öpüp camiden çıkarken "Hani benim ayakkabılarım" "Önce para sonra ayakkabı abi" "Sen hangi ara gittin" "Nikâhınızın kıyıldığı esnada" "Erce'm karıştırdın galiba sen erkek tarafısın senin saklaman değil koruman gerekiyordu." "Ayyy öyle bir şey varı değil mi?" "Burada tek kız tarafı ben olduğuma göre parayı bana vereceksin Robar ağa" "Beleşçi" "Âdetler yerini bulsun yoksa başka bir niyetim yok." "Serkan sen gel onu külahıma anlat" "Başlıcam sizede paraya da getir kız ayakkabılarımı getir." deyip adama baktı. "Lan cibiliyetini sik..." deyip nerede olduğunu dank edince sustu. "Bana camide bile küfür ettiriyorsun ya ne yapayım ben seni" dedi. "Beni damat olarak alabilirsin." "Bence çok iyi bir fikir." "Hayır Erce hanım çok kötü bir fikir zira Yiğit beyin dili ağzına ağır geliyor galiba." dedi.

Kardeşinin getirdiği ayakkabısını giyip cebinde bulunan parayı ilk gördüğünden beri nefret ettiği adama verdi. "Al ne yapıyorsan yap" dedi. "İşte ağa dediğin böyle olacak" deyip elindeki paraları saymaya başladı. "Yerde bulsan bile sayacaksın demişler Robar ağa." "Bu cibiliyetsizin arkadaşından ne beklenir. Körle yatan şaşı kalkar." dedi. Karsısının elini tutup "Hadi gidelim daha fazla sinirlerimi zıplatmadan." deyip ilerledi. "Erce arkada kalma." "Tamam abi" dedikten sonra genç kız hızlı adımlarla yengesinin yanına geldi. Genç grubu camiden çıkıp köyün dışına park ettikleri arabalarına doğru ilerlerken yıkık dökük çatılı evin yanından geçerken "Yapma Ali vurma kızıma." diye ses geldi.

Herkes birbirine bakarken sesin geldiği yeri bulmaya çalışıyorlardı. Aynı vasatlıktaki evin tahta kapısından bi kadın kaymış eşarbını düzelterek çıktı. Başka bir kadın sesin geldiği evin yanındaki evden çıkıp "Başladı yine bizimki nedir bu kızın bu adamdan çektiği." "Kızı yine dövüyor." dediler. Genç kadın saniyede evin etrafına toplanan kadın ve adamlara baktı. Hiçbiri adamı durdurmak için bir şey yapmıyorlardı. "Allah bilir yine ne saçma sapan sebepten kızı dövüyor." dediğinde adamın biri sanki duymuş gibi "Baba valla hava almaya çıkmıştım o adamaları tanımıyorum. Ben sadece sarışın kadınla konuştum." dedi ağlamaktan sesi hırıltılı gelen kız. Köy ahalisinin gözleri olaydan fark etmedikleri yabancı gençleri buldu. Hafif kilosu ve kendi yaptığı çicekli şalvarlı kadın genç kadına bakıp küçümseyerek "Belli oldu" dedi.

"Bana yalan söyleme seni görmüşler o adamlardan biriyle"
"Valla baba yalan söylüyorlar"
"Ali bende gördüm onları camiye doğru gittiler. Pınar'la alakaları yok." dedi annesi.
"Sus kadın sen sıra sanada gelecek ben sana keçi sütünden yoğurt yap demedim mi sen kalkmış bana inek sütünden yoğurt yapmışsın." deyip bir kaç dakika sonra küçük çaplı gürültüden sonra kızın sesi köyde yankılandı.
"Anneme vurma baba"
"Sen hâlâ konuşuyor musun kevaşe" dedi.

"Robar birşeyler yap bizim yüzümüzden anne kız dayak yiyor." dedi. "Bende diyorum neden ellerim kaşınıyor. Meğerse yakınlarda dayak yemek isteyen biri varmış. Yiğit uzak tut kızları. Sende nasibini alma." diyip kırık camlı olan mavi küçük demir kapıyı çaldı. Daha doğrusu yumrukladı. İçerden bi adam sesi "Hangi piç kurusu kapımı böyle çalmaya cesaret ediyor." deyip açtığında genç ağa tokadını adama geçirdi. Yere düşen adamı yakasından tutup "Piç kurusu mu dedin sen" deyip yüzüne yumruk attı. Kapı girişinden adamı alıp taşlı topraklı sokağa attı. "Nasıl güzel mi dayak yemek" dediğinde olayın şaşkınlığından kendine yeni gelen adam yerden kalkıp ağaya yürüyerek "Sen kimsin lan bana vuruyorsun" dediğinde sert bı tokatta diğer yanağına yiyip sendeledi. "Ben kimim" deyip ayağa kalkmaya çalışan adama karnına tekne attı. "Robar Karakan" deyip bu sefer ensesinden tutup yüzüne doğru çevirdi.
"Ben seninle tanıştığıma memnun olmadım." deyip bir tane daha attı. "Karını ve kızını dövdüğünde de onlar böyle hissediyor. Gücün yetiyorsa bana da vursana." "Ağam affet sen olduğunu bilmiyordum." "Bilmene gerek yok. Ben seni karını ve kızına yaptıkların için dövüyorum. Kızının yüzü kan içinde bırakmışsın." "Kulun kölen olam ağam affet bir daha elimi sürmem." dediğinde karısı genç ağanın ayağına kapandı. "Ağam yalvarırım yapma ondan başka gidecek yerimiz yok." dedi ağlayarak.

Kalabalığın içinden yaşlı adam önünde duran adamı itip yerde kanlar içindeki adama "Ali şerefine tükürdüğüm Ali sen yine benim avradım mı dövüyon." deyip bastonu yere vurdu. Katarak başladığı için bulanık gördüğü gözleriyle ağaya bakıp "Bu kimdir? Yoksa bu da mı benim avradı istemeye gelmiş unutma sen kızı bana sattın. Ağarlıyınca altın verdim." dedi. Olayın şaşkınlığını üzerinden atıp ağzından "Ne" kelimesi çıktı. Yere diz çökmüş adama "Sana baba demeye bin şahit ister. Hiç mi utanmadın şerefsiz herif" deyip öfkeyle adamın üstüne gideceksen görümcesiyle onun sevgilisi tuttu. "Seni gebertirim" Olayı soğukkanlılıkla izleyen genç kadının arkadaşı "Robar ağa Kerem'e yaptığının aynısını bunuda yapalım anca aklı başına gelir." dedi. Korkudan ve yaşanan olaylardan hıçkırarak duvara yerde çömelmiş bir şekilde ağlayan kızın yanına iki kadın gidip sarıldılar. Küçük kızın haline üzülüp gözleri dolan kadın
kocasına baktı. "Ona burada bırakmayalım" dedi.

Yaşlı adam tekrar bastonu yere vurup kadına doğru uzattı. "O benim avradım olacak hiçbir yere gidemez." deyip genç kadına doğru paytak adımlarla yürüdü. "Babası onu bana sattı." dediğinde genç kız ağlaması daha da şiddetlenip "Senden nefret ediyorum baba" dedi. Genç kız ayağa kalkıp yaşlı adamın önünde dikildi. "Senin torunun yaşında." "Eehhe size ne o daha bebekken parasını verdim. Babasına memeleri olduğunda alırım demiştim ama vermiyor bana. Hahaha memeleri kafam kadar olmuş istiyem onu" "Senin gibi zihniyetsiz insanlar..." dediğinde yaşlı adam bastonunu kadına vurmak için kaldırmışken kocası bastonu tutup ittirdi. Yaşlı olduğu için dengesini sağlayamayan adam da sendeleyip bir iki adım geri gitti. "Amca ağır ol sen kimin karısını dövmeye kalkıyorsun." diye bağırdı.

Korkudan ses çıkaramayan adam prostatı yüzünden herkesin içinde altına yaptı. "Şimdi beni iyi dinle bu kız senin karın falan olmayacak sende evin gidip otur oturduğun yerde. Avrat avrat diye tutturma ben o kızı kendi de isterse götüreceğim." "O benim avradımdır vermese altınlarımı versinler bana." "Lan dua et ki yaşlısın yoksa seni burda dayak manyağı yapardım. Alın şunu götürün." dedi. Köylülerden bi adam yaşlı adamı kolundan çekiştirerek "Gel Nazım amca gel yine avrat diye tutturdun. O sıradan biri değil Robar ağa hani şu senin bize" deyip sustu. "Neyse gel gel seni eve götüreyim." "O benim avradımdır taş gibi maşallah hala iş görüyi" diyerek zorla onu götüren adama dedi. "Ya sabır" deyip yerde dizleri üzeribe çöken adama baktı. "Al ağam senin olsun ister karın ister kölen yap." dedi. "Allah senin belanı versin. Sana ne desek fayda etmez. Kızını insan gibi hayat yaşaması için sosyal hizmet merkezine götüreceğim." Küçük bir çocuğun ona haber vermesi ile kalabalığın içinden beyaz cübbesiyle geçip "Ali sen hiç laftan anlamaz mısın?" deyip ağaya döndü. "Siz kızda gelmek istiyorsa alıp gidin buraları ben hallederim." dedi nikâhlarını kıyan hoca.

Yaşlı kadın göz yaşlarını silip oturduğu koltuktan kalktı. Kocasını bulmalı ona anlatmalıydı. Tanrı yüzlerine sonunda gülmüştü. Dükkanı dağınık halde bırakıp kapıyı üstüne çekti. Sevinç gözyaşlarını silsede ardından başka biri geliyordu. Yeğeni ile çoktan tanışmıştı ama haberi yoktu. Zühre'ye benzerliğinin sebebi bu olsa gerekti. Sonuçta babası Hozan ağanın gayrimeşru kardeşiydi. Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Bu iki kadının birbirine benzemesi aynı kandan ve kardeş çocukları oldukları içindi. İnandığı yaratıcısına "Tanrım sen ne büyüksün kaderinden sual olunmaz. İmkansızı yaşatıyorsun kullarına." dedi.

Yolda onun bu haline bakanları görmüyordu. Aklındaki yere ilçe merkezindeki kilisenin büyük siyah kapısının önünde durdu. İçeriden çıkan kadına çarpsada durmayıp içeri girdi. Akabinde kocası apsisde kürsüde onu dinleyen kişilere İncil'den bir bölüm okuyordu. "Tom" diye haykırdı. Ona bakan din kardeşlerini umursamadı. "Tom buldum onu." Karısının sesini duyup ona baktığında ağlamaktan harap olmuştu. Kolidorda ona doğru yürüyüp kürsiye çıkan merdivenlerde yere düşecekken karısını kollarından tuttu. Kocasına bulanık gözlerle bakıp "Buldum onu günahımı buldum" dedi.

"Emma kimi?"
"O bebeği"
"Nasıl"
"Biletlik sayesinde o Carla'ya aitti ordan." "Anlamadım Emma ne biletliği"
"Rahip Tom neler oluyor" dedi kadının biri. "Sohbeti pazar gününe erteledim din kardeşlerim" dedi.

Bir kaç kadın ve adam başları ile onaylayıp çıktılar. Rahip karısının yüzündeki göz yaşlarını silip "Emma canım karım yeğeninimi buldun." Kadın gözyaşları arasında gözlerini kapatıp başını salladı. "Evet Tom yüce İsa sonunda dualarımı duydu. Bana yardım etti." "İsa aşkına " Yaşlı kadın göz yaşları içinde başını sallayıp "Hani sana demiştim ya Robar ağa'nın yeni aşkı aynı Zühre'ye benziyor." "Evet ama ne alakası var şimdi onunla." "O kız işte Zümra benim yeğenim. Benzemelerin sebebi öz kuzen olmaları. Carla'yı aradım buraya kızına geliyor. Midyat gelinine nasıl söyleyeceğiz?" "Emma keşke hemen aramasaydın." deyip karsını ayağa kaldırdı. Aklanmış saçlarını kulağının arkasına koyup "Belkide o olmayabilir. Biletliğin onda olması onun gerçek yeğenin olacağı anlamına yüzde yüz gelmez." "Peki ne yapacağız?" "Ortalığı karıştırmadan önce sakince Robar'a anlatalım. O bize yardım edecek tek kişi." "Sen nasıl diyorsan öyle yapalım ama bak göreceksin o benim yeğenim çıkacak." "İsa bu yolda bize yardım ettsin."

HOŞÇAKALIN

(Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Lütfen hayalet 👻👻👻 okuyucu olmayalım.)

Bölüm sonu

4 yorum