İçeriğe geç

Kahve ve Buz

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Kahve ve Buz

Bölüm 4

4.BÖLÜM-🧊

Ertesi gün sabah Sumi ve Shin kafeye geldiklerinde yine Marco ortalıkta yoktu. Elisa nedenini bilmediğini söylemişti. Shin'in içinde azda olsa bir endişe vardı. Normalde gelirdi... Hiç aksatmadan hergün gelirdi. Şimdi neredeydi?

"Çantası dünden beri burda. "

Sumi'nin sesini duyan Shin ona döndü.

"Abi.bunu götür. "

"Götür mü? Emir mi veriyorsun ya sen? "

"Götür dedim... "

Shin kaşlarını çatıp ona baktı

"Nereye? "

"Nereye olacak abi? Sahibine tabiki! "

"Ne? Marco ya mı? Gitmem ben. "

Sumi sinirle bir nefes verdi

"İşimi bırakıp ben mi gideyim? Hiç birşey yapmadan durmaktansa şu çantayı götür. "

Shin bir an düşündü. Bu Marco'yu görmek için bir fırsattı. Ama bir yanı gitmesini söylerken diğer yanı hayır diyordu...

"Hadi Shin! "

Shin üzerine doğru fırlatılan çantayı son anda tuttu ve Sumi'ye baktı

"Ne? "

"Git hadi. Uyuyorsa uyandırma. Yedek anahtarı çantadır. "

Shin iç çekti. Gerçekten gidecekti.. Marco'nun evine...

"Hadi! "

Sumi Shin'i resmen kapının önüne koyduğunda Shin başka seçeneği kalmadığı için yürümeye başladı.

Birkaç dakika sonra evin önüne gelmişti. Çantayı biraz karıştıktan sonra anahtarı buldu ve kapıyı açtı. İçerisi beklediğinin aksine gayet düzenli bir haldeydi. Küçük bir koridor vardı hemen orda Marco'nun odası. Kapıyı ardından kapattı ve biraz yürüdü. Odanın kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı ve içeri baktı. Marco ordaydı.. Yatakta yatıyordu. Üzerinde tişörtü yoktu. Shin şaşkınlıkla ona baktı... Gözleri Marco'nun göğsünde takılı kalmıştı. Marco ne zamandan beri bu kadar kaslıydı?

"Neden evime girdin? Yada şöyle sormalıyım. Nasıl girdin? "

Marco'nun uykulu sesini duyduğunda gözlerini onun yüzüne çevirdi. Yarı açık yarı kapalı gözlerle ona bakan Marco'yu görmek kalbinin hızlanmasına sebep oldu

"Çantan.. Kafede kalmış onu getirdim.. "

"Sana mı kaldı bunu yapmak? "

Marco koluyla yüzünü kapattı ve iç çekti.. Nefes aldıkça gerilen kasları Shin'in dikkatını fazlasıyla çekmişti

"Yani... Elisa ve Sumi endişeliydiler.senin için yani.. Ve işleri vardı bana getirmemi söylediler.. İyi misin sen? "

Marco kolunu yüzünden çekti ve shin'e döndü

"Ne duruyorsun o zaman? Çantayı bırak ve çık. "

"Ne? "

"Ne dememi bekliyordun?gel beraber yatalım falanmı? "

Shin yüzünün ısındığını hissetti. Bu düşünce... Kafasını iki yana sallarken gülmeye başladı

"Aptal.. "

Marco gözlerini devirdi

"Ciddiyim Shin. Senle uğraşabilecek durumda değilim.. "

"Hastamısın? "

"İlgilenecek misin? "

Shin bir an düşündü

"Yani bir şey yapacağımı sanm-"

Yüzüne yediği yastıkla sözü kesildi

"Ne oluyor lan?! "

Marco ona baktı

"Aptal aptal konuşmayı bırak ve çık Shin"

Marco'nun sesindeki sert tonu duyduğunda Shin yavaşça kafasını salladı. Elindeki çantayı masaya bıraktı

"Peki.. "

Evden çıktığında Shin kendini uzun zamandır hissetmediği bir şeyi hissederken buldu... uzun zaman sonra gerçekten üzülmüştü.

Geçen bir kaç gün boyunca da Marco kafeye gelmemeye devam etmişti. Ortalıklarda görünmüyordu. Mesajlara ve aramalara cevap vermiyordu. Elisa ve sumi endişeliydi. Shin pek umursamamaya çalışıyordu. Yedek anahtarı o gün Marco ya bırakmamıştı. Sumi'ye vermişti. Ve Sumi şuanda Marco'nun evinin kapısının önündeydi. Hava yeni yeni kararıyordu. Belkide onu rahatsız etmemeliydi ama ne olduğunu öğrenmeliydi.

"Marco? "

Zile basıp birkaç kez seslendi ama ses gelmiyordu. Sumi en sonunda dayanamadı ve anahtarla kapıyı açtı.

Evin içindeki sessizliği bozan tek şey marconun düzensiz nefes sesleriydi. Sumi hızla onun odasına koştu.

"Marco? "

Marco yataktaydı. Vücudu terden sırılsıklam olmuştu.

"Marco... "

Marco yavaşça gözlerini araladı. Sumiyi gördüğünde nefes almaya çalıştı

"Marco bu halin ne? "

Sumi yavaşça yatağa yaklaştı elini Marco'nun anlına koydu

"Tanrım... Yanıyorsun! Neden haber vermedin?"

"Üzgünüm... "

Sesi o kadar kısıktı ki Sumi'nin endişesi artıyordu.

Marco elleriyle yüzünü kapattı ve bir kaç kez derin nefes aldı

"İğrenç hissediyorum.. "

"Ateşin var Marco. Birşeyler yapmalıyız"

Gece boyunca Sumi Marco'nun yanında kaldı. Ateşini düşürmek için elinden gelen herşeyi yapmıştı. Sabah olduğunda Marco biraz daha iyi haldeydi ve sonunda uyumayı başarmıştı. Sumi evden çıkarken Marco'ya bir not bıraktı..

"Uyandığında hastaneye git. Ve ilaçlarını almayı unutma-sumi"

Marco uyandığında notu görmüştü. Sorun şuydu ki yatağından kalkacak hali yoktu. Kedilere kimin bakacağını düşünürek tekrar uykuya daldı.

Bu sırada kafe her zamankinden daha kalabalıktı. Sumi siparişlere yetişmeye çalışıyor Elisa mutfakla ilgileniyordu. Bu sefer turist sayıdı fazlaydı. Kesin yine bir tur düzenlenmişti. Sumi elindeki tabakları sahiplerine ulaştırırken Shin kapıdan içeri girdi. Aslında bu kalabalığı görünce biraz kaçmak istedi ama artık girmiş ve Elisa tarafından fark edilmişti

"Shin! Çabuk önlüğü tak ve ile başla! "

Shin şaşkınlıkla ona bakıyordu

"Ben? Ben mi işe başlayayım? "

"Hadi! "

Bu sefer kafasına gelen önlüğü tutamadı ve yüzüne çarptı . Önlüğü eline aldı ve baktı... Yaka kartındaki isim bir an düşüncelerini artırdı. Marco.

"Hadi Shin! Şu tabakları al! "

Shin önlüğü taktı ve Elisanın uzattığı tabakları aldı. Bu işe karışmıştı ve sanıırım yapmak zorundaydı.

Kafedeki gürültü, normalde alışık olduğun o fon müziğini çoktan bastırmıştı. Shin, elindeki tepsiyle iki masanın arasından geçerken neredeyse bir turiste çarpıyordu. Önlüğün askısı boynunu acıtıyor, ama göğsündeki "Marco" yazısı ona daha ağır bir yük gibi geliyordu.

​"Üç numaraya bir americano, iki tane de yaban mersinli muffin!" diye bağırdı Sumi mutfaktan. Sesi yorgunluktan çatallaşmıştı.

​Shin, dişlerini sıkarak tezgaha yanaştı. "Geliyor!"

sesi her zamanki alaycı tondan uzaktı. Americano bardağını alırken parmakları yandı. Refleks olarak küfretti ama hemen sustu. Marco burada olsa, bu işi ne kadar zarif ve sessiz yapardı diye düşünmeden edemedi. Marco’nun elleri titrerdi ama asla dökmezdi. Shin ise şu an her şeyi devirmemek için tüm kaslarını kasmış durumdaydı. Elindeki tabaklarıda masaya bıraktı ve müşterilere afiyet olsun dedikten sonra tekrar mutfağa yöneldi ama konuşmalar dikkatini çekti

"Sanırım bu gün o çocuk yok.. "

"Olmadığı belli baksana yetişemiyorlar. "

Shin derin bir nefes alıp bıkkınlıkla verdi. Parmakları yanmış ,yorgunluktan göğsündeki yara sızlıyordu. Elini göğsüne koyup mutfağa doğru yürüdüğünde sumi ona döndü

"İyi misin sen? "

"Yoruldum... Bu ne böyle? İşkence gibi. "

"Kafe deyip geçmeyeceksin Lee Shin "

Elisa gülerek söyledi

"Biraz mola verebilirsin. "

Shin kafasını salladı. Tam arka kapıya yönelirken aklına birşey geldi. Kediler...

Marco birkaç gündür kafede olmadığı için kedilere bakan olmamıştı. Shin bunu düşünerek küçük bir tabak aldı ve içine kedilerin yiyebileceği birşeyler koyup arka kapıya yürüdü.

Kapıyı açıp sokağa çıktığında kediler onu gördü ama sanki onu değilde Marco'yu arıyorlardı

"Kusura bakmayın. Bu gün De Luca yok.. "

Shin yavaşça eğildi ve elindeki tabağı kedilerin önüne bıraktı. Bu gün Sera ve Zai dışında birkaç kedi daha vardı.

Sırtını duvara yaslayıp yere çöktü ve kedileri izledi. Marco hergün bu kadar işle uğraşıyor neredeyse yorulmuyordu.ama Shin bunu sadece bir kere yapmasına rağmen şuan iğrenç hissediyordu. Elleri acıyordu. Acemi olduğu için kahveleri servis ederken yakmıştı. Ellerini altındaki eşofmana sürttü

"Lanet olsun... Bu ne böyle... "

Birkaç dakika daha orda oturup kafeye geri döndü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.