İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 29 · 10 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 29

Söyle ona Sebastian rakı içmemiz gereken bir konu var. "Bu gece o konuya hiç girmeyelim cümlesindeki konuya içiyoruz."

Her iki genç de sessizliğe bürünmüşlerdi. Ferdi Tayfur'dan Müslüm Gürses'e, İbrahim Tatlıses'ten Orhan Gencebay'a kadar birçok meşhur olmuş besteleri çalındı. Çaprazlarındaki iki çift halinde gelen kadınlardan biri elindeki rakı bardağını havaya kaldırıp "Bir kadının neden içer bilen var mı beyler?" dedi. Başka bir masadaki kadın bardağını kaldırıp "Kalbindeki aşk acısını söndürmek için." dedi. Başka bir kadın "Onu unutmak için." dedi.

Genç kadın dolu bardağını havaya kaldırıp karşısındaki adamın gözlerine bakarak "Rakıyı içen kadın gülüyorsa,

o gülüşün ardında en az dokuz roman,

on dört tane de film repliği yatar. Rakıyı içen kadının gülüşünde, bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır. Çünkü büyük gülerler, büyük susarlar. Rakı içen kadın rakıyı çok sık içmez. Ama rakıyı içtiği an

bil ki içme zamanı gelmiştir ve konuştuklarında net konuşurlar. O kadınlar keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında, bir kıyıda köşede, gece sefası gibi açarlar. O kadınlar afet-i devrandır.

Ve rakı içen kadının elleri güzeldir. O kadınlar senden başkasını severlerken bile seni incitmezler. Şarkı söyleyesi varsa susmalısındır, izlemelisindir, dinlemelisindir. Rakı içen ve şarkı söyleyen o kadını. Rakı içen kadın herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa,

senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır. Ve sen bunu bildiğin için o kadına kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış, cebindeki tüm anahtarlarıysa

hiç bulmamak üzere yutmuşsundur. Rakı içen kadın cihanda sulhtur: ağdalı değil, nağmeli sever. Rakı içen kadın güzeldir

masasındakiler de." dedi.

Sonra soruyı soran kadına bakıp "Arkadaş sen beyler dedin ama onlar neden kadın rakı içer anlamazlar." dedi. "Can Yücel büyük üstat kendisini severim." deyip arkadaşlarına döndü. "Bakma bana öyle biz de bir iki şey biliyoruz. Hep sen mi özlü söz söyleyeceksin." dedi. Masadan kalkıp duvarda asılı kara tahtının önünde durdu. Eline mavi bir tebeşir alıp arkasına döndü. Onu izleyen adama bakıp ardından tahtaya o günün tarihini attı. Geri masaya dönüp sandalyeye oturunca adama gülümsedi. "Sen bu kadar karizmatik ve yakışıklı olmak zorunda mısın?" dedi. Ona hala gülümseyen adama bakıp "Bugün o gündü değil mi?" dedi. "Evet ama başka bir gün yapalım daha uyanık olduğum bir zamanda." dedi.

"Haklısın o yüzden ses çıkartmıyorum ama unutacağımı sakın sanma ve bir de cezalısın." dedi.

"Suçum nedir hakime hanım?"

"Cezalısın çünkü beni sarhoş ettin sen olmadın. Cezalısın çünkü canım seni cezalı yapmak istedi." dedi.

"Peki cezam nedir söyler misin hakime hanım?"

"Tabii yeter ki sen iste Robar KARAKAN çakmak sözlüm ama bi düşünmem lazım." deyip birkaç saniyeden sonra adama bakıp gülümsedi. "Robar Ağa hakime tarafından çarptırıldığınız ceza bu güzel hakimeye şarkı söylemek." dedi.

Genç adam karşısındaki sarhoş olmuş şekilden şekle giren kadına gülmeden edemedim. Sabah halbuki kendinden emin konuşuyordu. "Hani çok iyi bir içiciydin." Genç kadın masadaki mezeleri ağzına atarken kafasını salladı. "Evet öyleyim ama beni sarhoş eden bu rakı değil karşımdaki adam. Bak bu da ikinci cezan Robar Ağa." dedi. "Tamam artık geçme" deyip kadının önündeki rakı bardağını aldı. "Hayır içeceğim." "Ben de içmeyeceksin diyorum Zümra." "Peki madem meze yiyeyim." dedi. Hemen kabullenişiyle afallayan adam uğraşmayacağı için de sevindi. Bu haliyle onu eve götürürse sonu olacağını biliyordu. "Hadi ama Robar şarkı söyler misin? Zühreye kesin söylemişsin bana neden söylemiyorsun?" deyip okyanuslarını akıttı.

Genç adam peçetelikten peçete çıkarıp kadın gözünden akan yaşı sildi. Rümeli akmıştı. "Tamam sen yeterki ağlama be sana söylerim. Ne söylememi istiyorsun?" "Bana sor" dedi. Genç kadın çocuk gibi ellerini birbirine vurup alkışladı. Sabah bunları hatırladığındaki yüz ifadesini çok merak ediyordu. Elini kaldırıp garsona el işareti ile müziği kapatmasını söyledi. Birkaç dakika sonra müzik kapandığında elinde sazla gelen adam onların arkasındaki masanın sandalyesine oturup "Ne çalayım ağam?" dedi. "Ferdi Tayfur'dan Bana Sor" dediğinde önce alkış sonra ıslık sesleri duyuldu. Sazın sesiyle herkes ölüm sessizliğine büründü. Ardından Robar Ağa'nın sesi tüm meyhaneyi almıştı. Yanık sesli ağalarını dinlemek için mutfaktan çıkıp gelenler bile olmuştu.

"Uykusuz gecelerin sabahını bana sor

Yarım kalan aşkımın acısnı bana sor

Uykusuz gecelerin sabahını bana sor

Yarım kalan aşkımın acısnı bana sor

Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu bilirsin, mutsuzluğu bana sor

Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu tanırsın, mutsuzluğu bana sor

Yıkılan yuvaların sonu gelmez yolların

Yaşanmamış yılların eyvahını bana sor

Yıkılan yuvaların sonu gelmez yolların

Yaşanmamış yılların eyvahını bana sor

Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu bilirsin, mutsuzluğu bana sor

Bana sor yalnızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu tanırsın, mutsuzluğu bana sor

Karşılıksız sevginin, vefasız sevgilinin

Bomboş kalan bir elin acısını bana sor

Bana sor yanlızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu tanırsın, mutsuzluğu bana sor,

bana sor.

Bana sor yanlızlığı, ayrılığı bana sor

Mutluluğu tanırsın, mutsuzluğu bana sor."

Şarkı son bulmasıyla masalardan alkış sesi yankılandı. Masalarında gözleri dolanların sayısı belli değildi. Bunlardan biri de karşısında okyanusları doldurmuş kadındı. Yaşlı adam "Sesine sağlık ağam." deyip kalktı yerinden. Hâlâ ondan gözlerini ayırmayan kadın "Beni hiçbir zaman sevmeyecek." dedi. Genç adam önce anlamasada daha sonra aklına aşık olduğu adam geldi. Ah! O adam tam bir aptalın teki ne kaçırdığını bilmiyordu. "Zümra söylemedim diyorsun. Bir şansını deneseydin diyeceğim ama arada başka bir kadın var." dedi. "Canı çok yanmış kalbi o kadar yara almış ki hangi yarası kabuk bağlayacak. Kalbinin kapılarını sonsuza kadar kapatmış içeri kimseyi almıyor." "Anlamadım. Bu adam zaten birini sevmiyor muydu onunla birlikte değil mi?" dedi.

Genç kadın bardağından bir yudum içip masaya bıraktı. Tekrar adamın gözlerinin içine bakıp başını hayır anlamında salladı. "İhanetle sonuçlanmış aşkları." deyip sustu. Genç adamın kafası karışmıştı ama bir o kadar da bu adama yakın olduğunu hissetmişti. Sonuçta aynı kaderin yolcularıydılar. "Benim babam her akşam rakı içmeden duramazdı. Onun sayesinde tüm sözleri ezbere biliyorum ama hoşuma gitmiyor da değildi. İçlerinden en sevdiğim ise; söyle ona Sebastian rakı içmemiz gereken bir konu var." deyip gülümsedi. "Çay koy Sebastian bugün gelemeyecek anlaşılan." dedi adam. Başka bir masadan adam "Ah ulan Sebastian! derdimi bir tek sen ve birde bu ibne bilir." deyip elindeki rakı şişesini içti.

Diğer masadan bir kadın sesi "Felek oyun etmişse canım Sebastian'ın ne suçu var." dedi. "Kambersiz düğün olmaz gencolar benden de size geldin. Rakı felekten bir gece çalmak için içilmez. Rakı feleğin çalındığı gece için içilir." dedi. "Vay güzeldi kardeş birde ağamızdan duyalım." dedi birisi. Genç adam rakı bardağını havaya kaldırıp "Bu gece o konuya hiç girmeyelim cümlesindeki konuya içiyoruz." dedi. Herkes bardağını kaldırıp fondip yaptılar. "Hanımlar beyler bu gece gerçek bir meyhane havasını alıyorum. Hayat kötü falan değil sadece ruh ikizinizi yanlış tercih yapmışsınız o kadar." dedi ardından "Merak etmeyin bir günü öyle bir mahkemeye çıkacağız ki hakimin kendisi şahit bu olanlara." deyip gitti.

Bir kaç saat sonra genç adam kadına "Artık kalkalım daha otel bulacağız." dedi. Kadın meze tabağında son kalan cevizi ağzına atıp kafasıyla onayladı. Ağa garsonu çağırıp hesabı istedi. Gelen hesabı ve bolca bahşiş verdi. Ayakta bile zor duran kadının ceketini giydirdi. Genç adama yaslanıp kollarını onun beline başını da omzuna yasladı. Hafiften göz kapakları kapanan kadın önce etrafına sonra da adamın yüzüne bakıp gözlerini kapattı. Ağa'nın onu yönlendirmesiyle meyhaneden çıkıp arabaya kadar öyle yürüdüler. Kadını arabada ön tarafa yerleştirip kendiside şoför koltuğuna oturdu. Google'den en yakın oteli bulup arabayı oraya sürdü. Bu sırada kız kardeşine mesaj atıp bu gece gelmeyeceklerin annesine söylemesini istedi.

Akabinde otelin önüne geldiğinde arabayı bir baleye verip kadını da çıkardı. Otelin içine girdiklerine kadını önce dinlenme alanındaki kırmızı rengindeki tekli koltuğa uzandırıp resepsiyona gitti. Ona kaçmak bakışlar atan kadınları umursamadan kayıt işlemlerini yapıp dinlenme yerindeki yarı uyanık kadını aldı. Asansöre gidecekken genç kadın resepsiyonun önünde durup parmağındaki yüzüğü kadınlara gösterip onlara inat adamın dudaklarına küçük bir buse kondurdu. Şok olmuş halde yerinde sayan adamı bu sefer kadın çekiştirerek gelen asansöre bindirdi. "Bir süreliğinede olsa sen benimimsin Robar KARAKAN." deyip eski pozisyona geldi. Genç adam gidecekleri kata basıp kadının saçını öptü.

Yarın bu olanları hatırladığında utancından yerin dibine gireceğinden emindi. "Yarın bu olanları hatırladığında yüz ifadesini merak ediyorum." "Onu da yarın düşünürüz ananın keyfini çıkar Robar." deyip bu sefer de yanağından öptü. "Ayrıca bu gün çok önemli bir gün." deyip sustu. Şok üstüne şok yaşayan adam ne yapacağını bilmiyor. Asansör inecekleri kata geldiğinde inip odalarının içine girdiler. Hemen adamdan ayrılıp yatağın üzerine zıplayan kadın "Çok uykum var." deyip gözlerini kapattı. Ona bakan adamı umursamadan yatakta cenin pozisyonunu aldı.

Genç kadına gülümseyip önce kadının ayakkabılarını daha sonra da ceketini çıkardı. Altındaki yatak örtüsünü çekip onun üstüne atacakken kadın yüzüstü pozisyona gelerek kollarının adamın boynuna doladı. "Bana bir kere seni seviyorum der misin Robar?" dedi. "Bu gece istekleriniz bitmek bilmiyor hanımefendi." Kadın kırıldığını belli eder bi ses tonunda "Demeyecek misin?" dedi. Genç adam kadının kulağına eğilip "Seni sevdiğim kadar kimseyi sevmedim Zümra. Seni seviyorum." deyip yanağından öptü.

Kadının gülümsemesini gören adamda gülümsedi. Sevdiği kadın küçüçük bi öpücükte bile mutlu oluyordu. Şimdi bu kadını kırıp nasıl isteğini geri çevirebilirdi. Onu ona getiren kader miydi yoksa kadınların ona ettiği ah mıydı? Her ne olursa olsun başının üstünde yeri vardı. Onu bu kısa zamanda diliminde nasıl çok sevdiğini akıl erdiremiyordu. Fakat umrunda bile değildi. Sevdiği ona ne demişti; anın keyfini çıkar Robar oda öyle yapacaktı. Yani biraz fazlası kalbe zarar. "Robar bu yanağımda beni öpmeni istiyor." dedi. Genç adam kadının diğer yanağınıda öptüğünde "Alnım" dedi. Bu seferde onun yüzünde tebessüm oluşmuştu. "Hadi Robar bak anlım sana küsecek." dedi. Ağa kadının anlını öptüğünde elini dudaklarına götürüp "Dudaklarım" dedi. Kadının gözlerinin içine bakıp anlını kadının anlı ile birleştirdi. "Sevdiğin adama ihanet ediyorsun ve beni de buna ortak ediyorsun." dedi.

Genç kadın gülüp başına hayır anlamında salladı. "Hayır şapşal sevdiğim adam sırf beni ben olduğum için sevsin diye kendimi ona sevdirmeye çalışıyorum." dedi. Ağa kadına bir şey anlamadığını gözleri ile ifade ederken kadın adamın dudaklarını öpüp geri çekildi. "Sana olan aşkımı itiraf ediyorum hala anlamadın mı be adam. O adam sensin, seni ilk gördüğümden beri sana aşığım. Bu oyununu neden kabul ettim sanıyorsun. İçten içe annem için desem de kalbim sana o gün avluda vuruldu. Bunları sana uyanıkken demeyi çok isterdim hatta daha doğru olacak ama o zaman cesaret edermiyim bilmiyorum. Şimdi son bir kez söyleyeceğim beni ben olduğum için sever misin? Zümra olarak." dedi.

Hâlâ kadının aşk itirafımda kitli kalan adam bu geceyi böyle hayal etmemişti. Adamın sessizliğinden kadının gözleri dolduğunu gördüğünde orada tarifi belli olmayan aşk ve acı hissetti. "Oysa bu sabah emindim onu sevmediğini ama..." dediğinde sözlerini adamın dudakları kesmişti. Her ikisini öpüşünde özlem, hasret ve aşk barındırıyordu. Birbirinden geri çekildiğinde adam kadının belinden tutup yatakta oturuyor pozisyonuna getirdi. Kadının saçlarını gözlerinden çekip parmaklarıyla yaşları sildi. "Sana yemin ediyorum ki ona dair içimde hiçbir şey yok. Sadece çocukluğun verdiği aptal bir aşkı hikayesi olarak bende kaldı. Bizim aramızdaki çocukluk aşkının bilinmesi bizim ağa çocukları olmamızdan başka bir şey değil. Çocukken ne kadar sevebilirsin ya da gerçek aşkı anlayabilirsin. Herşeyi geçtim bizim kaderimiz doğduğumuz da çizilmiş." dedi.

"Nasıl yani?"

"Hani sana dedim ya zamanı geldiğinde söylerim işte şimdi zamanı geldi. O garip görünümlü falcı kadın bana bundan yıllar önce zamanı geldiğinde okyanus toprağa boğulacak işte o zaman karşına çıkacağım demişti ve yıllar sonra çıktı."

"Evet. Bunları zaten anlattın Robar."

"İşte o sözdeki okyanus sen toprak ise ben oluyorum. Bugün karşıma çıkınca bu sözün anlamını anladım. Bundan yıllar öncede sen benim kaderimde yazılıydın sadece ben bilmiyordum." dedi.

"Söyleyecek herhangi bir söz bulamıyorum. Bir nevi şu küçüklüğünde çocukları birbiri ile evlendirme gibi mi?"

"Hayır bu yazgı sadece o kadın bir şekilde ön gördü."

"Hımmm neyse en azından senin kaderine ben varsam beşiketmen yok. Zühre'den sonra birde onu çekemezdim." dedi. Genç adam düşünüyor gibi yapıp "Aslında" dediğinde kadın adamın omzuna vurdu. "Benim ne suçum var o zaman babam karar vermiş." dedi.

"Var yani"

"Var ama yok"

"Şunu doğru düzgün anlatır mısın Robar?" "Zühre'nin amcası ve benim babamın çok yakın arkadaşlardı. Fakat karısı kısır olduğu için kendini astı. Babamlar zamanında çocuklarını birbirleri ile evlendirmek için sözleşmişler. Tabii bunu her iki ailede biliyor. Babamın arkadaşının çocuğu olmadığı için birde Zühre bu adamın yeğeni Midyatta bu kadar çocukluk aşkımızın meşhur olmasının yegane sebebide bu. Biz bir nevi doğrudan da olmazsak beşikertmeydik. Hatırlıyor musun senin söz kıyafetini dikmesi için götürdüğüm yerin sahibi papazın karısıydı. O zamanlar tatile bunların bi akrabası İngiliz bir kadın gelmiş. Bu adam bu kadının güzelliğine kapılmış ne hikmetse bir kaç ay içinde evlenmişler. Kadın sanırım bize ayak uyduramamış ve adamı terk etmiş. Denilene göre kadın hamileymiş ama bazıları da inkar ediyor. Sonra da adam da ortadan kaybolmuş ve bir daha haber alınamamış." dedi.

"O kadar hamileyse ve bu bebek kız ise bir gün çıkıp gelse sana beşikkertmen benim dese sen onunla evlenecek misin?"

"Tabii ki hayır. Babam da olsa sırf bi söz verilmiş diye hayatımı sevmediğim bir kadınla geçiremem."

"Yani saçma bulmasan evleneceksin." "Güzelim sen yine sinirlenmeye başladın ve sinirlenince de sağlıklı düşünemiyorsun. Biraz uyu yarın kaldığımız yerden devam ederiz."dedi.

"Bir olay bitiyor diğeri başlıyor ben buna daha fazla dayanamayacağım yatıyorum." deyip yatak örtüsünün altına girdi.

"İyi geceler öpücüğü yok mu?" Ağa kadının şakağından öpüp "İyi geceler" dedi. Gözlerini kapatan kadın sabaha kadar açmadı.

Bölüm sonu

4 yorum