İçeriğe geç

Kader Oyunu

Bölüm 14 · 2 dk okuma

Kader Oyunu

Bölüm 14

Ege Rüzgarı

Yönetim kurulu toplantısının ardından o devasa oda boşaldığında, geriye sadece duvara vuran ikindi güneşinin altın sarısı tonları ve aralarındaki o ele geçirilmez gerilim kalmıştı. Alya, masanın ucuna yaslanmış, elindeki tabletle oynuyormuş gibi görünmeye çalışsa da Uraz’ın odanın diğer ucundan üzerine diktiği o koyu, hesap soran ama bir o kadar da yakıcı bakışlarını görmezden gelemiyordu.

Uraz ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokmuş, kendinden emin ama ağır adımlarla genç kadına doğru yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Alya’nın nefesi tekledi; ancak o inatçı dik başlılığından ödün vermemek için çenesini biraz daha yukarı kaldırdı.

"Beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyorsun?" diye fısıldadı Uraz, sesindeki o otoriter ton yerini tamamen pürüzlü, derin bir tutkuya bırakmıştı. "Lisede de böyleydin. Herkes önümde eğilirken sen kafanı dik tutar, bana meydan okurdun."

Alya gözlerini devirerek kollarını göğsünde kavuşturdu. "Hâlâ lise günlerinden mi bahsediyorsun, Uraz Bey? Aradan yıllar geçti, hâlâ o basketbol maçının ya da koridor kavgalarının etkisinden çıkamadın sanırım."

Uraz ani bir hamleyle Alya’nın kaçmasına izin vermeyecek şekilde iki elini masanın kenarına dayadı ve genç kadını kollarının arasında hapsetti. Yüzleri birbirine o kadar yakındı ki, Alya adamın soluğunu teninde hissediyordu. "Lise falan umurumda değil, Alya. Benim umurumda olan tek şey, şu an bu masada karşımda duran ve zihnimi parça pinçik eden kadının benden başka kimseye ait olmaması."

Alya kalbinin göğüs kafesini döven o deli ritmini saklamaya çalışarak gözlerini kaçırdı. "Böyle ani çıkışlar yapmaktan ne zaman vazgeçeceksin?"

"Vazgeçmeyeceğim," dedi Uraz ve daha fazla beklemeyip dudaklarını Alya’nın dudaklarına bastırdı. O an odadaki tüm kurumsal maskeler, yılların biriktirdiği o hırs ve inat savaşı yerle bir oldu. Alya önce şaşkınlıkla ellerini adamın göğsüne koysa da, aralarındaki o çekime direnemeyerek parmaklarını Uraz’ın kısa kesilmiş saçlarına doladı ve bu derin, nefes kesen öpücüğe en az onun kadar tutkuyla karşılık verdi. O gün, ofisteki gizli saklı atışmalar tamamen bitti; aralarındaki her şey resmen ve geri dönüşsüz bir şekilde başladı.

İlişkilerinin resmiyet kazanmasının üzerinden henüz birkaç hafta geçmişti ki, Uraz bir cuma akşamı Alya’yı habersiz bir şekilde özel uçağa bindirip Ege’nin o insan eli değmemiş, sakin bir koyundaki butik oteline kaçırdı. Telefonların çekmediği, sadece dalga seslerinin ve çam kokularının olduğu o yerde, dünya adeta onlar için durmuştu.

Ege’nin serin akşam rüzgârı ahşap balkonu döverken, Alya ayaklarını uzatmış, elindeki şarap kadehinden küçük bir yudum alıyordu. Uraz arkasından yaklaşarak kollarını genç kadının beline doladı, çenesini onun omzuna yasladı.

"Burada zamanı durdurabiliriz istersen," diye mırıldandı Uraz, sesindeki o huzurlu ton Alya’nın içini ısıtmıştı.

Alya başını hafifçe yana yatırıp adama baktı. "Beni böyle kaçırmaya devam edersen, şirketteki stajyerler ve müdürler benden tamamen nefret edecek."

"Etsinler," diye güldü Uraz, dudaklarını Alya’nın boynuna bastırırken. "Zaten stajyerlik falan kalmadı, Alya. Sen artık bu holdingin ve benim hayatımın tam merkezindesin."

Aradan geçen aylar boyunca ikisinin ilişkisi lise yıllarındaki o çocukça hırslardan tamamen arınmış; birbirine sarsılmaz bir sadakatle bağlanan, çok derin ve ciddi bir boyuta taşınmıştı. Artık sadece iki eski rakip değil, hayatın her yükünü omuz omuza göğüsleyen birer yoldaştılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.