Nova Medya’nın on ikinci katında saniyeler normalden daha ağır ilerliyordu.
Toplantı odasının cam duvarlarının ardında çalışanlar meraklı bakışlarla içeriyi izliyor, kimse yüksek sesle konuşmaya cesaret edemiyordu. Az önce gelen e-posta şirketin en önemli projesinin dışarı sızdırıldığını iddia ediyordu. Üstelik dosyada görünen isim, şirkete daha ilk gününde başlayan Mina Yıldız’dı.
Mina’nın elleri buz kesmişti.
Masanın üzerindeki dosyaya bakıyor ama yazıları seçemiyordu.
Bu kadar kısa sürede bir insanın hayatı altüst olabilir miydi?
Oluyormuş.
Aras dosyayı yavaşça kapattı.
Yüzündeki ifade okunmuyordu.
Ne öfkeliydi ne de sakindi.
Sadece düşünüyordu.
Selin sessizliği bozdu.
— Aras, güvenlik ekibini çağırmamız gerekiyor.
Aras gözlerini dosyadan ayırmadı.
— Çağıracağım.
Selin sesini biraz yükseltti.
— “Çağıracağım” değil, hemen çağırmalıyız.
Mina sonunda konuşabildi.
— Ben hiçbir şey yapmadım.
Kimse cevap vermedi.
Bu sessizlik, suçlanmaktan daha ağırdı.
Mina derin bir nefes aldı.
— O dosyayı daha bugün gördüm. Şifresini bile bilmiyorum.
Selin kollarını göğsünde birleştirdi.
— Bunu herkes söyleyebilir.
Mina ona döndü.
— Beni tanımıyorsunuz.
Selin’in dudaklarında küçümseyen bir gülümseme belirdi.
— Aynı şeyi ben de senin için söyleyebilirim.
İki kadın birbirine bakarken odadaki hava gerildi.
Aras sonunda konuştu.
— Yeter.
Sesi yüksek değildi.
Ama ikisi de sustu.
Aras güvenlik müdürünü aradı.
— Murat, toplantı odasına gelir misin?
Telefon kapandıktan sonra gözlerini Mina’ya çevirdi.
— Telefonunu bana verir misin?
Bu cümle, Mina’nın içine taş gibi oturdu.
— Bana güvenmiyor musunuz?
Aras cevap vermekte zorlandı.
— Bu kişisel değil.
— Ama bana öyle geliyor.
Aras birkaç saniye sustu.
— Eğer bunu araştırmazsam, şirketteki hiç kimseye adil davranmış olmam.
Mina çantasından telefonunu çıkarıp masaya bıraktı.
Telefonun çıkardığı küçük ses bile odada yankılandı.
O an ilk kez kendini gerçekten yalnız hissetti.
Yaklaşık yarım saat sonra güvenlik müdürü Murat içeri girdi.
Elinde bir tablet vardı.
— Güvenlik kayıtlarını inceledik.
Selin hemen öne çıktı.
— Sonuç?
Murat ekrana baktı.
— E-posta şirket ağından gönderilmiş.
Mina’nın omuzları düştü.
Her şey daha da kötüleşiyordu.
Murat devam etti.
— Ama…
Odadaki herkes ona döndü.
— Gönderim saati dün gece 22.47.
Mina şaşkınlıkla konuştu.
— Dün gece mi?
— Evet.
— Ama ben dün gece burada değildim.
Murat başını salladı.
— Zaten giriş kayıtlarında da yoksun.
Selin’in yüzündeki emin ifade ilk kez bozuldu.
— O zaman biri onun hesabını kullanmış olabilir.
Murat kaşlarını çattı.
— Mümkün değil.
— Neden?
— Çünkü Mina’nın şirket hesabı bugün sabah oluşturuldu.
Oda sessizliğe gömüldü.
Mina’nın hesabı dün gece henüz yoktu.
O hâlde…
Dosyada onun adı neden vardı?
Toplantı bittikten sonra herkes koridora dağıldı.
Kimse Mina’nın yüzüne bakmıyordu.
Fısıldaşmalar başlamıştı.
“Yeni kızmış.”
“İlk günden olay çıkardı.”
“Kesin bir şey var.”
Mina bunları duymamaya çalışıyordu.
Ama insan, hakkında konuşulanları duymamayı seçemiyordu.
Asansörün önünde durup derin bir nefes aldı.
Tam kapılar açılacakken arkasından bir ses geldi.
— Kaçmayı mı düşünüyorsun?
Arkasını döndü.
Aras.
— Kaçmıyorum.
— Öyle görünüyordu.
Mina acıyla gülümsedi.
— Burada kalırsam herkes suçlu olduğumu düşünecek.
Aras birkaç adım yaklaştı.
— Ya gidersen?
— O zaman da suçlu olduğumu düşünecekler.
İlk kez Aras’ın yüzündeki sert ifade yumuşadı.
— Haklısın.
Mina başını eğdi.
— Peki siz ne düşünüyorsunuz?
Aras bu soruya hemen cevap vermedi.
Şehrin ışıkları camlara vuruyordu.
Sonunda yavaşça konuştu.
— Kanıtlar seni göstermiyor.
Mina umutla başını kaldırdı.
Aras devam etti.
— Ama biri özellikle seni hedef alıyor.
Mina’nın boğazı düğümlendi.
— Neden?
— Bilmiyorum.
— Bulacak mısınız?
Aras gözlerinin içine baktı.
— Bulacağım.
Bu cümle, gün boyunca duyduğu en güven veren cümleydi.
Akşam olmuştu.
Çalışanların büyük kısmı binadan ayrılmıştı.
Mina masasına dönüp çantasını toplarken masasının üzerinde beyaz bir zarf gördü.
Üzerinde sadece kendi adı yazıyordu.
“MINA.”
Etrafına baktı.
Kimse yoktu.
Zarfı yavaşça açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Yaklaşık yirmi yıl öncesine ait gibiydi.
Bir park.
Bir salıncak.
İki küçük çocuk.
Fotoğrafın köşesi yıpranmıştı.
Çocuklardan biri küçük bir kızdı.
Diğeri ise erkek.
Erkek çocuğun yüzü net görünüyordu.
Mina’nın nefesi kesildi.
O yüzü tanıyordu.
Aras…
Arkasında ise kırmızı kalemle tek bir cümle yazıyordu:
“Geçmiş bazen sandığından daha yakındır.”
Tam o anda odanın ışıkları bir anda söndü.
Kat karanlığa gömüldü.
Mina irkilerek geri çekildi.
Koridorun diğer ucundan ayak sesleri geliyordu.
Yavaş…
Kararlı…
Ve giderek yaklaşıyordu.
Mina nefesini tuttu.
Karanlığın içinden bir erkek sesi duyuldu.
“Fotoğrafı gördüğüne göre… artık geri dönüşün yok.”
Ses tanıdıktı.
Ama karanlıkta kime ait olduğunu seçemedi.
Ayak sesleri bir kez daha yaklaştı.
Sonra…
Tam arkasında durdu.