İçeriğe geç

Kaçış Yolu

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kaçış Yolu

Bölüm 2

Gönüllü

Bir anda üzerime gelen soğuk suyla gözüm açıldı. Artık sabrım taşmıştı her an her dakika farklı ve bilmediğim konumlarda buluyordum kendimi, bir eşofmanla ve bir tişörtle üstümde değiştirilmişti. Bu seferde başka bir odaya taşınmıştım. Ancak tek değildim. Gözüme çarpan ilk kişi bana dik dik bakan ve benden yanı kalır bir durumu olmayan siyah saçlı kahverengi gözlü bir kızdı. Kim olduğunu merak ettim.

"Merhaba?" diye sordum ama hala bana bakıyordu. "daha ne kadar bakmayı düşünüyorsun"

"Karen"

"ne? ismin mi karen"

"başka ne olabilir" dedi, doğruda dedi başka ne olabilir "kafam çok fazla karışık o yüzden afallayıp duruyorum kusura bakma. Ben Elya"

"iyiymiş"

"sende bizim gibi kaçırıldın değil mi?" dedim ve başını onaylar şekilde salladı. Aniden birisi içeri girdi. "herkes ayağa kalksın!" diye bağırdı. Bizde kalktık. Ardından sıraya girin dedi girdik. Elinde silah vardı bunlar çok tehlikeli insanlar bizde ne kadar istemesekte mecburen dediğini yaptık..

sıra halinde zindan gibi odadan dışarıya doğru çıkardı bizleri, göz kararı 6-7 kişiydik.Dilan yine yoktu 3 ihtimal var ya Dilan kurtuldu yada başka bir yer daha var götürdükleri.üçüncü ihtimali düşünmek istemiyorum.Bu ihtimallerden ilkinin olmasını umuyorum. Adamın bizi götürdüğü yerde onun gibi 3 kişi daha vardı görünen. Çimenlik ve boş bir alandaydık.

"bana bakın sakın sırayı bozmayın, kaçmaya çalışırsanız bu sizin aleyhinize kötü olur. Artık her gün eğitim alacaksınız ve bizim komutlarımızdan çıkmayacaksınız! "diye bağırdı bir adam.

"siz kimsiniz ve biz sizi niye dinleyelim hiç bir insan başka bir insanı tutsak tutamaz bize zorla hiç bir şey yaptıramazsınız!" diye atladı oradan bir erkek. Onun yerine korktum.

"bu arkadaş gibi saçmalayanınız olursa" dedi ve bacağına sıktı çocuğun. "bu olur" herkes dehşet içinde baka kaldı ve bende öyle. Onu sürükleyerek geri içeri götürdüler, umarım bir şey yapmazlar.

"şimdi haydi koşmaya başlayın, hızlı tempoyla!" dedi oradan adam. bizde koşmaya başladık şansımıza hava bulutluydu, koşarken içimden kurtulmamız için dua ettim. Eğer bir mucize olmazsa iş başa düşecekti. İşimide asla şansa bırakmayı tercih etmezdim. Bir şeyler yapmalıydık.

...

Neredeyse 20 dakikadır koşturuyorlardı.

"Durun! şimdi alın şu silahları." çimenlerde birkaç tane siyah silah duruyordu. Rabbim! bu nasıl bir şey şimdide silah mı tutacak bu eller... bir anda bir ses geldi "alsana silahı!" dalgınlığım bir anda geçti ve adama baktım ve ardında silaha uzanıp aldım. Önümüze bir adam geçti ve bize nasıl tutacağımızı anlattı.

"baş parmağınız açık şekilde silahın kabzasını kavrayın işaret parmağınızı tetiğin üzerinde tutun ve kolunuzu uzatın diğer elinizle destek verin ve bir ezik gibi geriye fırlamayın!"

Dediği her şeyi yaptım. Adam elini havaya uzatarak bir el sıktı, artık bu sese alışmıştım ve yanımdaki kişilerde öyle. Tepki göstermedik adam eliyle bize işaret etti ve sıraya girdik. Önümüze bir atış dartı açtılar, sıramız geldikçe atış yapacaktık. Önümde daha 3 kişi vardı. Adam bir örnek atış yaptıktan sonra sırayı başlattı, ilk atışı yapan kişi tetiğe bastıktan sonra geriye sıçradı ve attığı kurşun ağaca denk geldi , adam ona bir yumruk attı. Geri sıranın arkasına geçti. İçim ürperdi burası çok korkunçtu. Sıra bana geldi. Bütün dediklerini yaptım ayağımı sertçe yere sabitledim ve içimden kendimi sakinleştirerek tetiğe bastım. Geriye sıçramadım ve attığım mermi dart kağıdının beyaz kısmına da gelse en azından kağıda isabet ettirebilmiştim. Adam bana dik dik baktı ve geri çevirdi bakışını. Sıranın arkasına geçtim. Bu böyle devam etti, tahminen en az 40 dk boyunca böyle devam ettik. Sonunda bitmişti ve bizi yemekhane gibi bir yere götürdüler. Karen'in yanında gittim ve sırayla tepsilere yemeği doldurduktan sonra birlikte aynı masaya gittik.Yiceğimiz şey kuru bir ekmek birde sulu mercimek çorbasıydı. Şükür etmek lazımdı Allah'tan aç kalmayacaktık.

"bizim buradan kaçmamız gerek" dedim Karene sessizce.

"aynı fikirdeyiz"

"zehirden kurtulmak için tekrardan zehir kullanılır değilmi?"

"yani?"

"huylarına değil sularına gitmeliyiz,onlara meydan okumak yerine en iyi adamları olmalıyız bu sayede bişeyler yapabiliriz" doğrusu bunu karene söyleyerek doğru bir şey yapıp yapmadığımı var sayamadım sonuçta kimseye güven olmaz ancak artık iş işten geçmişti şimdi ona güvenmekten başka bir seçenek bulamıyorum.

"yalnız bu ateşle oynamak gibi bir şey farkındasın değil mi Elya?"

"farkındayım ancak biz zaten ateşin içindeyiz, artık hiç bir şey bundan tehlikeli değil kurtuluş için KAÇIŞ YOLU için bunu göze almalıyız" dedim "peki sen benimle birlikte kaçış yolunu arayacak mısın Karen? " bu soru tehlikeli bir yola açılacak kapıyı aralayan bir soruydu, eğer geri çevirmek isterse elbette buna saygı duyacaktım.

"istisnai bir durum bu Elya, belki senin kadar planlı olamayabilirim ancak evet seninle varım elimden ne gelirse yapmaya çalışacağım ve yardım etmeye çalışacağım"

"Güzel, desteğin için saol emin olabilirsin, seni minimum seviyede riske atmaya çalışacağım" nasıl bir işin içinde olduğumu bir türlü kavrayamıyorum, evet onun dediği gibi ateşle oynuyorduk ancak biz zaten ateşin içindeydik...

yemeklerimizi yedikten sonra bizi yemekhanenin kapısında sıraya soktular ve yine mahzen olarak adlandırdığım o boğuk ve kocaman olan odaya götürdüler. Sanki kaslarım çürümüş gibiydi, çok yorgun hissediyordum. Aklımda bir fikir vardı buradakileride ikna edebilirsem güçlenmek için her gün kendi içimizde de çalışmaya devam edecektik ancak şimdi dinlenip daha sonra bu fikrimi öne sunacaktım. Yere çöktüm ve kafamı duvara yasladım dizlerimi kendime çektim ve gözlerimi kapadım, yalan yok utanılacak bir şeyde değil korkuyordum... kendimi biraz yatıştırdım ve uykuya dalmayı bekledim.

~~~

Gözüm bir anda açıldı. Sanırım yeni bir güne geçmiştik çünkü hafif bir gün ışığı vuruyordu yüzüme. Nerden geldiğini ışık hüzmesini takip ederek buldum. Tutulduğumuz mahzenin demir parmaklıkları ardındaki duvarda açılan küçük bir delikten geliyordu. Herkes uyuyordu. Bense bir kenarda hala aynı pozisyonda oturuyordum. Daha uyandırmaya gelmemişlerdi demekki baya erken kalkmışım. Bir iç çektim ve içimden kurtulmamız için dua etmeye başladım her zaman olduğu gibi...

Biraz şarkı mırıldanarak biraz boşluğa bakarak zaman geçti. Herkes çok yorulmuş olmalıydıki şimdiye kadar uyanmamışlardı. Tekrar uyumaya çalıştım ancak uyuyamadım. Zaten burda çok zor uyuyabiliyor insan çünkü taş bir zeminden başka hiç bir şey yok. Bir kapı açılma sesi geldi.

"evet zamanı geldi.." diye mırıldandım iç çekerek.Adam geldi ve bana baktı daha sonra uyuyan insanlara.

"kalkın çabuk,hadi!" diye bağırdı adam. Kim olduklarını ayırt edemiyordum çünkü şimdiye kadar gördüğümüz bütün kişiler maskeyle dolaşıyordu.

Tüm herkes bir anda kalktı ve doğruldu.

"Bu gün aranızdan biri benimle gelicek!" dedi adam. Ne için ki acaba? Herkes birbirine bakmaya başladı.

"sizmi seçersiniz yoksa benmi çekeyim pininizi!" herkes bir kenara çekilmişti. Aslında fırsat bu fırsattı, onlara yaranabilmek için bir avantaj olabilir ama aynı zamanda nefesimin kesilmesi için bir yolda olabilirdi. Ama bu kamp gibi olan yerde durduğum sürece sonum zaten kaçınılmaz olacaktı...

" Ben gelirim" diye atıldım. Herkes bana baktı.

"Elya sen eminmisin?" dedi Karen.

"sana soran olmadı" diye bağırdı adam. Karen'e bakıp başımı salladım ve hafif bir şekilde tebessüm ettim ve ardından adama baktım ve ayağa kalktım. Son kez diğerlerine baktıktan sonra adamın yanına doğru yürüdüm. Sertçe kolumdan tuttu ve koridorda bilmediğim bir yöne doğru yürümeye başladık...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.