İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 28 · 19 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 28

Deli kadın seninle onun arasında kalbimde uçurumlar kadar fark var.

Genç kadın yüzündeki tebessüm ile mutfağa geri dönüp yerine oturdu. "Eeee kızlar nerede kalmıştık?" dedi. Ona şaşkın gözlerle bakan kadınları aldırmadan işine devam etti. Aradan geçen saatler kadını hem heycanlandırıyor hem de meraklanmasına yol açıyordu. Kadının yüzündeki gülümsemeyi görenler şaşkınlığa uğruyorlardı. Mutfaktan çıkıp odasına doğru giderken yolunu değiştirip Robar'ın odasının yanındaki odaya gitti. İlk geldiği zaman görümcesiyle dedikodu yaptığında oranın kime ait olduğunu öğrenmişti. Kapıyı çalıp açılmasıyla saatlerdir sormak istediği soruyu sordu. "Neden geldin?" Dedi. Karşısındaki kadın onu baştan aşağı süzen kadına "Sana bir soru sordum cevap ver." dedi. "Seni ilgilendiren bir konu değil." dediğinde kadının mavi gözleri koyuya döndü. Onları izleyen küçük çocuğa bakıp tekrar kadına baktı. "İlgilendirmez öyle mi? Eğer ben istersem sen burada bir saniye bile kalamazsın. Bana neyin artistliğini yapıyorsun. Robar senin burada kalmana izin verdi diye sakın sevinme çünkü bu geçiçi bir süreliğine olacak bu yüzden tamamen yerleşmene gerek yok. Aaa bu arada senin gerçekten neden geldiğini bilmediğimi mi sanıyorsun. Robar'ı gördüğünde gözlerini nasıl parladığını gördüm. Herkesi kandırabilirsin ama beni asla. Hala onu seviyorsun hiç mi utanma yok sende evli olduğun halde başka bir adama aşıksın. Ya da şöyle söyleyeyim senin anladığın bir dilde. Aşık olduğun kişinin her ne sebepten olursa olsun onun kendini karnından kuzeniyle evlenip yıllar sonra elinde bir çocukla kovulduğun eve hem de o kişiye aşık olarak geri dönmek hangi hakla hizmet. Senin gibi karaktersizleri ben çok gördüm. Eğer bir oyun çevirmeye çalışma bunu sakın deneme bile yoksa bu hikayede yanan sen olursun." deyip geri döndü.

Arkasında öfka patlaması yaşayan bir kadın bıraktı. "Sen daha benim kim olduğumu bilmiyorsun çakma sarışın. Benim buraya gelmem seni bu kadar huzursuz etmişse yapacaklarımda daha neler hissedeceksin kim bilir? Oyun yeni başlıyor daha öncesi fragmandı. Asıl filim ve baş karakter kendini göstermeye başladı çekil köşene herkes gibi sende izle." dedi. Yanına gelen oğlunu kucağına alıp kapıyı kapattı. Çocuğu yatağın üstüne koyup alnını öptü. "Az önce gelen abla vardı ya" dediğinde çocuk başını salladı "Onunla konuşma tamam mı? O bizi burada istemiyor. Sevmiyor bizi." dedi. " O kötü abla benim annem iyi anne" dedi. Kadın oğlunun saçlarını düzeltip gülümsedi. Çocuk annesinin boynuna sarıp "Anne babam ne zaman gelecek? Onu çok özledim. Babamın yanına gitmek istiyorum." dedi. "Zaten babanın yanındayız oğlum." "Hayır değiliz o zaman yanımızda olurdu ama burada yok." dedi. "Sen şimdi bunları düşünme gir bakalım yatağa biraz uyu dinlen çok yoruldun." dedi.

Genç kadın içindeki öfkeyi kusmuştu. Adı gibi biliyordu o kadın buraya yılar sonra hiçbir şey yokmuş gibi boş boşuna gelmezdi. Ona sevdiği adamı vermeyecekti belki onun da dediği ama onun da olmayacaktı. Bir daha onu üzmesine izin vermezdi. Ondan gitmişken tekrar ona gitmesine izin vermeyecekti. Savaşmak mı istiyordu o zaman o da savaşırdı. Odasına gidip kapıyı kapattı. Şarja taktığı telefonunu alıp ekranı açtı. Rehberden istediği kişiyi bulunca üzerine tıkladı. Birkaç çalıştan sonra açıldı.

"Selam buzlar kraliçesi."

"Selam Serkan nasılsın?"

"İyilik senden?"

"Ben de iyiyim ama senden alacağım haberle beni daha iyi olacağım."

"Hııı şu mesela hallettim bu akşam 10.00'da Mardin uçuğum var. Oraya geleceğim yarın öğlen sonra haberleşir bir yerde oturur konuşuruz olur mu?"

"Olur"

"Şimdi kapatmam lazım buzlar kraliçesi, bavul hazırlığı yapmam lazım yarın görüşürüz."

"Görüşürüz"

Karşı taraf telefonu kapattığında kadın elindeki telefona baktı. Sonunda o kadın hakkında her şeyi öğrenmesine sadece bir gün kalmıştı. Boşuna demiyorlardı sabrın sonu selamettir, duyacaklarına kendisini hazırlaması gerekiyordu fakat ondan önce başka bir şey için hazırlanması gerekecekti. Tekrar rehberden aramak istediği kişiyi bulduğunda üzerine tıklayıp kulağına koydu. İlk seferde açan olmamıştı fakat tekrar aradığında birkaç çalıştıktan sonra telefon açıldı. "Alo Robar" dediğinde karşı taraftan "Robar yok burası Zümra ben Ümran bana söyle istersen ben iletirim." dedi. "Hayırdır bu seferde sekreter mi oldum Ümran kocam olacak adamın telefonunu açıyorsun? Sen hangi sıfatla açarsın. Sana o konuşma yetmemiş belli yerini yordamını bil yoksa sana bildirmesini bilirim. Çabuk bana sadece arkadaşlıktan ve patronun olan kişiye ver." Dedi. "Bu kadar sinirlenme stres insanı kanser yapar." Dedi. "Kes sesini senden öğüt alacak değilim." dediğinde telefonun diğer ucunda sevdiği adamın sesini duydu. "Burada elinde benim telefonumla ne yapıyorsun?" dedi. "İmzalaman gereken birkaç evrak vardı Robar onu getirmiştim o esnada telefonun çalınca ekranda Zümra'nın olduğunu tahmin ettiğim isim çıkınca ben de açtım kusura bakma kızacağını bilseydim açmazdım." Genç adam kadının elinden telefonu alıp masasına oturdu. "Bir daha böyle bir şey yapmasan sevinirim ve evrakları masaya bırakıp çıkabilirsin." dedi. Çalışanının odadan çıkmasını bekleyip telefonu kulağına koyduğunda sevdiği kadının sinirli sesini işitti.

"Birincisi o kadın hangi hakla telefonunu açıyor? İkincisi senin çalışanın değil mi neden sana Robar Bey yerine Robar diyor?" "Biraz sakinleş derin derin nefes al bırak." "Sakinleşemem burada Zühre orada Ümran dışarıda Nazar bir de bana sakinleş diyorsun. Harem kurmana birkaç kadın kalmış." Dedi.

"Bu ne şiddet ne celal gören de sanacak gerçekten aşıksın." Genç kadın yutkunup ağzında geveleyerek "Ne alakası var. Ben sadece rolümü iyi yapmaya çalışıyorum. Hem neyse ya! Ben bir şey için aramıştım." "Niçin?"

"Bgün iftara gelecek misin?"

"Evet"

"Yaa! O zaman gece gezmesi iptal oldu."

"Ben öyle bir şey demedim. Yine çıkarız hem de yemekten sonra daha güzel olur."

"Tamam o zaman ben hazırlanayım."

"Zümra"

"Efendim"

"Mütevazi bir şeyler giy olur mu?" "Mütevazi giyinmeye çalışırım."

"Peki o zaman kapatıyorum."

"Kapat iftarda görüşürüz."

"Görüşürüz"

Genç adam kapattığında telefonu masaya fırlattı. "Tam bir aptalsın Robar. Mütevazi giy de ne demek. İnşallah yanlış anlamaz. Bana yaklaşacağı varsada bu satten sonra da yaklaşmaz beynime tüküreyim." deyip sırtını sandalyeye yasladı. Başını havaya kaldırıp elleriyle yüzünü ovaladı. Gözlerini kapatıp birkaç dakika bekledi. Bu kadına nasıl davranacağını bilmiyor. Bazen ona aşık bir kadınmış gibi davranıp gözlerinin içi parlıyordu ya da o öyle sanıyordu. O da onun gibi yaralıydı, kalbi kırılmış bir daha toparlanmayacak üzere çöpe atılmıştı. Her ikiside birbirlerinin yaralarını saracak ve eksikliklerini tamamlayacak güce sahiplerdi. Gözlerini açıp masanın üzerindeki evrakları eline alıp baktı. Ümran'ı kıskanması hoşuna gitmişti. Deli kadın seninle onun arasında kalbimde uçurumlar kadar fark var." değip telefonundan çarşıdayken onu çektiği fotoğrafına bakıp gülümsedi. Genç kadın telefonu yatağa atıp hızlı adımlarla lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Gardolaptan kıyafetlerini çıkarıp boy aynasından yakışıp yakışmadığına baktı. Beğendiklerini yatağa fırlattı beğenmediklerini ise koltuğun üstüne koydu. Kapının çalmasıyla oraya doğru baktı. "Hoş geldin Saliha anne kusura bakma çok dağınık." değip koltuğun üzerindeki elbiseleri aldı. "Buyur geç buraya otur." dedi. Kadın gülümseyerek koltuğa oturdu.

"Bir yere mi gidiyorsun?"

"Evet yemekten sonra Robar beni bir yere götürecek. Onun için hazırlanıyorum." "Aranızın iyi olduğunua sevindim. Ben de bir nevi bunun için gelmiştim."

"Saliha anne eğer Zühre'nin burada oluşunu dert ediyorsan etme. Doğruyu söylemek gerekirse ben de onu burada olmasını istemiyorum ama sende gördün Robor bu konuda kesin konuştu. Belki bi bildiği vardır ve için rahat olsun ben sırf bi yıllar önce yaşanmış aşk için sevdiğim adamla hem de evlilik aşamasındayken bir kadın yüzünden arımı bozmam. Bu sevinci o kadına yaşatmam." dedi.

"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun."

"Tabii ki de hadi bana yardım edin lütfen çünkü ben ne giyeceğime karar veremiyorum." dedi.

Orta yaşlı kadın başını sallayıp "Tamam ama bir ara hatırlat senin için alışverişe çıkalım ve bu sefer Ecre'siz." dedi. Gelin kaynana elbise seçimine dalıp giderken dedikodunun dibine vurmuşlardı. Konuşmalarda arada geçen Zühre, Nazar ve Ümran'ın adları geçince gelininin yüzündeki ifadeye gülemeden geçemiyordu. En sonunda bir elbisede karar kıldıklarında kapı çalınıp görümcesi olan Ecre'nin sesi geldi. "Yenge iftara dakikalar kaldı sofrada sizi bekliyoruz. Babaannem masada ağabeyim senden önce sofraya oturdu. Hadi çabuk kalk gel ben annemi uyandırmaya gidiyorum. Bugün orucunu uykuya tuttu." dediğinde kadın kapıyı açtı. Karşısında annesinin sert yüz ifadesiyle karşılaşan genç kız bir an afallasada kendine geldi. "Ne saçma sapan konuşuyorsun. Yok orucu uykuya tutmuşum Erce hanım bundan birkaç sene öncesini hatırlatırım. Çekil ölümden yerden bitme." değip odadan çıktı.

Odanın içinde anne kıza gülümseyen genç kadın baktı. "Nasıl güzel mi?" Sevinçle elininde tuttuğu elbiseye dedi. "Vay vay hanımefendi bu gece ortalığı yıkmaya mı gidiyorsunuz. Ama önce bana kalbinizin anahtarını verir misiniz?" Dedi. "Memnuniyetle" dediklerinde her iki kadında kahkaha attı. "Abinle yemekten sonra bir yere gideceğiz onun için hazırlanıyorum." "Mardin'in en güzel kadınına ne yakışmaz ki" "Teşekkür ederim ama abartma yoksa şımarırım." "Şımar kız sen şımarmıcanda kim şımaracak herkes hasetinden çatlıyor. Abimi evleniyor. Neyse bunları seninle uzun uzun konuşuruz ama şimdi değil çünkü karnım ezanı bile zor bekliyor. Hadi sofraya gidelim." dedi. Kadın darmadağınık odasına bakıp elinde tuttuğu elbiseyi koltuğun üstüne özenle yerleştirdi. Oda kapısını kapatıp yemek odasını ilerlediler. Ne kadar görmek istemediğini dile vurmak istesede bakışlarıyla sonuna kadar belli ediyordu. Ona ait olan sandalyeye oturdu.

Akabinde ezan okumuş herkes iftarını açmıştı. Odasında son dokunuşlarını yapan genç kadın okyanus kokulu parfümünü sıkıp aynadan kendime baktı. Sürdüğü rümel ve göz kalemi gözlerinin rengini ortaya çıkartmıştı. Genç adamın yanına yakıştığı gibi gönlünede yakışmalıydı. Kadın kendine son kez aynadan bakıp eline çantasını da alıp odadan çıktı. Onu aşağıda bekleyen adamı fazla bekletmek istemiyordu. Merdivenlere geldiğinde aşağıda her zamanki gibi karizmatik ve yakışıklı olduğunu gördü. Onun olduğu zaman takım elbise giymeyi yasaklamalı mıydı? Acaba kaç kadının canını yakmıştı. Şu an gördüğünde beş kadın görünüyordu belki de daha fazla ama şu kesin kadınlar için yaşayan bir tehlikeydi. Bir adam tek başına bu kadar kadını nasıl etkileyebilirdi? Kendi bile ne zaman bu adama aşık olduğunu bilmiyordu. Sanki gözlerini açıp kapatmış aşık olmuştu. Hiç de pişman değildi. Çünkü aşkın en güzel hâli aniden gelendi. Merdivenlerden inip adamın yanına geldiğinde "Ben de bir erkeğim yanımdaki kim olursa olsun başka birinin bakmasına izin vermem. Sırf bu yüzden sana mütevazı giyinmeni söylemiştim. Muhteşem olmana gerek yoktu." dedi. "Bu bir iltifat mı?" dedi kadın sorarcasına. Genç adam kadına gülümseyip elini uzattı. "Bence iltifattan daha fazlasını hak ediyorsun." Genç kadın şaşırsada belli etmek istemedi. Bu adama ne oluyordu da böyle konuşuyordu. Birkaç iltifat bile kalbine ağır gelmişti. Bundan başka söyleyecekleri onda ne etkiler yaratır kim bilir.

Hâlâ üstünden şaşkınlığını atamayan kadın omzuna dökülen saçlarını arkaya doğru atmasıyla afalladı. Bir anda ne değişmiştide bu adam ona aşık olmuştu. Tam da şu an zamanın sonsuza kadar durmasını dilemişken genç kadının kulağına "Zühre bizi izliyor." demesi ile hayal kırıklığına uğramıştı. Ne bekliyorduki sihirli bir değnek çocukları kandırmak için okutulan masallarda olurdu. Gerçekler âleminde sihirli bir değnek ya da onun sahibi bir peri yoktu. Bu adamın bu hale gelmesinin sebebi Zühre'yi görmesiydi. Ne kaybettiğini bir bak dermişçesine. Felek yine eski felekti kahpeliği üstüne yapıştırmış kimine kavun kimine kelek yedirirdi.

Genç adam kadının elini sıkıca tutup konaktan çıktılar. Arabaya bindiklerinde genç kadının yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. Akabinde Mardin merkeze geldiklerinde halk otoparkına arabaya bırakıp el ele Mardin'in egzotik ve sonsuzluğa uzanan sokaklarını gece yıldızlar altında gezmeye başladılar. İşlek bir caddede arabalarının hızla geçip gittiği, insanların konuşarak ya da el ele yürüdükleri kaldırımda ortama sokak lambasının yaydığı loş ışıkta iki genç yürüyorlardı.

"Zühre burada yok neden elimi tutuyorsun?"

"Zühre'nin burada olup olmaması bir şeyi değiştirmez. Ayrıca o görsün diye de elini tutmuyorum öyle olsaydı elini yeni tutuyor olurdum fakat daha önce de tutmuştum. Asıl konya gelirsek ben kıskanç bir erekeğim benim yanımda olman erkeklerin sana bakmayacağı anlamına gelmiyor. Bu yüzden elini tutuyorum ki birlikte olduğumuzu görsünler ama rahatsız olduysan elini bırakabilirim fakat bu sefer de sarılmam gerekecek seçim senin." dedi genç adam.

"Karar vermediysen aslında benim bir fikrim var. Hem daha rahat yürürüz hem de kimseye çarpmayız."

Genç kadının "Nedir?" demesiyle adam kadını kendine çekip kolunu kadının omzuna attı. "Bence böylesi daha mantıklı." dedi. Genç kadın gülümseyip kollarını adamın beline doladı. "Bencede" dedi. "Sonunda güzel yüzünüzü güldürebildim hanımefendi." demesiyle kadının gülümsemesi yüzüne daha da yayıldı. "Kaldırımın ortasında dikilip durmayın aşkınızı başka bir yerde yaşayın." diyen orta yaşlı adam karısının elinden tutup iki gencin önünden geçip yürüdü. "Öyle denir mi Saadettin ayıp." "Gençlikte ayıp mı kalmış." deyip caddenin karşı tarafına geçtiler.

Hâlâ orta yaşlı çifte bakarken birbirine bakıp sesli bir şekilde güldüler. Başka bir agresif birine çatmadan ilerleyelim bence." "Aynen yoksa dükkanının önünü kapattığımız için bize ak kaşlarıyla çatık halde bakalım amcadan da azar yiyeceğiz." dedi kadın. Genç ağa yaşlı amcaya bakıp başıyla selam verdikten sonra parmağındaki yüzüğünü gösterdi. Yaşlı adam kaşları düzelip eliyle gidin işareti yaptıktan sonra arkasına dönüp gitti. "Emir büyük yerden." deyip sarılarak Mardin'in ihtişamlı sokaklarını gezmeye devam ettiler. Bazen dükkanların içine girip gezdiler bazen de gördükleri kişiler hakkında analizde bulundular. Birkaç kere de kendi başlarına gelen olaya gülüp komik anılarını anlattılar. Onları görenler birbirlerine deli gibi aşık olduklarını fark ediyorlardı. Bazıları imrenerek bakarken bazıları ayıplar gibi bakıyordu ama onların gördükleri birbirinden başka bir şey değildi. "Acıktın mı?" Genç kadın elini karnına koyup "Biraz" dedi. "Geldik sayılır." deyip hızlı adımlarla meyhanenin önüne geldiler.

Dışarıdan bakıldığında meyhanenin içi doluydu. "Buraya sık sık gelir misin?" "Pek sayılmaz sadece kafa dağıtmaya gelmek istediğimde zaten rakı zevk için içilmez kafanın içindekini dağıtmak ya da unutmak için içilir." "Özlü sözlere başladığımıza göre tam da meyhane ortamı oluştu." Hadi içeri girelim." deyip kadının elinden tutup kapıyı açmasıyla 80'li yılların sanatçısı Erol Budan'dan Dert Babası çalıyordu. Ortamda farklı bi hava vardı. Bazıları arkadaşları bazıları sevdikleri kadınla gelmişlerdi. Çoğu masa şarkıya eşlik ediyordu. "Ooo hoş geldin buyrun Robar ağam son bir masa boşta kalmıştı." dedi garson elini boş masaya uzatarak. Genç kadın masaya baktığında duvara yapışık üstünde peçetelik ve küçük bi aksesuar vardı. Duvarda ise 80, 90 ve 2000'li sanatçıların resmi ve özlü sözleri asılıydı ama dikkatini çeken şey ise üzerinde tarihlerle dolu tahta olmuştu. Onlara ayrılan masaya oturdular.

"Ne getireyim size ağam. Özel istediğin bir şey var mı?"

"Hayır"

"Sen bize ortaya karışık bir şeyler hazırla."

"Derhal ağam" derdemez hızlı adımlarla garson uzaklaştı.

"Ramazan ayında yaptığımız işe bak."

"Böyle denk geldi yapacak bir şey yok. Onlarca günah arasında bir tane daha eklersek bir şey olmaz."

"Ahların yanında günahlarında var demek Robar Ağa."

"Herkesin günahları vardır hanımefendi ama ah nereden çıktı."

"Zühre, Ümran, Nazar, o hizmetli kadın ve birde dışarıda bilmediğim kaç kadının ahlarını aldın. Bu kadar kadının sana sevgi dilediklerini beklemiyorsun."

"Doğru söylemek gerekirse iyi yerden." "Tam 12'den vurmakta üstüme tanımam." "Ona ne hacet ama Zühre'de dahil hiçbir kadının ahını kabul etmiyorum. Çünkü ben onlara ufacık bir ümit bile vermedim. Zühreyi de bir zamanlar çok sevmekten başka bir şey de yapmadım."

"Robar bir gün bugün olsun mu?"

"Eğer istersen o bir gün bugün olsun?"

"Eteklerindeki zehri dökülme vakti."

Genç garson sürdüğü el arabasını masanın önünde durdurduğunda her ikisi de sustu. Masayı yiyecek ve mezelerle donatıp rakı şişesini ve bardaklarıda koyduktan sonra gitti. Genç adam bardakları doldurup birini karşısındaki kadına uzattı diğerini ise eline alıp kadınla tokalaştıktan sonra "Günahlara ve alınan ahlara" değip içtiler. Tek dikişte fondip yapan adama "Yavaş iç Robar bünyene zarar vereceksin." dedi. "Bir şey olmaz bu bünye neler gördü dayandı bi bardak rakıya mı dayanamayacak." dedi. "Bir anlatsan bileceğim." "Emin misin ta en başından mı?" "Onun için karşında oturup içiyorum." "Peki anlatıyorum ama konuşulanlar burada kalacak bu kapıdan dışarı çıkmayacak ve bir daha gün yüzüne de gelmeyecek." dedi. Kadın kafasını evet anlamında sallayıp bardağında kalan son yudum rakısını da içip masanın üstüne koydu. Bardakları dolduran adam kendi bardağını eline alıp bir yudum içip elinde tuttu.

"Ben o kadını çok sevdim ama benim sevgimi değerini bilmedi. Onun için ben ailem karşıma aldım. O zamanlar aşktan gözüm dönmüş ve kör olmuştum. Onu kaçırıp eve getirdim bana başka çare bırakmamışlardı. Çünkü onu bana vermiyorlardı. Her iki ailede ne için bilinmez hiddetle karşı çıkıyorlardı. Sorsan aramızda kan davası ya da onun gibi büyük bir olay yoktu fakat neden karşı çıktığını bilmiyorduk. En azından ben öyle sanıyordum. Bir şeyi merak ediyorum yıllarca aşkımıza ses çıkarmayan Hozan ağa neden onu istediğimde bana vermemişti. Yani bi düşünsene kızının adı başka biriyle yıllarca anılıyor evliliklerine kesin gözle bakılıyor ve sen buna bir anda karşı çıkıyorsun. İroniye bak bana halada garip geliyor. Şimdi dönüp onun için yaptıklarıma bakıyorumda bir hiç uğruna savaşmışım. İçimde ona dair zerre bir sevgi ya da aşk kırıntısı yok. Keşke o yabancı falcıyı dinleseydim. Bir gün kanyondan Baran, Zühre ve ben geri döndüğümüzde Zühre çarşıya gidelim diye tutturdu. Duyduğuna göre orada yerde oturan garip görünüşlü bir kadın varmış ve ne dediyse doğru çıkarmış. Ben gitmek istemesemde o küsünce gitmek zorunda kaldım. Tabii aptal kalbimin küsmesine dayanamadığımı biliyordu." deyip elindeki bardağı fondip yapıp tekrar kendine ve o sırada bağırdı bitiren kadınada doldurdu.

Genç kadın rakı şişesini adamın yanından alıp "Ben doldururum" dedi. "Nerede kalmıştım? Hıııı hatırladım önce Zühre'nin eline baktı ona bencil olduğunu aşka sadık olmadığını elimdekini kendin kaybedeceğini söylemişti. Tabii o zamanlar 18-19 yaşlarındaydık birde malum durum işte tüm Midyat bizim çocukluk aşkı olduğumuzu biliyordu. Ben gözümü açtım Zühre'yi gördüm bir daha kapatmadım. Neyse birde sonsuzluğa uzanan bir gözyaşı görüyorum demişti. Tabii o zamanlar o kadının söylediklerini zırvaladığını kafasından uydurduğunu düşünüyordum. Meğerse doğru söylüyormuş." dedi. Genç kadın kendi bardağını bitirip hâlâ yarı olan adamın bardağın üzerini de doldurdu. "Eee sonra ne dedi?" dedi. "Zühre elini kadının elinden çekip 'yalan söyleme' dedi. Sonra benim elimi tutup kadına uzatıp 'buna ne zırvalıyacaksın' dedi. Yaşlı kadın önce Zühre'ye sonrada bana bakıp gülümsedi. Şöyle dedi; acı hemde dayanılmaz bir acı ama sonu aydınlık ve mutlu aşk ve sevinç göz yaşı fakat çokça üzüntü deyip tekrar bana baktı sanki elimde ve yüzümden geleceğimi okuyordu ve yüzüme bakarak devam etti. 'Ama geçecek vuslatın şimdi sana çok uzak ama kendi ayaklarıyla sana gelecek. Ailenin tek erkek varisi.' dedi. Kambersiz düğün olur mu hemen Baran araya atlayıp 'tutmadı ihtiyar cadı ben de ailenin erkek varisiyim' dedi. Sanırım o falcı sadece bu konuda yanmıştı. Zühre falcının bana dediklerine sinirlenip "Benim ben zaten buradayım. Onun karısı ben olacağım' deyip elimi tutarak beni çekiştirerek götürdü. Fakat yaşlı falcı arkamdan 'zamanı geldiğinde okyanus toprağa boğulacak. İşte o zaman tekrar karşına çıkacağım Robar Ağa' demişti. Benim ağa olacağımı önceden de ön görmüştü." dedi. Kafası hafiften sersemleşmeye başlayan kadın "O ne demek?" dedi.

"Ben de başta anlamadım ama sonradan fark ettim."

"Neyi"

"Onuda zamanı geldiğinde söylerim."

"Ama Robar ya hem hilebazcılık yapıyorsun. Hani bugün o gündü?"

"Zaten öyle"

"Öf Robar ya başım ağrıyor seninle şimdi tartışmayacağım ve seni zorlamayacağım ama bana söz ver o gün söyleyeceksin." "Delikanlı sözü"

"Peki bu zaman ne kadar sürer?"

"O belli değil"

"Of Robar! Yeminle gizemli kutuyu geçtin. İş felsefe boyutuna geldi. Her bir sorunun cevabı ayrı bir soru oluyor." dedi

Genç adam hafiften sersemleşmeye başlayan kadını fark ettiğinde şişenin dibini çoktan görmüştü. Kadın yanında geçen garsonu durdurup bir şişe daha istedi. Fakat garson onay almak için ağaya baktı. "Hey! Ona niye bakıyorsun sana getir dedim ya!" dedi. Genç adam ne kadar istemesede başıyla onayladı. Birkaç saniye içinde yeni bir rakı şişesi getiren garsona kadın "Aferin böyle yengeni dinle." dedi. "Dinlerim yenge" deyip gitti. Karşısındaki adama dönen kadın camdan başından beri onları izlediğini kadına baktı. Sonra adama "Peki o falcıyı tekrar görebildin mi?" dedi. Genç adam rakısından içip masaya bıraktı. "Hayır" dedi. "Peki bu falcı nasıl biriydi yüzünü falan hatırlıyor musun?" "Hayır ama garip bir kıyafeti vardı" dedi.

Kadın camdan göz göze geldiği yaşlı falcıya bakarak "Böyle siyah üzerinde parıldayan cisimler, saçlarında rengarenk boncuklar ve başında çiçekli bandana mı vardı?" dedi. "Evet ama sen nereden..." diyip arkasını dönüp kadının baktığı yere baktı. Ona gülümseyen yaşlı kadın cebinden mavi boncuk çıkarıp onlara bakarak taktı. Saçında biriktirdiği aşk koleksiyonuna yıllardır beklediği boncuğu taktı. Şaşkınlığını üstünden atan adam sandalyeden kalkıp birkaç adım attığında arkasında kadını "Robar" değişini duydu. Hemen onun yanına gidip "İyi misin ne oldu?" dedi. "İyiyim bir şey yok ama aniden kalkınca birden başım döndü." deyip falcının durduğu yere ikisi de baktı fakat yerinde kimse yoktu. "Ayağa kalkma geleceğim" deyip meyhaneden çıktı. Etrafta ondan başka her türden çalan insan vardı. Elini alnına koyup ovuşturdu. "Allah'ım sen benim aklıma mukayet ol." dedi. Geri tekrar meyhaneye girip masasına oturdu.

"Buldun mu?"

"Hayır sanki birden ortadan kayboldu."

"Benim yüzümden mi?"

"Hayır Zümra "deyip garsonra el işi yapıp masaya çağırdı.

"Bana ustanı çağır."

"Hemen ağam" deyip gitti.

"Ne garip bir kadın? İnsan saçına neden boncuk takar ki?" dediğinde arkadan yaşlı bir adam sesi "Aşk için" dedi.

Ardından boşta kalan bir sandalye oturup "Sonunda seni gördü." dedi. Ona anlamsız gözlerle bakan çifte bakıp açıklama yaptı. "Bazen gelip seni sorar sonra da yanında birini getirip getirmediğini. Önce hiç anlamadım ama az önce boncuk dediğinde anladım. Bundan yıllar önce Midyat'taki bir kiliseye papa atandı. İlk başta kimse kabul etmese de ama orada yaşayan Hristiyanlar da ibadet etmesi gerekiyordu. Tabii bu falcı da o papazın kızı adı o zaman Maria. Gel zaman git zaman Maria ve Hüseyin birbirlerine aşık olmuşlar fakat dinleri onları ayrı düşürüyordu. Başta her iki ailede kabul etmese de papaz kızının üzülmesine dayanamadı kabul etti ama Hüseyin'in ailesi hiçbir şekilde kabul etmedi. Araya büyükler girdi elvela kabul ettiler. Bizim kız oğlan için dinini ve ismini değiştirdi. Maria Meryem oldu. Sonra düğüne birkaç hafta kala birden dedikodu yayıldı. Kız için namussuz dediler yok bakire değil dediler bir şekilde Hüseyin'in aklına girdiler. İnsanoğlunun fıtratında şüphe var bunlarda hani bakirelik önemli bir şey olmadığı için bizim Deli Hüseyin kızı yarı yolda bıraktı. O zaman kız buna artık içten nasıl ah etmişse Hüseyin başka bir kızla evlendiğinin ertesi günü aklını oynatmış bir şekilde uyanıyor. Tabii evlendiği kız onu boşayıp başka birine gidiyor. Kırılmış bir kadının kalbinden çıkan beddua ve ah sesi diye bir şey varsa öldürmez süründürür. Taşıyamazsın evlat bunu sakın unutma. Seven kadının ahı tutar. Rabbim öyle bir yerden çıkartır ki canın değil kanın donar. Hüseyin'in başınada bu geldi. O günden sonra her ikisi de kendiliğine gelemedi bizim Meryem de annesinden elini almış falcılık yapmaya başladı. Her seven kavuştuğunda saçını bir boncuk takar her boncuk rengi farklı seven ve aşkı belli bekleyişini anlatır. Mesela sarı hemen kavuşanlardır. Kırmızı ise zorluk çekip kavuşanlardır ama mavi en zorudur. Her yiğit o boncuğu alamaz onun için de önemlidir. Hatta bir ara sevenler bize hangi boncuk saçına takacak diye merak ederlerdi." dedi.

Genç kadın ve adam birbirine bakıp yaşlı adamın başlarını çevirdiler. "Peki mavi boncuğun anlamı nedir?" dedi kadın. "Mavi boncuk saçında sadece bir tane var o da kendisine ait. Onun gibi kör kütük aşık olan birini bulduğunda büyük ihtimalle takar. Bazen aşk Mecnun gibi yolda olmayı sevmektir. Özüne benimsemektir. Mavi onun için uzun bir süre bekleyişin sonunda vuslatın rengidir. Sonsuzdur mavi boncuk aşkı." "Peki mavi boncuk kimseye takmadıysa siz nereden biliyorsunuz?" "Benimki bir tahmin. Robar evlat baban ve annene bile onca zorluğa göğüs gerip kırmızı boncuk takmıştı. Gayrı sen düşün." dedi. Ayağa kalkıp sandalyeyi düzeltti. "Benim yapacak işlerim var." deyip dönerken tekrar birbirine şaşkın bakan çifte baktı. "Sahi size hangi boncuk taktı?" dedi.

Genç çift hâlâ olayın şokunu atlatmazken genç kadın rakı bardağını fondip yapıp masaya bıraktı. Karşısındaki adamın gözlerinin içine bakmaya utanıyordu. Genç adam da bardağındaki yarı rakıyı içip adama baktı. "Artık saçında iki tane mavi boncuk var." dedi. Yaşlı adam duyduğuna hiç şaşırmamıştı. Falcının dediklerini şimdi anlamıştı. Okyanus toprağa boğulmuştu. Okyanus gözlü kadın toprak gözlü adam. Midyat bir zamanlar ağalarını sevdalandığı kadınla evleneceklerini sanarken onun kaderi başka bir kadında yazılıydı. Kaderine yön verip değiştirebilirsin ama kaderindeki yazılı kişiyi değiştiremezsin. "Peki bu Hüseyin bizim oradaki Deli Hüseyin mi?" dedi genç adam. Yaşlı usta başını sallayıp "Evet" deyip giderken arkasında bıraktığı enkazın farkında değildi. "Demek en başından beri biliyordun Meryem bacı." dedi yaşlı usta.

Bölüm sonu

4 yorum