Top fileye çarptı. Sayı değildi. Ama...
Göğsümün içinde garip bir şey oldu.
Bu çocuk...
Zıplaması normal değildi. Benim pasımı beklemeden havalandı. Gözleri benden önce topu gördü.
10 yıldır pas atıyorum. Kimse benden önce hareket etmedi.
"Tekrar!" diye bağırdı. Sesi salonda çınladı.
Kaşlarımı çattım. "Bağırma." dedim.
Ama o güldü. Çok gülüyordu. Ter içindeydi. Turuncu saçları ıslanmıştı.
Ve o anda... kalbim bir kere fazla attı.
Saçmalık. Yorgunluğumdandır.
Topu tekrar elime aldım. Bu sefer daha yükseğe attım. Daha hızlı.
Hinata yine uçtu. Yine ıskaladı. Ama pes etmedi.
Yanına geldi. Nefes nefese. Gözleri parlıyordu. "Özür dilerim! Çok erken zıpladım! Bir daha! Lütfen!"
Yüzüne baktım.
Kirpikleri terden yapışmıştı. Yanakları kıpkırmızı. Dişleri görünüyordu. Gülüyordu.
Benim için gülüyordu.
Boğazım kurudu. "...."
Cevap veremedim. Çünkü sesim çıkmadı.
Bu neydi? Sinir miydi? Öfke miydi?
Bilmiyorum. Ama bakmaktan kendimi alamadım.
Daichi arkadan seslendi: "Kageyama!"
Başımı çevirdim. Bir saniyeliğine. Tekrar Hinata’ya baktığımda o hala bana bakıyordu.
İlk defa birisi benden pas isterken bu kadar... mutlu görünüyordu.
"Bir daha atacağım." dedim. Kendi sesimi tanıyamadım. Daha kısaydı. Daha yumuşaktı.
Topu havaya kaldırdım.
Sadece ona bakıyordum. Başkasına değil.
Atacağım. Onun için…