“Şaman davullarının nasıl yapıldığını, üzerindeki şekillerin anlamlarını işlemiş olduk. Buraya kadar anlamadığınız yer var mı?” diye sordu Serhat Hoca sınıfa.
Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü ikinci sınıf öğrencilerinden birisi elini kaldırınca Serhat Hoca ona söz verdi.
“Hocam, davulun hazırlanmasından sonra üç gün bekletilmesini anlamadım. Tekrar bahsedebilir misiniz?” diye sordu amfinin arka taraflarında oturan öğrenci. Öğrencinin sesini tanıyan ön sıralardaki bazı öğrenciler şaşkınlıkla arkaya döndüler. Sesi tanımayanlar da arkalarına bakınca sesin sahibini görüp şaşırdı.
Ön sıradaki bir kızın “Orhan derse gelmiş. Üstelik dersi mi dinlemiş?” diye mırıldanmasını Serhat Hoca da duymuştu. “Tabii, bahsedeyim tekrar.” dedi ve açıklamaya başladı.
“Bir şamanın davulu üç gün içinde yapılır. Bu süre içinde davul dualarla tütsülenir ve üzerine kutsal içkiler saçılır. Üzerine simgesel resimler işlenir. Üç gün sonra şaman adayı davulunu Muz Tağ’a sunar. Şaman ruhlarından bir önceki dersimizde asistanım size bahsetmişti. Açıklamalarına girmiyorum. Muz Tağ, davulun ömrünü tespit ettikten sonra şaman adayı davulu Tazı Kan’a sunar. Üç gün sonra da davul Erlik’e sunulur. Erlik şamanın kaç yıl şamanlık yapacağını belirler.”
Serhat Hoca, son cümlesini kurarken kolundaki saate de baktı. Dersin bitmesine iki dakika kalmıştı. Morali bozuldu. Ancak amfiden hemen çıkması gerektiğini düşündüğü için notlarını toparlamak üzere kürsüye doğru yürüdü. Bir yandan da “Başka sorusu olan var mı?” diyordu.
Yüzünü amfiye dönünce herhangi bir el görmediği için “Şamanizm bugün bildiklerimizden daha ayrıntılı ve gizemli bir kültür. Mesela bahsettiğimiz bu davullar törenlerde çalınırken tutulan ritim bile törenin etaplarına göre değişir. Şaman, ruhlarla bağlantıya geçerken farklı, dünyamıza geri dönerken farklı ritimde çalınır. Bunlardan size şaman törenlerini anlatacağım iki saatlik derste daha ayrıntılı bahsedeceğim. Görüşmek üzere.” deyip notlarını aldı.
Öğrencilerden birisi eşyalarını toplarken “Vay arkadaş! Şaman davulu deyip geçmemek lazımmış. Bir davul nasıl bir saatlik ders olur diye sormuştum ders programını görünce.” dedi.
Bir diğeri “Sorma… bu dersin koca dönem konusu Türk Mitolojisi. Diğer milletlerin mitolojilerine girince neler öğreneceğiz kim bilir? İskandinav Mitolojisi bir senemizi alır herhalde.” dedi.
“Hoca ‘Bazı bilim insanları Şamanizme din demekte biraz zorlanıyor. Bir yaşam tarzı olarak düşünmek lazım. Türk mitolojisi ile iç içe girmiş dini bir ideoloji… O sebeple ben dinden ziyade kültür olduğunu düşünüyorum.’ dediğinde anlamamıştım. Dersi dinledikçe anladığımı düşünüyorum.” dedi başka bir tanesi.
Sonra üçü de aynı anda dersin çok eğlenceli geçtiğini ve dersi ilgi ile dinlediklerini fark ederek dönüp dersleri en çok asan ve girdiği dersleri pek dinlemeyen Orhan adlı arkadaşlarına baktı. Bunu aynı anda yaptıklarının farkında bile değillerdi.
Amfinin önlerinde olan birkaç öğrenci kapıda dikilen Dekan Yardımcısı olan hocalarını gördü. Hoca, kollarını birleştirmiş sert bir şekilde Serhat Hoca’ya bakıyordu. Serhat Hoca’nın yüzündeki gergin gülümsemeye anlam veremediler.
…
“Bu yaptığınız doğru mu sizce sayın hocalarım?” diye sordu dekan yardımcısı. Dirseklerini masasına dayamış vaziyette, karşısında oturan iki adama bakıyordu.
“Kime ne zararı var ki? Dersi benden iyi anlatıyor zaten.” diye cevap verdi gözlüklü olanı.
“Bir profesörün kendisini sınıfa hocanın asistanı diye tanıttığı nerede görülmüş, Serhat Hocam?” diye çıkıştı dekan yardımcısı.
“Genç göründüğü için kolay kanıyorlar.” dedi Baybars Hoca.
“Sen şimdilik konuşmasan iyi olur, sahte Serhat Hoca. Mesai saatleri içinde başka bir fakültede sahte isimle ders veriyorsun. Bu olay okulda yayılırsa daha kötüsü medyaya yansırsa ne yapacaksınız?” diye cevap verdi dekan yardımcısı.
Baybars Hoca güldü. “Kabul et, senin de hoşuna gitti. Beni daha idari boyutlarda tehdit edebilirdin. İş bir tutanağa bakar. Kızma bu kadar. Bir daha yapmayız.” dedi.
Dekan yardımcısı iç çekti. “Öyle umuyorum.” diye mırıldandı.
…
Uzun süren nasihatlar sonrası kendilerini dekan yardımcısının odasından dışarı çıkarabilen ikili birbirlerine bakıp çocuklar gibi kıkırdadı.
“Bir çay içelim.” dedi Serhat Hoca. Bölüm sekreterini aradı. Kendileri odasına varana kadar çay hazır olsun istiyordu.
Serhat Hoca, Baybars Hoca’nın çayından ilk yudumu almasını izledi. Bakışları Baybars’ın pantolon askısına ve koca göbeğine kayınca muzip bir şekilde gülümseyip “Ben senden daha çok bir doktora benziyorum. Sense benden daha çok bir sanat tarihi hocasına benziyorsun.” dedi.
Baybars Hoca bir kaşını kaldırıp arkadaşına baktı. “Birlikte büyümüş olmasak senin vampir falan olduğuna inanırdım. İkimiz aynı yaştayız ama sen benden en az on yaş genç görünüyorsun.” diye cevap verdi.
Serhat Hoca gülüp “Seni tıp yıprattı. O sebeple ben dediklerini iltifat olarak saymıyorum.” dedi.
Serhat ve Baybars, lisede ortak hobi üzerine tanışmış iki insandı. Serhat, hobisi olan arkeolojiyi mesleğine dönüştürmüş üzerine bir de akademik kariyer yapmıştı. Baybars ise ailevi sebeplerden ötürü tıp seçmiş üzerine Serhat ile aynı üniversitede tıbbi bir akademik kariyer yapmıştı.
Baybars Hoca, tıp konusunda ilerlese de hobisinden bir türlü vazgeçmemişti. Mitolojiye olan ilgisi hobiden de öte olduğu için öğrencilere anlatabilecek bilgi düzeyine sahipti.
İki haftadır ikinci sınıfların dersinde yaptıkları şey ikilinin uzun zamandır planladığı bir olaydı. Biraz daha uzun sürmesini ummuşlardı ancak istedikleri gibi olmadı.
Serhat Hoca, arkadaşının yüzündeki üzgün ifadeyi görünce “Boş vaktinde derslere konuk olarak gel. İkimizin normal sohbeti bile gençlere ders gibi olur.” dedi.
Baybars Hoca “Sahi mi? Bu gidişle Erhan fakültenize girişimi yasaklayabilir ama…” diye cevap verdi. Bunu yaparken dekan yardımcısının dirseklerini masaya dayamış halinin taklidini yapıyordu.
Serhat Hoca güldü. “Bir şey demez. Kendin dedin ya… Onun da hoşuna gitti şakamız. Üstelik seninle sohbet etmeye bayılıyor. Derse kendisi de girmek istiyor ve kıskanıyor bence.” dedi.
O sırada dahili telefon çaldı. Arayan bölüm sekreteri idi. İç İşleri Bakanlığından birkaç görevlinin kendileri ile görüşmeye geldiğini, acil bir işte görevlendirme ile alakalı olduğunu söyledi.
Olayı yarım yamalak duyan Baybars Hoca, arkadaşına bakanlık düzeyde bir görevlendirme çıktığını öğrenince rahatsız etmemek için müsaade istedi. Görevliler sekreterin deskinden Serhat Hoca’nın odasına gelmeden odadan çıksa iyi olur diye düşünmüştü.
Serhat Hoca “Nereye gidiyorsun be? Gelenler benim için değil, senin için geliyor.” deyince Baybars Hoca çok şaşırdı.
İki dakika sonra odaya giren dört bakanlık personelinden birisi Baybars Hoca ile tokalaşırken “Müdürlük, bu iş için bir Tıp Fakültesi Öğretim Görevlisi atayınca şaşırmıştım ancak Baybars Hocamı orada değil de bu fakültede bulunca hak veriyorum.” dedi.