İçeriğe geç

Kaderim Sensin

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Kaderim Sensin

Bölüm 2

BÖLÜM 2 :

Gece boyunca düşüncelerle boğuşarak uyumuştum. Geçmişte yaşadığım o zorbalık dolu günler, rüyalarıma kadar sızmıştı. Okul saatine daha çok vardı ve kafamın dağılması gerekiyordu. Yataktan hızla kalkıp banyoda kısa bir duş aldım. Saçlarımı fön makinesiyle kurutup hafif nemli bıraktım.

Hayatımın en güzel yanlarından biri, evin tek çocuğu olmamdı. Ailemin gözünde ben hâlâ yeni doğmuş bir bebek gibiydim. Bazen bu ilgi beni bunaltsa da sevilmek her zaman daha ağır basıyordu. Bornozumu çıkarmadan önce dolabımdan iç çamaşırlarımı çıkarıp yatağın üzerine fırlattım. Hava henüz aydınlanmamıştı, ailem uyuyordu. Her sabah annem kalkar, kahvaltımı hazırlar ve beni öyle okula gönderirdi. Annelerin hakkı gerçekten ödenmezdi.

Siyah iç çamaşırlarımı ve zıbınımı hızla giydikten sonra okul üniformamı üzerime geçirdim. Ayaklarıma ise okulun zorunlu kıldığı diz altı kolej çoraplarını çektim. Evin tek çocuğu olmam, devlet okuluna gideceğim anlamına gelmiyordu, değil mi? Babam bir şirkette genel müdür olduğu ve dolgun bir maaş aldığı için hiç devlet okuluna gitmemiştim. Sürekli zengin çocuklarıyla büyümüştüm. Oturduğumuz semt de sıradan bir mahalle değildi; çevremizdeki herkes ya şirket sahibi ya da mimar ve avukat gibi geliri yüksek kişilerden oluşuyordu.

Kızıl saçlarımın hafif dalgalı olması bana huzur verirdi. Şu an kolejdeki tek kızıl ben olduğum için herkesin odağındaydım. Aslında bu durum canımı sıkıyordu çünkü ön planda olmayı seven biri değildim.

Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladığında camı açarak Eylül ayının o muhteşem havasını içime çektim. Gözüm yan villaya kaydı; evlerimiz birbirine oldukça yakındı. Tam o sırada Demir'in perdesini açmasıyla göz göze gelmemiz bir oldu. Ona tebessüm edip el salladım ama o, umursamaz bir tavırla perdesini hızla kapattı. Üzülmüştüm ama onu anlıyordum; hiç bilmediği bir şehre gelmişti ve en önemlisi de zorbalığa uğruyordu.

Odamın kapısı açıldığında annem içeri girdi, ben de hızla camdan uzaklaştım. Üzerinde şık sabahlığı, gözlerinde ise uykunun o mahmur izleri vardı.

"Günaydın benim minik kuşum! Ne yapıyorsun bakalım sabah sabah pencerede? Hem sen niye bu kadar erken uyandın?"

Omuzlarımı silkip şirince gülümsedim. "Uyku tutmadı anne. Malum, uzun ve güzel bir yazdan sonra arkadaşlarıma kavuşmanın verdiği heyecan diyelim."

Annem tek kaşını kaldırıp bir an düşündü, sonra haklı olduğumu kabul ederek kocaman bir gülümsemeyle pencereye ilerleyip camı kapattı.

"Anne, yan komşumuz kim?" dedim, o perdeyi çekerken.

"Neden sordun?"

"Hiç... Oğlu bizim sınıfta da, o yüzden."

Annem hemen yatağımın köşesine oturup beni yanına çağırdı. Annem tam bir cemiyet hayatı uzmanıydı; sosyete camiasında ne olmuş ne bitmiş her şeyi bilirdi.

"Duyduğuma göre zavallı çocuğun anne ve babası bir trafik kazasında hayatlarını kaybetmiş. Yurt dışında yaşıyorlarmış; buraya onu amcası ve büyükannesi getirmiş. Önceden başka bir şehirdeymişler ama ne olduysa apar topar taşınıp buraya yerleşmişler."

Çok üzülmüştüm. Demek ki o halinin, o suskunluğunun derin bir anlamı vardı. Hiç kimse durduk yere bu kadar mutsuz olmazdı. Anneme şaşkınlıkla baktım; daha dün gelmiş olmalarına rağmen bu kadar bilgiyi nasıl öğrenmişti? Şaşkınlığımı anlamış olacak ki gülümsedi.

"Dedikodu camiasında her şey duyulur Miray. Herkes onları konuşuyor. Üstelik babanın çalıştığı Seğmen Holding var ya... İşte çocuğun babası o şirketin ortağıymış; o ölünce yerine abisi geçmiş."

Kafamı anladım anlamında ağır ağır salladım. Annem başıma bir öpücük kondurup kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa gitti. Evde yardımcımız olmasına rağmen, annem evde olduğu sürece kahvaltıları hep kendisi hazırlardı.

Makyaj masama oturup saçlarımı taramaya başladım. Demir gerçekten büyük acılar yaşamıştı. Belki de kilo alması bu yüzdendi. Kafamı hızla sallayarak düşüncelerden uzaklaşmaya çalıştım; neden sürekli onu düşünüyordum ki? Hızla puftan kalkıp çantamı aldım ve odadan çıktım.

Mutfağın önünden geçerken anneme görünmeden evden kaçtım. Görse çok kızacaktı ama şu an tek başıma kalmaya ihtiyacım vardı. Kolej evimize yakındı; buradaki herkes okula arabayla, bisikletle hatta kaykayla geliyordu. Ben ise yürümeyi ve etrafı incelemeyi seviyordum. Babam araba almam için baskı yapsa da yürümek bana daha iyi geliyordu.

Demirlerin evinin önünden geçerken onun da evden çıkmak üzere olduğunu görüp durdum. Beni görünce şoke oldu, belli ki beklemiyordu. Aslında ben de böyle bir karşılaşma planlamamıştım.

"Merhaba, günaydın... Şey, biz aynı sınıftayız, birlikte yürüyelim mi?"

Sesim neden bu kadar titrek çıkmıştı? Hiçbir şey demedi ama benimle aynı hizada yürümeye başladı. Konuşmuyordu; yorgun gözleriyle sadece etrafı inceliyordu.

"Bu arada, ben Miray," dedim gülümseyerek. Yüzüme dahi bakmadı. Tamam, çok şey yaşamış olabilirdi ama bir "memnun oldum" demek zor olmamalıydı. Sinirlerim bozulsa da bir şey demedim. Okulun kapısına geldiğimizde o "şeytan üçlüsü" oradaydı: Utku, Kerem ve Ayça... Arkalarında ise her zamanki sinsi tayfaları.

Umarım bir pislik yapmazlar, diye geçirdim içimden. Ama daha bahçeye girer girmez, Demir yerdeki o görünmez yağ tabakasına basıp sırtüstü yere kapaklandı. Ona yardım etmek için atıldığımda ben de yağa bastım ve dengemi kaybederek tam üzerine düştüm. Üzerimize dökülen unlarla bir anda herkesin soytarısı olmuştuk.

Hâlâ Demir'in üzerindeydim. Gözleri gözlerimi bulduğunda; etraftaki kahkahalar, bağırışlar ve dünya bir anlığına sustu. Sadece Demir'in o buğulu, grimsi gözlerinin büyüsü kalmıştı.

Bölüm sonu

2 yorum