O gün bitmiş, ertesi gün babam gitmiş, evde Meryem, Mira ve ben kalmıştık. Ben tabi ki onlara olanları anlatmıştım. Hatta bugün Semih, Talha ve Musti bize geliyordu. Musti'yi azıcık bile tanıyorsam ya Mira'yı ya da Meryem'i gözüne kestirmişti. Yoksa pek geleceğini düşünmüyordum. Sabah kahvaltı ederken telefonum çalmaya başladı. Arayan tabi ki de manitim Sarı Fırtına'mdı."Günaydın güzelim. Napıyosun?.""Günaydın yakışıklım. İyiyim birtanem, sen napıyosun?""İyiyim ben de. Akşam sizdeyiz di mi, planda bir değişiklik yok.""Evet evet de sana bi şey soracağım. Senin agaların benim kankalarıma mı göz dikti?""Eeee- Belki biraz.""Belki mi? Biraz mı?""Çok." "Oha bu kadar da beklemiyodum." "E napalım güzelim gönül. Boşuna dememişler 'Gönül ferman dinlemez.' diye. Neyse ben bizimkilerden önce gelirim.""Gel yakışıklım gel. Hatta bi işin yoksa hemen gel.""Güzelim antrenmandan yeni çıktım bi duş alayım, öyle geleyim.""Tamam yakışıklım gel de sana odamı gezdireyim. 4 duvarın içinde olduğunu unutacağın odama. İç mimarım diye söylemiyorum.""Bak seeen. Hemen geliyorum. Umarım trafik yoktur.""Umarım. Benim yaptığım güzel böreği de yersin hem. Aç gel ona göre.""Tamam güzelim. Seni de yiyebilirim ona göre tatlı niyetine." "Yaaaa yerimmmm. Tamammm hadi gelll. ""Geliyorum yavrum şimdi kapatıyorum duşa giriyorum. Öpüldünüz hanımefendi. Seni seviyorum.""Siz de öpüldünüz beyefendi. Ben de seni seviyorum. Ama bu telefondaki öpücük sayılmaz haberin olsun.""Tamam güzelim. Bir buçuk saate ordayım. Görüşürüz.""Görüşürüz."Telefonu kapattım ve kahvaltı yapmaya mutfağa ilerledim. ★SEMİH'TEN★Duştan çıktıktan sonra salona Musti ve Talha'nın yanına ilerledim. "Ben çıkıyorum beyler. İkiniz gelirsiniz oraya da. Konumu atıcam ben size zaten.""Abi saat kaç gibi gelelim.""Akşam üzeri 17.00 gibi gelirseniz iyi olur herhalde. Yine sorarım yengenize.""Tamam kardeşim de sen 2 buçuk saat ne yapacaksın orada sorması ayıp olmasın?""Talha bi bok ima etmeye çalışmasan ölürsün zaten. Trafik denen bi şey var ya ondan dolayı biraz geçecek zaten zaman. Bu arada attığın iftiradan dolayı özür dile hemen.""Abi ben mi malım? Ne demeye çalışıyosunuz?""Musti'm ben gidince Talha anlatsın. Unutma Talha özür. Hem de yengenin yanında, ona da bu konuyu açıkladıktan sonra.""Siktir! Şimdi boku yedik işte. Yenge benim derimi yüzer kardeşim.""Ben bilmem Talha. Onu demeden önce düşünecektin. Neyse ben kaçar."İkisi aynı anda "Tamam görüşürüz..." dedi ve ben hemen çıktım. Trafik olmadan da ulaştım sonunda ve dairenin önüne gelip zili çaldım. Şu yüzü görmek için neler vermezdim.★İNCİ'DEN★Kapıyı açınca karşımda Sarı Fırtına'mı görünce zaman durmuştu sanki. O gülüşü, bakışı, duruşu... Her şeyiyle büyülüyordu beni."Aşkımmm" deyip kucağına atıldım hemen. "Sözünü unutmadın di mi?""Unutur muyum sence? Hatta unutacağım diye korktum ama senle ilgili olan her şey bir daha silinmemek üzere beynimde bir yere kazınıyor. İçeri geçsek mi?""Aklına sıçayım İnci. Geç geç. Bekletiyorum kaç saattir burda seni ya. Salak kafa."Bana sıkıca sarıldı ve bana bakıp bir yandan da saçlarımla oynayarak "Güzelim. Saçmalama. Bir daha ağzından öyle kendine hakaretler duymayacağım. Ama Fatih'e edebilirsin, o serbest." dedi. İki Fatih düşmanı birbirimizi bulmuştuk. "He bu arada. Bu iç mimarlık olayı nerden geliyo?""He şey ben normalde İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Ama okurken bir yandan da iş yapmak için bir şeyler yapayım dedim. Ailem ve çevrem de sürekli yeteneğim olduğunu söylediği ve ben de bu işten zevk aldığım için ressamlığa başladım üniversitedeyken. Mezun oldum, daha sonra internette bayağı bi ünlü oldum. Sonrada bırakamadım. Ama bir yandan da yine iş bakıyorum. Hatta bu evin düzenini falan da ben yaptım. Aslına bakarsan bu evin her köşesinde bir detay var. Bu detaylara da bi gün ayırır anlatırım.""Tamam güzelim. Kızlar geliyor sanırım."
★SEMİH'TEN★Biraz kızlarla lafladıktan sonra İnci Tanem'in odasına geçtik."İşte burası da benim odam.""Vayyyy. Kelimeler kifayetsiz kaldı be. E tabi, benim güzelimin elinden çıktı burası."Odaya genellikle mavi, yeşil ve beyaz tonları hâkimdi. Yer yer siyah da vardı. Duvarları açık bir yeşil ile boyalıydı. Odasında balkon vardı. Balkon tam girişin karşısındaydı. Balkona açılan bir kapı bir de pencere vardı. Kapının olduğu duvarda boylu boyunca dolap vardı. Dolabın ve balkonun arasında çift kişilik bir yatak vardı. Yatakta mavi renk bir nevresim takımı vardı. Nevresim takımının üzerinde de hafif dalgalar vardı. Duvarlarında posterler vardı. Şehir posterleri... Yatağın tam karşısındaki duvara dayalı bir adet makyaj masası, bir adet de çalışma masası vardı. Halı da papatya şeklindeydi. Yatağın kenarında da şövale duruyordu. Ama bir şey dikkatimi çekmişti. Dışarıda doğru dürüst eşya yoktu."E güzelim senin bütün eşyaların dolapta mı?""Aynen yakışıklım hiç eşya bırakmamaya çalışıyorum. Çünkü karşında her boka alerjisi olan bir kız duruyor. Bunlardan biri de toz. ""Hmmm peki güzelim. Başka neye alerjin var?""Eeee- sigara, nargile, ağır kolonya ve parfüm kokuları, kuru yani nemsiz hava.""E bu çok değil ki.""Bu değil de bi de Mira'nın alerjisi olan şeyler var. Mesela çiçek ve gıda boyası.""Hmm. Peki güzelimmmm benim sana bir sözüm yok muydu?""Aaaaa, evet vardı."Üzerine doğru gittim ve kollarımı beline sardım. O da kollarını boynuma doladı. Aramızda çok boy farkı yoktu. Çünkü ben 1.80'dim o da 1.72. Hele hele topuklu ayakkabı giydiğinde zaten aynı boya geliyorduk."Gözlerin yakından daha güzelmiş." dedi büyülenmiş bir şekilde. "Senin de öyle.""Biz napıcaktık unuttum ben.""Hatırlatayım mı?" dedim ve dudaklarımı dudaklarının üzerine bastırdım. Sonra geri çektim ama "Hey, gel buraya!" diyerek boynumdaki kolları arasındaki mesafeyi kısaltarak beni kendine çekti. ★İNCİ'DEN★İşi o kadar abartmıştık ki en son soluksuz kalmıştık."Tutabildim mi sözümü yavrum?""Hı hı." "O zaman gel üstüne bi şey al da içeri gidelim.""Ama ben üşümüyorum.""Olsun. Nerede benim hırkam? Onu giy üstüne.""Askıda dur alayım."Dolabı açmıştım ki Semih dolabımın içindeki aynamla göz göze geldi. Aynamın etrafında Semih'in fotoğrafları doluydu. A takıma çıktığı günden beri fanıydım onun. Belki de onun hakkında ondan daha çok şey biliyordum."Birileri galiba benim fanım he.""Evet 12 senelik fan, bir kaç günlük de sevgili. A ben sana anı kutumla forma koleksiyonumu göstermedim ya.""Bu forma koleksiyonum. Bak bu ilk formam. 2018-19 sezonu yanılmıyorsam. Arkasında da 1 İnci yazıyor. Bu da 2022-23 arkasında da Cenk Tosun 9 yazıyor. Bu da 2024-25 Cumhuriyet forması arkasında da bil bakalım kimin ismi yazıyor. Tabi ki de sen. Bir de bu 2026-27 var. Bu kendim aldığım ilk forma bunun da arkasında yine sennn. Bir de bu sezonun var. Bunun arkasında da sennn.""Vay be. Bazılarından bende evde bile yok güzelim.""Bu az bile. Bir kısmı da annemlerin yanında, Silivri'de. ""Harbi ağzım açık kaldı ya. ""E tabi sen ne sandın oğlum beni. Hadi içeri geçelim.""Yavrum iki şey söyleyeceğim. 1 bana oğlum deme hem senden büyüğüm hem de biz sevgiliyiz. Bana benim gibi aşk cümleleri kur ya. 2 Senden iki tane vesikalık fotoğrafını istiyorum.""Tamam aşkım. Oldu mu? He ayrıca niyeymiş fotoğraf? Hem de 2 tane.""Oldu. Biz sevgili olduğumuz için istiyorum. Birini cüzdanıma birini de telefon kılıfımın arkasına koyacağım."Bir yandan onu dinliyor bir yandan da vesikalık fotoğrafımı arıyordum."Tamam yakışıklım al." Daha sonrasında salona doğru yürüdük el ele. Sanki birbirimizin elini bıraktığımız anda birbirimizden bir daha hiç birleşmemek üzere kopacakmışız gibi. "Vayyy çifte kumrular! Hoşgeldiniz. Vallahi diğerleri sizden önce gelecek zannettim. Yoldalarmış onlar da." dedi Mira. Boku bayağı pis yemiştik. Mira kesin kırk yılın başı aşık olmuştu. O aşık olduğunu da kolay kolay bırakmazdı. "Miracım, komutanım, cansuyum, senin onların yolda olduğundan nasıl haberin oldu acaba?" "Eee şey ben devre arasında maçta Talha'yla karşılaştım lafladık falan bana numarasını verdi. Siz gelmeden bir kaç dakika önce de arayıp konum istediler." "Hmmm anladım. Ama unutmayacağım konuşucaz bu konuyu." "Zaten İnci Hanım'dan kaçış olmaz. Olsa şaşarım." Ufak bir atışma sonrası sakin sakin oturduk. "Eeee Mary hiç tanışmadınız konuşmadınız siz Semihle. Tanıtsana kendini eniştene." "Enişte" lafını duyar duymaz bana kitlendi Sarı Fırtına'm. İçten içe hoşuna gidiyordu bunu ben de biliyordum ama kimseye çaktırmamaya çalışıyordu. "He doğru di mi. Enişte Bey ben Meryem. Ama bana genellikle Mary derler. Zaten ben de öyle denmesini tercih ederim. Yarışmaya İzmir'den katılıyorum. Yok ora bura değil. Hahahha. Neyse İzmir'den geldim. İzmir Adliyesi'nde savcı olarak çalışıyorum. İnci'yle Mira'yla olduğu gibi ortaokuldan tanışıyoruz. Uzun süredir İstanbul'a gelmeyi planlıyordum. Bu zamana nasipmiş." Ne yaptın be taramalı tüfek gibi tartartar. İçimden bu sözleri geçirirken kapı çaldı. İki aşık ikisi de kapıya koşa koşa gittiler. Görseniz onları istemeye geleceklerini düşünürsünüz. Ne kadar ters baktıysam "Güzelim o bakış ne öyle. Sanırsın düşmanına bakıyorsun. Onlar senin en yakın arkadaşların değil mi?"dedi yakışıklım. "Tamam arkadaşım da bak biri de aşık olduğu kişiyi bana söylememiş bir de arkamdan iş çevirmiş Mira." "E sen de az önce onlardan habersiz iş cevirmedin mi benimle?" Suratına çapkın bir gülüş yerleştirmişti. TUTUN BENİ DÜŞÜYORUM BU KİŞİYE. YANİ SEVGİLİM MANİTİME. "E- yani olabilir de biz sevgiliyiz ama. Gerçi onlar bana haber vermeden sevgili de olmuş olabilirler. Musti ve Talha sana bi şey dedi mi?" "Yok demedi onlar da. Ben de onların ağzına edicem geldiklerinde." Bu kısa dedikodumuz benim ve manitimin kankalarının gelmesiyle son buldu. Ancak ben bu dedikodudan bayağı bi zevk almıştım. Her gün bir saat böyle bir dedikodu kesinlikle yapmalıydık. "Hoş geldiniz..." "Hoş bulduk yenge." "Hoş bulduk yenge." "Kolay bulabildiniz mi evi bari? Mira'nın attığı konumla." "E- kolay bulduk aynen. Musti kullandı zaten arabayı. O yüzden sıkıntı yok. Ben kullansaydım Tekirdağ tabelasını görürdük herhalde." "Bi bakarız Talha'm. Oraya da gideriz." "Harbi mi abi? Ben hiç gitmedim ya?" "Asıl Tekirdağ değil görülecek yer, ora da var da gidilmesi gereken yer Edirne." "Maşallah yenge seninde bayağı bilgin var. " "E ben Trakya çocuğuyum Talha." "Neyse onu bunu bırakın da güzelim bi çay demlesene ya." "Tamam demliyorum." Mutfağa gittim ve çaydanlığı çıkardım. Tam çayı çaydanlığa atacaktım ki birinin mutfağa girdiğini duydum. Mira zannedip "He Mira. Kaç kaşık atayım çayı?" dedim. "5 kaşık atsan yeter herhalde." ama bu duyduğum Mira'nın sesi değildi. Tam kim diye bakacakken belimi kollar sardı. Kim olduğunu anlamam gecikmedi. Tabi ki manitimdi. Arkamı döndüm ve birbirimize dakikalarca baktık. Ancak bir adet lüzumsuz tarafından tabiri caizse basıldık. "Yenge su var mı-" "Musti ya sabır ya selamet. Git oğlum ben sana getiricem su. " "Tamam abi. Pardon görmedim sayın." "Biz görmedik sayarız Musti de sen de öyle say olur mu?" "Tamam yenge sustum." dedi ve ağzına hayali bir fermuar çekip fermuarı kilitleyip anahtarı attı. Tabi ben buna inanır mıyım? Hayır. Ama çok uğraşmayacaktım. "Bugün burada kalsanıza. Sabahlarız birlikte. Depodan okey takımını da çıkardım. Okey de oynarız." "Olur güzelim. Ben beylere söyliyeyim kalalım." "Tamam sevgilim. Salondan Mary'yi çağırır mısın içeri gidince." "Tamam güzelim. Ama hızlı gel özlüyorum bak." "Tamam 5 dakika özlememen için sana bir öpücük kondurayım mı?" "Hı hı." Hemen dudağına bir öpücük kondurdum. Daha sonra da gitti. Sonra Meryem geldi. "Siz hayırdır biriniz devre arasında numara alır, biriniz aşık aşık bakışır." "Ya senin bu manitin arkadaşları bayağı iyi ya." "Beğendiğinizi anladım. Bi de bana diyodunuz. Bana demeden sevgili falan olmadınız inşallah." "Yok ya şu an öyle bi durum yok." "Umarım. Neyse konuşucaz bu konuyu yine kaçmak yok öyle hemen." "Tamam helalim. Ben içeri geçiyorum." "Tamam da Semih Musti'ye su götürmeyi unuttu. Onu götür bi platoniğine." Güle güle suyu götürdü. Ben de dediğim gibi suyu altına koyup kaynamasını beklemek için içeri gittiğimde "Heh yengem de geldi ona da soralım. Yenge diyoruz ki 2 hafta sonra tatile gidelim. Yaz sezonunu yurt dışıyla açalım." dedi Talha. "Olur olmasına da benim yeşil pasaportum var o sorun değil ama kızların yok. Onların vize işini ne yapacağız?" "Yenge bizim gri pasaport olunca bizde sorun yok zaten. Kızların vizesini de biz Musti'yle halledeceğiz. Di mi Musti?" "He aynen ya. Biz halledeceğiz yenge sen merak etme." "İyi madem de Semih hafta sonu bizimkilere gidelim diyorum ben ya." "Tamam güzelim gideriz. Babanla tanıştık zaten annenle de tanışırız." "Ama bu sefer babamla Beşiktaş'ın futbolcusu olarak değil benim erkek arkadaşım yani sevgilim olarak tanışacaksın ona göre." "Tamam yavrum tamam. Gideriz. Beyler gördüğünüz üzere ben hafta sonu iptalim." "Tamam kardeşim bi şey olmaz. Ama şu rezervasyon işini hızlıca halletmemiz lazım." "Tamam ben laptobumu getireyim bekleyin. Ama hangi ülke? " "Bi de ona bakmamız lazım di mi?" "Kim nereye gitti bi söylesin bakayım. Ben Gürcistan, İtalya, İspanya, Fransa bi de Almanya'ya gittim. Mira benimle İspanya'ya geldi bi de Amerika'ya gitti. Mary Yunanistan'a gitti." "Vallahi yavrum bizi sorma biz her ülkeye gittik neredeyse ama en sevdiklerimiz İtalya, Arnavutluk, Amerika, İngiltere, Romanya, Yunanistan, İtalya ve İspanya." "O zaman bu zamanlarda en çok gidilebilecek ülkelerden birine gidelim." "Aynen." "Haziran ayının ortasında hangi ülkelere gidilir? Arat. Burada İspanya, İngiltere, Makedonya, Romanya, BAE ve Sırbistan yazıyor. En mantıklısı İspanya ile İngiltere. " "Bence İspanya. Biz İnci'yle en son ortaokulda gitmiştik. " "Aynen İspanya." "Oy birliğiyle İspanya'ya gidiyoruz. Zaten sezon da kapandı. Bizi milli takıma falan da çağırmazlar. Yani tarihte pek bir sorun yok. Sizin için uygun olan zamanı ayarlayalım. Güzelim, sizin için haftaya uygun mu?" Herkesten mimikleriyle onay aldıktan sonra "Uygun da biz basını ne yapacağız? Basına göre hiçbirinizin sevgilisi yok. İkinizin hâlâ yok da Semih'in var. Basın bizi ülkeden çıkarken görmeyecek mi? Ya da orada hiç paylaşım yapmayacak mıyız? Bi şekilde öğrenecekler. Yani bunu bile bile gidiyoruz öyle düşünün. Ben de zaten o yüzden annemlere önce gidelim diyorum. Basından öğrenirlerse bana bayağı kızarlar." "Konu açılmışken şunu söylemek istiyorum. Ya ben Mira'yı seviyorum be. Musti sıra sende." "Siktir. Bu kadar heyecanlanıcağımı düşünmemiştim. Mary ben de seni seviyorum be." "Anasının nikahı. Bu ne oğlum herkes tek tek açılıyor. Komutanım, helalim, sizin bunlara karşı bi hoşlantınız var mı?" İkisi de aynı anda "Evet var." dedi. Tamam bunların birbirini sevdiğini biliyordum da bu kadar hızlı beklemiyordum. "Tek çift biziz zannediyordum ben de. Beyler ayıp oldu bi şey demediniz." "Ya şimdi dedik işte. Kızlar siz de kabul ediyosunuz di mi?" mal mal bakarken bi anda kafalarını sallamaya başladılar. "O zaman herkes sevgilisinin yanına geçsin. Bi de güzelinden film açtık mı. Üffff. Mira'm, yakışıklına bir mısır patlatır mısın?" "Mira sen otur. Ben hem çayı demliyeceğim. Onu da yaparım. Sadece servis yaparken çağıracağım o zaman gel." Hemen mutfağa gidip başladım yapmaya. "Güzel bi film seçin ben gelmeden." dedim mutfaktan bağırarak. Mısır patlarken ben de kaseleri çıkarıyordum. Genellikle olduğu gibi yine gözüm kararmaya başlamıştı. Bir anda kendimi yere düşerken hatırlıyorum en son. Gerisi karanlık bir boşluk. ★★★ "Güzelim, iyi misin?" Gözlerimi açarken Semih'in bu sözlerini duymuştum. Ayağa kalkmaya çalışıyordum fakat başımın zonklaması buna engel oluyordu. Buna direnip zar zor dikleşmiştim. Biraz daha iyidim. "İyiyim. İyiyim merak etme." Bunları duyduktan sonra Semih derin bir oh çekerek "Oh! Rahatladım. Çok korktum güzelim." deyip bana sarıldı. Ben de ona sarıldım ve bilinçsizce gözlerimden bir damla yaş süzüldü. "Güzelim, ne oldu? Niye ağlıyorsun?" Ağlamaklı bir sesle "O ayılama benim kalbimi çok kırdı." diye haykırdım. Elini kafamın üstünde gezdirerek "Tamam güzelim. O şerefsiz yok artık. Ben varım. Buradayım." "Seni seviyorum. Beni hiç bırakma, lütfen. Ben sana kalbimi verdim. Lütfen ona zarar verme." hâlâ ağlıyordum ve sarılıyordum Semih'e. Biraz daha öyle durduk ve ben rahatlayınca içeriye gittik. O andan sonra tuvalete gitmek dışında birbirimizden 1 saniye bile ayrılmadık. ★★★ "4. Kim olacak ya? Kızları dışladınız." "Tur tur değişelim bence bi de herkes partneriyle olsun." "Tamam. İnci Tanem, sen oyna bu tur. İyisin di mi?" "İyiyim birtanem. Sorun yok oynarım." "Tamam güzelim gel geç karşıma." Biraz oynadık ve beklenen bir performansla eşli okeyde rakiplerimiz Talha ve Musti'yi yendik. Zaten salonda oturuyorduk ama ben masadan kalkıp koltuğa gidip uzandım. Semih oradan "Mary, Mira siz geçin. Ben oynamayacağım zaten." diyerek yanıma geldi. Ben de "Bak yakışıklım. O anda sinirlerim bozuldu. En son böyle bir şeyi çok önceden yaşamıştım. Hatta öyke olduğu zaman kafamı çarpmıştım ve kaşım açılmıştı. Bak." dedim kaşımdaki çiziği gösterirken. "O konuyu hiç açmak istemiyorum bir daha Sarı Fırtına'm, lütfen. Ben de biraz hatalıyım belki orada o şekilde ağlamakla ama o şerefsizin adını bile anmak istemiyorum. Lütfen anla." Yanımdaydı ancak bunları söyledikten sonra beni iyice kendine çekti ve sarıldı. "Tamam güzelim, sorun değil. Ama kendini üzmen beni de üzüyor bunu bil. Ayrıca benim kalbimi kırma dediğin yeri de hiç duymamış olayım. Sence hiç böyle bir şey yapar mıyım?" Ama sen böyle yaparsan ben eririm. Hatta hızımı alamayıp sonra da buharlaşırım. O anda minik bir kahkaha attım ve iyice sıkı sarıldım. "Şimdi ben güzelimle ailesiyle mi tanışmaya gideceğim haftasonu?" "Hı hı. Tam olarak öyle." "Peki oraya gittikten sonra bir kaçamak yapsak. Ne bileyim Sapanca falan." "Ona oradan sonra bakarız Semih Bey. Belki de seni istemeyecekler. Ama pek zannetmiyorum. Kırk yıl sonra ilk defa sevgilim olmuş. Annem eğlence düzenler kesin." "Semih Bey değil. Ko-ca-cı-ğım. Ayrıca beni sevmeyen var mı ki? Fatih şerefsizi dışında. Ayrıca senin hiç sevgilin olmadı mı?" "Tamam kocacığım. O gerizekalının adını anmasak. Dediğim gibi ben ondan sonra aşka küstüm. Sadece senin fanındım. Biras da platoniğin." Sondakini sessiz söylemiştim ama kulakları o kadar keskindi ki. "Tamam yavrum anmayalım. Platonik mi dedin sen?" Suratıma masum bir ifade takınarak "Hı hı." dedim. Sanki o anda 3 yaşındaki İnci'ye geri dönmüştüm. "Oy yavrum benim ya. Tamam da sen şu Sapanca işine ne diyorsun?" "Olabilir diyorum." "Tamam güzelim telefonumu versene oradan." Tam telefonu elime almış ona veriyordum ki ekran aydınlandı. Bir baktım ki ekranda benim Instagram'a attığım postlardan bir tanesini duvar kağıdı yapmıştı. Hemen ona baktım. Yüzündeki gülümseme aşina olduğum bir gülümsemeydi. "Sen benim fotoğrafımı duvar kağıdı mı yaptııın?" "Gördüğün üzere evet. Zaten sende de 12 senedir var di mi fotoğrafım duvar kağıdında." "Hı hı." "Sen biraz bana saplantılıymışsın sanırım. Fotoğraflarımı asmalar, duvar kağıdına beni koymalar, formanın arkasına benim ismimi yazdırmalar falan bayağı iyiymiş bu. Şansa bak ben de fanımla sevgiliyim." "Asıl şanslı benim burada. Fanı olduğum adamla sevgiliyim. Hem de sen ünlüsün." "Gönül ünlüye ünsüze bakmıyor." Gayri ihtiyari kulağımı kalbine götürdüm. Birinin kalbinin sesini dinlemek çok hoşuma giderdi. Bir canın attığını bilmek bana ezelden beri huzur verirdi. Ama bu Semih olunca daha da veriyordu. Orada başımın ağrısının da vermiş olduğu yorgunlukla farkında olmadan Semih'in kucağında uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda hâlâ Semih'in kucağındaydım. Başımın ağrısı sonunda geçmişti saate baktığımda sadece 1 saat uyumuştum. O sırada bunlar yaşanırken bir çift yeşil zümrüt beni kesiyordu. "Günaydın yavrum. Pek aymadı aslında saat daha 1 ama. " "Siz daha uyumadınız mı?" "Yok güzelim sabahlayalım dedik ya. Şimdi mutfağa gitti diğerleri. Film açacaktık senin uyanmanı bekliyorduk. Sen de o kadar güzel uyuyordun ki uyandırmaya kıyamadım." "Tamam birtanem, açalım. Ama ben biraz üşüdüm." "Bir ara seni ayıltmaya çalışırken hırkayı çıkarmıştım. Mutfakta sanırım. Musti'ye söyleyeyim getirsin." "Yok yok söyleme. Benim bir tuvalete gidip elimi yüzümü yıkamam lazım zaten. O zaman alırım." "Sen alamazsın çünkü ben seni tuvalete kucağımda getirip götüreceğim." "Peki yakışıklım."