Ertesi sabah İstanbul’un yoğun temposu ofisin içine kadar sızmıştı. Alya, masasının başına geçip kahvesini yudumlarken dün gece arabanın içinde yaşananları düşündü. Uraz’ın o yakınlığı, parmaklarının ucundaki dokunuşu ve lise yıllarına ait o anılar sanki bir rüya gibi zihninde dönüp duruyordu. Fakat içeri girip de cam bölmeden dışarıya baktığında, ortada ne o rüyadan ne de dünkü yumuşaklıktan eser kaldığını gördü.
Uraz Karahan, her zamanki kusursuz takımı, sert ve mesafeli duruşuyla odasından çıkmış, koridorda yürüyordu. Yüzünde ne dünkü o alaycı tebessüm ne de dünkü yakınlığa dair en küçük bir iz vardı. Tam aksine, karşısındaki kıdemli yöneticiye son derece ciddi bir proje detayını anlatıyordu.
Alya derin bir nefes alıp önüne döndü. “İyi,” diye geçirdi içinden, “demek kurallarımıza geri dönüyoruz. Profesyonel maske mesaisi başlasın.”
Kısa süre sonra Uraz, elindeki birkaç dosyayla birlikte Alya’nın masasının önüne geldi. Her zamanki gibi resmi, sanki dün gece arabadan inip o fısıltılı konuşmayı yapan o adam hiç değilmiş gibi soğuktu.
"Alya," dedi, sesi pürüzsüz ve otoriterdi. "Dünkü bütçe raporlarının son revizyonlarını inceledim. Öğleden sonraki toplantıya kadar masamda olsunlar."
Alya istifini hiç bozmadı; yüzüne en profesyonel gülümsemesini yerleştirip dosyaları masadan aldı. Dün gece arabada onunla inatlaşan kızdan eser yoktu; karşısında tamamen işine odaklı bir çalışan vardı.
"Tabii ki Uraz Bey, toplantı saatinden önce masanızda olur," diye yanıtladı, sesi kusursuz bir resmiyet barındırıyordu.
Uraz bir an için gözlerini Alya’nın gözlerine sabitledi. Aralarındaki o kısa saniyede, ikisinin de dünkü yaşananları gayet iyi bildiğini ele veren o gizli kıvılcım gözlerinden geçti; ama dışarıdan bakan biri için bu sadece olağan bir patron-stajyer diyalogundan ibaretti. Adam başını hafifçe sallayıp arkasını döndü ve odasına doğru yürümeye başladı.
Tam o sırada Alya, elindeki dosyaları masaya bırakıp Uraz'ın arkasından seslendi. "Uraz Bey, bir dakika..."
Uraz adımlarını durdurup omzunun üzerinden geriye baktı.
Alya dik bir duruşla adamın odasına doğru birkaç adım attı. "Şey... Dün gece için, yani eve bıraktığınız için te- teşekkür ederim ama..." diyerek cümlesini aniden yarıda kesti.
Uraz hafifçe tek kaşını kaldırıp, kadının o anki duraksamasını fırsat bilerek ciddiyetle söze girdi:
"Dün gece, dün gecede kaldı Alya. Aramızda lise anılarıyla ilgili kısa bir sohbet geçmiş olması, benimle bu şekilde rahat konuşabileceğin anlamına gelmiyor."
Alya’nın gözleri öfkeyle parladı; adamın bu soğuk ve üsten bakan tavrı karşısında bir anda patladı:
"Öyle bir amacım yoktu zaten! Sadece dün gece için teşekkür edecektim ama vazgeçtim; sizin egonuzu okşamaya ihtiyacım yok. Şimdi dosyaları alıp çıkabilir miyim?"
Cevabını bile beklemeden dosyaları kaptığı gibi arkasını döndü ve koridora doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ofisteki diğer çalışanlar, basbayağı patronlarına kafa tutup arkasını dönen bu stajyer kızın arkasından şaşkınlıkla bakakaldılar. Herkes nefesini tutmuş, Uraz’ın bu saygısızlığa nasıl bir tepki vereceğini bekliyordu.
Fakat Uraz bekleneni yapmadı. Arkasından öylece bakmak yerine, keskin ve hızlı adımlarla Alya’nın arkasından koyuldu. Koridordaki fısıldaşmalar ve meraklı gözler arasında Alya’nın kendi çalışma odasına daldığını gördü.
Alya tam masasına geçecekti ki, kapı arkasından sertçe kapandı ve kilit sesi tüm odayı doldurdu.
Dışarıdaki açık ofis alanında oturanlar, patronun stajyerin odasına girip kapıyı kilitlediğini görünce resmen şok geçirdi. Bir stajyerle patronun bu şekilde, herkesin gözü önünde odaya kapanması ve kapının kilitlenmesi dedikodu kazanını anında kaynatmaya yetmişti. "Neler oluyor orada?" bakışları arasında herkes işini gücünü bırakıp o cama dikildi.
İçeride ise durum dışarıdan göründüğünden çok daha farklıydı. Alya arkasını döndüğünde Uraz’ı kapıyla arasında buldu.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi Alya, sesindeki tüm öfkeyi korumaya çalışarak ama kalbi göğsünü döverken. "Kapıyı neden kilitledin? Dışarıdakiler yanlış anlayacak!"
Uraz ellerini cebine soktu, o havalı ve mesafeli patron maskesi tamamen düşmüştü. Gözlerindeki o sert ifade yerini şaşırtıcı derecede yumuşak, hatta pişmanlık barındıran bir derinliğe bırakmıştı.
Birkaç saniye sessizlik olduktan sonra Uraz derin bir nefes aldı ve hiç beklenmedik o cümle döküldü dudaklarından:
"Özür dilerim."
Alya’nın gözleri şaşkınlıkla irileşti. "Ne?"
"Özür dilerim," diye tekrarladı Uraz, sesindeki o otoriter ton tamamen kaybolmuştu. "Öyle... sert çıkmamalıydım. Amacım seni bozmak ya da ezmek değildi." Gözlerini Alya’nın gözlerinden kaçırmadan devam etti. "Sadece... Son zamanlarda kafam o kadar karışık ki, ne yapacağımı bilemiyorum. Seni gördüğümden beri lise yıllarındaki o huzursuzlukla ofisteki bu kurumsal kimlik arasında sıkışıp kaldım. Kontrolü kaybetmekten korkuyorum, hepsi bu."
Ofisin camından dışarıdaki meraklı kalabalık görünüyordu ama içerideki iki insan için dünya o anlık durmuş gibiydi. Uraz’ın bu kadar açık ve savunmasız bir şekilde itirafta bulunması, Alya’nın içindeki tüm öfkeyi bir anda buharlaştırıp uçurmuştu.