İçeriğe geç

Kaderimi çizen fırçam

Bölüm 6 · 17 dk okuma

Kaderimi çizen fırçam

Bölüm 6

Bölüm 6

Film bulup izlemiştik tabi ki de benim istediğim film açılmıştı. Övünmek gibi olmasın ama biraz film gurmesi olabilirim. Yeni bir film çıksın, hemen izlerim. Hatta bir aralar arkadaşlarımla her ay sinemaya giderdim. Hâlâ sinemaya gitmeyi seviyorum ama dijital platformlarda daha fazla film çıkmaya başladı. Neyse herkes zar zor ayakta duruyordu. Herkesin aklında olan ama söylemediği şeyi ben söyledim. "Uyusak mı ki ya? Herkes ayakta uyuyor." "Bence de güzelim." "Tamam yenge de nasıl yatacağız?" "Vallahi Musti burada iki kişilik yer var. Siz burada Talha'yla yatın. Mira odasında, ben odamda, Meryem misafir odasında orada 1 kişilik yatak var bir de kanepe. Ama kanepe bozuk, açılmıyor. Eeee Semih kaldı." "Ben kalmadım güzelim." "E nerede yatacaksın enişte?" "Bizim odamızda Mary." dedi işaret parmağıyla ikimizi göstererek. Tamam şakin ol şakin ollll (sid tonlamasıyla). Yok başaramayacağım. BİZİM ODAMIZ MI? BİZİM ODAMIZ? AY TUTUN BENİ BAYILAZAİM. AY TABİ Kİ DE BİZİM ODAMIZ. İçimden bunları geçirirken dışımda suratımda sadece bir tebessüm vardı. Bakın gülümseme de değil TEBESSÜM. Ben hâlâ kendime inanamazken "E iyi madem. Ben çarşafları getiriyorum cansuyum." dedi Mira. Harbi ben kendime inanamıyorum. Ya şey gibi oldum aynı. "Dışarıdan gördüm yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe." Ahahahha. Ama aynısı. Bu düşüncelerimi dağıtan manitimin huzur verici sesiydi. "E tamam o zaman. Size de bize de iyi geceler. Biz yatmaya gidiyoruz." "Tamam abi iyi geceler." dedi Musti. "İyi geceler kardeşim." dedi Talha. "İyi geceler İnci'm." dedi helalim. "Güzelim iyisin di mi? Bak hâlâ içime sinmedi. Yarın bir doktora gidelim." "İyiyim yakışıklım ya. Ben de dipçik gibiyim. Ama uyumam lazım." "Ona benim de ihtiyacım var. Ama bu güzelliği izlemekten nasıl uyuyacağım bilmiyorum." "Bak uyumazsan harbi kızarım. Zağten yatağım çoğk rahağt beniğm." dedim. Son cümlemi esnerken söylemiştim. "Bağk güzeliğm beniğ değ esneğtiyoğrsuğn. Ama giyecek kıyafetim yok benim." "Vallahi bilmiyorum. Benim eşofmanlarım olmaz da belki oversize tişörtlerim olur sana. Odaya gidince vereyim." Bu arada bizim bu konuşmalarımız salondan ODAMIZA geçerken oluyordu. "Ben kalmadım güzelim." "E nerede yatacaksın enişte?" "Bizim odamızda Mary." dedi işaret parmağıyla ikimizi göstererek. Tamam şakin ol şakin ollll (sid tonlamasıyla). Yok başaramayacağım. BİZİM ODAMIZ MI? BİZİM ODAMIZ? AY TUTUN BENİ BAYILAZAİM. AY TABİ Kİ DE BİZİM ODAMIZ. İçimden bunları geçirirken dışımda suratımda sadece bir tebessüm vardı. Bakın gülümseme de değil TEBESSÜM. Ben hâlâ kendime inanamazken "E iyi madem. Ben çarşafları getiriyorum cansuyum." dedi Mira. Harbi ben kendime inanamıyorum. Ya şey gibi oldum aynı. "Dışarıdan gördüm yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe." Ahahahha. Ama aynısı. Bu düşüncelerimi dağıtan manitimin huzur verici sesiydi. "E tamam o zaman. Size de bize de iyi geceler. Biz yatmaya gidiyoruz." "Tamam abi iyi geceler." dedi Musti. "İyi geceler kardeşim." dedi Talha. "İyi geceler İnci'm." dedi helalim. "Güzelim iyisin di mi? Bak hâlâ içime sinmedi. Yarın bir doktora gidelim." "İyiyim yakışıklım ya. Ben de dipçik gibiyim. Ama uyumam lazım." "Ona benim de ihtiyacım var. Ama bu güzelliği izlemekten nasıl uyuyacağım bilmiyorum." "Bak uyumazsan harbi kızarım. Zağten yatağım çoğk rahağt beniğm." dedim. Son cümlemi esnerken söylemiştim. "Bağk güzeliğm beniğ değ esneğtiyoğrsuğn. Ama giyecek kıyafetim yok benim." "Vallahi bilmiyorum. Benim eşofmanlarım olmaz da belki oversize tişörtlerim olur sana. Odaya gidince vereyim." Bu arada bizim bu konuşmalarımız salondan ODAMIZA geçerken oluyordu. "E güzelim, hafta sonu bizimkilere gidelim diyorsun da bizimkilere ne zaman gideceğiz? Annem gitmezsek oraya darılır bize?" "Gideriz sizinkilere de. Yaz geldi zaten. Her zaman gideriz. Ama uçakla gitsek daha iyi." "Neden yavrum?" "Yanındaki her boka alerjisi olan kız ayrıca her boktan da nefret eden kız. Çünkü beni araba tutar." "Hmmm anladım. Ama ben yanında olunca olmaz. Zorlamam seni, yavaş kullanırım arabayı. Yoksa Aysel Sultan'ın gönderdikleri uçakla gitmez. Çünkü biz Aysel Sultan'ın yanına kişi başı 1 bavulla gidip 2 ya da 3 bavulla dönüyoruz. " "Sorması ayıp '-ruz' derken?" "Dido, Suden ve ben." "Ay doğru ben onları unuttum yaaaa. Kafama- Ay pardon yasaktı di mi?" "Evet bundan sonra kendine hakaret etmek yasak. Çünkü sen onlara layık değilsin." "Allah'ım ben ne sevap işledim yahu da sen bana bu adamı verdin yarabbim?" "Asıl ben ne sevap işledim de bu güzeller güzeli kızı buldum?" "Neyse biraz hızlı gidelim yoksa birbirimize iltifat etmekten uyuyamayacağız." "Ağyneğn öğyle güzeğliğm. Ağzım ayrılacak şimdi." "Al şu tişörtü dene." Ben arkamı dönmeyi planlıyordum ki hemen tişörtünü çıkardı. Ve bana baktı. Ben de bir yüzüne bir de baklavalarına bakmaktan şaşı olacaktım. "Noldu gözlerin fal taşı gibi açıldı? Uykun mu kaçtı yoksa?" Hâlâ mal mal bakıyordum. Sonra kalp krizi geçirmeme sebep olacak bir hareket yaptı ve beni kendine çekti. O sırada aşk sarhoşu olmuştum ve hiçbir şey yapamıyordum. "Neyse sana bu kadar adrenalin yeter. Yoksa kalpten gideceksin güzelim." dedi ve verdiğim tişörtü tek hamlede kolaylıkla giydi. "Bak ne güzel oldu di mi?" "Hı hı. Şimdi san sandalyeye otur ve gözlerini kapat üstümü değiştireceğim." "Tamammm" dedi ve sandalyeye oturdu. Gözlerini tek eliyle kapattı ama parmaklarının arasını açarak bana bakmaya çalıştı. "Ya sabır. BAKMA!" diye bağırdım ve sonra yatakta daha bir sürü bulunan yastıklardan bir tane fırlattım. "Ne atıyorsun? Tamam bakmayacağım. Şaka yapmıştım zaten." dedi bir yandan eliyle yine gözlerini kapatırken. Bu sefer cidden kapatmıştı. "Tamam açabilirsin." "Yavrum sen kaç saattir orada napıyosun? Alt tarafı bi altını üstünü çıkartıp bir alt bir de üst giyeceksin." "Sorgulama Semih, ayrıca yat. Yoksa almayacağım seni yatağa." dedim bir yandan pikeyi açıp içine girerken. "Tamam tamam geliyorum." "Offf ne yorulmuşum ya. Bir an önce uyumam lazım." "Hadi uyu. Ayrıca seni seviyorum." "İyi geceler. Sen de uyu. Yoksa külahları değişiriz. Ben de seni seviyorum." İyice ona yaklaştım ve göğsünü yastık niyetine kullanarak uyudum. ★★★ Sabah olmuş, yüzüme gece perdeyi kapatmayı unuttuğumuz için güneş ışığı çarpıyordu. "Sabah mı oldu yine yaaaa." "Sana da günaydın güzelim. Sabah sabah ilk kelimen sabaha lanet etmek." "Ay pardon vallahi ya. Günaydın. Benim uykuyla aramda ayrılmaz bi bağ olduğu için biraz her sabah sabahlara lanet ederek uyanıyorum. Hapşu. Hapşu." "Sorun değil de sen hasta mı oluyorsun? Sabah sabah hapşu hapşu." "Ya ne bileyim, arada oluyo böyle." "Sen kesin sahilde üşüttün ya." "Ama çok durmadım ki. Durduğum zaman da hırkanı verdin." "Olsun guzelim nasıl olursa olsun. O rüzgar üzerine değdiği anda bile hasta olabilirsin." "Ne hassas zannettin sen de beni. Bi parol içerim bi sabah bi akşam yarına hiçbir şeyim kalmaz." "Hassas zannetmedim. Sadece yatak döşek yatmadan hızlıca iyileşmeni istiyorum." "Tamam yakışıklım, ben kendime bi ıhlamur kaynatırım pikenin altında yatarım dinlenirim." "Bugün dışarı çıkmak yok. Resim yapmak da yok. Bugün izinlisin. İznini de ben verdim." "Tamam beyefendi. Siz bugün burada mısınız?" "Kahvaltıdan sonra kısa bi işim var. Onu halledip geleceğim ve sana bakacağım." "Tamam, ama bari kafamı dağıtmak için resim yapayım. İş olandan değil." "Tamam yap. Hadi elini yüzünü yıka gidelim salona." "Tamam." deyip odamdaki ebeveyn banyosuna doğru ilerledim. Tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım. Elimi ve yüzümü yıkarken banyo sıcak olduğu için kapıyı açmıştım. Yüzümü yıkarken bir anda başım dönmeye başladı. Semih diye seslendim ve Semih hemen dünkü gibi olmamdan korktuğu için yanıma koştu. "Başım dönüyo ya. Pek iyi değilim." dememle kucağa alınmam bir oldu. Hemen yatağa götürdü beni. O sırada biraz daha iyiydim. Ne de olsa tıpta yeri olmayan bir ilaç beni kucağına almıştı. Yatağa oturttuktan sonra yanıma oturdu ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Yüzüne çapkın bir gülüş yerleştirdikten sonra "Daha iyi misin?" dedi. Oğlum kafam bi güzel mi oldu benim? Seni laboratuvara gönderceğim Semih. Beni her öptüğünde kafam bi güzel oluyor. Kesin dudaklarına uyuşturucu sürüp geliyo bu benim yanıma. Bu düşüncelerimi kendi kafamda dağıtıp "Hı hı. " diye cevap verdim. "İyi o zaman gidelim." "Tamam gidelim." İçeri gittiğimizde Musti hâlâ uyuyordu ama Talha uyanık kanepede uzanmış telefon ile uğraşıyordu. Fısıltı ile "Günaydın yenge, günaydın kardeşim. Musti'nin götünde hâlâ pireler uçuşuyor. İsterseniz mutfağa gidelim." dedi Talha. Kafamızla onayladık ve mutfağa gittik. "Off ya. Hiç dışarı çıkasım yok. Bi de İstanbul trafiği... Onu hiç çekemem." dedi Semih. Benim o sırada tam anlamıyla içim uyuyordu. "Talha sen bilirsin, Mira uyanmış mı? Uyanmıştır da yatakta yatıyordur. Dur ben bakayım." dedim Talha'ya. Yoksa uykum açılmayacaktı. Mira'nın odasına gidip kapıyı açtım. Garip bir şekilde uyuyordu. Genellikle aşırı geç yattığı gecelerde sabahları uyurdu. Ama yattığımızda saat 3 veya 4'tü. Zaten normalde gece 12'de yatar, 2'ye kadar uyur, 2'den 4'e veya 5'e kadar uyanık kalır, daha sonra da yatıp 8 - 8,5'a kadar uyurdu. Eğer deliksiz uyuduysa uyku saatini tamamlamıştı. Ama hâlâ kalkmamıştı. Uyandırmadan kapıyı kapatarak mutfağa yürüdüm. Şükürler olsun ki uykum açılmıştı. "Hâlâ uyuyor. Talha siz gece geç mi yattınız?" "Yenge vallahi siz gittiniz bi yarım saat oturduk biz de yattık. Uykusuzluktan hepimiz sarhoş gibiydik zaten." "Allah Allah! Hiç bu saate kadar uyumazdı. Neyse belki yorgundur. Bırakalım uyusun. Kalkar zaten birazdan." derken Musti'yle Mary ele geliyorlardı. "Günaydınlarrr!" dedi Mary. Maşallah bayağı enerjikti. Normalde öğlen 1'de kalkıp "Daha uyuyacaktım." diyen kişi şimdi sanki 1 gün boyunca uyumuş gibi enerjikti. "Günaydın." dedi Musti. Mary ne kadar enerjikse Musti de o kadar yorgundu. "Hadi kahvaltı hazırlayalım. Mira'yı uyandırsana Talha." dedim. Hemen kahvaltılıkları tepsiye koydum ve salondaki masaya götürdüm. Sabahları iş yapmaktan nefret ederdim ama şu an çok aç olduğum ve tek ev sahibi ben olduğum için yapmalıydım. Mira da kalkana kadar masayı hazırlamıştım zaten. Mutfaktan o kadar güzel kokular yükseliyordu ki ben de hemen büyülebmiş bir şekilde mutfağa gittim. Girdiğimde karşılaştığım manzarayla şok oldum. Sarı Fırtına'm ocağın başına geçmiş menemen yapıyordu. "Vayyy hamarat kocam. Döktürüyorsun yine. Böreği ısıtacaktım ama." "Sağol karıcığım. Tabi döktürürüm. Talha'yla Musti'ye sor, tesiste benim menemenim meşhurdur. Kampta herkes 'Semih menemen yap.' diye tutturur. Güzelim sen börekleri de ısıt. Biz doymayız." "Tamam yakışıklım, ısıtıyorum." dedim ve buzdolabından peynirli böreği çıkardım. Övünmek gibi olmasın eğer özenirsem böreği çok güzel yapardım. Böreği ısıttım, Semih de menemeni pişirdi. Birlikte içeriye gittik. "İki hamarat birbirini bulmuş, he?" dedi Musti. Evet Musti biz hamaratız tamam da senin de elin armut topluyor. Kendisi ve maniti sağolsun ellerini değdirmemişlerdi. "Evet Musti evet. Siz de iki huysuz birbirinizi bulmuşsunuz." dedim ben de. Mary de o da öyle huysuzdular ki sabahı ağzımdan burnumda getiriyorlardı. "Neyse daha fazla laf sokulmadan konuyu kapatalım. Yoksa hepinizin dediklerinizi dökeceğim burada. Özellikle de seninkileri Talha. Unuttum zannetme, en ufak bir yanlışında öğrenir herkes." dedi Semih. Helal sana kocacığım, yapıyorsun bu sporu. Talha korku dolu bakışlarla bir Semih'e bir bana baktıktan sonra kafasını "Peki" anlamında salladı. Daha sonra sakin sakin, hafif muhabbet ederek kahvaltımızı yaptık. Sonra Semih maalesef işi olduğu için çıktı. "Güzelim ben çıkıyorum. Bir bilemedin iki saate gelirim. Seni seviyorum." "Tamam yakışıklım. İşini hallet, sonra hemen gel. Ben de o sırada bir şeyler karalayayım. Ben de seni seviyorum." daha sonra sarılıp birbirimizi öptük ve Semih evden çıktı. Ben de çalışma masama oturup çizim yapmaya başladım. ★SEMİH'TEN★

Apartmandan çıkıp İnci'nin beni göremeyeceği bir yere kadar gittikten sonra yavaş bir şekilde apartmana geri döndüm. Çok hız yaparsam arabanın motorunun sesini duyup ne olduğuna bakacaktı. Hemen apartmana girdim ve dairemin önüne gelip dairemin kapısını anahtarımla açtım. 2 gün önce... 05*********:Merhaba, buyrun. Ben Aslı. Semih:Merhaba, ben Semih. Beşiktaş'taki satılık daire ilanı için aramıştım. 05*********:A tamam. Oraya deniz kenarı olmasına rağmen pek talipli yoktu. Ondan şaşırdım. Sizin için *** tl olur. Semih:Peki, tamam satın alma işlemlerini bugün tamamlasak. Ben hemen taşınacağım da. 05*********:A siz ciddisiniz. Tamam ben eve en yakın notere geleyim siz de gelin. Hemen işlemleri başlatalım. Zaten evin içi boş, resmi işlemler bitince hemen taşınabilirsiniz. Semih:Tamam teşekkürler. Hemen geliyorum. Evet anlayacağınız üzere İnci Tanem'in dairesinin karşısındaki daireyi şu anda almış bulunmaktayım. Hemen şirket ile görüştüm ve evimi yavaş yavaş taşımaya başlayacaklar. Zaten eşyalarım toplu, sadece canım arkadaşım Emo da eşyalarımı koliliyecek. Bu işi Emo yapıyor çünkü ötekiler de kız peşinde sanki. Ayrıca Emo şu anda yürüyüp iş yapabilecek ama futbol oynayamıyacak biçimde sakat. Günümüz... Eşyalarım yerleşmişti. Hatta canım arkadaşım fotoğraflarımı bile yerine yerleştirmişti. Şimdi de sevgilime burayı nasıl göstereceğimi düşünüyordum. Buldum. Ama önce evine gitmem lazımdı. ★İNCİ'DEN★ Çok uzun süre geçmeden Semih gelmişti. Aklımdan neden çabuk geldiğini düşündüğünü anlamışcasına "Tam gidiyorum yarı yolda iş iptal oldu. Ben de hemmen geri döndüm. He buraya yeni biri taşınmış sanırım. Bi "Hoş geldiniz" diyelim mi?" "Olurr." dedim. Zaten misafirliğe gitmek en büyük hobimdi. Dairenin kapısının önüne geldik. Zili çaldım, ancak kapı açılmadı. Kapı açılmadı diye tam geri eve dönecektim ki Semih cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. OHA! EV ONUN MUYDU? YOKSA SEMİH ÇİLİNGİR MİYDİ? İlk seçenek daha mantıklı sanki. "Eee, evime yani evimize geçmiyecek misin?" SHİT!!! BAYAĞI CİDDİYDİ BU! Bİ DE EVİMİZ DİYORDU! Tutun beni yoksa bayılazaim. Şoku üstümden atlatıp içeri girdim. Bütün her şey yerli yerindeydi. Bir de bu adam her dakika benim yanımda. Nasıl beceriyor bunu anlamıyorum. "Sen şaka mısın? Bir de her dakika benim yanımdasın." Bunu dedikten sonra gözüme bir fotoğraf takıldı. Takımın fotoğrafçıları tarafından o tablo yapmaya geldiğim gün ikimizi tek karede yakalamışlardı. Onu gördüğümü fark etmiş olacak ki "Asıl sürpriz buydu. Beğendin mi?" dedi. Allah'ım ben ne sevap işledim yahu! Aslında ağzım da bozuk. Sürekli herkese bela da okuyorum. Yani hayret edip duruyorum. Gerizekalı gibi kendi içimden düşünmeyi bırakıp "Hı hı. Aşırı güzel. Sen bir ödülü hak ettin." dedim. Ve boynuna atılıp dudaklarına bir öpücük kondurdum. Daha sonra evime tekrar dönüp hayatımıza devam ettik. ★★★ Annemlere haftaya onlara geleceğimizi haber vermek için arıyordum. Annem:Alo kuzum, napıyosun? İnci:İyiyim annecim, siz? Annem:Biz de iyiyiz. Senden ne haber işlerin falan? İnci:İyi annecim iyi. Bu hafta biraz yoğunum ama yine de buna da şükür. O sırada yanımda Semih de vardı. Bacağını bacağıma vurup "Ne yoğundun ama. Ben sana izin verseydim keşke. Sanki 1 hafta boyunca hep iş yaptın." bakışı attı. Bu meseleyi sonra konuşacaktık. Zira annemle telefonda konuşurken bir yandan da sevgilimle kavga etmek cesaret isterdi. Annem:Öyle kızım öyle. İnci:Anne ya. Bu hafta sonu size gelsek. Olur mu? Annem:Olur yavrum da, gelsek derken? Bir tek sen gelmeyecek misin? İnci:Yok anne. İnanamayacaksın ama benim artık bir erkek arkadaşım var. Onu sizinle tanıştıracağım. Ama babama sürpriz olsun. Zaten kim olduğu sana da sürpriz olacak. Annem:Aaaa, ciddi misin? Sen ve erkek arkadaş... İki ayrı kelime zannediyordum ama sen bu iki kelimeyi aynı cümlede kullandın. Neyse bakalım kimmiş kimlerdenmiş hafta sonu öğreniriz. Seni seviyorum yavrucuğum şimdi baban geliyor. O duymasın kapatayım. İnci:Tamamdır anneciğim. O zaman hafta sonu görüşürüz. Seni seviyorum. Öptümm. Annem:Tamam kızım, görüşürüz. Ben de öptümmm. Sonunda annemlere de haber vermiştim. Sırada Semih'le şu ima meselesinj konuşmak vardı. "Ne bakıyosun? Sanki ben aldım izni, sen verdin." "Tamam güzelim. Şaka yaptım. Evet ben verdim, kabul ediyorum." "Hahaha, çok komik." O anda aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfırlamıştı. Allah'tan benim odamda sadece ikimiz vardık. Yoksa benim kankalarım ve manitlerinin ağzına meze olurduk. Neyse biz asıl konumuza dönelim. Ne diyordum? Heh, aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfıra indirmişti. Odanın içerisinde sadece nefes ve kalp atışı seslerimiz duyuluyordu. Şu yaşattığını bana o dışında kimse yaşatmamıştı. Zaten yaşatmasını da istemezdim. Bana öyle bir bakıyordu ki sanki bakışları "Sen benimsin!" diyordu. Bana kalp krizi yaşattığı süreyi kısalmak için dudaklarıma sarıldı. Ve bir süre sonra kendini geri çekti. Bu adam beni her hareketiyle beni kendine düşürüyordu. Ama onun da benden etkilenmediği söylenemezdi. ★★★ "Güzelim, eşyalarımı hazırladın değil mi?" "Evet, hazırladım. Şimdi eve geçip kendiminkileri hazırlayacağım. Gel istersen benimle. Sanırım Musti ile Talha da bize gelmiş. Biz Silivri'deyken onlar da bizde kalacaklarmış." "Bunlar da hemen fırsattan istifade. Benimle bu kadar zaman geçirmek için can atmıyorlar." "Aman çok laf etme. Sen benim için oturduğun evi satıp karşı daireme taşınmadın mı? Bir de bunlara laf ediyorsun." Bana "Napayım?" diye bir hareket yaptıktan sonra benimle eve geldi. Eşyalarımı hazırladım ve içeriye geçtik. "Kız Insta'da popüler olmuşsun haberimiz yok." dedi Mary. "Ne? Ben? Popüler olmak? Güldürme beni Mary." "Vallahi ya! Al bak." deyip bana telefonunu uzattı. Ben de telefona baktım ve bir de ne göreyim. Benim maçta çekilmiş bir fotoğrafımı yöneticisi Galatasaraylı olan bir gazete paylaşmıştı. Altına da "İnci Küpeli Kız ��" yazmışlardı. Bunu okurken bir yandan da Semih burnundan soluyordu. Çünkü bu fotoğrafı paylaştıranın Fatih olduğunu ikimiz de biliyorduk. Ne de olsa gazetenin müdürü Galatasaraylı'ydı. Bu bilgiyi her futbolcu ve her futbol sever bilirdi. Meraktan postun altındaki yorumlara girmiştim ki "@***:Kız ateş ediyor. Yavrum sen kimlerdensin ��" "@***:Kız maşallah taş da bu kızı sahipsiz bırakacaklarını sanmıyorum ��" Sonuncuyu okurken bir fısıldama duydum. "Asıl sen sahipsizsin pis köpek!" Ay beni mi kıskanırmış bu? Neyse devam ettim. "@***:Kadın influ-ressam. Hesabı da şu @dolupaletiterstut1903 Bakmanızı tavsiye ederim. Kadın hem güzel hem yetenekli. Ancak magazinci bir arkadaşımdan duydum, kadının sevgilisi yokmuş." Altındaki yanıtlar daha fenaydı. "@***:Neeee ünlü mü? Sevgilisi yok muuu? Ben hemen hesabını stalklamaya kaçar." "@***:A ben bu kadını biliyorum evet. Umarım arkadaşın sağlam kaynaktır. Çünkü şimdi kadını stalklamaya koşuyorummm ��" İkimiz de deli gibi sinirlenmiştik. Birimiz tek kelime etse hemen sövmeye başlayacaktık. "Allah'ım sen bana sabır ver yarabbim. Bu Fatih gerizekalısı ne zaman salacak bizi ya?" dedi Semih. Aşırı şaşkındım. Çünkü Fatih ve küfürü aynı cümle içinde kullanmamıştı. "Semih farkında değil misin? Bunların hepsi seni kışkırtmak için. Seni sinirlendirecek, sonra sen gazetenin binasına gideceksin, öfkeli ve küfürlü cümleler kullanıp etrafta terör estireceksin, sonra senin yaptığın şeyleri çekip TFF'ye götürecekler, daha sonra sen ceza alacaksın. İtibarını yitireceksin, insanların gözünden düşeceksin ve Fatih senin önüne geçecek. Evet beni senden alamayacak ama hırsını buradan çıkaracak. Sakin ol lütfen." Bunları söylemeden önce evin içinde volta atıp duruyordu. Benim söylediklerimden sonra biraz sakinleşip yanıma oturdu. Şu an içimde bir volkanik dağ patlamak üzere bekliyordu. Ama şimdi olmazdı, olsaydı yanımdaki Semih'in sönmüş volkanik dağını da patlatacaktı. Bir süre konuşmadan oturduk. Daha sonra bu sessizliği bozan Semih'in çalan telefonu oldu. Emirhan arıyordu. Onu sadece bir kere tesise gittiğimde görmüştüm. Daha sonrasında duyduğum haberlere göre antrenman sırasında sakatlanmıştı ve derbide oynayamamıştı. Onu VIP'nin öteki tarafında görmüştüm ancak yanına gitmemiştim. Bu arada Emirhan normal değil görüntülü arıyordu. "Kardeşim, naber? Hiç uğradığınız ettiğiniz de yok. Anca yengelerin dizinin dibinde oturun siz." dedi Emirhan. Semih de tek kelime etmeden odanın içini panaromik bir şekilde çekerek bizim de yanında olduğumu gösterdi. Emirhan utançla "Aa, siz de mi buradaydınız? Naber yengee?" deyip en son kamera bana çevriliyken el salladı. "İyiyim Emirhancım. Sen nasılsın?" dedim. Ancak "Emirhancım" derkenki yüz ifadem sanki küfür edermiş gibiydi. "Şükür yenge ben de iyiyim. Sakat sakat yatıyorum işte. Eeee beğendin mi evi? Ben yerleştirdim diye sormuyorum asla (!)" Son cümleyi duyduktan sonra Semih'e fena bir bakış attım. Bu bakış "Sakat sakat çocuğa mı yerleştirttin bütün eşyaları? " bakışıydı. "Beğendim beğendim. Seni de yormuşuz kusura bakma sakat sakat." "Ne kusuru yenge ya. Kardeşimiz bi şey istesin anında ordayız biz. He ayrıca hafta sonu sizinkilere gidyomuşsunuz. Semih, gitmişken yengeyi de kendine isteyiver istersen." "Ahahaha çok komiksin Emirhan ya. Belki isterim bilmiyorum. Ama istersem gelenek-göreneğe uygun yaparım. Annemler olmadan olmaz. Ayrıca evet Emo, bu hafta sonu yengenlerdeyim. Senin için bir sakıncası yoktur umarım. Sana sormadım ama." "Ne sakıncası kardeşim nereye istiyorsan git. Hay ananı. Sen benle dalga geçtin az önce di mi? Ben de buna kandım. Kafanı Emo ya." Emirhan'ın bu mallığına anırmak isterdim ancak rezil olmak istemiyordum. Bu yüzden sadece kıkırdadım. Ayrıca mevzu benim istenmeme de gelmişti. Şu an kalbim yerinden çıkacak gibiydi ama dıştan sanki her an yaşadığım söylermiş gibi sessizce oturuyordum. BU BENİ Mİ İSTEYECEKTİ?? Neyse sonra bir süre daha Emirhan ile konuşup yemek yedik. Daha sonra salonda oturup sohbet ettik. ★★★ "Güzelim her şey tam değil mi? Bir şey unutmadık." "Unutmadık yakışıklım unutmadık. Hadi çıkalım artık yola." Bunu dedikten sonra bagajı kapatıp balkondakilere el salladık ve arabaya bindik. "Eeee, sevgilinle ilk araba yolculuğuna hazır mısın?" "Hazırım yakışıklım. Poşetim de yanımda o yüzden no problem." "Ne sorun ettin güzelim. Şurada bir buçuk saatlik yol. Göz açıp kapayıncaya kadar bitecek zaten. İki gün baş başa pek kalamayacağız bu zamanı değerlendir bence." "Baş başa kalıp napacağız sanki? Her zaman ne yapıyorsak onu. Ayrıca babam senin böyle düşündüğünü bilse bırak erkek arkadaşım olmanı istememeyi seni eve almaz. Kurye olarak bile." "Vay be. İlk gördüğümde baban melek gibi bir insan gibi gelmişti. Ama söz konusu kızı olunca akan sular duruyor sanırım." "Tam olarak öyle. Tesisteyken fark ettin mi bilmiyorum ama bir ara sana fena baktı. Sonra sanırım kendini sakinleştirdi ve mutlu mutlu baktı." "Ahahaha yani babana bayağı büyük bir şok yaşatacağız desene." "Aynen ya. Annemin de haberi yok babamın da." Daha sonrasında biraz sohbet ederek, biraz uyuyarak sonunda trafikle birlikte iki buçuk saatte Silivri'ye vardık. Babamın geleceğimden de haberi yoktu. Kapıyı açıp çıktım ve Semih'e arabada beklemesini söyledim. Daha sonra tahmin ettiğim gibi bahçede olan babamın yanına gittim. "Babaaaa, ben geldimmm." "Aaaaa, kızım hoş geldin. İyi ki geldin." "Geldin mi geldiniz mi? Sana bir sürprizim var." Tam o sırada bahçeye Semih girdi. Daha sonrasında "Tanıştırayım babacığım erkek arkadaşım, Semih." "Şimdi küt diye gideceğim. Şaka mı yapıyorsun sen? Sen ve erkek arkadaşın olması ayrı bir de erkek arkadaşın Semih Kılıçsoy. Gerçi zaten tesiste bir şeylerin olduğunu fark etmiştim ama." "Aman aman gitme baba. Şaka değil. Zaten bir şeyi de fark etmesen şaşarım. Hadi içeri geçelim. Annemin de haberi yok bunlardan." İçeri geçince annem de şoka girdi. Ufak çaplı bir tanışma sonrası babam iyice ısındı ve Semih'i oğlu gibi görmeye başladı. "Semih! Gelsene seni teknemin oraya görüreyim. Kızım siz de gelin annenle denize." "Tamam baba geliriz ama bir bekleyin. İyi ki mayo almışız ya. Baksana babam bizi ilk günden denize götürmeye kalktı." "Ne şikayet ediyorsun kızım. Gören de denizden nefret ediyorsun sanacak. Öyle bir deniz sevdası var ki acaba ismini Deniz mi koysaydık diye düşünmüyor değilim." "Tamam anne ya sanki istemiyorum dedim. Hadi hazırlan da çıkalım."

Bölüm sonu

1 yorum