İçeriğe geç

Kahve ve Buz

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Kahve ve Buz

Bölüm 1

1.BÖLÜM-sahil kasabası☕

Sabah erkenden kalkıp hazırlandıltan sonra dükkanı açmaya gitmişti Marco. Küçük bir sahil kasabasında yaşıyor ve orada bulunan tek kafede çalışıyordu. Patronu gelmeden dükkanı açmalı ve küçük de olsa bir temizlik yapmalıydı. Birkaç saat içinde bütün işi bitirmişti saat tam olarak 9'u gösterdiğinde patronu kapıdan içeri girdi. Marco'ya selam verdi ve tezgahın arkasına geçip yanına gitti.

"Yine erkencisin De Luca. "

"Ben her gün aynı saatte gelirim patron"

Her günkü sohbetlerdi bunlar, biraz sonra patronu gitti ve Marco'yla birlikte çalışan Sumi içeri girdi.

"Günaydın Marco."

"Günaydın."

Sumi hızla önlüğünü taktı ve hemen mutfak işlerine koyuldu. Marco ise dünden hazırladığı kabı eline aldı ve dükkanın arka kapısına yürüdü. Arka sokakta birkaç kediye bakıyor onlara kalan yemeklerden veriyordu. Kediler onu gördüğünde koşarak yanına geldiler ve hemen bacaklarına sürünmeye başladılar. İşte Marco'nun güldüğü sayılı anlardan biriydi bu. Kedileri severdi. Yere çömeldi ve artık yemeklerin olduğu kabı kedilerin önüne koydu. Kedilerin hepsini tek tek sevdi. Ve bir süre onları izledi.

Bir kaç dakika sonra sokağın ucundan sesler gelmeye başladığında Marco kim olduğuna bakma gereği duymadı. Gelen kişiyi zaten biliyordu. Adımlar arkasında durduğunda yavaşça ayağa kalktı ve gelen kişiye döndü

"Bu gün ne istiyorsun Shin? Sanada mı artıklardan vereyim? "

"Saçmalama Marco kardeşimi görmeye geldim"

"Kapı önde yalnız"

"Sende burdan gireceksin"

"Ben burada çalışıyorum"

"Ee yani? "

Marco her ne kadar üşensede kolunu kaldırıp kapıdaki yazıyı gösterdi Shin'e.kapıda şu yazıyordu:personel için

"Okuman var değilmi? Shin? "

Marco onun adını vurgulayarak söyledi

"Var heralde aptal. "

Shin hep sinir oluyordu Marco'ya. Bu adam kendini ne sanıyorduda ona böyle küstahça davranabiliyordu? Aklı almıyordu bazen. Sırf kız kardeşi için hala Marco'nun yüzünü dağıtmamıştı.

"İyi madem okuman varsa seni öne alalım"

Marco onun yanından geçti ve arka kapıdan içeri girdi. Shin ara sokakta tek kalmıştı

"Lanet herif! "

Kendi kendine söylenerek öne yürüdü ve kapıdan girdi.

Birkaç saat sonra kafe günlük müdavimleriyle ve bazı turistlerle dolmuştu. İçeride hafif bir fon müziği çalıyor Sumi mutfakta siparişleri hazırlarken Marco garsonluk yapıp ödemeleri alıyordu. Herşey güzeldi ama ortamı bozan tek şey Shin ve grubunun orada olmasıydı. Yüksek sesle konuştukları yetmiyormuş gibi birde müşterileri rahatsız ediyor onlarla dalga geçiyorlardı. Marco başta umursamadı ve işlerine devam etti tam mutfağa geçeceği sırada bir müşteri onu çağırdı

"Buyrun ne istemiştiniz? "

"Birşey istemiyorum ama şu grup çok rahatsız edici "

"Haklısınız.ilgileneceğim"

Müşteri ona gülümsedi Marco sadece kafasını salladı ve hızla mutfağa gitti.

"Sumi? "

"Ne oldu Marco? "

"Büyük Lee'yi sen mi kovarsın ben mi? "

Sumi olayı hemen anladı

"Yine mi? "

"Abin müşterileri rahatsız ediyor"

"Ben hallederim sen ocağa bak"

Marco kafa salladı ve Sumi mutfaktan çıktı. Birkaç dakika sonra Sumi geri mutfağa geldi. Ve hemen ocaktaki pankeklere bakmaya başladı

"Ee? Gittiler mi? "

Marco cevabı bilmesine rağmen sordu

"Sence? " diye bıkkın bir ifadeyle yanıtladı sumi. Marco derin bir nefes aldı ve verdi. Sonra mutfaktan çıktı. Bazı müşteriler gitmiş ve tek tük kişi kalmıştı Marco onları umursamadı

"Shin! "

Masanın yanına vardığında Shin kaşlarını çatmış bir şekilde Marco'ya bakıyorudu

"Ne var Marco? Ne istiyorsun? "

Marco tekrar derin bir nefes verdi

"Çık"

"Ne? "

"Çık"

"Ne diyorsun? "

"Shin.köpeklerini topla ve dükkandan çık! "

Marco bu sefer sinirliydi o burayı seviyor müşterilerle ilgilendikçe kendini iyi hissediyordu. Ama bu Shin manyağı ve köpekleri-yani grubundan insanlar-burada kalmaya devam ederse hiç bir müşteri buraya gelmek istemeyecekti.

"Ne diyorsun sen be? "

"Shin anlaman yok mu senin? Çıkın diyorum. Müşterileri rahatsız ediyorsunuz"

Shin bunu duyunca alayla güldü.

"Bizde müşteriyiz. Burda kalma hakkımız var"

"Bizimde bazı kurallarımız var"

"Ya? Neymiş onlar? "

Marco gözlerini devirdi. Hiç çekemiyordu bu adamı. Nefret ediyordu ondan. Her hafta en az birkez bu seneryo yaşanıyordu

"Çıkın yoksa polis çağıracağım"

Shin'in yüzü düştü

"Peki tamam çağırma kimseyi gidiyoruz. "

O ayağa kalktı ardındanda yanındakiler kalktı. Ve sonra kapıdan çıkıp gittiler. Marco hemen sonra mutfağa geri döndü ve günün geri kalanında her zaman yaptığı şeyleri yapmaya başladı. Sipariş alıp hazır olanları teslim etmek ardındna ödemeleri almak. Marco'nun parası günlük veriliyordu ve bu günde gayet iyi bir miktar almıştı. Dükkanı kapatan hep o oluyordu. Ve şimdi bütün işleri bitirmişlerdi. Sumi masaları silerken Marco ise yerleri temizliyordu. Birkaç dakikalık sessizliği bozan kişi Sumi oldu

"Marco? "

"Efendim? "

"Beni eve bırakabilirsin değil mi? "

"Evet.Ama bir sorun mu var? "

Sumi derin bir nefes verdi ve masaya yaslandı

"Sorun abim"

"Ne halt etti yine? "

"Birkaç çeteyi peşine takmış"

Marco biraz duraksadı

"Ne? "

"Evet.Baya baya çeteleri peşine takmış"

"Bu olayın seninle ilgisi ne? "

Marco yerleri silmeyi bitirmişti kovayı ve paspasları alıp kenara koydu

"Sumi? "

"Çeteler abimı bulamazsa bana sarkar diye korkuyorum"

"Anladım.ben bırakırım seni"

Sumi Marco'ya gülümsedi

"Teşekkür ederim. "

Marco sadece kafasını salladı. Aslında Sumi'yi seviyordu ama abisinden nefret ediyordu. Birkaç dakika sonra ikiside işleri bitirip dükkandan çıkmışlardı. Kapıyıda kilitledikten sonra boş sokaklarda yürümeye koyuldular. Etraf fazlasıyla sessizdi etrafta sadece ikisinin adım sesleri duyuluyordu

"Marco? "

"Hm? "

"Abim sana bir şey mi yaptı? "

Marco soruyu duyduğunda kaşlarını çattı. Beyni bir anda eski anıları oynamaya başladı. Eski zamanları hatırladı Marco ama sonra sanki düşünceleri silmek ister gibi kafasını iki yana salladı

"Hayır.Hayır Sumi abin bana birşey yapmadı"

"Neden onu sevmiyorsun? "

"Her insan herkesi sevmek zorunda değildir sumi. Abin ve ben farklı ve zıt insanlarız. "

Marco bunu söylerken daha çok kendini inandırmak ister gibiydi

"Önceden tanışıyordunuz değil mi? "

"Evet.aynı okula gitmiştik bir süre"

"Oradamı bir şey olmuştu? "

"Hayır bir şey olmadı"

Aslında çok şey olmuştu. Marco ve Sumi bir süre daha sessizce yürümeye devam ettiler. Fakat sonra sessizliklerini bir çığlık böldü. Tabi sesin sahibi tanıdıktı. Shin

"Abim? "

"Galiba."

Sumi biraz endişeliydi aslında hep böyle şeyler yaşanıyordu ama yinede abisine kıyamazdı

"Gidip bakalım"

"Tehlikeli olabilir sumi"

"Abimin yardıma ihtiyacı olabilir Marco"

"Birşey yapamazsın"

"O halde sen yaparsın! "

Sumi Marco'nun kolundan tuttu ve sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladılar. Birkaç dakika sonra ara sokağa girdiklerinde ikiside şaşkındı. Gördükleri manzara hiç iç açıcı değildi. Normalde mükemmel dövüşüp herkesi yenebilecek Shin şuanda kanlar içinde yerdeydi. Hemen başında iri yarı ve kesinlikle shinden daha yapılı bir adam duruyordu. Ve elinde kanlı bir bıçak vardı. Adam Marco ve sumiyi fark etti ama umursamadan onların ters yönüne doğru yürümeye başladı. Adam biraz uzaklaştığında Sumi hızla koşup Shin'in yanına çöktü

"Abi!? "

Marco biraz yaklaştığında Shin'in durumunun ne kadar ciddi olduğunu fark etmişti. Göğsünde ve karın boşluğunda oldukça fazla kan vardı.

"Abi ?uyan lütfen! "

Marco hemen yere çöktü ve Sumi'yi kenara çekerken kendi cekedini çıkardı

"Ambulansı ara Sumi ağlamanın sırası değil"

Ceketi Shin'in yarasının üstüne bastırdı ve kanamayı biraz olsun azaltmaya çalıştı

"Shin! Beni duyuyormusun? "

Elini Shin'in boynuna koydu ve nabzına baktı. Çok az hissediliyordu

"Tanrım... "

Derin bir nefes aldı ve tekrar shini uyandırmaya çalıştı

"Shin! Beni duyuyormusun? Gözlerini aç! "

Ama Shin'den hala cevap gelmiyordu. Birkaç saniye sonra Shin'in göz kapakları kıpırdadı ama açılmadı sadece bir yaş süzüldü yanağına doğru.

"Ah... Tanrım... "

Marco'nun dudakları düz bir çizgi halini aldı. Sumi ise çoktan ambulans çağırmış abisinin başında ağlamakla meşguldü. Yaraya baskı uygulamak fayda etmiyor belkide daha kötü yapıyordu ama Marco bir umutla cekedi orda tutmaya devam etti. Yaklaşık 10 dakika içinde ambulansın siren sesleri duyuldu ambulans ara sokağa girdi ve hemen sağlık görevlileri shini sedyeyle ambulansa taşıdılar. Sumi abisinin yanına Marco ise ön koltuğa oturdu ve birkaç dakika içinde hastanedelerdi. Acil servisteki doktorlar ve hemşireler hızla shine müdahale etmeye başlamışlardı fakat bir süre sonra durum ciddi olunca onu ameliyata almışlardı.

Marco ve Sumi ameliyathanenin önünde beklemeye başladılar saatler geçsede hala hiçbir haber alamıyorlardı Sumi ağlamaktan yorgun düşmüş halde kafasını marconun omzuna yaslamıştı Marco ise soğuk kanlılığını koruyordu ama elleri titriyordu. Marco'nun elleri endişeli olduğunda titrerdi. Neden endişeliydi anlamıyordu. Belki Sumi ağladığı için. Ama Shin için olabilir miydi? Hayır asla olamazdı! Shin için neden endişelenmeliydi ki? O ölmezdi. Ölemezdi.Tekrar telefonun ekranından saate baktı. Az önceki bakışının üzerinden bir dakika bile geçmemişti. İç çekti. Alıp verdiği nefesleri saydığını yeni fark etmişti. Gözlerini kapadı kafasını geriye yasladı. Gerçekten zaman akmıyordu. Yaklaşık 2 saat sonra Shin'in annesi gelmişti. Marco, Sumi ve annesini hastanede bırakıp evine gitti. Ama garip bir şekilde içi hiç rahat değildi. Daha önce hissetmediği kadar çok endişe duyuyordu. Bunu önemsememeye çalıştı. Her akşam yaptığı gibi önce kahvesini içti , biraz kitap okudu ve sonra yatağına girdi. Ama sanırım bu gece uyuyamayacaktı.

Ertesi sabah yine aynı şekilde her gün yaptığı gibi hazırlanmaya başladı . Her şey aynıydı yine kafeye gitti. Yine patronuyla selamlaştı . Bu gün patronu Sumi yerine mutfağa bakacaktı çünkü Sumi hala hastanede abisinin yanındaydı. Marco ise her zaman olduğu gibi sipariş aldı teslim etti ödemeleri aldı... Tek fark bu gün okadar fazla elleri titriyorduki bazen para hesaplarken yanlış yapıyordu. Başka bir siparişin hazır olduğunu duyan Marco mutfağa girdi ve patronu bayan Elisa'nın hazırladığı tabağı aldı

"Marco? "

"Efendim patron? "

"Bir sorun yok değil mi? "

"Hayır"

Ellerinin titremesi biraz daha arttı. Ama bunu saklamaya çalıştı.elindeki tabağı ve kahveyi sahibine vermek için mutfaktan çıktı. O an kafenin ne kadar sessiz olduğunu fark etti. Yüksek sesle gülüp konuşan bir grup serseri tip yoktu. Onlara kızan Sumi'de yoktu. Sadece huzurlu bir fon müziği ve normal müşteriler vardı. Marco'nun ellerinin titremesi daha çok arttı. Birkaç adımdan sonra kahve elinden kaydı. Onu tutmaya çalışırken tabağıda yere düşürdü. Büyük bir gürültüyle hem bardak hem tabak kırıldı. Marco hızla yere çöktü ve cam kırıklarını toplamaya başladı. Kafedeki bütün insanların gözleri ona dönmüştü. Ellerinin titremesine rağmen Marco dağılan parçaları toplamaya çalıştı

"Tanrım! Marco iyi misin? "

Bu sesi duyduğunda Marco'nun dikkatı dağıldı ve bir parça elini kesti. O acıyla gözlerini kaparken Elisa hızla onun yanına geldi

"Ne yaptın sen! "

"Üzgünüm"

Marco'nun titreyen sesini duyan Elisa'nın sinirli sesi bir anda yok oldu

"Tamam... Kalk hadi"

Marco'nun kanayan elini tuttu ve ikisi birlikte ayağa kalktılar. Birkaç kan damlası yere dökülen kahveye damlıyor ve garip şekiller ortaya çıkarıyordu. Marco acıyla yüzünü buruşturdu.Marco'nun elini bandajladılar ve Elisa onu zorla dinlenmesi için gönderdi. Marco eve gitmek istemedi. Yavaşça kafenin arkasına döndü ve kedilerin olduğu yere geldi. Duvara yaslanıp yavaşça yere çöktü. Bandajlı elini ovuşturdu. Acıyınca yine yüzünü ekşitti.Derin derin nefes almaya başladı. Tam bu sırada sokağın başında bir miyavlama duyuldu. Marco başını o yöne çevirdiğinde beyaz ve gri karışımı tüyleri olan kediyi gördü. Kedi koşarak onun yanına yaklaştı ve vücudunu ona sürtmeye başladı. Marconun yüzünde küçük bir gülümseme oluştu

"Meraba Zai. "

Eliyle başını okşadı. Kimse için önemi olmayan bu sokak kedilerinin onun için önemi büyüktü. Hepsinin bir adı vardı. Hepsi aynı şeyleri sevmez ve farklı davranırlardı. Mesela bu tatlı kedinin adını zai koymuştu. Bir nedeni varmıydı bu ismin hatırlamıyordu. Ona Zai demeye devam ediyordu. Bir an durdu ve düşündü.

Ya kedilerden birine birşey olsa? Ne yapardı? Yine böyle mi hissederdi? Shin'e karşı hissettiği endişe gibi...Daha önce hiç bu kadar garip hissetmemişti. Yada.... Hissetmiş miydi?

Titreyen elini Zai'ye doğru uzattı ve tüylerini okşadı.

"İyi görünüyorsun. "

Marco hafifçe gülümsedi. Ve zai'nin mırıltılarını dinlemeye başladı. Bir süre sonra yavaşça ayağa kalktı ve evine doğru yürümeye başladı. Ama yolda Sumi ile karşılaşmayı beklemiyordu. Sumi hızla ona doğru koştu ve Marco'nun boynuna atladı

"Marco! "

Marco bir an duraksadı ama sonra elini yavaşça Sumi'nin sırtına koydu.

"Sumi? "

Sumi gülümseyerek geri çekildi.

"Abim.uyandı! "

Marco bir an duraksadı.

"Ne? "

"Uyandı! Marco, Shin uyandı! "

Birkaç saniye sonra Sumi durdu. Marco'nun eline baktı. Titreyen eli şimdi bandajlıydı

"Ne oldu? "

Marco kafasını salladı

"Önemli birşey değil. "

Sumi başını salladı

"Ee? Gelmeyecekmisin hastaneye? "

Marco bir an düşündü.

"Yok.. Daha yeni uyandı dinlenmesi lazım. Gelmeyeceğim"

İçten içe gitmek istiyordu ama birşey onu tutuyordu sanki

"Ama... "

"Sumi sen abinin yanına dön. Senin onun yanında kalman gerek"

Marco Sumi'nin vereceği cevabı beklemeden arkasını döndü ve eve yürümeye başladı.aslında fazla rahatlamıştı...uyanmış olması...yaşıyor olması...ama içindeki suçlulukta gittikçe büyüyordu. Eve girip kapıyı kapattı ve küçük salonundaki koltuğa bıraktı kendini... Küçük pati seslerini duyduğunda kafasını kaldırdı. Gelen kedilerden biri Sera'ydı. tüyleri sarı ve turuncu renklerinden oluşuyordu. Marco çoğu zaman odasındaki pencereyi kediler için açık bırakırdı. Muhtemelen Sera da ordan girmişti. Kedi yavaş adımlarla Marco'ya yaklaştı. Koltuğa atladı ve Marco'nun kucağına çıktı.

Bölüm sonu

1 yorum