Ben öylece dikilmeye devam ederken kısık çıkan sesini duydum. "Özür dilerim, Birce."
"Ne için?"diye sorarken kendimi cesaretlendirip tekli koltuğa oturdum. Şimdi o, sol çaprazımda kalıyordu.
"Biliyorsun,"diyerek kaçamak bir cevap verdi. Omzumda ağladığı için kendini rahatsız mı hissediyordu?
"Özür dileyecek bir şey yapmadın sırık." Ona böyle hitap edince çok küçük dudakları kıvrıldı. Belli etmiyordu ama bence böyle seslenmem hoşuna gidiyordu.
"Sekiz ay geçti üzerinden ama hâlâ dün gibi,"dediğinde tüm dikkatimi ona verdim. Neyden bahsediyordu? Konuşursam sanki anlatmayı bırakacakmış gibi tek kelime etmedim.
"Hayatımdaki herkesi kaybettim," deyip başını yukarıya doğru kaldırdı, derin bir nefes aldı.
"Küçük kız kardeşimi en son lunaparka götürmüştüm. Dönüşte bana bakarak bir daha gelir miyiz abi demişti. Ona gideriz demiştim ama bir daha asla gidemedik. Sadece lunaparka değil hiçbir yere... Ben hepsini kaybettim."
Nefesimi tuttuğumu yeni fark ediyordum. O bu haldeyken onu teselli edebilecek hiçbir cümlem yoktu. Zorlukla yutkundum.
"En çok dönme dolaba binmeyi severdi. O gün gittiğimizde de beni zorla iki kez dönme dolaba bindirmişti." Gözlerini kırpıştırdı, kendini zor tutuyordu.
"Bugün kendimi tutamadım, özür dilerim,"dediğinde daha fazla yerimde duramadım. Koltuktan kalkıp onun yanına oturdum. Duvara sabitlediği bakışlarını bana çevirdi. Gözleri dolu doluydu. Benim de ondan farkım yoktu.
Hiç beklemeden onu kollarımın arasına aldım. Bütün acılarını almak istercesine sıkıca sarıldım. Tutamadığım gözyaşlarım akmaya başladığında onun da ağladığını ıslanan omzumdan anlayabiliyordum.
"Ben özür dilerim Çınar,"dedim titrek sesimle. "Bilseydim..." Devamını getiremedim sözlerimin. Sadece içimden söyleyebildim.
Bilseydim seni o lunaparka götürmezdim.
Yavaşça geri çekildiğimde hızlı bir şekilde yanaklarını silerek kendini toparladı. Gözlerini gözlerime çıkardı, uzun uzun baktı. Bir süre tek kelime etmedi. Aramızdaki uzayan sessizliği sonunda bozduğunda ise benim kalbim büyük bir bozguna uğramıştı.
"Uzun zaman sonra ilk defa böyle hissediyorum biliyor musun? Huzurlu hissediyorum. Ve bu sadece senin yanındayken oluyor."
Yutkundum. Bu itirafı beni biraz tedirgin etmişti. Geri çekilerek aramıza mesafe koydum. Bu yaptığım hareketi fark edince acıyla gözlerini kapattı. Ve yutkundu.
Gözlerini açtığında "Sen niye geldin?"diye sordu. Konuyu ne çabuk değiştirmişti. Ama bu işime gelirdi.
"Seni merak ettim,"dediğimde kaşları havalandı. "Neden?"
Omzumda ağladıktan sonra nasıl merak etmeyecektim ki?!
"Ne neden Çınar?"diye yükseldim. "Arkadaşım değil misin? Merak etmem normal!"
Alayla güldü. Bu sahte gülümseyiş hic hoşuma gitmemişti.
Geldiğim zamana göre daha iyi görünüyordu ve vakit de geç olmuştu. Ben artık gitsem iyi olacaktı.
"Ben gidiyorum,"deyip ayağa kalktım. Birkaç adın attıktan sonra onun da ayaklandığını hissettim.
"Ben seni arkadaşım olarak görmedim,"dediğinde olduğum yerde kaldım. "Hiçbir zaman."
Ne diyordu bu sırık?!
Ona döndüğümde hareleri fazlasıyla yoğun bakıyordu.
"Sen benim için farklısın, çok daha değerlisin." Yanıma yaklaşıp tam karşımda durdu. Elimi tutarak kalbinin üstüne yerleştirdi. "Hisset,"dedi gözlerime kilitli kalmışken. "Senin için kalbimin nasıl attığını hisset."
Elimin altında hızlanan kalbi beni dumura uğrattı. Biz ne yaşıyorduk?
"Çınar, sen ne diyorsun?" Sonundan ağzımdan birkaç kelime çıkabilmişti. Elim ise hâlâ kalbinin üzerindeydi. Elimi ateşe değmiş gibi çektim. Son kez gözlerine baktığımda gördüğüm kırgınlık adımlarımı sekteye uğrattı. Ama burada durmak istemiyordum. Sadece duyduklarımı hazmetmem gerekiyordu.
Koşar adımlarla onun evinden çıkıp kapıyı sertçe çarptım. Saniyeler içinde kendi evime gidip doğruca odama girdim. Kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya yaslayarak elimi kalbimin üstüne yerleştirdim.
İyi de benim kalbim niye bu kadar hızlı atıyordu?
•••

