Yaklaşık 6 ay geçmişti kasabadan İtalya'ya gelmesi üzerinden.. .
Kaç tabak yaptığını, kaçının çöpe gittiğini, kaç gece nefessiz uyanıp tavana baktığını saymayı bırakalı çok olmuştu Marco.
İtalya, düşündüğünden daha ağır gelmişti.
Mutfak dersleri… insanlar… babasının sesi…
Hepsi aynı anda kafasının içinde bağırıyordu.
Geceleri en kötüsüydü. Bazen sadece oturup nefes almayı hatırlamaya çalışıyordu.
Doktor “iklim değişikliği” demişti ama Marco bunun sadece hava olmadığını biliyordu.
Çünkü bazı geceler… Shin’i düşündüğünde daha da zor nefes alıyordu.
Shin… hâlâ oradaydı. Mesafeye rağmen.
Kimi günler kısa mesajlar, kimi günler sadece “yaşıyor musun?” kontrolü.
Ama Marco için o mesajlar, günün tek düzgün nefes aldığı zamanı oluyordu.
Güneş yeni yeni batmaya başlamışken üniversite binasından çıkmıştı Marco. Olabildiğince normal adımlarla yürüyor nefesini düzenlemeye çalışıyordu. Telefonunu cebinden çıkardı ve mesajlar kısmına baktı.
🧊:bu gün gelen turistlerden iki küçük kız gerçek anlamda beni yiyecek gibi bakıyorlardı. Korkunçtu.
Marco bu mesajı okuyunca gülümsedi.
☕:umarım sende onları korkutmamışsındır
Mesajı gönderdi ve telefonu tekrar cebine koydu.
Bu sırada Shin sahilde oturuyordu. Yanında Sumi ve Elisa'da vardı. Hem kafe hakkında konuşmak için hemde öylesine vakit geçirmek için sahildelerdi
Shin bildirim sesini duyduğunda tekrar telefonu eline aldı.
☕:umarım sende onları korkutmamışsındır
Hafifçe gülümsediğinde Sumi koluna vurdu
"Bizim çifte kumrulara bak sen.. Ne diyor? "
"Bişey demiyor ne yapıcaksın sen ya? "
Shin telefonu kapatıp cebine soktu. Elisa gülmeye başladı.
"Marco nasılmış? Anladığım kadarıyla konuşuyorsunuz"
Shin kafasını salladı
"İyi... Yani sanırım.. Bazen sesi çok yorgun geliyor.. "
Birkaç saniye sessizlik oldu.
"Annem yakaladı değil mi? "
Sumi'nin sorusu ortamın sessizliğini bölmüştü
"Ne? "
"Annem diyorum.. Dün eve geldiğinde sarhoştu ve kavga ediyor gibiydiniz"
Shin bir an hatırlamış gibi gözlerini kapatıp yüzünü buruşturdu
"İğrenç kokuyordu"
"Sence sorun o mu? Marco'yu diyorum"
"Ne Marco'su?"
Elisa gülmeye başladı. Sumi bıkkın bir nefes verip abisine döndü
"Ya sen ve Marco'yu işte. Anla artık! "
Shin utanarak kafasını çevirdi.
"Yok annem yanlış anladı. "
"Abi ne yanlışı ya? "
Elisa gülmeye devam ederken Sumi de ona katıldı. Shin ise ikisine kızmaya başlamıştı... Bu sırada çoktan güneş batmıştı bile.
Marco kendini evin içine attığında babası henüz gelmemişti. Mira koşarak Marco'nun kucağına atladı.. Bu her gün yaşanıyordu
"Marco! "
Marco gülümseyip küçük kızı kucağına aldı. Bu sırada Mira'nın annesi Caterina yanlarına yaklaştı
"Günün nasıldı Marco? "
"İyiydi.. "
Marco bu kadınla pek konuşmuyordu.garip hissediyordu ona bakarken... Belkide insanlar Caterina da onun annesini görmesini beklerdi ama Marco onu hiç öyle görmüyordu. Bir türlü ısınamamıştı bu kadına.
"Birşeyler yemek istermisin? "
"Hayır teşekkürler"
Marco Mira'yı yavaşça kucağından indirdi ve odasına doğru yürüdü içeri girip kapıyı kapattı. Sırtını kapının arkasına yasladı ve yavaşça yere çöktü.nefes almak birden bire ne kadar zor olmuştu. Gömleğinin birkaç düğmesini açtı.. Boğuluyor gibi hissediyordu...
Kaç kez çalmıştı telefon? On mu? Veya yirmi? Shin huzursuzca odanın içinde dolaşıyordu. Bu adam ne yapıyorduda telefonu açmıyordu?
"Aptal... "
Telefonu yavaşça yatağa attı.. Sabahtan beri Marco'yu arıyordu fakat hiçbir cevap alamıyordu. O odasında Marco'ya ulaşmaya çalışırken Sumi ve annesi kavga ediyordu. Annesi normalde gayet iyi bir insandı fakat sarhoş olduğunda hep böyle oluyordu. Uzun zamandırda eve geldiğinde sarhoş olmuş oluyordu ve buda bazı kavgalara sebep oluyordu. Marco aramayı tekrar açmadığında Shin telefonu yatağa bıraktı. Neden açmıyordu ki?
Bu sırada dışarıdan birşeyin kırılma sesi geldi. Ardından Sumi'nin çığlığı. Shin bir an duraksadı. Ama sonra hızla odasından çıktı.
Salona geldiğinde yerde cam kırıkları vardı. Masada duran süs vazo artık yoktu. Gözlerini Sumi'ye çevirdiğinde onun gözlerinin dolu dolu olduğunu gördü. Sonra annesine baktı bileğini tutuyordu. Kanıyordu. ..
"Ne yaptınız siz!? "
"Abi-"
"Sumi sus ve ilk yardım çantasını getir. "
Sumi salondan çıkarken Shin annesine yaklaştı
"Anne.. "
Kadın gözlerinden yaşlar akarken shin'e baktı. Shin ona yaklaştı ve yavaşça sarıldı
"Lütfen... Kendine zarar verme artık.. "
Kadının ağlayışı şiddetlendi kendini oğlunun kollarına bıraktı. Shin onu kendi göğsüne bastırdı
"Bunu neden yapıyorsun anne? "
İkisi birlikte yavaşça yere çöktüler. Kadın hala sarhoştu. Ayıldıktan sonra bu yaptıklarını kabul etmeyecek olsada şuan kendini oğluna bırakmıştı...
Marco yavaşça gözlerini araladığında ciğerleri nefes almanın verdiği mutluluğu yaşıyordu. Gözlerini beyaz ışığa alıştırmaya çalıştı. Burası odası değildi. Oysaki en son odasında olduğunu hatırlıyordu. Yavaşça doğrulmaya çalıştı. Yüzündeki oksijen maskesini çıkarttı ve birkaç kez öksürdü . Ne olmuştu da hastaneye gelmişti?
"Marco? "
Yanından gelen sese döndüğünde kucağında Mira ile caterinayı gördü.
"İyimisin Marco? "
Marco yavaşça kafasını salladı.
"Ben... Bana ne oldu? "
Caterina yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Derin bir nefes aldı.
"Odana girdiğimde baygındın Marco. ve nefessizdin."
Marco kafasını salaldı. Sonra bir an düşündü... Acaba Shin onu aramışmıydı?
Shin annesinin elini bandajladıktan sonra onu odasına götürmüş ve uyuması için zaman vermişti. Yatak odasının kapısını kapattığında sırtını kapıya yasladı ve yere çöktü. Dizlerini kendine çekip kafasını yasladı ve birkaç saniye öyle kaldı
"Abi... "
Sumi yavaşça onun yanına yaklaşıp Shin'in yanına oturdu ve sırtını kapıya yasladı.
"İyi misin? "
Sumi uzanıp Shin'in elini tuttu.. Shin gözlerini kaçırdı ve kafasını çevirdi
"İyi... "
"Üzgünüm... "
"Ne? "
Shin kız kardeşine döndü
"Neden özür diliyorsun? "
"Annem... Onu biraz sinirlenmesi ne sebep oldum... Ve o... "
"Sorun yok... O herzaman böyleydi... Biliyorsun.. "
Sumi bir an duraksadı.. Yoksa az önce abisinin sesimi titremişti?
