İçeriğe geç

Kader Kurşunu

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kader Kurşunu

Bölüm 1

1.Bölüm

Ben Alya.

Hayatımın büyük bir kısmı, insanların bana dayattığı "mükemmel" yolları reddetmekle geçti. Başarılı, mantıklı, soğukkanlı... Evet, hepsiyim. Ama her zaman kurallara uyan o tiplerden olmadım. Belki de bu yüzden kendimi savaş meydanlarından çok da farklı olmayan acil servislerde buldum.

Doktor olmak kolay değil. Hele ki gecenin bir yarısı uykusuz, yorgun ama yine de insan hayatı kurtarmak zorundayken. Ben de o insanlardan biriyim işte. İşimi seviyorum ama bazen, gerçekten bazen, her şeyi bırakıp kaçmak istiyorum.

Bu gece de onlardan biriydi. Yorucu bir vardiyanın ardından eve dönerken, karanlık bir sokakta gölgelerin arasında hareket eden bir şey fark ettim. Önce önemsiz sandım, belki bir kedi, belki sarhoş bir adam... Ama sonra sendeledi. Ve yere yığıldı.

İçimdeki doktor refleksi, yorgunluğuma galip geldi. Hızla ona doğru ilerledim. Yüzünü göremesem de kan kokusu burnuma çarptı.

"Hey! İyi misiniz?" Sesim karanlığın içinde yankılandı.

Adamın nefesi düzensizdi. Kollarından birini karnına bastırmıştı. Ellerini çektiğinde, kanın parlak kırmızısı gözümün önüne serildi.

"Sakın bayılma!" dedim, hızla dizlerimin üzerine çökerek yarasını kontrol ettim. Derin bir kesik... Belki bıçak, belki kurşun. Kalbim hızlandı.

Adam güçlükle başını kaldırdı. O an gözlerini gördüm. Soğuk, keskin ve tehlikeli bakışlar... Sanki beni süzüyordu, hareketlerimi değerlendiriyordu.

"Bana... yardım edemezsin," diye mırıldandı, sesi kısık ama tehditkâr bir tondaydı.

Gülümsedim. "Bu benim kararım, seninki değil."

Onu orada bırakmak mı? Hayır. Merakıma yenik düşmüştüm bile.

Adamın omzuna dokunup destek olmaya çalıştım ama o, geri çekildi. Kaslarının gerginliği elime bile yansıyordu. Ciddi bir yaralanma geçirmişti ama kendini savunmaya hala hazırdı.

"Beni buradan götür," dedi dişlerinin arasından, sesi sert ama düşmek üzere olan bir adamın çaresizliğiyle doluydu.

Bir an durdum. Hastaneye götürmek, en mantıklısıydı. Ama bu adamın başının belada olduğu belliydi. O gözler… Bana yalan söylemeyen, yıllarca tehlike içinde yaşamış birinin gözleriydi.

Derin bir nefes aldım. "Burada sana yardım edemem. Küçük bir klinik biliyorum, fazla dikkat çekmez."

Adam gözlerini kısarak baktı ama sonunda başını salladı. Karar verilmişti.

Kollarını omzuma dolamasına yardım ettim ve yavaşça yürümeye başladık. Adamın nefesi her adımda ağırlaşıyordu. Birkaç kez sendeledi ama düşmesine izin vermedim. Kalbim deli gibi atıyordu. Kimi nereye götürdüğümü bile bilmiyordum ama içgüdülerim susmamı söylüyordu.

Klinik, fazla kişinin bilmediği, küçük ama iş gören bir yerdi. Kapıya vardığımızda anahtarları titreyen ellerimle çıkardım. İçeri adım attığımız anda adamın ağırlığı birden arttı. Ayakta duramıyordu.

"Sakın bayılma!" diye tekrar uyardım ama çok geçti. Adam bilincini kaybedip bana yaslandı.

Gözlerimi devirdim. "Harika, tam da ihtiyacım olan şey."

Ama artık işin geri dönüşü yoktu.

Hızla steril eldivenlerimi takıp tıbbi malzemeleri çıkardım. Kanamayı durdurmalıydım. Adamı sedyeye yatırdım ve tişörtünü dikkatlice kestim. Yarayı daha iyi görebiliyordum şimdi. Derin ama kritik bir noktaya ulaşmamıştı.

"Kimsin sen?" diye kendi kendime mırıldandım. "Ve başına ne belalar açtın acaba?"

Serum hazırlarken bir yandan da gözüm adamdaydı. Kaşları çatılmıştı, acı içindeydi ama bilinci hâlâ kapalıydı. Kurşunu çıkarmalıydım. Derin bir nefes aldım, ne yaptığımı biliyordum ama bu adamın kim olduğu, neden böyle yaralandığı kafamı kurcalıyordu.

"Ne işim var benim burada?" diye söyleniyordum. "Gece gece aksiyon filmi çekiyoruz sanki."

Cımbızı elime aldım, odaklanmaya çalıştım. Ellerim titremiyordu, ne de olsa bu benim işimdi. Ama adamın nefesi her seferinde düzensizleştiğinde ister istemez kalbim hızlanıyordu. Kurşunu başarıyla çıkardığımda bir an derin bir nefes verdim.

"Tamam, tamam... Çok da kötü değilmişsin. Ölmezsin, merak etme."

Hızla dikmeye başladım, kanamayı kontrol altına aldım. Son dikişi attığımda alnımdaki teri sildim.

Adam aniden inledi. Başını hafifçe oynattı.

"Hadi bakalım, uyanma vaktin geldi mi yoksa?" diye mırıldandım.

Elimi bandajlara uzatırken bir çift keskin gözün bana dikildiğini hissettim. Gözlerimi kaldırdığımda onun buz gibi bakışlarıyla karşılaştım. İşte, uyanmıştı.

Adam gözlerini kırpıştırdı, etrafına bakındı, sonra bana döndü. Sesi hâlâ kısık ama otoriterdi. "Beni nereye getirdin?"

Kollarımı bağladım. "Küçük bir klinik. Dışarıda ölmeni istemedim. Teşekkür etmen gereken yerde sorguya çekiyorsun."

Adam hafifçe doğrulmaya çalıştı ama hemen yüzü acıyla gerildi. "Tehlikeli bir şey yaptın. Beni burada bulurlarsa"

"Kimsin sen?" diye kestim sözünü.

Bir an duraksadı. Sonra hafifçe gülümsedi, ama bu bir rahatlama gülümsemesi değildi. Daha çok meydan okuyan bir ifadeydi. "Kuzey."

Başımı salladım. "Tamam, Kuzey. Bana söylemek istediğin bir şey var mı? Yoksa şu dikişlerin patlamadan tekrar bayılacak mısın?"

Kuzey derin bir nefes aldı, gözlerini üzerimde gezdirdi. "Sen... doktormuşsun."

Gözlerimi devirdim. "Ne bekliyordun? Kasap mı olayım?"

İlk kez hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Bilmiyorum. Ama iyi iş çıkarmışsın."

Gülümsedim. "Evet, evet. Şimdi biraz sessiz ol da yaşamanı sağlayayım."

Kuzey gözlerini kapattı, ama yüzünde hâlâ hafif bir gülümseme vardı. Bunun bana iyiye mi yoksa belaya mı işaret olduğunu bilmiyordum. Ama yakında öğrenecektim.

İşim bitmişti kurşunu çıkartıp yarayı temizlemiştim. Tekrar gözlerini açtı.

"Nasıl yaralandın?" dedim.

Bir an duraksadı. Sonra kısa, net bir cevap verdi. "Kurşun yedim."

Gözlerimi devirdim. "Bunu zaten anladım. Kim sıktı? Neden?"

Kuzey bana gözlerini dikti. "Yanlış insanlar."

Kaşlarımı kaldırdım. "Sen doğru insan mısın?"

Kuzey hafifçe gülümsedi ama gözleri ciddiyetini koruyordu. "Hayır."

İçimde bir huzursuzluk kıpırdandı. Ama merakım daha ağır basıyordu. "Bu yanlış insanlar seni hâlâ arıyor mu?"

Kuzey derin bir nefes aldı, gözlerini üzerimde gezdirdi. "Muhtemelen."

Derin bir nefes verdim. "Harika. Başımı ne kadar belaya soktuğumu bilmiyorum ama... sanırım öğrenmek üzereyim."

Kuzey gözlerini biraz daha açtı, bana dikkatle baktı. "Adın ne?" diye sordu.

"Alya." dedim kısa ve net bir şekilde. "Seninki?" niye sormuştum ki söylemişti zaten.

Kuzey hafifçe gülümsedi. "Kuzey."

Gözlerimi kıstım. "Sana güvenmeli miyim, Kuzey?"

O, hafifçe başını yana eğdi. "Bunu sen söyleyeceksin, doktor." Tam cevap verecekken, dışarıdan bir motor sesi duyuldu. Hemen ardından kısa, tiz bir fren sesi… Bir gölge camın önünden geçti.

Kuzey gözlerini kısarak bana baktı. "Beni buldular."

Ve o an, nefesimi tuttum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.